11 Şubat Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 42. günü
Olaylar
- 1250 - Eyyubiler ile Fransa Kralı IX. Louis önderliğindeki Haçlılar arasındaki Mansure Muharebesi sona erdi.
- 1809 - Robert Fulton, buharlı geminin patentini aldı.
- 1867 - Sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa, beşinci ve son kez sadrazam oldu.
-
Mehmed Emin Âli Paşa
Osmanlı Sadrazamı
Görev süresi
11 Şubat 1867 - 7 Eylül 1871 Hükümdar Abdülaziz Yerine geldiği Mütercim Mehmed Rüşdi Paşa Yerine gelen Mahmud Nedim Paşa Görev süresi
6 Ağustos 1861 - 22 Kasım 1861 Hükümdar Abdülaziz Yerine geldiği Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa Yerine gelen Keçecizade Fuat Paşa Görev süresi
7 Ocak 1858 - 18 Ekim 1859 Hükümdar Abdülmecid Yerine geldiği Koca Mustafa Reşid Paşa Yerine gelen Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa Görev süresi
2 Mayısıs 1855 - 1 Kasım 1856 Hükümdar Abdülmecid Yerine geldiği Koca Mustafa Reşid Paşa Yerine gelen Koca Mustafa Reşid Paşa Görev süresi
6 Ağustos 1852 - 3 Ekim 1852 Hükümdar Abdülmecid Yerine geldiği Koca Mustafa Reşid Paşa Yerine gelen Damad Mehmed Ali Paşa Kişisel bilgiler Doğum 5 Mart 1815
Mercanağa semti, İstanbul Ölüm 7 Eylül 1871 (56 yaşında)
İstanbul Milliyeti Türk İmzası
Mehmed Emin Âli Paşa (d. 5 Mart 1815 - ö. 7 Eylül 1871), Osmanlı Devleti'nde Tanzimat döneminin Mustafa Reşid Paşa ve Keçecizade Fuat Paşa ile birlikte en önemli üç devlet adamından biridir. Abdülmecid ve Abdülaziz saltanatlarında beş defa olmak üzere toplam sekiz yıl üç ay sadrazamlık yapmıştır. Ayrıca Londra Büyükelçiliği, İzmir ve Bursa valiliği, Meclis-i Vala reisliği, Meclis-i Tanzimat reisliği ile birlikte toplam sekiz kez hariciye nazırlığı görevinde bulunmuştur. Âli Paşa, Tanzimat devrinde 1871'e kadar çeşitli mevkilerde Osmanlı idaresini ve dış siyasetini elinde tuttu. Bazen hariciye nazırı, bazen de sadrazam olarak devlet idaresinin en üst düzeyinde bulundu. Devlet idaresini senelerce elinde tutan Âli Paşa, her zaman için sultanın keyfî idaresine karşı koymaya çalıştı ve onun mutlak salahiyetini kısıtlamak amacını güttü.
İmparatorluk bünyesinde bulunan gayrimüslim halka eşit vatandaşlık hakkı ve birçok imtiyaz tanıyan Islâhat Fermâni'nı hazırlayan Âli Paşa, Kırım Harbi'nin ardından 30 Mart 1856'da imzalanan Paris Antlaşması'na fevkalâde temsilci sıfatıyla katıldı. Etkin bir diplomat olarak Avrupalıların dikkatini çekti. Konferansta Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa devletler topluluğuna, o zamanın tabirine göre Avrupa Birliği'ne katılmasını sağladı. Islâhat Fermânı ve Paris Anlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğünü sağlayabileceğine, Avrupa devletlerinin Osmanlının iç işlerine gayrimüslim halkın koruyucusu bahanesiyle müdahalesini önleyebileceğini düşünüyordu. Paris Barış Konferansı ve anlaşmaya bağlayıcı bir hüküm olarak giren Islâhat Fermânı'ndan dolayı Tanzimat'ın mimarı Mustafa Reşid Paşa'nın ağır eleştirilerine maruz kaldı. 1867'de Girit İsyanı sırasında adaya giderek titiz bir diplomasi ve Müslüman-Hristiyan dengesi uzlaşması fikrine dayanan bir reform programını Girit'te uygulamaya koydu. Giritli Hristiyanlara verdiği haklar nedeniyle ve Osmanlı askerinin Türk bayrağı kalelerde kalmak şartıyla Belgrat başta olmak üzere Sırbistan'daki kalelerden çekilmesi kararına imza attığı için basından da çok şiddetli tepki gören Âlî Paşa, Tanzîmâtçılar arasında yol ayırımına sebep oldu. Yeni Osmanlılar adı ile teşkîlâtlanan grup, Âlî Paşa'ya ve hükûmete cephe aldı.
Âli Paşa, Paris Konferansı sırasında devletin gelişmesinin önünde büyük bir engel oluşturan kapitülasyonların kaldırılması için girişimlerde bulunmuşsa da bu konuda başarı sağlayamamıştır. Girit Olayları'nın çözümünde imparatorluk tebaası arasındaki din farklılığının hayata yansımaması için Fransız medeni kanununun alınmasını önermiştir. Âli Paşa, gayrimüslimlerin memuriyetlere kabulünü daha da kolaylaştırdığı gibi kabinede de gayrimüslim nâzırların bulunmasına karar verdi. Âli Paşa'nın döneminde başta Hariciye Nezareti olmak üzere devletin birçok biriminde gayrimüslim memurların sayısı büyük bir hızla arttı. Bu yüzden Âli Paşa birçok kesimin eleştirilerine maruz kaldı. Son sadrazamlık döneminin en önemli icraatlarından biri de klâsik Osmanlı medrese eğitiminden vazgeçilerek hazırlanan 1869 Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi'dir. Osmanlıcılık projesinin geçerli olabilmesi için müslim-gayrimüslim karma eğitimin en azından ortaokul düzeyinde gerçekleşmesi gereğini düşünüyordu. 1871 yılında öldüğünde naaşı Süleymaniye Camii haziresine defnedildi. Ölümünden sonra yazı takımlarını Prens Bismarck'ın satın aldırdığı bilinmektedir.
Sadrazamlığa kadar görevleri
Asıl adı Mehmed Emin olan Âli Paşa, 5 Mart 1815'de İstanbul'un Mercanağa semtinde fakir bir ailenin oğlu olarak mütevazî bir evde doğdu.[2] Babası İstanbul Mısır Çarşısı aktarlarından ve çarşının kapıcıbaşısı Ali Rıza Efendi idi. İlkokul öğrenimine mahalle mektebinde başladı. Kur'an'ı ezberleyip hatmettikten sonra Bayezid Camii'nde Arapça sarf-nahiv dersleri aldı. Babasının ölmesi ve ailesinin fakir olması yüzünden bir ara öğrenimine ara vermek zorunda kaldı.
Devlet görevine 1830'da 15 yaşındayken Dîvân-ı Humâyûn kâtibi olarak başladı. Burada geleneksel olarak kâtiplere şahsi mahlas verilmekte idi ve kendine "Âli" mahlası verildi. Devlet görevlerinde ve siyasi hayatında hep bu mahlası kullandı. 1832'de mühimme kalemine kâtip olarak geçti. Kâtiplik görevinde iken boş zamanlarında kendi gayreti ile Fransızca öğrenmeye başladı. 1833'te dışişlerine kamu görevlisi yetiştirmek amacıyla kurulmuş olan Tercüme Odası'a girdi. 1836/37'de tercüme kalemine kâtip oldu. 1835'te Avusturya İmparatoru I. Ferdinand'ın tahta çıkışı için yapılan törenlere gönderilen Osmanlı Devleti heyetine ikinci başkâtip olarak katılıp Viyana'ya gitti. Sonra Osmanlı elçiliğinde ikinci başkâtip olarak birbuçuk yıl Viyana'da kaldı ve diplomasinin inceliklerini öğrenmeye başlayıp Fransızcasını geliştirdi. 1837'de yine aynı rütbe ile St. Petersburg'a gönderildi. Kasım 1837'de İstanbul'a dönünce Dîvân-ı Humâyûn tercümanlığına tayin edildi. 1838'de Londra elçisi tayin edilen Mustafa Reşid Paşa ile birlikte elçilik müsteşar vekili ve sonra müsteşarı olarak Londra'da çalıştı. Mustafa Reşid Paşa Paris'e elçi olunca Londra elçiliğinde maslahatgüzarlık yaptı. Temmuz 1839'da Sultan Abdülmecid'in tahta çıkması ile İstanbul'a döndü. Dîvân-ı Humâyûn tercümanlık görevine devam etti. 1840'ta Sadık Rifat Paşa yerine önce vekaleten ve sonra Ağustos 1840'ta asıl olarak hariciye nezaratı müsteşarlığı yaptı. Aralık 1841- Kasım 1844 döneminde Londra büyükelçisi olarak görevlendirildi. Sonra İstanbul'a döndü. 1845 sonlarında Meclis'i Vala üyesi tayin edildi. Bu sırada Paris elçiliğinden dönmekte olan Mustafa Reşid Paşa yerine Ekim 1845'te vekaleten Hariciye nazırlığı görevi yaptı. Sonra 15 Aralık 1845'te itibaren hariciye nazırlığı müsteşarı tayin edildi. Mustafa Reşid Paşa sadrazamlığa getirilince 28 Eylül 1846'da birinci kez Hariciye Nazırı oldu. Bu görevde iken Aralık 1847'de vezirlik rütbesi ve paşa unvanı verildi. Mustafa Reşid Paşa sadrazamlıktan azledilince 22 Nisan 1848'de hariciye nazırı görevine son verildi ve 28 Haziran'da Meclis-i Vala Reisi olarak tayini çıktı. Mustafa Reşid Paşa aynı yıl tekrar sadrazam olunca Ali Paşa da 15 Temmuz'da ikinci defa hariciye nâzırı oldu.
Sadrazamlığı dönemindeki siyasi olaylar
Islâhat Fermânı ve Paris Antlaşması

Mehmed Emin Âli Paşa Paris Kongresi'nde barış şartlarını müzâkere ederken.
6 Ağustos 1852'de Mustafa Reşit Paşa'nın sadrazamlıktan azledilmesi üzerine Âli Paşa birinci kez sadrazam oldu. Bu dönemde Mustafa Reşit Paşa ile arası açılmaya başladı. Fakat bu ilk sadrazamlık görevi uzun sürmedi. 3 Ekim 1852'de sadrazamlıktan azledildi. Yeni sadrazam olan Damat Mehmed Ali Paşa'nın teklifi ile 18 Ocak 1853'te İzmir valisi tayin edildi. Haziran 1853'te bu valilikten istifa etti. 19 Nisan 1854'te Bursa valisi oldu. 28 Eylül 1854'te Bursa valiliği ile birlikte yeni açılan Meclis-i Tanzimat reisi tayin edildi.
Âli Paşa, Kırım Savaşı başlaması ile Bursa valiliği ve Meclis'i Tanzimat reisliği görevleri kendine kalmakla birlikte, 24 Kasım 1854'te üçüncü kez hariciye nazırlığına getirildi. 2 Mayısıs 1855'te Sadrazam Mustafa Reşid Paşa sadrazamlıktan azledildi ve Âli Paşa ikinci kez sadrazamlık görevine getirildi. Savaşın sonunda yapılan barışın protokolunu tayin etmek için Nisan 1855'te toplanan Viyana Konferansı'na Osmanlı Devleti temsilcisi olarak katıldı. Bu esnada Kırım'da Sivastopol kuşatması devam etmekteydi ve Sivastopol ancak bir yıl kuşatmadan sonra 9 Eylül 1855'te müttefiklerin eline geçti.
