25 Ağustos Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 237. günü
Olaylar
1071 - Malazgirt Meydan Muharebesi
Malazgirt Meydan Muharebesi Bizans İmparatorluğu - Büyük Selçuklu İmparatorluğu SavaşlarıMalazgirt Meydan Muharebesi'ni anlatan bir tablo (İstanbul Askeri Müzesi)[1] Tarih 26 Ağustos 1071 Bölge Sonuç
Kesin Selçuklu zaferi
- Türklerin kitleler halinde Anadolu'ya girişi başladı.
- Türkiye tarihi başladı.
-
Bizans İmparatorluğu
- Düzenli ordu ve eyalet askerleri
- Hudut beylerinin feodal askerleri.
- Latin, Gürcü, Ermeni, Bulgar ve Türk paralı askerler
-
Büyük Selçuklu İmparatorluğu
- Peçenekler
- Uzlar paralı askerleri [not 1]
2,000 - 8,000 ölü,
4,000 esir[9] Bilinmiyor.- Gence
- Vaspuragan
- Pasinler
- Surmari
- Birinci Malazgirt
- Kayseri
- Ani Kuşatması (1064)
- Konya
- Sivas
- İkinci Malazgirt
- Ege
- Birinci İznik
- İkinci İznik
- Akşehir
- Bolvadin
- II. İoannis'in seferleri
- Konya Seferi
- Miryokefalon
- Hyelion-Leimocheir
- Bolu
- Birinci Trabzon
- Antalya
- Alaşehir
- Sinop
- İkinci Trabzon
- Sudak
Malazgirt Meydan Muharebesi, 26 Ağustos 1071 tarihinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu hükümdarı Alp Arslan ile Bizans İmparatorluğu hükümdarı Romen Diyojen arasında Malazgirt Ovasında gerçekleşen muharebedir. Alp Arslan'ın kesin zaferi ile sonuçlanan bu muharebe, "Türklere Anadolu'nun kapılarını açan son muharebe" olarak bilinir ve savaşın ardından pek çok Türk Anadolu'ya yerleşmeye başlamıştır.[10]
Malazgirt Muharebesi'nin kaybı, Bizanslılar için bir felaketti. Kayıp, iç çatışmalara ve İmparatorluğun sınır savunmasını ciddi şekilde zayıflatan bir ekonomik krize yol açtı.[11] Sınırların korunamaması Türklerin Orta Anadolu'ya doğru gerçekleşen kitlesel hareketine yol açtı – 1080 yılına gelindiğinde Selçuklu Türkleri 78.000 kilometrekarelik bir alanı ele geçirmişti. I. Aleksios'un Bizans'ta istikrarı yeniden sağlaması ise otuz yıl kadar sürmüştü. Tarihçi Thomas Asbridge'in belirttiğine göre: "Malazgirt Bizans için acı verici bir başarısızlık" idi.[12] Malazgirt, bir Bizans imparatorunun Müslüman bir komutana esir olduğu ilk olaydır.
Savaş öncesi durum
Alp Arslan, 1071 yılında Selçuklu Türklerini Bizanslılara karşı zafere ulaştırdı. Minyatür, Reşîdüddîn’in Câmiu't-Tevârîh adlı eserinin 1654 tarihli Osmanlı kopyasından olup, Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunmaktadır.[13]
1060'lı yıllarda Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Alp Arslan, Türk dostlarına bugünkü Ermenistan toprakları civarı ile Anadolu'ya doğru göç etmelerine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında Romen Diyojen, Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında Türkler, Alparslan komutanlığında, günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Manzikert (Orta Çağ Yunancasında Malazgirt) ve Erciş kalelerini ele geçirdi. Daha sonra Türk ordusu Diyarbakır'ı aldı ve Bizans yönetimindeki Urfa'yı kuşattı; ancak alamadı. Türk beylerinden Afşin Bey, güçleri arasına katıp Halep'i aldı.
