İsrail’de Netanyahu'ya sandık şoku! Eisenkot hükümeti kuracak mı? "Vitrin değişir politika değişmez"

İsrail’de seçimlerin ardından hiçbir blok tek başına hükümet kuracak çoğunluğa ulaşamazken, sandıktan birinci çıkan Likud’un lideri Netanyahu’nun geleceği de belirsizliğini koruyor. Uzman isimler A Haber'de Arap partilerinin alacağı tutumun hükümet denkleminde belirleyici olabileceğini belirterek, önümüzdeki süreçte zorlu koalisyon pazarlıklarının yaşanabileceğine dikkat çekti. Canlı yayına katılan uzman ismin "Vitrin değişir politika değişmez" yorumu da İsrail'deki tabloyu özetledi. İşte İsrail'deki seçime dair kritik değerlendirmeler..
İsrail'de yapılan kritik seçimlerin ardından sandıktan kesin bir zafer çıkmazken, katil Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonu meclis çoğunluğunu kaybetti ancak partisi Likud ile yarışı birinci sırada tamamladı.
A Haber canlı yayınında uzman isimler kritik seçime dair dikkat çeken yorumlarda bulundu.
“DIŞINDAKİ DİASPORADA CİDDİ BİR NETANYAHU KARŞITI BLOK OLUŞTU”
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Kemal Olçar, seçimlere katılım oranının yüzde 77'nin üzerine çıkmasının arkasındaki dinamikler, 70 binden fazla İsrail vatandaşının "Fly and vote" kampanyasıyla yurt dışından gelerek oy kullanması ve halkın mevcut tablodan bıkmış olmasına rağmen iktidara gelmesi muhtemel olan Gadi Eisenkot'un Netanyahu'dan farksız bir profil çizip çizmeyeceği sorusu üzerine süreci analiz etti.
KATİL BİBİ'NİN SON KOZU A HABER’DE DEŞİFRE: YARGILANMAMAK İÇİN PAZARLIK!
Olçar, "Şu anda katılım oldukça yüksek gözüküyor. Özellikle Arap asıllı İsrail vatandaşları yüksek miktarda katılım sağladı. Tabii bu İsrail vatandaşı olan Filistinli partilerin kabinede doğrudan yer alacağını ya da doğrudan destek vereceğini düşünmüyorum. Ancak dışarıdan bir destek sağlayabilirler; özellikle Likud ve ekibine karşı hükümetin kurulması adına bir blok oluşturabilirler. Bu nedenle Eisenkot'un Arap partilerinden dışarıdan destek alacağını tahmin ediyorum. Hükümet kurmak için 28 günlük bir süre var, 14 gün de uzatılabilir. Neticede 4 Kasım'daki resmî ilanın ardından başlayacak süreçte bir blokaj oluşacak ve Arap partileri geçmişte olduğu gibi dışarıdan belirleyici bir rol üstlenecektir. Ancak 2023'ten bu yana Filistin halkına uygulanan mezalim ve soykırım karşısında oradaki Arap vatandaşların net bir tavır takınması gerekiyor. Yurt dışındaki diasporada yaşayan Yahudiler ise Netanyahu'nun 2023'ten beri Filistin, Lübnan, Yemen ve Suriye topraklarındaki saldırgan tavrından bıkmaktan ziyade, yaşadıkları coğrafyalarda dışlanmış durumdalar. Bu dışlanmayı doğrudan Netanyahu hükümetine bağlıyorlar. Dolayısıyla hem katılım bu sebeple arttı hem de yurt dışındaki diasporada ciddi bir Netanyahu karşıtı blok oluştu" ifadelerini kullandı.
"SİYONİZM BİR ORTAK AKILDIR: İSİMLER DEĞİŞİR ZİHNİYET DEĞİŞMEZ"
İsrail yönetimindeki yapısal devamlılığın altını çizen Doç. Dr. Kemal Olçar, "Burada birbirine çok benzeyen yapılar söz konusu, sadece metot değişikliği var. Bu ta Ben-Gurion felsefesine kadar uzanan, Oded planıyla taçlanan ve günümüze kadar sürdürülen değişmeyen yapısal bir durumdur. Siyonizm, İsrail'de adeta bir ortak akıldır. Siyasi yapıda ya da bürokraside önemli bir noktaya gelmek istiyorsanız bu Siyonist yapının içinde olmak zorundasınız. Bunun Amerika'da da bir karşılığı var. ABD'de başkanlar ya da kabineler değişir ama Siyonizmi destekleyen temel omurga değişmez. Hükümete kim gelirse gelsin oradaki lobilerin, şirketlerin ve düşünce kuruluşlarının desteğini mutlaka alacaktır; çünkü bu yapılar doğrudan İsrail hükümetine destek verecek şekilde kodlanmıştır. Bu tablo bize şunu gösteriyor: Eisenkot gelince Lübnan'daki saldırıları durduracak mı? Hayır. Gazze'deki soykırıma devam edecek mi? Evet. Batı Şeria'daki işgalciler duracak mı? Hayır, devam edecek. Husiler konusundaki tavır aynı kalacak. İran yine önemli bir tehdit olarak görülecek ve ABD ile müştereken saldırı politikaları sürdürülecektir" değerlendirmesinde bulundu.
"DIŞ POLİTİKADA ASLA ILIMAN BİR İSRAİL BAŞBAKANI GÖREMEZSİNİZ"
Eisenkot ile Netanyahu arasındaki olası nüanslara ve sahadaki askeri planlamalara değinen Olçar, "Ayrıştıkları tek nokta şu olabilir: Eisenkot'un sadece içeriye yönelik biraz daha ılıman bir yapısı var. Dış politikada kuruluşundan bugüne kadar hiçbir İsrail başbakanında ılıman bir tavır göremezsiniz. Eisenkot'un içerideki ılımanlığı, sol fraksiyonlara Netanyahu gibi mesafeli durmayıp daha kapsayıcı olmasından kaynaklanıyor. 'Düşmanlarımıza karşı dağılmamak için iç cepheyi güçlendirelim' zihniyetiyle hareket ediyor; oysa Netanyahu yalnızca aşırı sağ bloklara yaslanmayı seçiyordu. Askeri düzleme bakıldığında ise hiçbir şey değişmeyecektir. Eisenkot zaten eski Genelkurmay Başkanı, yani mevcut askeri planların bizzat mimarıdır. Hizbullah'a karşı konuşlanan birlikler, Suriye'nin Kuneytra bölgesindeki garnizonlaşma faaliyetleri aynen sürecektir. Yunanistan ile kurulan blok dağılmayacak, Hindistan'la oluşturulan altılı yapı bozulmayacaktır; aksine bu projelere ayrılan finansman ve askeri güç daha da artırılabilir. MOSSAD ve Şin Bet marifetiyle yürütülen karanlık istihbarat faaliyetleri, komşu ülkelerin içişlerine müdahale ve bölgeyi parçalama politikaları hız kesmeden devam edecektir. Çok büyük bir mucize beklemek doğru değil, Türkiye ile ilişkiler konusunda konuşmak için ise henüz çok erken" sözleriyle aktardı.