Rusya, Kırım Savaşı'nden yenik ayrılmış, Osmanlı Devleti'ni parçalama fikrini gerçekleştirememiştir. İngiltere ve Fransa gibi iki güçlü devletin Osmanlı Devleti'nin yanında yer almasının bir karşılığı olacaktır. O da Viyana Protokolü'nün 4. maddesinde yer alan ve Paris Anlaşması'ndan altı hafta önce ilan edilen Islâhat Fermânı olmuştur. Paris Anlaşması öncesinde, Osmanlı İmparatorluğunu Rusya'nın müdahalelerine karşı korumanın bedeli ve Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa Devletleri ailesine katılmasının şartı olarak İngiltere ve Fransa birtakım şartlar ileri sürdüler. Bu şartlar Islâhat Fermânı esasları olarak Âli Paşa ile İstanbul'daki İngiliz ve Fransız elçileri arasında kararlaştırıldı. Fermanın ilan edilmesi halinde İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğunun iç işlerine karışmayacağını taahhüt ediyordu. Islâhat Fermânı da Tanzimat Fermanı gibi Sultan Abdülmecid tarafından ısdar edilmiştir. Kırım Savaşı'nın ateşkesinden 18 gün sonra, 18 Şubat 1856'da Islâhat Fermânı ilan edilmiştir. Islâhat Fermânı, Tanzimatın devamı olarak nitelendirilebilecek bir değişim olarak da kabul edilmekle beraber fermânın amacı, millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebâası arasında tam bir eşitlik sağlamaktır. Bir Osmanlı toplumu oluşturmayı amaçlayan Âli Paşa, ırk, dil, din vb. ayrımı yapmaksızın bir Osmanlı milleti oluşturma gayesini gütmekte idi. 19. yüzyılda devletin kötü gidişâtını durdurmak amacıyla ortaya çıkan fikir akımlarından Osmanlıcılık fikri Islâhat Fermânı ile doruk noktasına çıkmıştı. Âli Paşa bu şekilde azınlık isyanlarının önüne geçilebileceği, azınlıkları bahane ederek Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasına karşı gelerek imparatorluğun toprak bütünlüğünün korunacağını düşünüyordu. Islâhat Fermânı ile gayrimüslimlere de devlet kademelerine memur olma yolu açılmıştır. Din değiştirme hakkı kabul edilmiş, İslâm'dan çıkmanın ölüm cezasıyla cezalandırılması usulüne son verilmiştir. Gayrimüslimlere askerî okullara gitme hakkı tanınmıştır. Ayrıca gayri Müslümlerden alınan cizye vergisi kaldırılarak uygulanan vergilerde de bir eşitlik sağlanmış, mahkemelerde şahitlikleri kabul edilmeye başlanmıştır. Bu anlamda eşit haklar beraberinde eşit yükümlülükler getirir düşüncesi ile gayrimüslimlerin de askerlik yapma yükümlülüğü doğmuş, askerlik yapmak istemeyenlere de askerlik vergisi olan bedel-i askerî olanağı sunulmuştur. Bu yeni uygulama sayesinde müslüman tebâa da para karşılığında bedel-i nakdî / askerlik görevinden muaf olma şansını yakalamıştır. Gayrimüslimlerin yaşadığı yerlerde ihtiyaç duydukları okul ve kiliseleri ve benzeri işlev gören kurumları kurmaları, bunları serbestçe onarabilmeleri, kiliselerde çan çalmanın serbest hale gelmesi gibi klasik dönemdeki sınırlamaların kalkması gibi hukuki değişiklikler Islâhat Fermânı ile gelen büyük dönüşümlerdi. Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğunda Islâhat Fermânı ile tebaaya o dönem Avrupa ülkelerinde tanınan temel hak ve özgürlüklerinin önemli bir kısmı tanınmıştır.
Üç yıl kadar süren Kırım Savaşı'ndan sonra barış müzakereleri 1 Şubat 1856 başında Paris Kongresi adı verilen ve "Viyana Kongreler sistemi"'nin bir devamı olan kongre şeklinde başladı. Bu kongreye Büyük güç (Düvel-i Muazzama) olarak Osmanlı İmparatorluğu ve müttefikleri olan Büyük Britanya, Fransa, Sardinya, Avusturya, Prusya ile Rusya temsilcileri katıldı. Paris Kongresi'nda Osmanlı Devleti'ni temsil eden Âli Paşa idi. O zamana kadar Viyana Kongreler sistemine uyan kongrelerde müzakereler değişik komitelerde yapılmakta iken, Paris Kongresi'nde tek bir müzakere ortamı bulunmakta idi. Bu müzakereler 25 Şubat-30 Mart arasında yapıldı. Âli Paşa, konferans sırasında devletin gelişmesinin önünde büyük bir engel oluşturan kapitülasyonların kaldırılması için girişimlerde bulunmuşsa da bu konuda başarı sağlayamamıştır. Âli Paşa, 30 Mart 1856'da Kırım Savaşı'nı sona erdiren Paris Antlaşması'nı imzalandı. Anlaşmanın en önemli maddesine göre Osmanlı Devleti Avrupa devletler topluluğunun bir üyesi olacak, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı Avrupa devletlerinin ortak garantisi altına konacaktır. Bununla beraber 28 Şubat 1856′da ilan edilen “Islâhat Fermânı” devletlere tebliğ edilecek ve devletler de bunu kabul edeceklerdir. Bu ferman, ilgili devletlere, Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışma hakkı vermeyecekti. Ancak anlaşmanın 9. maddesi gereğince devletin idaresi altındaki bütün halkın hayat şartlarının iyileştirileceğine dair bir kayıt vardı. Bu madde daha sonra Hatt-ı Hümayun'un icrasında Avrupa devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu'nun iç işlerine karışmasına bir bahane olarak kullanılacaktı.
Islâhat Fermânı nedeniyle aldığı eleştiriler ve azledilmesi
Gerek Islâhat Fermânı içeriği hakkında, gerek konferansda Osmanlı Devleti'nin menfaatlerini yeteri derecede savunmadığı iddiasıyla Sadrazam Âli Paşa büyük tenkitlere hedef oldu. Özellikle Mustafa Reşid Paşa kendi yetiştirdiği Âli Paşa'nın hazırladığı Islâhat Fermânı'nı devletin çıkarlarına aykırı bulduğunu belirten bir raporu Sultan Abdülmecid'e sundu. Islâhat Fermânının tamamen dış baskı sonucu çıkarılan, devletin haysiyetini kıran bir belge olduğunu söylenmekte idi. Bu tenkitlerin de etkisi ile Eflak-Boğdan meselesindeki tutumu nedeni ile İngiliz sefirinin de tepkisini çeken Âli Paşa'yı Sultan Abdülmecid 1 Kasım 1856'da sadrazamlıktan azletti. Sadrazam olarak tekrar göreve getirilen Mustafa Reşid Paşa'nın altında 6 Kasım'dan itibaren hariciye nazırlığı görevini dördüncü kez yüklendiyse de 12 Kasım'da bu görevden istifa etti. Meclis-i Ali'ye üyelik görevine memur edildi. 3 Ağustos 1857'de Mustafa Reşid Paşa sadrazamlıktan azledilince yeni sadrazam olan Giritli Mustafa Naili Paşa sadrazamlığı altında beşinci kez hariciye nazırı görevine geçti. Ekim 1857'de Mustafa Reşid Paşa tekrar sadrazam yapılınca bu görevden ayrılmadı.
Mustafa Reşid Paşa'nın 7 Ocak 1858 ölümünden sonra üçüncü kez sadarazamlığa getirildi. Bu sırada Osmanlı Devleti Kırım Harbi'nin neden olduğu büyük mali sıkıntılar geçirmekte idi. Ali Paşa yapılması gereken devlet harcamaları kesintileri için sarayın aşırı israfını indirmekten başka çare göremedi. Bunun yanı sıra inşaatlar zamanla sadrazamların başını yiyecek derecede önem kazanmışlardı. Dolmabahçe Sarayı'nın tamamlanmasından sonra Çırağan Sarayı'nın yıkılıp kâgir olarak yeniden yaptırılması planlanıyordu. İngiltere'nin İstanbul Büyükelçisi Lord Stratfort de Redeliffe Canning, Sultan Abdülmecid'in huzuruna çıkıp Çırağan'ın yerine kâgir bir saray yaptırmanın güzelliklerinden bahsediyordu. Sultan Abdülmecid'in Çırağan'da yeni bir saray yaptırma isteği karşısında Sadrazam Âli Paşa, “İnşallah hazine-i hassa yoluna girince daha iyisini yaparız şimdi sıkıntısı vardır” demesi üzerine ertesi gün 18 Ekim 1859'da azledildi. 1859 yılında hâlen yapım aşamasında olan Çırağan Sarayı ve bazı kasırların inşaatında çalışan işçiler, ücretlerinin ödenmemesinden dolayı Dolmabahçe Sarayı'nı çevirerek alacaklarını istediler. Bu olay karşısında çok üzülen Sultan Abdülmecid bütün saray ve kasır inşatlarını durdurup, kendisine ait dört bin kese altını çalışanlara dağıtmıştır.
26 Aralık 1859'da yine Meclis-i Tanzimat reisi olarak tayin edildi. Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa Rumeli seyahatine çıktığında 4 Haziran 1860-12 Ekim 1860 döneminde sedaret kaymakamlığı görevi verildi. 14 Ekim'de hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa Şam'a fevkalade yetkiyle gitmesi sırasında vekaleten geçici olarak hariciye nazırlığı yaptı. 14 Temmuz 1864'te ise sadrazam Keçecizade Mehmed Emin Fuad Paşa tarafından asıl olarak altıncı kez hariciye nazırı görevi verildi.
Sultan Abdülaziz'in tahta çıkmasından hemen sonra Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa 'nın sadrazamlıktan azledilmesi üzerine 16 Ağustos 1861'de dördüncü kez sadrazam yapıldı. Fakat dört ay sadrazamlıktan sonra 22 Kasım'da azledildi. Yeni sadrazam olan Keçecizade Fuat Paşa bu görevi üzerine almasına bir şart olarak Mehmet Emin Ali Paşa'ya hariciye nazırlığı verilmesini koşmuştu. Böylece yedinci kez hariciye nazırı görevini üzerine aldı. Bu görevde altı yıl kaldı.
Sırbistan meselesi
11 Şubat 1867'de sadrazam Mütercim Mehmed Rüşdi Paşa azledilnce Mehmed Emin Âli Paşa beşinci kez sadrazamlığa geçirildi. Bu sadrazamlık görevi 1871'de ölümüne kadar yüklendi. Bu sadrazamlığı diğer sadrazamlık dönemlerinde daha çok olaylı ve sorunlu geçti. Sultan II. Mahmud devrinde 1830 yılında padişahın yayınladığı hatt-ı şerif ile Sırbistan'ın yönetimi resmen Sırp Başknezi Miloš Obrenović 'in soyundan gelenlere bırakılmıştı. Ancak Osmanlı ordusu birlikleri Belgrat ve diğer bazı kaleler de bulunmaktaydılar ve Osmanlı İmparatorluğu bu kalelere egemendi.