Alp Arslan Halep'te konaklarken, Türk atlı birliklerinin bir kısmına ve akıncı beylere Bizans şehirlerine akınlar düzenlemesine izin verdi. Bu sırada da Türk akınlarından ve son gelen Türk ordusundan çok rahatsız olan Bizanslılar, tahta ünlü komutan Romen Diyojen'i çıkardılar. Romen Diyojen de büyük bir ordu kurup 13 Mart 1071'de Konstantinopolis'ten (bugünkü İstanbul) ayrıldı. Ordunun mevcudu 200.000 olarak tahmin edilmektedir. Bunun yanı sıra, 12. yüzyılda yaşamış Ermeni bir tarihçi olan Edessalı Matta, Bizans ordusunun sayısını 1 milyon olarak veriyor.[14]
Bizans ordusu düzenli Rum ve Ermeni birlikleri dışında ücretli Slav, Got, Alman, Frank, Gürcü, Peçenek[anlam ayrımı gerekli] ve Uz askerlerinden oluşuyordu. Ordu ilk olarak Sivas'ta dinlendi. Burada halkın coşkuyla karşıladığı imparator, halkın dertlerini dinledi. Halkın Ermeni taşkınlığı ve barbarlığından yakınmaları üzerine kentin Ermeni mahallelerini yıktırdı. Pek çok Ermeni'yi öldürüp, önderlerini sürgüne yolladı. Haziran 1071'de Erzurum'a vardı. Orada, Diyojen'in generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alp Arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.[15] Daha sonra Hınıs ilçesine geçmişlerdir. Malazgirt ovasına giden Bizans ordusu su ihtiyacını karşılamak için güzergah olarak kendine Hınıs içinde akmakta olan Kocasu Çayı yolunu seçmiştir ve ordu savaşta kullanılacak mızraklarını Hınıs ve çevresinde yetişen ağaçlardan imal etmiştir.[16]
Diyojen, Alp Arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek ve Malazgirt'i, hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat Kalesi'ni hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek Van Gölü'ne doğru ilerledi. Öncü kuvvetlerini Malazgirt'e gönderen imparator, ana kuvvetleriyle yola çıktı.
Casuslarının verdiği bilgiyle Bizans ordusunun büyüklüğünü bilen Alp Arslan, Bizans imparatoru Diyojen'in gerçek hedefinin İsfahan'a (bugünkü İran) girmek ve Büyük Selçuklu Devleti'ni yıkmak olduğunu sezdi.
Ordusundaki yaşlı askerlerin yolda kalmasına neden olan cebri yürüyüşüyle Erzen ve Bitlis yolundan Malazgirt'e varan Alp Arslan, komutanlarıyla savaş taktiklerini görüşmek için savaş meclisini topladı. Romen Diyojen ise savaş planını hazırlamıştı. İlk saldırı Türklerden gelecek ve bu saldırıyı kırmaları durumunda da karşı saldırıya geçeceklerdi. Alp Arslan ise "Kurt Kapanı Taktiği" konusunda komutanlarıyla uzlaşmıştı.
Meydan Muharebesi
26 Ağustos Cuma sabahı çadırından çıkan Alp Arslan, Malazgirt ile Ahlat arasındaki Malazgirt Ovası'nda, kendi ordugahının 7–8 km uzağında, ovaya yayılmış durumdaki düşman birliklerini gördü. Savaşı önlemek için imparatora elçiler göndererek barış teklifinde bulundu. İmparator, Sultan'ın bu önerisini ordusunun büyüklüğü karşısında bir korkaklık olarak yorumladı ve teklifi reddetti. Gelen elçileri, soydaşlarını Hristiyan topluluğuna geçmelerine ikna etmek üzere ellerine birer haç tutuşturarak geri yolladı.[6][17]
Düşman ordusunun büyüklüğünün kendi ordusundan daha büyük olduğunu gören Sultan Alp Arslan, savaştan sağ çıkma ihtimalinin düşük olduğunu sezdi. Askerlerinin de hasımlarının sayı fazlalığı karşısında tedirginliğe düştüğünü fark eden Sultan, bir Türk-İslam adeti olarak kefene benzeyen beyaz kıyafetler giydi. Atının da kuyruğunu bağlattı. Yanındakilere şehit olduğu takdirde vurulduğu yere gömülmesini vasiyet etti. Komutanlarının savaş alanından kaçmayacağını anlayan askerlerin maneviyatı arttı. Askerlerinin cuma namazına imamlık eden Sultan, atına binip ordusunun önüne çıktı ve moral yükseltici, maneviyat artırıcı kısa ve etkili bir konuşma yaptı. Allah'ın Kur'an'da zafer vadettiği ayetleri okudu. Şehitlik ve gazilik makamlarına erişileneceğini söyledi. Müslüman Oğuzlar'dan oluşan Selçuklu ordusu savaş pozisyonuna geçti.