"NETANYAHU ŞARTLARINI DAYATACAK: YARGILANMA SÜRECİ BİTEBİLİR"
İsrail yönetimindeki bu olası değişimin yargı süreci devam eden Netanyahu'nun şahsi durumunu nasıl etkileyeceği ve ceza alıp almayacağı konusundaki merak üzerine konuşan Doç. Dr. Kemal Olçar, "Netanyahu'nun bu aşamadan sonra yargılanması mümkün olmaz. Çünkü Netanyahu, 'Görevi bırakırım ama şartlarım var' diyerek masaya oturacaktır. Bu şartların başında da hakkındaki yargılama süreçlerinin sonlandırılması gelir. Zaten Trump da bu yaklaşımı fazlasıyla destekliyor. Hatta Eisenkot'un kuracağı muhtemel hükümette Netanyahu görev dahi alabilir. İsrail siyasi geleneğinde eski başbakanların yeni kabinelerde bakanlık yapması alışılmadık bir durum değildir. Dolayısıyla yargı sürecinin bitirilmesi şartıyla dış politikada yeni hükümete destek veren, Trump ile ilişkileri yürüten ve ABD'ye mekik dokuyan kolektif bir figür olarak karşımıza çıkabilir. Şayet bu uzlaşı sağlanamazsa Netanyahu diğer partileri tehdit, şantaj ve ikna yöntemleriyle kendi safına çekmeyi dener; hatta imkânsız gibi görünse de ödül-ceza mekanizmasıyla Arap partileri üzerinden bile oyun kurmaya kalkışabilir, zira söz konusu İsrail olduğunda her türlü kirli senaryo mümkündür" dedi.
"BÖLGE DEVLETLERİ REHAVETE KAPILMAMALI, MÜCADELE SÜRMELİ"
Sözlerinin sonunda bölge ülkelerine çok kritik bir uyarıda bulunan Doç. Dr. Kemal Olçar, "Geleceğe dair analizimiz nettir; İsrail İsrail'dir, Siyonizm Siyonizm'dir. Gelecek hiçbir başbakan veya kabine bu temel paradigmayı değiştirebilecek güçte değildir. Amerika'da başkanın kararlardaki ağırlığı yüzde 10'u geçmez; kararlar lobiler, Ulusal Güvenlik Konseyi ve şirketlerin oluşturduğu derin mekanizmalarla alınır. İsrail'de de benzer bir vesayet vardır ve hiçbir kabineye temel işgal felsefesini değiştirme yetkisi verilmez; böyle bir durumda erken seçime giderler yine izin vermezler. Değişmeyecek tek gerçek budur. Bu nedenle bölge halkları ve bölge hükümetleri olarak 'İsrail'de yönetim değişti, bu katil devlet artık soykırım yapmayacak, topraklarını genişletmeyecek, masumları katletmeyecek' yanılgısına asla düşmemeliyiz. İsrail'e karşı oluşturduğumuz ittifaklara, paktlara ve güvenlik tedbirlerine kaldığımız yerden tavizsiz devam etmek zorundayız; aksi takdirde her iktidar değişiminde yaşanacak rehavet çok ağır sonuçlar doğurur" ifadeleriyle uyarısını noktaladı
"ILIMLI" DEDİKLERİ EISENKOT KATLİAM DOKTRİNİNİN MİMARI ÇIKTI
1 Kasım 2022'de yapılan seçimlerde Likud Partisi'nin yaklaşık 32 sandalye elde ettiği, sağ, aşırı sağ ve dini partilerin desteğiyle 64 sandalyeli güçlü bir koalisyon kuran Netanyahu'nun günümüzde 24-25 sandalyeye, koalisyonunun ise yaklaşık 50 sandalyeye kadar gerilediği A Haber ekranlarında Gece Ajansı'nda, hatırlatılarak Gadi Eisenkot'un olası başbakanlığının Filistin açısından bir farklılık doğurup doğurmayacağı masaya yatırıldı.
SOYKIRIMCI ZİHNİYETİN DEĞİŞMEYEN POLİTİKASI: “KİM GELİRSE GELSİN FİLİSTİN MESELESİ DEĞİŞMEZ!"
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali, Gazze ve Batı Şeria konusunda temel bir politika değişikliği beklemediğini belirterek, "Filistin, Gazze ve Batı Şeria konusunda bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. Çünkü 7 Ekim sonrası Gazze'nin özel durumu da ortadayken bu iki mesele, İsrail Devleti'nin kim gelirse gelsin değişmez politikasına dönüşecek. Buradaki güvenlikçi önlemler, Batı Şeria'da yerleşimci işgalcilerin sayısının artırılması ve Gazze'de geleneksel güvenlikçi ve katliamcı politikalara aynen devam edilecektir" ifadelerini kullandı.
Gadi Eisenkot'un askeri geçmişine ve uyguladığı yıkıcı stratejilere dikkat çeken Dr. Anar Ali, "Eisenkot, Netanyahu'ya göre ılımlı bir isim gibi görünebilir ancak geçmişine baktığımız zaman 2006'da Lübnan'da uygulanan Dahiye Doktrini'nin mimarlarından biridir. Dahiye Doktrini, sadece askeri alanları değil, sivil yerleşim yerlerini ve altyapıyı tamamen yok ederek halka 'Hizbullah'ı seçtiniz, bedeli bu' mesajını vermektir. Benzerini Gazze'de uyguladılar ve Eisenkot bunu geliştiren isimlerdendir. Kendisi aynı zamanda Gazze'ye yönelik Dökme Kurşun Operasyonu'nun mimarlarındandır ve 2015-2019 yılları arasında Netanyahu'nun Genelkurmay Başkanlığını yürütmüştür" sözleriyle sahadaki gerçeği aktardı.
İSRAİL SEÇMENİ NEDEN EISENKOT BLOKUNA YÖNELDİ?