1860 yılında Mihail Obrenoviç'in ikinci kez Sırp Başknezi olmasıyla Sırbistan'da Müslüman-Hristiyan gerginliği artmış ve 1862'de Belgrad Olayları patlak vermişti. Belgrad paşası Aşir Paşa'nın 17 Haziran 1862'de şehri topa tutması üzerine aynı gün Belgrad'taki konsoloslar olayı protesto ettiler. Fransa'nın teklifi ile sorunu çözmek için Kanlıca'da uluslararası bir konferans toplandı ve 12 maddelik Kanlıca Protokolü imzalandı. Fransa, Belgrat kalesi başta olmak üzere Türk askerlerinin Sırbistan'daki kalelerde bulunması Sırplar için devamlı bir korku ve tehdit kaynağı olacağı gerekçesi ile kalelerin Sırplara terk edilmesi tezini savunmaktaydı. Ancak Bâb-ı Âlî, imparatorluk topraklarının emniyeti için Belgrat'ı terk etmeyeceği konusunda ısrarcı davranarak Belgrat kalesini muhafaza etmeyi başarmıştı. Protokol maddelerince Sırbistan'daki Müslümanların Sırbistan'ı terk etmeleri ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Sırbistan'daki Sokol ve Uziçe kalelerini yıkması kararlaştırıldı. Ancak Sırplar Belgrat'ın Osmanlı İmparatorluğu elinde kalmasından hiç memnun değillerdi. Sırbistan'daki şehirli Müslüman nüfus göç etmiş ve yalnızca kalelerde Türk askeri kalmış olsa da, Sırplar kalan bu orduya bile katlanamamışlardır. Barışın Sırplar tarafından değil Türk garnizonlarının kalede bulunmalarından dolayı tehlikede olduğunu vurgulayan Sırplar, Türk askerlerinin de kaleleri terk etmesi konusunda Bâb-ı Âlî'ye baskıda bulunmayı sürdürdüler. 1866 Girit İsyanı dolayısıyla Osmanlı Devleti'nin Yunanistan'la savaşın eşiğine gelmesi Sırp Knezi Mihail'i harekete geçirdi. Mihail, 17 Ekim 1866'da Osmanlı İmparatorluğundan Sırbistan'daki kalelerin Sırplara terk edilmesi veya yıkılmasını istedi. Aynı zamanda hızla silahlanmaya başlayan ve diğer Balkan milletleriyle de ittifaklar kuran Mihail, Osmanlı Devleti'ne karşı bir cephe oluşturmuştu.Bu durum 1867'de yine büyük bir sorun haline geldi. Belgrat, Fethülislam, Böğürdelen ve Semendire kaleleri içinde askeri önemi olan yalnız Belgrad kalesi idi. Diğerlerinin en zayıf bir düşmana bile 5 gün dayanamayacağına inanılıyordu. Kaleler den askerin çekilmesi maddi bakımdan değil ancak manevi bakımdan büyük kayıp teşkil etmekte idi. Fransa bölgede huzurun sağlanması için Türk askerinin kalelerden çekilmesi gerektiği konusunda ısrarcı tutumuna devam etmekteydi.
Âli Paşa, 3 Mart 1867'de Sırbistan'daki kaleler hakkında uzlaşmacı bir tutum içinde karar aldı ve ihtilafı çözmek için üç teklif ileri sürdü. Birincisi; içlerinde Türk askeri kalmak şartı ile kalelerin komutanlığının Sırp beylerine verilmesi. İkincisi; Eşit sayıda Türk ve Sırp askeri bulundurmak suretiyle kalelerin Sırp beyinin idaresine bırakılması. Üçüncüsü ise Kalelerden Türk askerinin tamamen çekilerek yerine Sırp askerinin getirilmesi suretiyle ve kalelerin burçlarında Sırp bayrağının yanı sıra Türk bayrağı bulunmak şartı ile Sırp beyine verilmesi. Sırp beyi Mihal 8 Mart 1867 tarihli ve Sadrazam Ali Paşa'ya hitaplı mektubunda üçüncü öneriyi kabul ettiğini bildirdi. Mihal bunun ardından İstanbul'a gelerek Osmanlı hükûmetine saygılarını ve şükranını sundu. Sultan Abdülaziz'in 20 Mart 1867 tarihli fermanı ile Sırbistan'daki Osmanlı kaleleri Sırp prensine havale edildi. Belgrat'ta kale meydanında Türk kuvvetlerinin de iştirak ettiği bir törenden sonra Belgrat kalesi Sırplara terk edildi ve Türk bayrağı yanına Sırp bayrağı da çekildi. Yüzyıllarca darülcihad vazifesi görmüş bu Osmanlı kaleleri resmen olmasa da fiilen kaybedilmiş oldu. Gazilerin sayısız kahramanlık örnekleri yaratmış oldukları bu yerlerde Sırbistan 1876'da Osmanlı İmparatorluğuna karşı bağımsızlığını ilan edip savaş açana dek Türk bayrağı dalgalanmaya devam etti ancak kalelerden askerin çekilmesi Türk basını ve halkında derin bir acı bıraktı.[3]
Ziya Paşa,
Belgrad kalesini ihsan ile Sırbistan’a devletin kıldı akıbetini istikmal
mısralarıyla eleştiride bulunurken Ayaşlı Hayri Efendi de şu tarihi düşürdü:
Kalenin terki mükerrer olunca teklif vükela akıbeti kardan oldu agah çıkarıp leşkeri İslamı dedim tarihin Belgrad kalesi Sırplı eline geçti vah
Girit meselesi
Islâhat Fermânı hükümleri bütün Osmanlı ülkesi genelinde uygulamaya konulduğu gibi, Girit adasında da uygulandı. Fermanın gayr-ı müslim vatandaşlara sağladığı haklara rağmen, Girit RumIarının bundan pek memnun kalmadıkları görüldü. Girit bunalımını devamlı körükleyen ve bir yerde Megali İdea fikri doğrultusunda topraklarını genişletmeyi düşünen Yunanistan, Islâhat Fermânının ilanından sonra da ilgisini yoğun olarak Girit adasına yöneltti. Girit asileri, İsfakıya sancağına bağlı Apokoron kazasında 1866 yılı Haziran ayında ısyan ettiler. Apokoron kalesi bilahare asilerin merkezi oldu. Yunanistan'dan gelen 60 kadar çete reisi Apokoron'daki asilerin başına geçti. Türklerin köyleri yakılıp yağmalandı. Girit RumIarının isyan gerekçelerine bakıldığında şunlar yer alıyordu: Rumca eğitim veren okulların açılması, yeni limanların yapılması, ziraat bankası kurulması, vergilerin indirilmesi vb. Bu istekler, Yunanistan'a arka çıkan bazı Avrupa devletleri tarafından da destekleniyordu. Osmanlı hükûmeti tarafından isteklerinin yapılmadığını gören RumIar, kendi kendilerine bir hükûmet kurduklarını ve Yunanistan'a bağlandıklarını ilan ettiler.
Yunanistan ve dolaylı olarak bazı Avrupa devleti Girit'te Rum çetelerinin kurulmasını ve devlet aleyhinde faaliyetler göstermelerini desteklemekteydiler. Âli Paşa, 26 Aralık 1866 tarihinde büyük devletlere müracaat ederek, Yunanistan'ı desteklemeyeceklerine dair açıklamada bulunmalarını istedi. Halbuki ayni tarihlerde Yunan hükûmeti de karşı atağa geçerek Girit'in kendi sınırlarına ilhak edilmesi için çabalıyordu. Yunanistan'ı bu dönemde desteklemeye gayret gösteren Rus Hariciye Nazırı Prens Gorchakof ise, 1867 yılı Ocak ayında verdiği beyanlarla, Osmanlı Devleti'nin Girit Adası'nı kaybettiğini açıklıyor; Rumlara ise son derece ihtiyatlı davranmalarını tavsiye ediyordu. Avrupa kamuoyunda Türklere karşı olumsuz tepkilere rağmen bu sırada gerek sadrazam Mehmet Emin Âli Paşa Paşa, gerek hariciye nazın Keçecizilde Fuat Paşa gibi önde gelen bir kısım devlet ricali, Girit'teki ıslahat işlerini Osmanlı Devleti'nin kendi başına yapabileceğine inanıyordu. Bu maksatla Ali Paşa, meseleyi çözümlernek üzere Girit adasına gitmeye karar verdi. Aslında Âli Paşa, Girit adasına yeni bir idare tarzı götürüyor ve bununla hem asileri kazanmayı, hem de büyük devletlerin muhtemel müdahalelerini önlemeyi ümit ediyordu. Paşa, Osmanlı Devletinde olduğu gibi, Avrupa diplomatları arasında da büyük bir otorite sahibi idi. Âli Paşa, Girit'e hareketinden önce Ömer Lütfi Paşa'ya askerî harekâtı durdurmasını, 45 günlük bir mütareke ilan etmesini, bu süre zarfında silahlarını bırakan asiler için af ilan etmesini emretti. Bu genel aftan Girit asilerine yardım için gelenler de yararlanabilecekti. Ali Paşa, 2 Ekim 1867 tarihinde Sultaniye vapuru ile İstanbul' dan Girit'e hareket etti.
Âli Paşa, 3 Ekim 1867'de Girit adasına ulaştı ve Kandiya limanında törenle karşılandı. Aynı gün ada halkına Girit ıslahatı konusunda padişahın fermanını yayımladı. Âli Paşa Sultan Abdülaziz'e gönderdiği Islahat layihasında, Rusya'nın devamlı olarak gayrimüslim halkı ve Yunanistan'ı kışkırtarak Osmanlı'nın gayrimüslim ahaliye eziyet ettiği propagandası yaptığını belirtiyordu. Ali Paşa sonrasında ise sözlerine şöyle devam ediyor:
Bugün Avrupa’da, devlet gözünde ve adam istihdamında Katolik, Protestan, Yahudi, dinsiz sözleri bütün bütün unutulmuş ve ortadan kalkmış bulunmaktadır. Dolayısıyla bütün halk kendilerini yapılan işlere ortak, ilerleme ve yükselme kapılarını kapayan kilitleri kırılmış görmektedirler. Bu kuralları kendi ülkelerinde ilerledikçe başka ülke ve milletlere de yaymak için yoğun çaba harcamaktadırlar. Bizim Müslüman olmayan tebaamız, hemen bütün çocuklarını ve akrabalarını Avrupa’ya ve Yunanistan’a gönderip, gücü yetmeyenler de bu yolda kendi yiyeceğinden kesmeye ve borç etmeye girişerek nasılsa bir çare bulup okutmaktadırlar. Bu bakımdan içlerinde şu zamanda terbiye sayılan şeyleri ve hükûmetin işlerini çekip çevirmek için gerekli olan bilgileri elde etmiş ve yukarıda belirtilen esasları zihinlerine koyarak emelleri yükselmiş adamların sayısı her an artmaktadır. Aralarında ‘Biz de bu ülkenin halkından ve bu ülkenin tebaasındanız, Müslüman olmadığımızdan yalnız birtakım görevlerle yükümlendiriliyor, hemşerilerimiz olan Müslümanlarla hukukça tam eşitliğe sahip olmamaktan hüzünleniyoruz.’ sözleri doğmakta ve çoğalmaktadır. Bu fikirleri dışarıdan, maksatlı olarak aralıksız körüklenmektedir. İleride Müslüman olmayan tebaayı bağlı tutmak daha da güç ve olanaksız olacaktır
Bu nedenlerden dolayı Hristiyanların da memuriyetlere kabul edilmeleri gerektiğini savunan Âli Paşa, layihasına şöyle devam ediyor:
Hristiyanların her çeşit hizmette kullanılmaları sağlanacak olur ise, onlar yüzyılımızda ülkenin yönetimi için gerekli olan bilgide bizden ileri olduklarından bütün işleri doğal olarak ellerine geçirirler ve İslam memurlar geri kalırlar. Bir de Müslüman olmayan milletlere bu denli yüz verilmekten İslam hoşnutsuz olur düşünleri ve bunlara benzer daha pek çok sakınca zihinlere gelmemek mümkün değildir. Hiç kuşkusuz, bunlar sadece en belli başlı sakıncalardır. Ancak, ne yazık ki, sözü edilen bilgi olmaksızın ve kendimizi öteki uygar milletler düzeyine getirmeksizin, bizim bu ülkeyi Hıristiyanlar olamasa da yönetemeyeceğimiz bellidir.