Orduların güzergahı
Bu sırada Bizans ordusunda dinsel ayinler yapılmakta ve papazlar askerleri kutsamaktaydı. Romen Diyojen de bu savaşı kazanması durumunda (buna inancı tamdı) ününün ve saygınlığının artacağından emindi. Bizans'ın eski ihtişamlı günlerine döneceğini hayal ediyordu. En ihtişamlı zırhını giydi ve atına bindi. Ordusuna zafer durumunda büyük vaatlerde bulundu. Tanrı tarafından şeref, şan, onur ve kutsal savaş sevapları verileceğini duyurdu. Alp Arslan'ın savaşı kaybetmesi durumunda her şeyini ve atalarından miras kalan Selçuklu Devleti'ni de kaybedeceğini çok iyi biliyordu. Romen Diyojen ise savaşı kaybetmesi halinde devletinin çok büyük güç, prestij ve toprak kaybedeceğini biliyordu. Her iki komutan da kaybetmeleri durumunda öleceklerinden emindi.
Romen Diyojen ordusunu geleneksel Bizans askerî kaidelerine göre düzenlemişti. Ortada birkaç sıra derinlikte çoğu zırhlı piyade birlikleri ve bunların sağ ve sol kollarında süvari birlikleri yerleştirilmişti. Romen Diyojen merkeze; General Bryennios sol kanada ve Kapadokyalı General Alyattes ise sağ kanadı komuta ediyordu. Bizans ordusunun gerisinde büyük bir rezerv bulunuyordu ve bu, özellikle taşra eyaletlerinde nüfuzlu kişilerin özel ordularının mensuplarından oluşuyordu. Geri rezerv ordusunun komutanı olarak genç Andronikos Dukas seçilmişti. Romen Diyojen'in bu tercihi biraz şaşırtıcıydı, çünkü bu genç komutan eski imparatorun yeğeni ve İoannis Dukas'ın oğlu olup, bu kişiler açıkça Romen Diyojen'in imparator olmasının aleyhindeydiler.[18]
Savaş öğle saatlerinde Türk atlılarının toplu ok saldırısına geçmesiyle başladı. Türk ordusunun çok büyük çoğunluğu atlı birliklerden oluştuğundan ve neredeyse hepsinde de ok olduğundan bu saldırı Bizanslılar'da önemli miktarda asker kaybına neden olmuştu. Ama yine de Bizans ordusu saflarını bozmaksızın korudu. Bunun üzerine ordusuna yanıltıcı bir çekilme buyruğu veren Alp Arslan, gerilerde gizlediği küçük birliklerinin tarafına doğru çekilmeye başladı. Bu gizlediği birlikler az miktarda organize olmuş askerlerden oluşuyordu. Türk ordusu, arka saflarda bir hilâl biçiminde yayılmışlardı. Türklerin hızlıca çekildiğini gören Romen Diyojen, Türklerin saldırı gücünü yitirdiğini ve sayıca fazla olan Bizans ordusundan korktukları için kaçtıklarını düşündü. En baştan beri Türkler'i yeneceğine inanmış olan imparator, bu bozkır taktiğine kanıp, kaçan Türkler'i yakalamak için ordusuna saldırma emri verdi.