Eisenkot'un bu derece sert ve sivil altyapıları hedef alan askeri geçmişine rağmen İsrail halkının uluslararası baskılar ve mevcut vahşet ortamında neden Eisenkot blokunu Netanyahu'ya tercih ettiği yönündeki değerlendirmelere de açıklık getirildi.
Dr. Anar Ali, Eisenkot'un Netanyahu'dan daha kötü bir profil olarak algılanmadığını dile getirerek, "Eisenkot, Netanyahu'ya kıyasla daha ılımlı bir profil olarak görülüyor. Eisenkot blokunun öne çıkmasının temel nedeni toplumun önemli bir kesiminde Netanyahu'ya karşı oluşan derin bıkkınlıktır. Ancak Eisenkot'un hükümeti kurup kuramayacağı henüz kesin değildir. İsrail'de koalisyon müzakereleri son derece yıpratıcı geçmektedir; nitekim 2019-2021 yılları arasında hükümet kurulamadığı için beş kez seçime gidilmiştir. Benzer bir tablonun tekrarlanması ve yeniden seçime gidilmesi ihtimal dahilindedir" dedi.
75 BİN KİŞİLİK KATLİAMA RAĞMEN BİRİNCİ ÇIKAN LİKUD
İsrail toplumunun mevcut siyasi tercihlerini analiz eden Dr. Anar Ali, "Toplumda ciddi bir bıkkınlık olmasına rağmen Likud'un 7-8 koltuk kaybederek de olsa seçimden hâlâ birinci parti çıkması dikkat çekicidir. 75 binden fazla insanın ölümüne sebep olan bir katliam yaşanırken ve bölgede saldırılmadık ülke kalmamışken Netanyahu'nun partisinin yine birinci çıkması, Yahudi toplumunun ruh sağlığı açısından sorgulanması gereken bir durumdur" tespitinde bulundu.
Netanyahu'nun iktidarını korumak uğruna devlet mekanizmasını tahrip ettiğini vurgulayan Dr. Anar Ali, "16 yıldır başbakanlık koltuğunda oturan ve ülkenin en uzun süre görev yapan siyasetçisi olan Netanyahu, sivil ve askeri bürokrasiyi hırpalayarak tamamen kendine bağımlı hale getirmiştir. Ordu bile büyük ölçüde onun kontrolündedir; Katar, Suriye, Lübnan, Gazze ve Filistin'e yönelik saldırılar bunun somut göstergesidir. Muhalefetin temel eleştirisi, iyi kötü işleyen bir sistemin Netanyahu tarafından yok edilmesi ve Anayasa Mahkemesi'nin yetkilerini kısıtlayan adımların atılmasıdır. 7 Ekim öncesinde de ülkede büyük protestolar bu sebeple vardı" ifadelerini kullandı.
Netanyahu'nun şahsi ikbalini kurtarmak için güvenlik politikalarını araçsallaştırdığını belirten Dr. Anar Ali, "Netanyahu koltuktan indiği anda rüşvet ve yolsuzluk gibi devam eden ceza davaları nedeniyle yargılanacağını ve hapse girme ihtimali olduğunu biliyor. Bu yüzden tüm seçim kampanyasını güvenlik üzerinden yürüttü. Hatta seçime saatler kala oy kullanan Arap vatandaşların görüntülerini paylaşarak, 'Bakın bunlar Hamas sempatizanları, sandığa gidiyorlar. Likudlular neredesiniz, gidin oy verin' diyerek skandal bir propagandaya imza attı" şeklinde konuştu.
ARAP SEÇMENİN TARİHİ ÇIKIŞI VE SABOTAJ RİSKİ
Seçim sonuçlarında Arap nüfusun katılımının belirleyici olduğunu kaydeden Dr. Anar Ali, "2022 seçimlerinde Arap seçmenin katılımı yüzde 53 seviyesinde kalmış, Balad Partisi barajı aşamamış ve Arap partileri toplamda 10 milletvekili çıkarabilmişti. Ancak bu seçimde Arap nüfusunun sandığa gitme oranı yüzde 73'e kadar ulaştı ve yaklaşık 18 milletvekili kazandılar. Muhalefet bloku Netanyahu'ya karşı duruş sergilemek istiyorsa koalisyon sürecinde pragmatik olmak zorundadır. İki devletli çözümü savunan Ra'am Partisi'nin desteği olmadan bir hükümet kurma şansları bulunmamaktadır" değerlendirmesinde bulundu.
Hükümet kurma sürecinde Netanyahu'nun elindeki askeri gücü koz olarak kullanabileceğine işaret eden Dr. Anar Ali, "Cumhurbaşkanı İzak Herzog görevi Eisenkot'a verse bile hükümet resmen kurulana kadar başbakanlık koltuğunda Netanyahu oturmaktadır ve güvenlik bürokrasisi onun talimatındadır. Netanyahu, İran'a karşı yeni bir saldırı dalgası başlatarak koalisyon görüşmelerini sabote edebilir ve süreci kilitlenmeye sürükleyebilir" uyarısını yaptı.
Netanyahu'nun uluslararası lobi gücüne ve ABD siyasetindeki ağırlığına da değinen Dr. Anar Ali, "Netanyahu, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki lobi ve bağlantı ağlarını harekete geçirme konusunda son derece mahir bir isimdir; hatta bazı hususlarda Donald Trump'tan bile daha etkili olabilmektedir. Dolayısıyla Netanyahu'nun iktidardan uzaklaşması Trump açısından da bir avantaj sayılabilir; çünkü Netanyahu kolay kontrol edilebilecek bir siyasi profil değildir" sözleriyle açıklamasını tamamladı.
"TRUMP'IN DESTEK AÇIKLAMALARI MECBURİYETTENDİ"
ABD'deki kritik süreç ve liderler arasındaki soğuk rüzgarlara dikkat çeken A Haber Washington Muhabiri İrfan Sapmaz, "Şu ana kadar herhangi bir açıklama yok henüz Donald Trump'tan ya da Beyaz Saray'dan. Ancak şunu biliyoruz biz, Donald Trump malum senin de söylediğin gibi son 10-15 gün içerisinde iki kez Truth Social üzerinden Netanyahu'ya destek açıklamalarında bulundu. Ama bu destek açıklaması mecburiyettendi. Neden mecburiyettendi? Çünkü malum 3 Kasım seçimleri Amerika Birleşik Devletleri'nin neredeyse 50 eyaletinde başlamış vaziyette. 3 Kasım tarihinde de artık tamamıyla bütün ülke bu seçime girmiş olacak" sözleriyle sürecin perde arkasını anlattı.