Ali Paşa, yine aynı layihasında, memuriyetlere kabul edilecek gayrimüslimlerde liyakatin ilk planda tutulması ve tüm memurlarda Türkçe bilme şartı getirilmesi gerektiğinden bahsediyordu. Dönemin padişahı Sultan Abdülaziz, Âli Paşa'nın Girit Olayları hakkında göndermiş olduğu layihayı müteakip, 30 Eylül 1867 tarihli fermana bağlı bir de nizamname yayımladı. Ali Paşa, ilk önce bahse konu fermanın ada halkına sağladığı hakları açıkladı, daha sonra da nizamnamede belirtilen maddeleri uygulamaya koydu. 1 Ekim 1867 tarihli fermana bağlı nizamnameye göre; göre, Girit adasının mülki idaresi padişah tarafından atanacak bir valiye, kalelerin muhafazası da bir komutana verilecekti. Valilerin yanında, biri Müslüman, diğeri Hristiyan olmak üzere padişah tarafından tayin edilmiş iki müşavir bulunacaktı. Bu arada Girit adası gereği kadar sancaklara ayrılacak ve bu sancaklara padişah tarafından atanacak olan mutasarrıfların yarısı Müslüman, yarısı Hristiyan olacaktı. Müslüman mutasarrıflara Hristiyan, Hristiyan mutasarrıflara Müslüman muavin verilecekti. Sancaklar da kazalara ayrılacak, her kazaya bir kaymakam ile, aynı dinden olmayan bir muavin atanacaktı. Mülki idarecilerin nezdinde birer idare meclisi olacaktı. Vilayet idare meclisine vali başkanlık edecekti. Bu meclis; iki müşavir, adliye müfettişi, metropolit, defterdar, mektupçular ve halk tarafından seçilen üçü Müslüman, üçü Hristiyan üyelerden teşekkül edecekti. Halkı karma olan sancakların idare meclisleri de karışık olacaktı. Öte yandan vilayet merkezinde, sancak ve kazalarda davaların görülmesi için birer deavi meclisi kurulacak ve meclislerin üyeleri de yarı yarıya her iki toplumdan seçilecekti. Ancak ahalisi sırf Hristiyan olan yerlerde üyelerin tamamı Hristiyan olacaktı. Yazı işleri iki dilde Türkçe ve Rumca olarak yürütülecekti. Girit vilayetinde bunların dışında bir de umumi meclis bulunacaktı. Bu meclise her kazadan, halkın seçeceği iki üye iştirak edecekti. Ahalisi yalnız İslam veya Hristiyan olan kazaların üyeleri Müslüman veya Hristiyan olacağı gibi, karışık olan kazalarda eşit üye seçilecekti.
Girit adasında bu hükümler dairesinde verilmek istenen nizam, 1856 Islâhat Fermânının şekline ve ruhuna uygun idi. Âsîler lehinde yabancı müdahaleye de artık yer bırakmamakta idi. Buna rağmen, asilerin teşkil ettikleri geçici hükûmet, bu programı reddetti. Bunun üzerine İstanbul'daki hükûmet erkânı büyük devletlere bu konuda verilecek cevabı hazırlamakla uğraştı ve bir süre sonra bunu Âli Paşa'ya bildirdi. Buna göre âsîlerin teklifi ya reddedilecek ya da büyük devletlerle görüşülerek bir uyuşma sağlanacaktı. Hatta hükûmet üyeleri, devletin mali sıkıntı içerisinde bulunduğunu ileri sürerek büyük devletlerin Girit adasında teftiş isteklerine olumlu bakılması yönünde görüş bildirince Âli Paşa bunu reddetti. Ali Paşa bundan başka, büyük devletlerin adada yapmak istedikleri referandum teklifini de kabul etmedi. Nitekim, Sultan Abdülaziz de Ali Paşa ile ayni görüşü paylaştığını Fransız elçisi Mösyö Bourree'ye bildirmişti.
Olayların bu derece kritik bir merhalede olduğunu anlayan Osmanlı idarecileri ve padişahı yeni birtakım düzenlemeler yapmak için harekete geçti. Girit adasının huzura kavuşmasını arzu eden Sultan Abdülaziz, tarafından gönderilmiş olan ve biraz evvel bahsedilen birinci fermanda, Mart 1284/1868 senesinden itibaren adanın iki senelik aşar vergisinin tamamının affedildiği; müteakip iki seneye ait verginin de yarısının alınmayacağı, diğer yarısının da adadaki imar ve ıslahat işleriyle ilgili yapılan harcamalara ayrılacağı belirtilmekte idi. Bundan başka Girit'teki Müslüman halkın askerlikten muaf tutulduğu müddetçe, Hristiyanların da askerlik bedeli vergisinden muaf oldukları, diğer birtakım hususlarda da iyileştirmeler yapılacağı açıklanmakta idi.
Sadrazam Âli Paşa, 4 Ekim 1867 tarihinden 28 Şubat 1868 tarihine kadar Girit Adasında kalarak adada huzurun tesisine çalıştı. Mehmet Emin Âli Paşa, 28 Şubat 1868 yılında Girit adasını Hüseyin Avni Paşaya bırakarak İstanbul'a döndü. Mehmet Salahi Bey gibi, dönemin bazı devlet ricalinden Ali Paşa tarafından Girit adasında uygulamaya konulan ıslahat kararları tenkit edilmişti. Ali Paşa'yı dönemin şairi Namık Kemal ve Ziya Paşalar tenkit etmişlerdir. Ziya Paşa yazdığı bir şiirinde de Âli Paşa'yı Girit meselesinden dolayı acizlikle suçlarken şunları yazıyordu:
Sadr-ı Ali zamane ne yapardı acaba Köprülü-zâde şu hengamede sağ olsa idi. Kapıcı-zade ile farkı budur kim Köprülü’nün, birisi almıştı diğeri verdi Girit’i
Aslında Âli Paşa'nın bu icraatına bakıldığında, Girit'e uluslararası bir heyet gönderip referandum yaptırmak isteyen Avrupa devletlerinin müdahalesi önlenmiş; Girit Rumlarının büyük bir kısmı tatmin edildiğinden isyan mevzü kalmış; yeni idare esasları Avrupa kamuoyunu da büyük ölçüde memnun etmiş; Yunan propagandası tavsatılmış ve en önemlisi isyanın başarıya ulaşma şansı ortadan kalkmıştı.1868 Girit nizamnamesi adanın Türk idaresinden çıkışı tarihi olan 1912 yılına kadar çeşitli tadillerle de olsa uygulamada kalmıştır.
Muhalifleri ve Yeni Osmanlıların doğuşu
Âli Paşa'nın tavizkar dış politikası Ziya Paşa, Ali Suavi gibi muhalifleri tarafından ağır şekilde tenkit edilmiştir.1867 Mart'ında Sadrazam Âli Paşa'nın yayımlaması nedeniyle “Âli Kararnâme” olarak bilinen kararname, devlete, ülke çıkarlarının gerektirdiği durumlarda, yürürlükteki basın yasasından bağımsız olarak, kovuşturma hakkı tanıdı. Bu kararnamenin ardından Paris'e kaçmak zorunda kalan Ali Suavi, Namık Kemal ve Ziya Paşa, Avrupa'nın değişik kentlerinde yayımladıkları gazetelerle, ilk sürgün Türkçe basınını oluşturdular. Bu dönem boyunca Yeni Osmanlılar tarafından çıkarılan gazeteler, gayrimüslimlerin, Tanzimat ve Islahat fermanlarından sonra Müslümanlarla eşit değil, onlardan üstün bir konuma geldiği düşüncesiyle, Osmanlı ülkesindeki Müslüman-Türk unsurun haklarını savunup, Avrupa devletlerinin politikalarını ve Osmanlı Devleti'nin yönetilmesindeki aksaklıkları eleştirerek, yeni fikirler doğrultusunda yeni bir zihniyet oluşturmayı, kendilerine görev addettiler. Avrupa'da geçen üç seneyi aşkın bir faaliyet süreci sonucunda dağılan cemiyetin üyeleri 1871'de Sadrazam Ali Paşa'nın ölmesi üzerine İstanbul'a dönmeye başladı. İlk dönenlerden biri de cemiyetin kurucularından Vatan Şairi ya da Hürriyet Şairi olarak anılan Namık Kemal idi. Anayasal ve meşruti bir idare taraftarı olan Yeni Osmanlılar ve özellikle Namık Kemal vatan kavramı ile yeni bir ateş tutuşturmuşlardı.
Buna karşıt olarak Mehmed Emin Ali Paşa 1869'da Mısır Valisi Hidiv İsmail Paşa'nın İstanbul'a gelip hak ve yetkilerini çok genişletici imtiyazlar istemesi ve bu amacına varmak için ta saraya kadar gayet bol ve eli açık rüşvetten uzak olmayan hediyeler dağıtmasına rağmen sadrazam bu yeni haklar ve yetkiler verilmesine karşı çıkmıştır.[3] Bulgarların İstanbul Ortodoks Patrikhanesi'nden ayrılıp kendilerine özel bir patrikhane (eksarhlik) kurmalarını uzun müddet engellemiştir. 12 Mart 1871'de beksahlik kabulü benimsenmesine rağmen bunun gerçekleşmesi için gerekli berat verilmesini sürüncemede bırakıp bu kararı baltalamıştır ve işin sürüncemede kalmasına neden olmuştur. Katolik Ermenilerin Roma'da papalığa bağlanma girişimlerini de sonuçsuz bırakmıştır. Öte yandan Abdülaziz'in donanma reformu politikasına ve özellikle Avrupa yakasında demiryolları yapılması politikasını ısrarla korumuştur.
Diğer taraftan iç politikada Tanzimat ve ıslahata açık politikalar uygulamak istemekteydi. Fakat Sultan Abdülaziz bunun aleyhindeydi ve etrafındaki tutucular gittikçe güçlenmekteydi. Ayrıca Âli Paşa etrafında sağlam bir kadro kuramamıştı ve işler birkaç kişinin (örneğin hariciye nazırı olan Keçecizade Fuad Paşa) üzerine kalmıştı. Nitekim 1871'de ölümünden sonra gayet tutucu Mahmut Nedim Paşa sadrazam olmuştur.
Mehmed Emin Âli Paşa 1871 başlarında hastalanıp yatağa düşdü. Hastalığı yatakta 2-3 ay sürdü. 7 Eylül 1871'de öldü. Mezarı Süleymaniye mezarlığındadır.
Değerlendirme
Sicill-i Osmani onu şöyle değerlendirir:
Siyasî işleri iyi bilir, yumuşak huylu, afif ve doğal idi.