Çok az zırhları olduğu için hızlıca geri çekilebilen Türkler, zırh yığınına dönmüş Bizans süvarileri tarafından yakalanamayacak kadar hızlıydı. Ancak buna rağmen Bizans ordusu, Türkler'i kovalamaya başladı. Yan geçitlerde pusu kurmuş Türk okçuları tarafından ustaca vurulan ama buna aldırmayan Bizans ordusu saldırıya devam etti. Türkler'i iyice kovalayıp yakalayamayan, üstüne bir de çok yorulan (üstlerindeki ağır zırhların etkisi büyüktü) Bizans ordusunun hızı durma noktasına geldi. Türkler'i büyük bir hırsla kovalayan ve ordusunun yorulduğunu anlayamayan Romen Diyojen yine de takip etmeye çalıştı. Ancak bulundukları mevziden çok ileri gittiklerini ve çevreden saldıran Türk okçularını görüp kuşatıldığını çok geç zamanda anlayan Diyojen, geri çekilme buyruğu verme ikilemindeydi. Tam da bu ikilemdeyken, geri çekilen Türk süvarilerinin, yönlerini tam olarak Bizans ordusu üzerine geçip hücuma kalkmaları ve geri çekilme yollarının da Türkler tarafından kapatıldığını gören Diyojen, paniğe kapılarak çekilme buyruğu verdi. Ancak ordusu, çevrelerindeki Türk hatlarını yarıncaya kadar, yetişen Türk ordusunun ana kuvvetleri, Bizans ordusunda tam bir panik başlattı. Kaçmaya kalkan generalleri görüp daha da paniğe kapılan Bizans askerleri, en büyük savunma güçleri olan zırhlarını da atıp kaçmaya çalıştı. Ardından ustaca kılıç kullanan Türk kuvvetleriyle eşit duruma düşüp büyük çoğunluğu yok oldu.
Bunun yanı sıra, savaş esnasında Büyük Selçuklu Devleti'nin ordusuna Kürtlerin de katıldığına dair iddialar da vardır. Bu konunun ana kaynağı, 13. yüzyıl yazarı Sıbt İbnü'l-Cevzî'nin “Mir'âtü'z-Zaman Fi Tarihi'l-Ayan” adlı eserinde şöyle geçmektedir:[19][20]
Az önce 10.000 Kürt de Sultan'a katılmıştı. Bununla beraber Sultan, Tanrı'dan sonra buyruğundaki 4.000 kişilik hassa askerine güveniyordu.
Nick Holmes ise Selçuklu ordusuna katılan10.000 Kürt askerin zayıf rivayet olduğunu söylemektedir[21] İbn Devâdâri, “Kenzü'd-dürer ve Câmiü'l-gurer” adlı eserinde Sıbt İbnü'l Cevzi'den farklı olarak Kürtler ve diğer kavimlerden olmak üzere on bin kadar insanın savaşa katıldığını yazmıştır:[22] “Sultan Alparslan'a Kürtlerden ve sâir kavimlerden olmak üzere 10 bin kadar insan da toplanmıştı.”
Ahmed bin Mahmûd, Selçuknâme adlı eserinde Alparslan'ın ordusuna Kürtlerin de katıldığını yazar:[23] “Sultan'ın yanına Kürtlerden on bin seçkin asker ve reislerde toplandı.”