İSRAİL'DEKİ SEÇİM TABLOSUNUN ABD'DEKİ YANKILARI A HABER'DE
Trump'ın seçim atmosferinde açık bir çatışmadan kaçındığını belirten Sapmaz, "Donald Trump özellikle tabii Netanyahu ile bir savaşa, bir çatışmaya girmek istemiyor, özellikle de bu 3 Kasım seçimleri nedeniyle. Ama Donald Trump'la Netanyahu'nun yıldızlarının barışmadığını biz Donald Trump'ın kendi dilinden biliyoruz. O açıdan şu an itibarıyla Netanyahu'nun gidecek olması ya da kalacak olması çok fazla bir şeyi değiştirmeyecek Donald Trump açısından. Ama Donald Trump'ın ben Netanyahu'nun şu anki pozisyonundan son derece memnun olduğunu düşünüyorum. Yani Netanyahu'nun şu anda tek başına iktidara gelememiş olmasından ve gidecek olursa şayet Netanyahu, bundan da son derece memnun olacağını düşünüyorum Donald Trump'ın" ifadelerini kullandı.
BEYAZ SARAY KULİSLERİ VE İRAN GERİLİMİ
Washington'daki lobi baskısının boyutuna değinen İrfan Sapmaz, "Çünkü Donald Trump üzerinde özellikle Amerika Birleşik Devletleri'ndeki siyasi Yahudi lobileri üzerinden çok ciddi baskılar oluşturuyordu. Donald Trump'ın üzerinde... Onun için Donald Trump'ın şu anda, şu ana kadar en azından 3 Kasım seçimleri nedeniyle Amerika'daki bu Yahudi lobileri üzerinden kendisine gelebilecek baskılardan korktuğu, çekindiği için Donald Trump iki kez Truth Social üzerinden açıklama yaptı. Ama İran meselesine bağladı bunu. Ama Donald Trump özellikle de İran konusunda kendisini yanılttığını çok iyi biliyor. Beyaz Saray'dan malum bu konuda sık sık bilgiler sızdırılıyor" değerlendirmesinde bulundu.
Beyaz Saray kabinesindeki çatlakları ve durum odasındaki ikna sürecini aktaran Sapmaz, "Özellikle de Beyaz Saray içerisindeki Donald Trump'ın kabinesinden, ekibinden başta Genel Sekreter yani Özel Kalem Müdürü Beyaz Saray'ın Susie Wiles, Genelkurmay Başkanı Dan Caine, Savaş Bakanı Pete Hegseth -ki şüphesiz tam bir Netanyahu yanlısı pozisyonunda-, aynı zamanda da CIA Direktörü John Ratcliffe gibi isimler sürekli olarak Donald Trump'a uyarılarda bulundular İran savaşına girmemesi konusunda, durumun son derece tehlikeli olabileceği konusunda. Ancak Donald Trump'ı ikna etti malum meşhur o Situation Room dediğimiz durum odasında" dedi.
LOBİLERİN KONGRE HESABI VE TRUMP'IN DENGE ARAYIŞI
Seçim anketleri ve Kongre tablosundaki son duruma dikkat çeken İrfan Sapmaz, "Donald Trump şu anda baktığımız zaman kamuoyu yoklamalarına, özellikle de inanılmaz şekilde baş aşağıya gidiyor. Neredeyse şu an itibarıyla Kongre'nin iki kanadı olan Temsilciler Meclisi'nde 435 sandalyenin 223'e 212 Cumhuriyetçiler önde, 100 sandalyeli Senato'da da 53'e 47 Cumhuriyetçiler öndeydi, Donald Trump ekibi öndeydi. Ama şu an itibarıyla bunları kaybetmiş vaziyette Donald Trump. Onun için Netanyahu'nun gidecek olmasına Donald Trump çok üzülmez, aksine Donald Trump bundan memnun olacaktır. Yeni gelen, senin soruna gelecek olursak tekrar, diyelim ki Netanyahu gitti yerine başka ekip geldi; Donald Trump için çok fazla değişen bir şey olmaz. Bu durumda Donald Trump yine çalışmaya devam edecektir" şeklinde konuştu.
ABD'deki İsrail yanlısı lobi faaliyetlerinin seçimler üzerindeki ağırlığını vurgulayan Sapmaz, "Ama 3 Kasım'a kadar şunu biliyoruz ki biz, Netanyahu ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki uzantıları çok zor durumda bıraktı Donald Trump'ı ve Temsilciler Meclisi'ni ve Senato'yu, Kongre'yi kaybettirdi neredeyse. O açıdan da Donald Trump 3 Kasım'a kadar kazasız belasız bu işi götürmenin yollarını arıyor sürekli olarak. O yaptığı açıklama da dediğim gibi Amerika'daki İsrail uzantısı lobilere şirin görünmek adınaydı. Çünkü malum Amerika Birleşik Devletleri'ndeki özellikle AIPAC dediğimiz Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi çok güçlü. 110 milyon dolarlık bütçesi bu 3 Kasım seçimleri nedeniyle iki katına çıkartıldı, 220-230 milyon dolara çıkartıldı. 435 sandalyenin 368 tanesini AIPAC, Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi başta olmak üzere Amerika'daki 52 ayrı Yahudi lobi şirketleri, kurumlar bunların destekleriyle 435 sandalyenin 368 tanesini seçtirmeyi başardılar. Bunu şunun için söylüyorum: Yani Donald Trump'ın tek başına karşı Netanyahu'ya, Amerika'daki İsrail lobilerine savaşma gücü yok. Onun için de dengeli götürmeye çalışıyor Donald Trump şu an itibarıyla" ifadelerini aktardı.
3 KASIM SONRASI VE OLASI ASKERİ SENARYOLAR
Seçim sonrası askeri senaryoları ve sahadaki ihtimalleri değerlendiren Sapmaz, "3 Kasım'dan sonra ne olur? En önemlisi Donald Trump için şu anda... 3 Kasım'dan sonra da ben çok fazla kara operasyonlarına hiç ihtimal vermedim bugüne kadar, şu ana kadar da söylediklerimiz zaten çıktı hem Beyaz Saray'ı hem Pentagon'u çok yakından takip eden A Haber muhabiri olarak. 3 Kasım'dan sonra da ben Donald Trump'ın çok ciddi bir şekilde İran'a yönelik saldırılar üzerine plan program yapacağı ve Netanyahu gelmese bile İsrail'de koalisyon bile ortaya çıksa Donald Trump kesinlikle geride kalan iki seneyi de bir şekilde tamamlamaya çalışacaktır. Yani İran'la ciddi bir kara operasyonuna girmeden vurabilir mi; Kazma Dağı'ndaki Natanz tesisleri, nükleer tesisleri vurabilir, böyle bir adım da atabilir Donald Trump" dedi.