Osmanlılar Ansiklopedisi değerlendirmesi ise şöyledir:
Memleket dahilde usul, resmîyet ve teşrifata riayetkar, Bâb-ı Âlî’nin şeref ve haysiyetinin korunmasına önem veren, engin tecrübesiyle devletin ileride karşılaşacağı felaketleri önceden sezip tedbirler alan dünyaca tanınmış bir devlet adamıydı.
Ancak muhalifleri ... hiçbir istiarede bulunmadan ..verdiği kararlar(la)... Islâhat Fermânı, ecnebilere emlak tasarrufu müsaadesi, müslim ve gayrimüslim vatandaşların ayrı mahkemelerde yargılanması gibi yabancılar tarafından hazırlanmış projeleri hemen kabul etmekle ve müstakil bir siyaset takip etmemekle itham etmişlerdir.
Uzun süre Avrupa ile diplomatik ilişkiler içerisinde bulunması nedeniyle, siyasi nota yazmaktaki kabiliyeti son derece iyiydi, Viyana ve Paris kongrelerindeki siyaseti sebebiyle diplomasi aleminde şöhret ve hürmet kazanmıştır. Onun siyasi kudretini batının en büyük diplomatları bile tasdik etmişlerdir. Fransa İmparatoru III. Napolyon'a Âli Paşa gibi bir hariciye nazırı bulabilsem dedirtecek derecede takdirine mazhar olmuştur. İtalya diplomatlarından en meşhurlarından Kont Kavurun, Paris kongresinde Âli Paşa ayarında başka bir diplomat yoktu demiştir. Paris kongresinde Avusturya delegesi olan Baron Hobner de hatıratında Âli Paşa'yı bu yönü ile övmüştür. Vefatında yazı takımını müzeye koydurmak üzere Prens Bismark 300 altına aldırmıştır.
Vefatından sonra Latürki gazetesinde şöyle değerlendirilmiştir;
Paris Kongresnde gösterdiği dirayet ve zekası ile Meternih ve Taleryan gibi diplomatlar arasına girmiş Girit ihtilalini aldığı tedbirlerle bastırmaya muvaffak olmuştur.
Müverrih Sinyobos, Âli Paşa'nın vefatı Türkiye için felaket olmuştur derken Sultan Abdülaziz zamanında mabeyn kitabetinde bulunan Hurşid Paşazade Süleyman Bey, zât-ı şâhâne Âli Paşa öldü de şimdi padişah olduğumu anlamaya başladım, diyormuş, halbuki haberi yok, asıl şimdi çukurun başına gelmiştir demiştir.
Aldığı görevler
Sadrazamlık dönemleri
-
- Abdülmecid saltanatında,
- 6 Ağustos 1852 - 3 Ekim 1852
- 2 Mayısıs 1855 - 1 Kasım 1856
- 7 Ocak 1858 - 18 Ekim 1859
-
- Abdülaziz saltanatında,
- 6 Ağustos 1861 - 22 Kasım 1861
- 11 Şubat 1867 - 7 Eylül 1871
-
Hariciye nazırlığı
-
- Abdülmecid saltanatında,
- 28 Eylül 1846 - 22 Nisan 1848
- 15 Temmuz 1848 - 6 Ağustos 1852
- 24 Kasım 1854 - 2 Mayısıs 1856
- 6 Kasım 1856 - 12 Kasım 1856
- 3 Ağustos 1857 - 11 Ocak 1859
-
- Abdülaziz saltanatında,
- 14 Temmuz 1861 - 5 Ağustos 1861
- 22 Kasım 1861 - 11 Şubat 1867
- Mart 1868 - 8 Ağustos 1871
-
Diğer
- Ocak 1842-Kasım 1844: Londra büyükelçisi
- Haziran-Ağustos 1848: Meclis-i ahkam reisi
- Ocak-Haziran 1853: Aydın Vilayeti valisi
- Mart-Eylül 1854: Hüdâvendigâr Vilayeti valisi
- Eylül-Aralık 1854: Tanzimat Meclisi reisi
- Ocak-Mayısıs 1855: ilaveten Tanzimat Meclisi reisi
- Aralık 1859: Tanzimat Meclisi reisi
-
Siyasi görevi
Önce gelen:
Koca Mustafa Reşid Paşa
Osmanlı Sadrazamı
6 Ağustos 1852 - 3 Ekim 1852 Sonra gelen:
Damat Mehmed Ali Paşa Önce gelen:
Koca Mustafa Reşid Paşa Osmanlı Sadrazamı
2 Mayısıs 1855 - 1 Kasım 1856 Sonra gelen:
Koca Mustafa Reşid Paşa Önce gelen:
Koca Mustafa Reşid Paşa Osmanlı Sadrazamı
7 Ocak 1858 - 18 Ekim 1859 Sonra gelen:
Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa Önce gelen:
Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa Osmanlı Sadrazamı
6 Ağustos 1861 - 22 Kasım 1861 Sonra gelen:
Keçecizade Fuat Paşa Önce gelen:
Mütercim Mehmed Rüşdi Paşa Osmanlı Sadrazamı
11 Şubat 1867 - 7 Eylül 1871 Sonra gelen:
Mahmud Nedim Paşa - 1888 - İstanbul'un Avrupa'ya açılan kapısı Sirkeci Garı'nın inşası büyük bir devlet töreniyle başladı.
- 1926 - Siirt Milletvekili Mahmut Soydan'ın kurduğu Milliyet gazetesi, yayımlanmaya başladı.
- 1936 - İstanbul'da kar fırtınası; binalar yıkıldı, 120 kadar tekne battı ve Unkapanı Köprüsü parçalandı.
- 1957 - Muhalefet milletvekilleri, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nda değişiklik istedi.
- 1957 - Gazeteci Metin Toker tutuklanarak ceza evine girdi. Metin Toker, Demokrat Parti (DP) İstanbul Milletvekili ve eski Devlet Bakanı Mükerrem Sarol ile Akis dergisi arasındaki davadan hapis cezasına çarptırılmıştı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü, "Damadımın tutuklanması haberine üzülmedim, bu şerefli bir mahkümiyettir" dedi.
- 1959 - Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla ilgili Zürih Antlaşması, Türkiye ile Yunanistan arasında imzalandı.
- 1961 - 5 parti kuruldu. Adalet Partisi, Memleketçi Serbest Parti, Çalışma Partisi, Türkiye İşçi ve Çiftçi Partisi ve Cumhuriyetçi Mesleki Islahat Partisi.
- 1961 - Adalet Partisi, Ragıp Gümüşpala'nın başkanlığında kuruldu.
- 1965 - Yeni Adana gazetesi, Dünya Basın Başarı Ödülü'nü kazandı.
- 1990 - Mike Tyson ağır sıklet boks şampiyonu unvanını, Buster Douglas'a nakavt olarak kaybetti.
- 1992 - Azerbaycan Merkez Bankası kuruldu.
- 2007 - ÖDP'nin 5. olağan kongresinde, Genel Başkanlığa Ufuk Uras seçildi.
- 2015 - Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan, tecavüze uğrayarak öldürüldü. Olay Türkiye'de kadın hakları eylemlerine dönüştü.
Doğumlar
- 1466 - Yorklu Elizabeth, İngiltere Kraliçesi (ö. 1503)
- 1535 - XIV. Gregorius, 5 Aralık 1590 - 16 Ekim 1591 döneminde Katolik kilisesi Papası (ö. 1591)
- 1845 - Ahmet Tevfik Okday, Osmanlı'nın son Sadrazamı (ö. 1936)
-
Ahmet Tevfik Paşa
Osmanlı Sadrazamı
Görev süresi
21 Ekim 1920 - 1 Kasım 1922 Hükümdar VI. Mehmed Yerine geldiği Damat Ferid Paşa Yerine gelen Makam kaldırıldı Görev süresi
11 Kasım 1918 - 3 Mart 1919 Hükümdar VI. Mehmed Yerine geldiği Ahmet İzzet Paşa Yerine gelen Damat Ferid Paşa Görev süresi
13 Nisan 1909 - 5 Mayısıs 1909 Hükümdar II. Abdülhamid
V. Mehmed Yerine geldiği Hüseyin Hilmi Paşa Yerine gelen Hüseyin Hilmi Paşa Kişisel bilgiler Doğum 11 Şubat 1843
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu Ölüm 6 Ekim 1936 (93 yaşında)
İstanbul, Türkiye Defin yeri Edirnekapı Şehitliği, İstanbul Evlilik(ler) Elisabeth Tschumi Çocuk(lar) İsmail Hakkı Okday
Ali Nuri Okday Dini Sünni İslamAhmet Tevfik Paşa veya soyadı kanunundan sonra Ahmet Tevfik Okday (11 Şubat 1843, İstanbul – 6 Ekim 1936, İstanbul), Osmanlı devlet adamı ve son Osmanlı sadrazamı.
II. Abdülhamid döneminin Hariciye Nazırı olarak 14 yıl görev yaptıktan sonra II. Abdülhamid ve devamla V. Mehmed saltanatında, 13 Nisan 1909 - 5 Mayısıs 1909 tarihleri arasında, VI. Mehmed saltanatında ve İstanbul'un işgal altında bulunduğu dönemde 11 Kasım 1918 - 3 Mart 1919 ve 21 Ekim 1920 - 4 Kasım 1922 tarihleri arasında, üç dönemde (esasen beş dönem) toplam iki yıl dört ay yirmi dokuz gün sadrazamlık yaptı.
Biyografi
Soyu Giray Hanedanı'na dayanan Kırım Tatarı Ferik İsmail Hakkı Paşa'nın oğludur. Doğumundan kısa bir süre sonra annesini kaybetti. Eğitimi ile teyzesi ilgilendi ve onun Farsça, Arapça ve Fransızca dillerini akıcı bir şekilde konuşmasını sağladı. Askeri eğitimin aldı ve bir süre orduda subay olarak görev yaptı.
22 yaşında iken askeriyeden ayrılarak Babıali Tercüme Odası'na girdi. 1872'den sonra çeşitli dış görevlerde bulundu, Roma, Viyana, Petersburg, Atina'daki görevlerinden sonra 1885 yılından itibaren on yıl süreyle Berlin'de maslahatgüzar ve büyükelçilik yaptı.
1879 yılında Atina'da Maslahatgüzar olarak görev yaparken bir diplomat ailesinin çocuklarına mürebbiyelik yapan İsviçreli bir köy polisinin kızı Elisabeth Tschumi ile evlendi. Bu evlilikten beş çocuğu oldu.
1895 yılında Berlin Sefiri olarak görev yaparken II. Abdülhamid tarafından İstanbul'a çağrılarak Hariciye Nazırlığı görevine atandı. Bu görevini aralıksız olarak 1909 yılına kadar sürdürdü. Osmanlı-Yunan Savaşı'nı sonlandıran barış anlaşmasını imzaladığında II. Abdülhamid ona Hariciye Konağı olarak ikamet etmekte olduğu, bizzat padişahın tapulu malı olan Ayaspaşa'daki konağı hediye etti.
Ahmet Tevfik Bey, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Ayan Meclisi üyeliğine atandı.
Birinci sadrazamlık dönemi
31 Mart İsyanı sırasında istifa eden Hüseyin Hilmi Paşa'nın yerine 13 Nisan'ı 14 Nisan'a bağlayan gece sadrazamlığa getirildi. Hüseyin Hilmi Paşa'nın sadaretten çekilmesini ayaklanmacılar talep etmişti. Yerine gelmesini istedikleri kişi Tevfik Paşa değildi ancak bu değişiklik ile en azından Hilmi Paşa'nın azledilmesi talebi yerine getirilmiş oluyordu. Padişahın ısrarı ile görevi kabul etti.