Malazgirt Muharebesine Kürtlerin katıldığını belirten en eski kaynak olan Sıbt İbnü'l-Cevzî'nin “Mir'âtü'z-Zaman Fi Tarihi'l-Ayan” adlı eseri muharebeden yaklaşık 150 yıl sonra yazılmıştır. İbn Devâdâri ve Ahmed bin Mahmûd ise muharebeden çok sonra 16.yy'da yaşamış tarihçilerdir. Muharebenin yaşandığı dönemde yaşamış ve olaylara tanık olmuş hiçbir Romalı, Arap, Süryani veya Ermeni tarihçi Malazgirt Muharebesine Kürtlerin katıldığından bahsetmemiştir. Bu sebeple birçok modern tarihçi, Selçuklu Devletine bağlı ve haraç ödeyen Mervani Kürt emirliğinin savaşa mecburen asker göndermiş olabileceğini ancak Kürtlerin muharebeye ya hiç katılmadıklarını ya da katılmış olsalar dâhi savaşın kaderine etki edemeyecek kadar az sayıda olduklarını belirtmiştir.[24]
Orta Çağ ve İslam tarihçisi İngiliz David Nicolle, Selçuklu ordusunda Arap, Fars, Kürt gibi birçok Müslüman milletten askerlerin olduğunu, ancak Selçuklu ordusunun temelini ve büyük bölümünü Oğuz Türklerinin oluşturduğunu, ordunun çoğunluğunun Türkçe konuştuğunu ve diğer Müslüman unsurların orduda azınlık olduğunu belirtir. Nicolle'a göre Selçuklu ordusu için Türkmen ordusu denilmelidir.[25]
Türk soyundan gelen Peçenek[anlam ayrımı gerekli]ler ile birlikte Uzlar[2]: Afşin Bey, Artuk Bey, Kutalmışoğlu Süleyman Şah gibi Selçuklu komutanları tarafından verilen Türkçe emirlerden etkilenen bu süvari birlikleri de soydaşlarının yanına katılınca, Bizans ordusu süvari gücünün önemli bir kısmını kaybetti.
Ordusunu komuta etme olanağının kalmadığını gören Romen Diyojen, yakın birlikleriyle kaçmaya kalktıysa da artık bunun imkânsız olduğunu gördü. Sonuçta tam bir bozgun havasına giren Bizans ordusunun büyük bölümü akşam hava kararıncaya kadar yok edildi. Kaçamayıp sağ kalanlar teslim oldular. İmparator omzundan yaralı olarak ele geçirildi.
Tüm dünya tarihi için büyük bir dönüm noktası niteliğinde olan bu savaş, zafer kazanan komutan Alp Arslan'ın yenik İmparator Romen Diyojen ile antlaşma yapmasıyla son buldu. İmparatoru bağışlayan ve ona iyi davranan Sultan, antlaşmaya göre imparatoru serbest bıraktı. Antlaşmaya göre imparator kendi fidyesi için 1.500.000 denarius, vergi olarak da her yıl 360.000 denarius ödeyecek; ayrıca Antakya, Urfa, Ahlat ve Malazgirt'i de Selçuklu Devleti'ne bırakacaktı. Tokat'a kadar kendisine verilen Türk birliği eşliğinde Konstantinopolis'e doğru yola çıkan imparator, Tokat'ta toplayabildiği 200.000 kadar denariusu kendisiyle birlikte gelen Türk birliğine verdi. O sıralarda, Bizans tahtına kendi yerine VII. Mihail'in çıktığını öğrendi.
Romen Diyojen ise geri dönmekte iken Anadolu'ya dağılmış ordunun kalanlarından derme çatma bir ordu düzenlemiş ve kendisini tahttan indirenlerin ordularına karşı iki çatışma yapmıştır. Her iki muharebede de yenilerek Kilikya'da küçük bir kaleye çekildi. Orada teslim oldu, keşiş yapıldı, katır üzerinde Anadolu'dan geçirildi, gözlerine mil çekildi, Kınalıada'daki manastıra kapatıldı ve orada birkaç gün içinde yaraları ve enfeksiyonları nedeni ile öldü.
Romen Diyojen'in esareti
Alp Arslan, İmparator Romen Diyojen'i küçük düşürürken. Boccaccio'nun De Casibus Virorum Illustrium eserinin 15. yüzyılda resmedilmiş bir Fransız çevirisi.
İmparator Romen Diyojen, savaştan sonra Alp Arslan'ın huzuruna çıkarılınca, Alp Arslan ile aralarında şu diyalog gerçekleşmiştir:
Alp Arslan:
"Eğer ben senin önüne esir olarak getirilseydim ne yapardın?
Romen Diyojen:
"Ya öldürürdüm ya da zincire vurup Konstantinopolis sokaklarında gezdirtirdim."
Alp Arslan:
"Benim vereceğim ceza ise çok daha ağır, seni affediyorum ve serbest bırakıyorum."
Alp Arslan ona makul bir naziklikle muamele etti ve ona savaştan önce de yaptığı gibi barış antlaşması önerdi.