Gelişmelerin genel bir değerlendirmesini yapan İrfan Sapmaz, "Ama şu an itibarıyla görünen çok çıplak ve net Donald Trump açısından. Bana göre son derece memnun Donald Trump şu anda Netanyahu'nun bu seçimlerde en azından silme süpürme yeniden ülkenin başbakanlık koltuğuna oturmamasından, en azından şu an görünen ve oturmayacak olmasından" sözleriyle canlı yayındaki aktarımını tamamladı.
Play Video
TAHRAN CEPHESİ: "KİM KAZANIRSA KAZANSIN İLİŞKİLER DEĞİŞMEYECEK"
İsrail'deki seçim sürecini Tahran'dan aktaran A Haber Tahran muhabiri Ekber Karabağ, "Gün içinde İran'dan resmi düzeyde herhangi bir yetkiliden İsrail'deki seçimlerle ilgili bir açıklama gelmedi. Son olarak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, 'İsrail'de kim kazanırsa kazansın bizim politikamızda bir değişiklik söz konusu olmayacak. Bizim için orada kimin kazanması önemli değil' yönünde ifadeler kullanmıştı. Bu nedenle Tahran açısından Netanyahu'nun veya Eisenkot'un ya da diğerlerinin kazanmasının pek bir anlam ifade etmediğini söyleyebiliriz" dedi. İki ülkenin fiilen bir çatışma dinamiği içinde olduğunu hatırlatan Karabağ, "İran ile İsrail an itibarıyla bir savaş içerisindeler ve bu savaşa ara verilse dahi sürecin devam ettiğini belirtebiliriz. Dolayısıyla İsrail'deki herhangi bir değişiklik İran'ı doğrudan ilgilendiriyor. Netanyahu kampanya süreci boyunca sürekli Tahran'ı hedef aldı; hatta İran'daki İslam Cumhuriyeti'ni tamamen ortadan kaldıracakları vaadinde bulundu. Bu, Donald Trump'ın politikasından oldukça farklı; çünkü Trump sadece nükleer ve benzeri başlıklara odaklanmış, mevcut sistemi yıkmak istemediğini dile getirmişti" ifadelerini kullandı.
İSRAİL SEÇİMLERİNDE KRİTİK DÜĞÜM: TAHRAN 'POLİTİKAMIZ DEĞİŞMEZ' DEDİ
İsrail iç siyasetindeki aktörlerin Tahran politikasına bakışının benzeştiğini belirten A Haber Tahran muhabiri Ekber Karabağ, "Netanyahu gitse ve yerine başka bir isim gelse dahi Tahran'a karşı izlenecek politikada yönteme, zamanlamaya ve ayrıntılara dair farklar haricinde temelde bir ayrışma bulunmuyor. Benzer bir durum İran için de geçerli; Tahran'da hükümet değişse dahi İsrail'e bakış değişmeyecektir. Eski lider Ayetullah Ali Hamaney'in yaklaşık on yıl önce dile getirdiği 'İsrail önümüzdeki 25 yılı görmeyecek' ifadesi Filistin Meydanı'nda bir takvimle sergilenirken, göreve gelen oğlu Mücteba Hamaney de benzer bir söylemle 'İsrail önümüzdeki 15 yılı görmeyecek' mesajını Tahran sokaklarına taşımıştı" sözleriyle sürecin ideolojik temellerini aktardı.
KUDÜS'TE KOALİSYON ÇIKMAZI VE ERKEN SEÇİM İHTİMALİ
Kudüs'teki son atmosferi ve sandık çıkış anketlerini sahadan bildiren AA muhabiri Faruk Hanedar, "Hükümet kanadından henüz bir açıklama gelmezken muhalefet cephesi hareketlendi. Eisenkot, Netanyahu hükümetini devirmek ve yönetimi değiştirmek için derhal harekete geçeceklerini duyurdu. Bu hamle, Netanyahu ile Eisenkot arasında bir ulusal birlik hükümeti kurulabilir mi sorusuna dair bir işaret olarak okunabilir. Diğer yandan Yair Golan da İsrail halkının mevcut hükümetin devrilmesi ve değişmesi yönünde irade gösterdiğini belirtti" dedi.
"YENİ ERKEN SEÇİM İHTİMALİ GÜÇLÜ"
Tablonun sandık çıkış verileriyle daha da karmaşıklaştığına dikkat çeken AA muhabiri Faruk Hanedar, "İsrail Devlet Televizyonu KAN'ın son güncellemesine göre muhalefet bloku 52 sandalyede görünürken, Netanyahu bloku 50 milletvekilinde kalıyor. Eski Başbakan Naftali Bennett'in listesinden bir vekilin geçişiyle Arap partilerinin toplam sandalye sayısı 18'e yükselmiş durumda. Özellikle Mansur Abbas liderliğindeki Ra'am'ın desteği hesaba katıldığında muhalefet 59 sandalyeye ulaşıyor ancak hükümet kurmak için yeterli çoğunluk sağlanamıyor. Ortak Liste liderleri dışarıdan destek sunabileceklerini açıklamış olsa da Eisenkot'un müttefiklerinden eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman gibi isimler azınlık hükümetine yanaşmayacaklarını kesin bir dille belirtmişti. Herzog'un ofisi yalanlasa da ABD'nin bir ulusal birlik hükümeti baskısı yaptığı iddiaları masada kalmaya devam ediyor. Bu tablo doğrudan yeni bir erken seçim ihtimalini güçlendiriyor" değerlendirmesinde bulundu.