Ilımlı ve tarafsız kişilerden oluşan bir hükûmet kurdu. İstanbul ve Adana'da başlayan şiddet olaylarının büyümesini engelleyecek tedbirler aldı. Hareket Ordusu'nun İstanbul'a girerek denetimi ele geçirmesi ve II. Abdülhamid'i tahttan indirmesi üzerine 5 Mayısıs 1909 tarihinde istifa ederek yerini tekrar Hüseyin Hilmi Paşa'ya bıraktı.
İstifasından sonra Londra Sefirliğine atandı. Bu görevini 1911-1914 yılları arasında sürdürdü. Osmanlı İmparatorluğu'nun Birleşik Krallık'a savaş ilan etmesi üzerine geri çağrıldı. 1914-1918 yılları arasında Meclis-i Ayan Reisi olarak görev yaptı.
İkinci sadrazamlık dönemi

Ahmet Tevfik Paşa ve kızları
I. Dünya Savaşı'ndan sonra Mondros Mütarekesi'ni imzalayan Ahmed İzzet Paşa'nın istifası üzerine Ahmet Tevfik Paşa 11 Kasım 1918 tarihinde ikinci kez sadrazamlığa getirildi. Sadrazam oluşunun ikinci günü İtilaf devletleri donanması İstanbul'a girerek şehri işgal etti.
Padişah Vahdettin, müttefiklerin baskısı ile 21 Aralık 1918 tarihinde meclisi feshetti ve ardından kısa bir süre için Tevfik Paşa hükûmeti dağıldı. Tevfik Paşa, 12 Ocak 1919 tarihinde yeniden hükûmet kurdu ancak işgalcilerin zorlamasıyla 3 Mart 1919 tarihinde istifa etti.
Paris Barış Konferansı
Osmanlı Devleti'nin 22 Nisan 1920 tarihinde I. Dünya Savaşı sonrası barış görüşmelerinin yapıldığı Paris Barış Konferansı'na davet edilmesi üzerine, konferansa gönderilen Osmanlı heyetine başkanlık yaptı. Başkanlığındaki heyet, bildirilen şartları çok ağır bulup hafifletilmesini istedi. Bunun kabul edilmemesi üzerine 11 Temmuz 1920 tarihinde bildirilen şartları reddederek İstanbul'a geri döndü. Daha sonra Paris'e Damat Ferit Paşa başkanlığında gönderilen bir başka heyet, şartları kabul edip Sevr Antlaşması'nı imzaladı.
Üçüncü sadrazamlık dönemi

Ahmet Tevfik Paşa'nın Edirnekapı Şehitliği'nde yer alan mezarı, İstanbul
21 Ekim 1920 tarihinde Damat Ferit Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirildi, iki yıl bu makamda kaldı. Görevi sırasında TBMM Hükûmeti'ne, Londra Konferansı'na birlikte katılmayı önerdi, ama Mustafa Kemal Paşa'nın bunu reddetmesi üzerine konferansta Ankara Hükûmeti'ni Bekir Sami Bey, İstanbul Hükûmeti'ni ise Tevfik Paşa temsil etti. Konferans sırasında Türkiye'nin tek temsilcisinin Ankara Hükûmeti olduğunu belirterek sözü Bekir Sami Bey'e bıraktı.
Saltanatın kaldırılmasından sonra 4 Kasım 1922 tarihinde istifa etti. Saltanatın kaldırılması nedeniyle sadaret mührünü iade edemedi. Bu mühür ailesi tarafından saklanmaktadır.[1]
Cumhuriyet dönemi
Tevfik Paşa, Türkiye'de Cumhuriyetin ilanından sonra hiçbir resmî görev almadı. Ayaspaşa'daki konağı 1930'larda eşinin isteği doğrultusunda bir otele çevirdi. Otel, lokantacı Aram Hıdır yönetiminde "Park Otel" adıyla üne kavuştu. Gözleri iyi görmemeye başlayınca otele yerleşti.1934 yılında gerçekleşen soyadı kanunundan sonra "Okday" soyadını aldı.
Ölümü
8 Ekim 1936 tarihinde İstanbul'da 93 yaşında öldü. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Tekkesi'ne defnedilen naaşı, daha sonra Oğlu Ali Nuri Okday tarafından Edirnekapı Şehitliği'ndeki aile mezarlığına nakledildi. Hatıratı, torunu Şefik Okday tarafından, "Büyükbabam Son Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa" (1986) adıyla yayınlandı.
-
Siyasi görevi
Önce gelen:
Damat Ferid Paşa
Osmanlı Sadrazamı
21 Ekim 1920 - 1 Kasım 1922 Sonra gelen:
Makam kaldırıldı Önce gelen:
Hüseyin Hilmi Paşa Osmanlı Sadrazamı
31 Mart 1909 - 5 Mayısıs 1909 Sonra gelen:
Hüseyin Hilmi Paşa Önce gelen:
Ahmet İzzet Paşa Osmanlı Sadrazamı
11 Kasım 1918 - 10 Mart 1919 Sonra gelen:
Damat Ferid Paşa - 1883 - Tevfik Rüştü Aras, Türk siyasetçi ve diplomat (ö. 1972)
- 1920 - I. Faruk, Mısır Kralı (ö. 1965)
- 1929 - Burhan Sargın, Türk millî futbolcu
- 1939 - Okay Temiz, Türk caz müzisyeni
- 1950 - İdris Güllüce, Türk siyasetçi (Türkiye eski Çevre ve Şehircilik Bakanı)
- 1956 - Oya Başar, Türk komedyen, sinema ve tiyatro oyuncusu
-
Oya Başar
Doğum
11 Şubat 1956 (69 yaşında)
İstanbul, Türkiye Meslek Komedyen, oyuncu Etkin yıllar 1964-günümüz EvlilikLevent Kırca
(e. 1985; b. 2000)(e. 2001; b. 2005)
Çocuk(lar) Umut Kırca (d. 1981)
Ayşe Kırca (d. 1994)Oya Başar (d. 11 Şubat 1956, İstanbul), Türk komedyen, sinema, tiyatro ve dizi oyuncusu.
İlk yılları
Babası Selanikli, annesi Kürttür. Mali müşavir babasının teşvikiyle yaklaşık 8 yaşında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na giren Oya Başar, İstanbul'da eğitimini tamamladıktan sonra, çeşitli tiyatrolarda çalıştı. Ali Sururi'den eğitim aldı. Devekuşu Kabare başta olmak üzere İstanbul Tiyatrosu ve Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu gibi daha birçok tiyatroda çalıştı. Televizyon dizileri yaptı. Ardından Levent Kırca ile adlarını taşıyan tiyatro kuruldu. Kariyerinde önemli bir yere sahip 1986 yılında başlayan Olacak O Kadar televizyon dizisinde de eşi ile birlikte oyuncu, yönetmen ve yapımcı olarak çalıştı. 2007 yılında yakalandığı meme kanseri hastalığı sonrası çalışmalarına ara vermeyen Başar, hastalığını atlatmıştır. Son dönemde şehir tiyatrolarına tekrar dönerek, müzikal oyun Yedi Kocalı Hürmüz oyununu oynadı. Oya Başar, TV ve tiyatro çalışmalarına aktif olarak devam etmektedir.
Özel hayatı
Levent Kırca ile 1985 yılında evlenen Oya Başar'ın Umut Kırca ve Ayşe Kırca isimli iki çocuğu vardır. 2000 yılında boşanma kararı almış Kırca ve Başar çifti, 2001 yılında tekrar evlenmiş ancak 2005 yılında tekrar boşanmışlardır. 2015 yılında eski eşi Levent Kırca'nın vefatının ardından "Benim onunla 35 yılım geçti. Hayatımın 35 yılı gitti" demiştir. Başar, ayrıca oyuncu Ali Karagöz ile 7 yıllık bir ilişki de yaşamıştır.