İbrenin yeniden Netanyahu lehine dönüp dönemeyeceği ve yaşanabilecek askeri hareketlilik senaryolarını da ele alan AA muhabiri Faruk Hanedar, "Erken seçim kararı çıkması halinde yaklaşık 5 aylık bir süreç başlayacak ve Netanyahu geçici başbakan olarak görevini sürdürecektir. Netanyahu bu evrede tansiyonu tırmandırabilir, Filistinliler üzerindeki baskıyı artırabilir ve ABD ile birlikte dillendirilen İran'a yönelik muhtemel saldırı kartını devreye sokabilir. Hatırlanacağı üzere Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir seçim öncesinde böylesi bir operasyona itiraz etmiş, Mossad Direktörü David Zvi Hoffman planı desteklerken kurum içindeki üst düzey isimler operasyonun zamanlamasına karşı çıkmıştı. Ancak olası bir Amerikan müdahalesinde İsrail kayıtsız kalmayacaktır. Zira söz konusu İran olduğunda muhalefet de bu saldırıların arkasında duruyor; toplumun yüzde 90'ı geçmiş savaşlarda operasyonları desteklemişti. Bu yarış nihayetinde sağ ile aşırı sağın kapışmasıdır; Eisenkot, Bennett ve Liberman gibi isimler de sağ cenahtadır. İran'a yönelik olası bir askeri hamle muhalefeti Netanyahu ile zorunlu bir ulusal birlik masasına oturtabilir" ifadelerini kullandı.
"VİTRİN DEĞİŞİR, POLİTİKA DEĞİŞMEZ"
Seçim sonuçlarının stratejik yansımalarını ve Netanyahu'nun hukuki kıskacını değerlendiren Siyaset Bilimci Elif Şahin, "Ortada bir soykırım ve savaş suçlusu gerçeği var. Netanyahu için bu seçim yalnızca bir iktidar koltuğu mücadelesi değil; hakkında çıkan yakalama kararları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi süreçleri sebebiyle mutlak surette kazanmak zorunda hissettiği bir varoluş savaşıydı. Kampanya boyunca başta Türkiye olmak üzere İslam ülkelerini ve Müslüman liderleri doğrudan hedef alan, toplumsal konsolidasyonu son derece saldırgan ve şiddet diliyle inşa eden bir siyaset izledi. Bütün dünyanın ayağa kalktığı, Avrupa sokaklarının Filistin bayraklarıyla donatıldığı bir soykırım atmosferinde dahi Netanyahu'nun mecliste 25 sandalyeyle varlığını koruyacak olması vicdanları derinden sarsan bir sonuçtur" dedi.
"BİTTİ" DEMEK İÇİN ÇOK ERKEN
Arap partilerinin koalisyon denklemindeki konumunu ve muhalefetin söylemlerini irdeleyen Siyaset Bilimci Elif Şahin, "Seçim baştan sona sağ ile aşırı sağın rekabetine sahne oldu. Eisenkot kanadının dış politikada veya Filistin meselesinde Netanyahu'dan temelde ayrışan bir güvenlik vizyonu bulunmuyor. Gazze, Batı Şeria ve İran özelinde yalnızca soykırımın teknikleri, envanteri ve zamanlaması tartışma konusudur; ana omurga değişmemektedir. Arap partilerinin 18 vekile ulaşması bu yüzden önemlidir. Zaten Netanyahu da sabahtan itibaren katılımın yüksekliğini öne sürerek kendi kitlesini tahrik etmiş, seçim hırsızlığı ve sabotaj iddialarını ortaya atmıştır. Ne Netanyahu ne de Eisenkot cephesinin hükümet kurarken Arap partilerine gerçek anlamda alan açacağını düşünmüyorum. Eisenkot, Netanyahu'yu göndermek istemesine rağmen Arap partilerinin desteğini talep etmediğini defalarca ilan etti. Buradan bir ulusal birlik hükümeti çıkmazsa erken seçim kaçınılmazdır ve bu da Netanyahu'ya yeni bir propaganda zemini sağlar; dolayısıyla 'Netanyahu bitti' demek için son derece erkendir" ifadelerini kullandı.
Eisenkot ve olası yeni yönetimin iki devletli çözüme yaklaşımına ilişkin de net konuşan Siyaset Bilimci Elif Şahin, "Eski bir genelkurmay başkanından bahsediyoruz. İsrail devleti saplantılı teolojik bir kurgu üzerine inşa edilmiştir ve gelen isimler de bu Siyonist hattın birer taşıyıcısıdır. Vitrin değişir, buradaki politika değişmez. Özellikle Filistin bağlamında köklü bir kırılma yaşanmayacaktır. Her iki tarafın da Türkiye'ye, Filistin'e ve soykırım politikalarının sürdürülmesine dönük tutumları benzer ölçüdedir. Bu tablo sadece vitrinin yenileneceği ancak vahşet politikalarının kalıcı olacağı bir seçim sonucuna işaret etmektedir" sözleriyle analizini noktaladı.
"NETANYAHU'NUN GİTMESİ İNSANLIĞIN KAZANDIĞI ANLAMINA GELMİYOR"
Sandık sonuçlarının vicdani bir rahatlama yaratmadığını belirten Siyaset Bilimci Elif Şahin, "Netanyahu kaybedince insanlık kazanıyor diyemeyeceğimiz bir tabloyla karşı karşıyayız. Tabii söz konusu İsrail olduğu zaman isterdik ki Netanyahu’nun gidişini ya da bu mağlubiyeti biz de vicdani olarak rahat bir şekilde kutlayabilelim ama ne yazık ki İsrail'de sonuçlar öyle değil" ifadelerini kullandı.
Anketlerin genel olarak yanılmadığı bir sürecin geride kaldığını aktaran Şahin, "Arap partiler biraz beklenenin üzerinde parlamenter çıkarmış oldu ama Eisenkot'un da Netanyahu'nun da İsrail parlamentosundaki temsiliyeti hemen hemen eşit durumda. Burada farklı senaryoları konuşacağız. Netanyahu'yu istemiyor Eisenkot tarafı ama onu gönderecek olan Arap partilerinin desteğini de istemiyor" sözleriyle tıkanıklığı aktardı.
"SOYKIRIM SUÇLUSUNUN KAYBETMESİ YÜREKLERE SU SERPTİ AMA..."
İsrail'in saldırgan politikalarının şahıslardan bağımsız ilerlediğine dikkat çeken Siyaset Bilimci Elif Şahin, "İsrail'de sadece yönetimin değişeceği ama Gazze ile olan süreçlerin değişmeyeceği, ne yazık ki Türkiye ilişkilerinin değişmesine dair çok da umutlu olmadığımız bir tabloyla karşı karşıyayız. Elbette bir soykırım suçlusu olan, uluslararası mahkemeler tarafından bu kadar cezaya maruz bırakılmış ama hala elini kolunu sallayarak gezen Netanyahu'nun kaybettiğini görmek bir nebze de olsa her birimize iyi geldi. Temennimiz İsrail'de seçimlerle beraber bir şeylerin değişmesi yönünde" değerlendirmesinde bulundu.
İSRAİL SEÇİMLERİNDE KRİTİK TABLO! İŞTE KOALİSYON SENARYOLARI
"GAZZE POLİTİKASINDA MUHALEFETİN FARKLI BİR İDDİASI YOK"
Sunucunun sorusu üzerine sahadaki siyasi dengeleri ele alan Siyaset Bilimci Elif Şahin, "Bu seçimlerde Netanyahu ve Eisenkot'un rekabeti birbirleriyle oldu ama ne yazık ki soykırımla suçlanan İsrail'in soykırım suçları üzerinden bir rekabet alanı açılmadı. Yani Gazze politikasına dair Netanyahu'dan daha farklı bir iddiası yoktu muhalefet partisinin de. Dolayısıyla sadece iç siyasi meselelerde ayrıştıkları, belki biraz müdahale şekillerinde uzlaşamadıkları bazı konular vardı" dedi.
Gazze halkı açısından neticenin değişmediğini belirten Şahin, "Dışarıdan seyredenler için, Gazze'nin tarafında olarak bu seçim sonuçlarını seyredenler için aslında üzücü olan bu. Sandalye sayıları değişiyor, belki hükümetin ve koalisyon modelinin değiştiğini göreceğiz. Netanyahu'nun yerine Eisenkot ya da yeni bir koalisyon modeli ortaya çıkacak ama her iki taraf da ne yazık ki Filistin politikasının değişmesi yönünde seçim sürecince bir umut ışığı vermedi" şeklinde konuştu.
"BATI ŞERİA VE ABD SEÇİMLERİ YENİ SENARYOLARI BELİRLEYECEK"
Denklemin temelinde Gazze'nin yer aldığını kaydeden Şahin, "Filistin'in kazanmadığı hiçbir denklemde hiç kimse kazanmış sayılmıyor. Netanyahu'nun kaybetmesi Gazze'nin kazanması anlamına gelmiyor. Tabii İsrail'de de değişecek birtakım şeyler var. Belki Batı Şeria özelinde daha farklı politikaları konuşacak olabiliriz. Belki Kasım ayında Amerika'da gerçekleşecek seçimlerden sonra İsrail'in bölgedeki saldırganlığına dair yeni senaryoları konuşacak olabiliriz. Yani her ihtimalde Netanyahu'nun kaybetmesi bir nebze de olsa yüreğimize su serpti" sözlerini kaydetti.
Sürecin henüz başında olunduğunu ve belirsizliğin sürdüğünü ifade eden Siyaset Bilimci Elif Şahin, "Henüz konuşmak için çok erken, koalisyon modelinin nasıl oluşacağını bilmiyoruz. Yeniden seçime gitme ihtimali de dahil olmak üzere birçok opsiyon masada bulunuyor. Netanyahu tarafı da Eisenkot tarafı da Arap partileriyle doğrudan bir koalisyon kurmaktan yana değil. Burada sevindirici olan Arap partilerinin sandığa katılım oranını bu kadar yükseltmiş olması ve buradaki yeni iktidar modelinin kilit partilerinden biri haline gelmiş olmasıdır" diyerek sözlerini tamamladı.
İSRAİL’DE ANAHTAR ARAP PARTİLERİNDE
İsrail’de seçim sonrası meclis tablosunu ve olası koalisyon senaryolarını değerlendiren AA Ortadoğu Haberleri Müdürü Yardımcısı Enes Canlı, "Netanyahu, Eisenkot'a el uzatabilir. Eisenkot siyaset sahnesine bu seçimlerde diğer klasik siyasetten artık bir yerde yorulan ve Netanyahu'yu uzaklaştırmak isteyen seçmenin yöneldiği bir aktör. Daha önceki seçimlerde böyle bir çıkışı yok. İsrail seçimlerinde benzer aktörlere rastlıyoruz; geçmişte Benny Gantz ve Yair Lapid gibi isimler Netanyahu karşısında öne çıkmıştı. Ancak Netanyahu İsrail siyasetini dizayn etme ve aktörler arasındaki gedikleri bulma konusunda siyasi sahnede biraz daha tecrübeli görünüyor. Dolayısıyla Gadi Eisenkot'la bir ulusal birlik hükümeti kurması ihtimali var ve Netanyahu buna yanaşacaktır. ABD ve İsrail'in İran'a saldırı ihtimalinin kinetik hale gelmesi gibi bir ulusal güvenlik tehdidinin ortaya çıkması durumunda da Eisenkot'un elinde seçmenini Netanyahu ile iş birliği konusunda ikna edebileceği bir unsur olabilir. Ancak seçimler öncesinde Eisenkot, Netanyahu'yla kesinlikle iş birliği yapmayacağını üstüne basa basa vurguluyordu. Çünkü Netanyahu ile iş birliğine sarı ışık yakarsa ya da kapıyı açık bırakırsa oy kaybedeceğini biliyordu" ifadelerini kullandı.
ARAP PARTİLERİNİN MECLİSTEKİ STRATEJİK AĞIRLIĞI
Arap partilerinin durumuna ve koalisyon hesaplarına değinen AA Ortadoğu Haberleri Müdürü Yardımcısı Enes Canlı, "Açıkçası şöyle bir durum söz konusu; Ra'am Partisi 7 milletvekili çıkardı ve bu seçimlerde oyunu rekor seviyeye ulaştırdı. 2021-2022 yıllarında Netanyahu'nun iktidardan uzaklaştırıldığı hükümette yer alarak İsrail tarihinde ilk defa bir iktidar koalisyonuna giren bu parti, milletvekili listesinde ikinci sıraya Yahudi kökenli eski İsrail Emniyet Genel Müdürü'nü koydu. Bu, muhalefet bloğuna 'Ben sizlerle çalışmaya hazırım' mesajıydı. Güvenlikçi bir ismi yanına alarak iş birliğine yeşil ışık yaktı. Ancak Netanyahu ve aşırı sağcı koalisyonu muhalefet hakkında sürekli 'Araplarla iş birliği yapacaklar, Filistin devleti kuracaklar, Filistinlileri göreve getirecekler' şeklinde bir kara propaganda yürüttü. Muhalefet de oy kaybetmemek için seçim sürecinde Arap partileriyle koalisyona kapıyı kapattı ve iş birliğine yakın durmadı" sözleriyle aktardı.