Filmografisi
Filmler Yıl Yapım Rol 1966 Oduncunun Çocukları Hemşire 1974 Canavar Cafer Gazete Çalışanı 1976 Analar Ölmez Öğretmen 1976 Bitmeyen Şarkı Nebahat 1976 Bulunmaz Uşak 1976 Kaybolan Saadet Sevim 1976 Lüküs Hayat Hizmetçi 1976 Mahallede Şenlik Var 1976 Zühtü (I) Döndü 1977 Kördüğüm Emine 1977 Ne Zaman Geleceksin 1977 Sen Ve Ben 1977 Vahşi Sevgili Fadimenin Kardeşi 1978 Neşeli Günler Ayşen Gruda Seslendirmesi 1979 Çilekeş Suna 1982 Berduşlar Nesrin 1982 Gözüm Gibi Sevdim Ayşe 2001 Son Nejla Fidan 2002 Şeytan Bunun Neresinde 2015 Yusuf Yusuf Kadriye 2016 El Değmemiş Aşk 2025 Baldız Fatoş Yakında Zübeyde Hanım: Gülizar-ı Cennetim Televizyon Yıl Yapım Rol 1974 Sokak Şarkıcıları 1988-2005 Olacak O Kadar Nebalet 2002 Ah Yaşamak Var Ya Hatun 2004 Kendini Bırak Gitsin 2006-2007 Sev Kardeşim Meryem 2008-2010 Benim Annem Bir Melek Neriman Turuncu 2011-2013 Alemin Kıralı Asalet Mermercin 2014-2015 Roman Havası Zarife Hoyrat 2015-2017 O Hayat Benim Sultan 2018 Meleklerin Aşkı Rukiye İnançlı Efe 2022 Çok Güzel Hareketler 2 Kendisi Şarkılar Bizi Söyler 2023 Yaz Şarkısı Emine YıldırımTiyatro oyunları
- Kadın ile Memur - BKM
- Yedi Kocalı Hürmüz - İstanbul Şehir Tiyatrosu
- Üç Baba Hasan - Oya Başar Levent Kırca Tiyatrosu
- Seferi Ramazan Beyin Nafile Dünyası - Oya Başar Levent Kırca Tiyatrosu
- Gereği Düşünüldü - Oya Başar Levent Kırca Tiyatrosu
- Morfin - Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu
- Haneler - Devekuşu Kabare
- 1974 - Ayça Mutlugil, Türk oyuncu ve senarist
- 1976 - Hakan Bayraktar, Türk futbolcu
- 1977 - Mustafa Üstündağ, Türk tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu
- 1994 - Hamza Dursun, Türk milli kayakçı
Ölümler
- 55 - Britannicus, Roma İmparatoru Claudius ve üçüncü karısı Roma İmparatoriçesi Messalina'nın oğlu (d. 41)
- 244 - III. Gordianus, Roma İmparatoru. I. Gordianus'un torunu (d. 225)
- 641 - Herakleios, Bizans İmparatoru (d. 575)
- 1857 - Sadık Rıfat Paşa, Osmanlı Hariciye Nazırı (d. 1807)
- 1884 - Cenanizade Mehmed Kadri Paşa, Osmanlı devlet adamı (d. 1832)
- 1970 - Tahsin Yazıcı, Türk asker ve siyasetçi (d. 1892)
- 1975 - Cemal Hüsnü Taray, Türk siyasetçi (d. 1893)
- 1992 - Hikmet Tanyu, Türk akademisyen, şair ve yazar (d. 1918)
- 2023 - Selçuk Yaşar, iş insanı (d. 1925)
- 2023 - Deniz Baykal, Türk siyasetçi, eski Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı, eski bakan ve başbakan yardımcısı (d. 1938)
-
Deniz Baykal
Haziran 2015'te Deniz Baykal
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Geçici Görev süresi
17 Kasım 2015 - 22 Kasım 2015 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Yerine geldiği İsmet Yılmaz Yerine gelen İsmail Kahraman Görev süresi
23 Haziran 2015 - 1 Temmuz 2015 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Yerine geldiği Cemil Çiçek Yerine gelen İsmet Yılmaz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Görev süresi
30 Eylül 2000 - 10 Mayısıs 2010 Yerine geldiği Altan Öymen Yerine gelen Cevdet Selvi (vekil) Görev süresi
11 Eylül 1995 - 22 Nisan 1999 Yerine geldiği Hikmet Çetin Yerine gelen Cevdet Selvi (vekil) Görev süresi
9 Eylül 1992 - 18 Şubat 1995 Yerine geldiği Mustafa Üstündağ (vekil) Yerine gelen Hikmet Çetin Türkiye Başbakan Yardımcısı Görev süresi
30 Ekim 1995 - 6 Mart 1996 Başbakan Tansu Çiller Yerine geldiği Hikmet Çetin Yerine gelen Nahit Menteşe Türkiye Dışişleri Bakanı Görev süresi
30 Ekim 1995 - 6 Mart 1996 Başbakan Tansu Çiller Yerine geldiği Coşkun Kırca Yerine gelen Emre Gönensay Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Görev süresi
5 Ocak 1978 - 12 Kasım 1979 Başbakan Bülent Ecevit Yerine geldiği Kamran İnan Yerine gelen Ahmet Esat Kıratlıoğlu Türkiye Maliye Bakanı Görev süresi
26 Ocak 1974 - 17 Kasım 1974 Başbakan Bülent Ecevit Yerine geldiği Sadık Tekin Müftüoğlu Yerine gelen Bedri Gürsoy Türkiye Büyük Millet Meclisi
15, 16, 18, 19, 20, 22, 23, 24, 25, 26 ve 27. Dönem Milletvekili Görev süresi
14 Kasım 2002 - 11 Şubat 2023 Seçim bölgesi 2002 - Antalya
2007 - Antalya
2011 - Antalya
Haziran 2015 - Antalya
Kasım 2015 - Antalya
2018 - Antalya Görev süresi
14 Aralık 1987 - 25 Mart 1999 Seçim bölgesi 1987 - Antalya
1991 - Antalya
1995 - Antalya Görev süresi
24 Ekim 1973 - 12 Eylül 1980 Seçim bölgesi 1973 - Antalya
1977 - Antalya Kişisel bilgiler Doğum 20 Temmuz 1938
Konyaaltı, Antalya, Türkiye Ölüm 11 Şubat 2023 (84 yaşında)
Çankaya, Ankara, Türkiye Ölüm nedeni Kalp krizi Defin yeri Devlet Mezarlığı, Ankara Partisi Cumhuriyet Halk Partisi
(1968-1980; 1992-2023) Diğer siyasi
bağlantıları Sosyaldemokrat Halkçı Parti
(1987-1992) Evlilik(ler)Olcay Baykal
Çocuk(lar) 2 Bitirdiği okul Hukuk Fakültesi, Ankara Mesleği Avukat, siyaset bilimci, akademisyen, siyasetçi
(e. 1963; ö. 2023)Deniz Baykal (20 Temmuz 1938, Antalya - 11 Şubat 2023, Ankara), Türk avukat, siyaset bilimci, akademisyen ve siyasetçidir. Cumhuriyet Halk Partisinin 4. genel başkanıdır. 1995-1996 yılları arasında başbakan yardımcılığı görevini yürüttü. Birçok hükûmette yer alan Baykal, kısa aralıklar dışında 1992-2010 yılları arasında (toplamda 15 yıl 8 ay boyunca) Cumhuriyet Halk Partisinin genel başkanlığını yaptı. 2002-2010 yılları arasında CHP'yi ana muhalefet partisi olarak yönetti.
İlk defa 1973 Türkiye genel seçimlerinde Meclis'e giren Baykal, 37. Türkiye Hükûmetinde Maliye Bakanı ve Bülent Ecevit'in kurduğu 42. Türkiye Hükûmetinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak yer aldı. 12 Eylül döneminde kısa süre gözetim altında tutuldu. Cumhuriyet Halk Partisi kapatılınca 1987 yılında Sosyaldemokrat Halkçı Partiden (SHP) milletvekili olarak seçilmiş ve genel sekreterlik görevinde bulundu.
9 Eylül 1992 tarihinde tekrar kurulan CHP'nin Genel Başkanı seçildi. SHP'nin CHP ile birleşmesinden bir süre sonra CHP genel başkanlığına seçilen Baykal, CHP'nin Tansu Çiller'in genel başkanı olduğu Doğru Yol Partisi ile yaptığı Koalisyon Hükûmetini bozdu. 1995 Türkiye genel seçimlerinden önce kurulan DYP-CHP Koalisyon Hükûmetinde, 1995-1996 yılları arasında Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 1999 Türkiye genel seçimlerinde partisi CHP %10'luk seçim barajını geçemeyince istifa etti. 30 Eylül 2000 tarihinde tekrar CHP genel başkanı seçildi ve 2002 Türkiye genel seçimlerinde partisi ana muhalefet oldu. 2010 yılında kendisi ve başka bir CHP milletvekilinin içinde bulunduğu ve kendisinin seks kaseti olduğu iddia edilen gizli kamera görüntülerinin yayımlanmasından sonra genel başkanlık görevinden istifa etti.
Baykal, Meclis'in en yaşlı üyesi sıfatıyla 2015 Türkiye genel seçimlerinden sonra bir süre Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak görev yaptı. Haziran-Temmuz 2015 TBMM Başkanlığı seçiminde CHP'nin Meclis başkanı adayı oldu, fakat Adalet ve Kalkınma Partisi adayı İsmet Yılmaz Meclis Başkanı seçildi.[2] Ahmet Davutoğlu tarafından Baykal'a Seçim Hükûmeti bakanlığı teklif edildi fakat Baykal bu teklifi bir mektupla reddetti.[3] Kasım 2015 Türkiye genel seçimlerinden sonra Meclis'teki en yaşlı milletvekili olduğu için 17 Kasım 2015'te bir süre TBMM Başkanı olarak görev yaptı. TBMM başkanlığı görevine Baykal yerine 22 Kasım 2015 tarihinde Meclis başkanı olarak seçilen AK Parti Milletvekili İsmail Kahraman geçti.
2002 genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisinden Antalya'dan milletvekili oldu ve milletvekilliğini ölümüne kadar sürdürdü.
İlk yılları ve eğitimi
20 Temmuz 1938 tarihinde Antalya'da doğdu. Babası Çerkes kökenli Hüseyin Hilmi Bey, annesi ise Mısır göçmeni Feride Hanım'dır. 1952 yılında Antalya Atatürk Ortaokulundan, 1955 yılında Antalya Lisesi'nden mezun oldu. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne 1960 yılında asistan olarak girdi. 1963'te doktora çalışmalarını tamamladıktan sonra iki yıl Rockefeller Foundation bursu ile ABD'de kaldı ve Columbia Üniversitesi ile Berkeley Üniversitesi'nde çalışmalarını sürdürdü. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Siyaset Bilimi doçenti olarak çalıştı. Siyaset Bilimi ile ilgili birçok kitap ve makale yazdı.
Siyasi kariyeri
İlk yılları
Siyasetle 1960'lı yıllara doğru Demokrat Parti iktidarına karşı gelişen öğrenci hareketlerine katılmakla tanışan Baykal, CHP'nin 1965 genel seçimlerindeki yenilgisini analiz ettiği ve daha sonra doçentlik tezine dayanak olacak olan raporla CHP yönetiminin dikkatini çekti. Doçent olduğu yıl olan 1968'de CHP'ye girerek siyasal yaşama atıldı. 14 Ekim 1973 tarihinde yapılan genel seçimlerde 185 milletvekili kazanarak birinci olan Cumhuriyet Halk Partisi'nden Antalya milletvekili seçildi.
Seçimlerden sonra 1974'te Bülent Ecevit başbakanlığında kurulan ve kurulması için kendisinin de çok uğraştığı CHP-MSP koalisyon hükûmetinden Maliye Bakanı oldu. Kıbrıs Harekatı'nın seçim zaferine dönüşmesi için Ecevit'i zorlayanlardan biri oldu ve hükûmetin istifasından sonra erken seçime gidilememesi nedeniyle parti içinde zor durumda kaldı. Orhan Eyüboğlu'nun yeniden genel sekreterliğe seçildiği 22. Olağan kurultayda (14 Aralık 1974) Mustafa Üstündağ ile birlikte genel sekreter yardımcısı oldu. Baykal, yönetim anlayışı ve çalışma yöntemleri konusundaki görüş ayrılıkları nedeniyle 8 Mart 1976'da bu görevinden istifa etti. Merkez Yönetim Kurulunun 4 üyesi de Baykal ile hareket etti. CHP tarihinde bu olay 5'ler Hareketi olarak yer aldı. 1976 yılındaki parti kurultayında Ecevit'e açıkça karşı çıktı, ancak listesi seçimi kaybetti.
5 Haziran 1977 tarihinde yeniden Antalya milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi. 1978'de kurulan 3. Ecevit hükûmetinde ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yaptı. Bakanlığı sırasında ATAŞ Rafinerisi'nin kamulaştırılması için Başbakandan habersiz bir manevraya girişti. Deniz Baykal bu dönemde CHP parti meclisi ve merkez yürütme kurulu, genel sekreter yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1979 Ekim ara seçimlerinden sonra toplanan olağanüstü CHP kurultayında parti yönetimini ağır bir şekilde eleştirdi ve Ecevit'e rakip olarak genel başkan adaylığını açıklayan Erol Çevikçe'yi destekledi; fakat Ecevit seçimi büyük bir oy farkıyla kazanınca Baykal'ın parti içindeki itibarı azaldı. 1980 yılında MHP ile koalisyon arayışına girecek kadar Ecevit'ten uzaklaştı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi'nden sonra bir süre Ankara'da Ordu Dil Okulu'nda gözetim altında tutuldu.
1982 Anayasası'nın 5 yıl süreyle siyasi yasağı getirdiği politikacılar arasında yer aldı. 1983 yılında siyasal partilerin kurulmasına izin verilmesinden sonra "yasaklı olmalarına rağmen faaliyetlerini sürdürdüğü" gerekçesiyle bir grup önde gelen CHP'li ve AP'li politikacıyla birlikte Çanakkale Zincirbozan Askeri Tesisleri'nde ikinci kez gözetim altına alındı.
Siyasi yasaklı olmasına karşın 1984 yılında Sosyal Demokrasi Partisi'ne (SODEP) girdi; bu partinin Sosyaldemokrat Halkçı Parti'yle (SHP) birleşmesiyle SHP'li oldu. Eylül 1987'deki referandumla siyasi yasakların kaldırılmasından sonra Kasım 1987'deki genel seçimlerde SHP'den Antalya milletvekili seçildi. SHP'de önce grup başkanvekilliği ardında da genel sekreterlik görevlerinde bulunan Baykal, Haziran 1988'de göreve başladığı genel sekreterlik görevi sırasında demokratikleşme çabalarına ilişkin bir rapor hazırlattı (Temmuz 1990). Görüş ayrılıkları yüzünden 10 Eylül 1990'da genel sekreterlik görevinden istifa ettikten sonra SHP parti içi muhalefetinin önderi oldu. SHP'de bu dönemden başlayarak olağan ve olağanüstü kurultaylarda Genel Başkan Erdal İnönü'nün üç defa (Eylül 1990, Temmuz 1991 ve Ocak 1992) karşısına çıktı ancak hepsinde yenildi.
Deniz Baykal, Antalya milletvekili olarak Türkiye Avrupa Birliği Karma Parlamentolararası Komitesi eşbaşkanlığını yürüttü. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyeliğine seçildi. TBMM Dışişleri Komisyon üyeliğinde bulundu. Temmuz 1992'de kapatılan siyasi partilerin açılmasına izin veren yasanın sağladığı imkânla CHP'ye geçti ve 9 Eylül 1992 tarihinde toplanan CHP Kurultayında Genel Başkanlığa seçildi. Genel başkan olduğunda 54 yaşındaydı.
Koalisyon dönemi
Sosyal demokrat partiler 1994 yerel seçimlerine üç parça halinde (SHP, DSP, CHP) katıldı. Üç partinin de seçimlerde düşük oy alması parti tabanlarında birleşme baskısını artırdı. DSP baştan olumsuz yanıt verirken, SHP bu talebe olumlu yaklaştı. Sürdürülen görüşmeler sonucu iki partinin genel başkanları Murat Karayalçın ve Baykal arasında Birleşme Protokolü imzalandı; bütünleşme kurultayının 28 Ocak 1995'te yapılması kararlaştırıldı. Ancak, Baykal ile Karayalçın'ın genel başkanlık ve birleşmenin hangi partinin tüzel kişiliği altında olacağı konusunda anlaşmazlık yaşaması üzerine kurultay gerçekleşmedi. Daha sonraki süreçte Karayalçın ile Baykal, Hikmet Çetin'in genel başkanlığı üzerinde uzlaşmaya vardı.
18 Şubat 1995 tarihinde iki partinin kurultayı yapıldı ve SHP kendisini feshederek CHP'ye katıldı. Hikmet Çetin oybirliğiyle CHP Genel Başkanı seçildi. Birleşmeden sonra, 9-10 Eylül 1995 tarihlerinde Ankara'da yapılan 27. CHP Olağan Kurultayı'nda Murat Karayalçın'ı yenerek genel başkanlığa seçildi; Parti Meclisi de Baykal'ın listesinden oluştu.
Kurultay'dan sonra DYP-SHP koalisyonunun yeni başbakan yardımcısı olan Baykal, ortağı Tansu Çiller'den İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'in istifasını istedi; ancak Çiller bunu kabul etmedi. Bozulan ortaklık nedeniyle Çiller, hükûmetin istifasını Cumhurbaşkanı Demirel'e sundu. Çiller, azınlık hükûmeti kurdu; ancak güvenoyu alamadı. Bunun üzerine Çiller ve Baykal yine bir araya geldi. Baykal, genel seçim şartıyla koalisyon kurabileceğini söyledi ve 24 Aralık tarihinde seçim yapılması kararı çıktı. 30 Ekim 1995 tarihinde kurulan DYP-CHP koalisyon hükûmetinde Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı görevlerini üslendi.
24 Aralık 1995 milletvekili genel seçimlerinde yeniden Antalya milletvekili oldu. Seçimleri takiben 53. Hükümetin (Anayol Hükûmeti) kurulmasıyla Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerinden ayrıldı.
1997'de kurulan Anasol-D Hükümetini dışarıdan destekledi. 23 Mayısıs 1998 tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 27. Olağan Kurultayında genel başkanlığa 3. kez seçildi. Baykal ile başbakan Mesut Yılmaz arasında 3 Haziran 1998'de erken seçim konusunda bir protokol imzalandı; seçimlerin 18 Nisan 1999 tarihinde yapılması kararlaştırıldı. Ancak 1998'in yaz aylarında patlak veren Türkbank Skandalı'ndan sonra hükûmetten desteğini çekti. Anasol-D Hükûmeti, yolsuzluk ve Türkbank ihalesi konusunda verilen gensorunun TBMM'de kabul edilmesi üzerine 25 Kasım 1998 tarihinde düştü.
18 Nisan 1999 seçimlerinde, yüzde 8,71 oy alan Deniz Baykal liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi tarihindeki en kötü seçim sonucunu alarak yüzde 10'luk seçim barajını aşamadı ve ilk kez TBMM dışında kaldı. Seçim yenilgisinin ardından istifa etmeyeceğini açıklayarak kendisine yöneltilen tepkileri artıran Baykal, sonunda tepkilere karşı duramayarak 22 Nisan 1999 tarihinde genel başkanlıktan istifa etti. İstifasından 17 ay sonra, 30 Eylül-1 Ekim 2000 tarihlerinde Ankara'da toplanan Cumhuriyet Halk Partisi 11. Olağanüstü Kurultayı'nda yeniden aday oldu ve dördüncü kez genel başkan seçildi.
Ana muhalefet partisi lideri
3 Kasım 2002 Türkiye genel seçimleri'nde CHP yüzde 19,4 oyla 177 milletvekili kazanarak TBMM'ye giren tek muhalefet partisi oldu. Deniz Baykal da Antalya milletvekili seçildi. Baykal, 22. Dönem TBMM'de Ana muhalefet partisi Genel başkanı olarak görev yaptı.
2002 yılında Anayasa Mahkemesi, Recep Tayyip Erdoğan'ın TCK'nın 312. maddesinden mahkûm olduğu gerekçesiyle “milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmadığını” belirterek parti kurucusu olamayacağını hükme bağlamıştı. Yüksek Seçim Kurulu da (YSK) Anayasa'nın milletvekili seçilme yeterliliğini düzenleyen 76. maddesinde yer alan “ideolojik ve anarşik eylemlere katılma” hükmünü gerekçe göstererek Erdoğan'ın 2002 genel seçimlerindeki adaylığını kabul etmedi. Seçimden sonra, 5 Kasım 2002'de Erdoğan'ı ziyaret eden Baykal, “Kanaatim, bir insanın siyasi suç niteliğinde mahkum olmasının ömür boyu siyasetten mahrum edilmesine gerekçe olmamalıdır” dedi. Baykal'ın ziyaretiyle CHP'nin anayasa değişikliğine destek vermesi ve YSK'nın Ak Parti'nin başvurusu üzerine 4 Aralık'ta, Siirt'in Doğanköy köyünde seçimde usulsüzlük olduğuna karar verilerek Siirt seçimlerinin tekrarlanmasına karar vermesi, Erdoğan'ı TBMM'ye ve başbakanlığa taşıyan süreci başlattı.
2003 Ekim ayında 30. Kurultayda tekrar genel başkanlığa seçildi. 29-30 Ocak 2005'te yapılan 13. CHP Olağanüstü Kurultayı'nda, rakibi Mustafa Sarıgül'ü yenerek genel başkanlık görevine devam etti. 19-20 Kasım 2005'te toplanan 31. Olağan Kurultayda 1158 oyun tamamını alarak tekrar genel başkanlığa seçildi. 2007 genel seçimlerinde CHP'nin de içinde bulunduğu sol ittifak yüzde 20,9 oy aldı. Deniz Baykal 26 Nisan 2008'de yapılan 32. CHP Olağan Kurultayı'nda 1231 delegeden 1021'inin oyunu alarak tekrar genel başkan seçildi.
6 Mayısıs 2010 gecesi Metacafe adlı video paylaşım sitesinde kendisi ve CHP 23. dönem milletvekili Nesrin Baytok'un içinde bulunduğu öne sürülen ve bir gizli seks kaseti olduğu iddia edilen görüntüler yayımlandı. Görüntülerin yayımlanmasının ardından video medya tarafından haberleştirildi ve Türkiye gündeminde yer buldu. Baykal'ın avukatı görüntülerin montaj olduğunu öne sürdü ve Baykal olayı bir "komplo" olarak nitelendirdi. 10 Mayısıs 2010 tarihinde Baykal yayımlanmış görüntülere "meydan okumak için" genel başkanlık görevinden istifa ettiğini açıkladı.
Ana muhalefet partisi liderliği sonrası

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşme esnasında Baykal (10 Haziran 2015).
Baykal, 2011 ve Haziran 2015 genel seçimlerinde CHP'den Antalya milletvekili seçildi. 2015 genel seçimlerinden sonra meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla 23 Haziran 2015 günü 25. Dönemin ilk oturumunu açtı ve yeni TBMM Başkanı İsmet Yılmaz seçilene kadar Meclis Başkanlığına vekalet etti. 24 Haziran 2015 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından 30 Haziran 2015'te yapılan TBMM başkanlık seçimleri için başkan adayı olarak gösterildi. Seçimde 1. turda 125, 2. turda 128, 3. turda 129 ve 4. turda 182 oy alarak seçimi kaybetti. Son turdaki rakibi İsmet Yılmaz 258 oy ile 1. olup 26. TBMM Başkanı oldu.
1 Kasım 2015 tarihinde yapılan erken seçimlerde CHP'den Antalya milletvekili seçildi. Yine bu seçimlerden sonra meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla yeni başkan seçilene kadar oturumları yönetti.

Devlet Büyükleri Anıt Mezarlığı'nda Deniz Baykal'ın kabri, Ankara
16 Ekim 2017'de beynindeki ana damarın tıkalı olması nedeniyle Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi'nde yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı. Buradaki 51 günlük tedavi sürecinin ardından, Almanya'da da yaklaşık 2,5 ay fizik tedavi gördü. 20 Mart 2018 tarihinde Türkiye'ye dönen Baykal'ın tedavisi devam etti. 2018 Genel Seçimleri öncesinde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tedavisi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde süren Baykal'ı ziyaret ederek Antalya'dan birinci sıradan adaylık teklif etti. 24 Haziran 2018 seçiminde Antalya milletvekili olarak seçilen Baykal, sağlık sorunları nedeniyle ancak 21 Şubat 2019'da Meclis'te yemin edebildi. Deniz Baykal'ın en yaşlı üye olmasına rağmen sağlık sorunları gerekçesiyle özür beyan etmesi üzerine ikinci en yaşlı üye olarak Durmuş Yılmaz, meclisin geçici başkanı oldu.
Ölümü ve cenaze töreni
Baykal, 11 Şubat 2023 tarihinde Ankara'daki evinde 84 yaşında hayatını kaybetti. Kızı Aslı Baykal babasının kalp krizi nedeni ile öldüğünü açıkladı. 14 Şubat 2023 tarihinde ilk olarak Çankaya'daki Cumhuriyet Halk Partisi genel merkezinde tören düzenlendi ve ardından naaşı Türkiye Büyük Millet Meclisine götürülerek burada resmi bir anma töreni düzenlendi. Ahmet Hamdi Akseki Camisi'nde kılınan cenaze namazı sonrası Devlet Mezarlığı'na defnedildi.
Kişisel hayatı
1963 yılında Olcay Baykal ile yaptığı evlilikten 2 çocuk sahibi oldu. Çok iyi derecede İngilizce bilmekteydi.
- 2024 - Yılmaz Karakoyunlu, Türk siyasetçi ve yazar (d. 1936)
- 2024 - Füruzan, Türk yazar (d. 1932)
Yorumlar
Yorum Yap