Ortak Liste'nin tutumunun meclis dengelerini doğrudan etkileyeceğini belirten Canlı, "Burada Ortak Liste'nin tavrı dikkat çekici olacak. Ra'am Partisi Eisenkot'a katılırsa 60 milletvekiline ulaşıyorlar. Ortak Liste'nin ise 10 kadar milletvekili bulunuyor. Bunların içinden birkaç ismin ikna edilmesi ya da bir azınlık hükümetine dışarıdan destek verilmesi Netanyahu'yu iktidardan uzaklaştırabilir. Seçim kampanyası sırasında Ortak Liste'nin etkinliğine gittiğimizde herkes muhalefetle veya Eisenkot'la iş birliği yapıp yapmayacaklarını soruyordu. Kendileri 'Muhalefet bunu istemiyor, bizim de kendi prensiplerimiz var' diyerek doğrudan açık destek vermiyorlar. Çünkü siyonist sağ siyaset ile Arap seçmenin talepleri örtüşmüyor. Ancak aşırı sağcıların baskısı altındaki İsrail vatandaşı Filistinlilerin, Batı Şeria'daki ve Gazze'de soykırıma uğrayan soydaşlarının çektiği sıkıntıları azaltmak için 'Öncelikli hedefimiz bu Netanyahu hükümetini iktidardan uzaklaştırmak' diyerek muhalefetle iş birliğine sarı ışık yaktılar" açıklamasında bulundu.
LİKUD BİRİNCİ ÇIKTI: GÖREV KİME VERİLECEK?
Mevcut tablonun meclis aritmetiğinde bir kilitlenmeye işaret ettiğini vurgulayan Canlı, "Arap partileri durumu değiştirebilecek ağırlığa sahip fakat muhalefetin de onlarla masaya oturması gerekiyor. Beklentilerin aksine Likud birinci parti çıktığı için İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un hükümet kurma görevini Netanyahu'ya verme ihtimali bulunuyor. Herzog bütün partilerin temsilcileriyle görüşecek; eğer Arap partileri Eisenkot'a işaret ederse Herzog'un görevi Eisenkot'a verme ihtimali de var ve bu durumda müzakereler yeniden canlanabilir. Özetle İsrail seçimlerinde tam bir galibiyet tablosu yok. Netanyahu seçimleri kazanamadı ancak muhalefetin kazanmasını da önleyerek kaybetmedi. Arap seçmenin sandığa gitmesi, hükümetteki aşırı sağcı ve terör sabıkalı isimlerin varlığından kaynaklandı. Önümüzdeki günler hem çetin koalisyon pazarlıklarına hem de yeni bir kilitlenmeye sahne olabilir; İsrail güvenlik kartını ve saldırgan politikalarını sürdürerek siyasette yeni bir dizayna gidebilir. Netanyahu 4 yıllık iktidar koalisyonunu bir arada tutabilmek ve aşırı sağcıları memnun etmek için Katar, Yemen, Suriye, İran, Lübnan, Gazze ve Batı Şeria'ya sürekli saldırılar düzenledi. Ancak buna rağmen hem partisi oy kaybetti hem de çoğunluğu yitirdi. Karşısındaki muhalefet bloğu ise bir siyasi 7 Ekim ortaya koyamayarak Netanyahu'yu siyaset sahnesinden tamamen dışarı itemedi ve Likud yarışı yine birinci parti olarak tamamladı" değerlendirmesinde bulundu.
ANKETLERİN YANILGISI VE SAHADAKİ BEKLENTİLER
Sonuçların sürpriz niteliği taşıyıp taşımadığına ve sandıktan çıkan asıl sürprizlere dair yöneltilen değerlendirmeleri yanıtlayan AA Ortadoğu Haberleri Müdürü Yardımcısı Enes Canlı, "Basın taramalarımız, sokaktaki gözlemlerimiz ve anketler Gadi Eisenkot'un partisinin birinci parti olarak çıkma ihtimalinin çok yüksek olduğuna işaret ediyordu. Gün içindeki oy oranlarının artması, Arap seçmenin sandığa gitmesi ve Netanyahu tabanı dışındaki Tel Aviv, Hayfa gibi kıyı ve merkez kentlerde katılımın yükselmesiyle Eisenkot'un birinci parti gelmesini bekliyorduk. Likud'un birinci parti çıkması beklentisi yoktu. Netanyahu çoğunluğu kaybetse de birinci partinin lideri olarak çıktı ve 7 Ekim hezimetinin yaralarını bölgedeki çok saldırgan politikalarla sarmaya çalıştı" dedi.
7 EKİM HESAPLAŞMASI VE ARAP SEÇMENİN SANDIKTAKİ CEVABI
Netanyahu'nun yürüttüğü politikaların toplumdan onay alıp almadığı ile Arap partilerinin Meclisteki varlığını 11'den 17 milletvekiline yükseltmesinin arka planına ilişkin sorulan hususları aktaran Enes Canlı, "Muhalefet seçim kampanyasını 7 Ekim felaketi ve Netanyahu'nun hesap vermekten kaçınması üzerine kurarak 'Sen baştaydın, sen suçlusun' mottosunu benimsedi ve hükümeti sorumsuzlukla suçladı. Muhalefet bloğu şu anda mecliste daha fazla sandalyeyle önde bulunuyor ve sandığa küsen seçmen tepki oylarıyla muhalefetin arkasında toplandı. Netanyahu'nun 7 Ekim'den bu yana bölgede izlediği saldırgan politikalar İsrail vatandaşı Filistinlilerin sandığında da karşılık buldu. Çünkü baskı ve şiddet yalnızca Gazze ve Batı Şeria ile sınırlı kalmadı; '48 Arapları da polis şiddetine, yargı ayrımcılığına ve ev yıkımlarına maruz kaldı. 'Bütün İsrailliler eşittir ancak Yahudi İsrailliler daha eşittir' gerçekliğiyle marjinalleştirilen Filistinliler sandıkta tepkisini gösterdi ve bu seçimde en büyük çıkışı Arap partileri yaptı. Muhalefetteki sol, merkez ve merkez sağ seçmen de tepki oylarıyla Eisenkot'un arkasında birleşti. Ancak 7 Ekim'in ardından İsrail siyasi yelpazesinin daha sağa ve güvenlikçi politikalara kaydığı, saldırganlığın merkezde yer aldığı bir tablo oluştu; Filistinli seçmen de sandıkta buna doğrudan tepki verdi" sözleriyle aktardı.

İSRAİL'DE GENEL SEÇİM
Yorumlar
Yorum Yap