Diyojen bir hafta boyunca Sultan'ın esiri olarak kaldı. Cezası sırasında, Sultan şu diyarların teslim olması karşılığında ona Sultan'ın masasında yemek yeme izni verdi: Antakya, Urfa, Hierapolis (Ceyhan yakınlarında bir kent) ve Malazgirt.[26] Bu antlaşma hayatî önem taşıyordu, zira Anadolu'yu sağlama alacaktı. Alp Arslan, Diyojen'in hürriyeti için 1.5 milyon altın istedi, fakat Bizans İmparatorluğu bir mektupla bunun çok fazla olduğunu belirtti. Sultan da 1.5 milyon istemek yerine her yıl toplam 360.000 altın isteyerek kısa vadeli harcamalarını kesmiş oldu.[26]
Sonuç olarak, Alp Arslan Diyojen'in kızlarından birisiyle evlendi. Sonra Sultan, Diyojen'e bir sürü hediyeler verdi ve Konstantinopolis yolunda onun yanına eşlik etmek üzere 2 komutan ve 100 Memlük askeri verdi. İmparator planlarını yeniden kurmaya başladıktan sonra otoritesinin sarsılmış olduğunu gördü. Özel muhafızlarına zam vermesine karşın tahttan indirilip ve gözleri çıkartılıp Proti Adası'na sürüldü. Kısa bir süre sonra gözleri kör edilirken bulaşan bir enfeksiyon yüzünden öldü. Romen Diyojen ayrıca savunmak için çok çaba sarf ettiği Anadolu'ya son ayak bastığında yüzü yara bere içindeyken eşeğe bindirilip gezdirilmişti.
Sonuç
Yeni Bizans imparatoru VII. Mihail, Romen Diyojen'in imzaladığı antlaşmanın geçersiz olduğunu ilan etti. Bunu haber alan Alparslan, ordusuna ve Türk beylerine Anadolu'nun fethi emrini verdi. Bu emir doğrultusunda Türkler, Anadolu'yu fethe başladılar. Bu fetihler, sonu Haçlı Seferleri ve Osmanlı İmparatorluğu'na varacak kadar bir tarihi süreci başlatmıştır.
Bu savaş, Anadolu'nun Türklerin tam olarak eline geçmesi için, savaşçı olan Türklerin eski cihat akınlarını tekrar başlatacağını gösteriyordu. Abbasiler döneminde biten bu akınlar, Avrupa'yı İslam tehdidinden kurtarmıştı. Ancak Anadolu'yu ele geçiren ve Hristiyan Avrupa ile Müslüman Orta Doğu arasında tampon bölge oluşturan Bizans Devleti'nin çok büyük bir güç ve toprak kaybına neden olan Türkler, aradaki bu bölgeyi ele geçirerek Avrupa'ya başlayacak yeni akınların habercisi oluyordu. Ayrıca İslam dünyasında büyük bir birlik sağlamış olan Türkler, bu birlikteliği Hristiyan Avrupa'ya karşı kullanacaktı. Bütün İslam dünyasının Türklerin önderliğinde Avrupa'ya akın başlatmalarını önceden gören papa, önlem olarak Haçlı Seferleri'ni başlatacak ve bu da kısmi olarak işe yarayacaktı. Ancak yine de Türklerin Avrupa'ya yaptığı akınları durduramayacaktı.
- 1499 - Küçük Davut Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması ile Venedik Cumhuriyeti Donanması arasında meydana gelen Sapienza Deniz Muharebesi, Osmanlı'nın zaferiyle sonuçlandı.
- 1554 - Osmanlı ve Portekiz arasında Maskat Deniz Muharebesi gerçekleşti.
- 1758 - Yedi Yıl Savaşları: Prusya Kralı II. Frederick, Rus ordusunu yendi.
- 1825 - Uruguay, Brezilya'dan bağımsızlığını ilan etti.
- 1830 - Belçika Devrimi başladı.
- 1925 - Mustafa Kemal Paşa, sivil elbisesi ve "panama şapka" ile İnebolu Türkocağı'nda ünlü Şapka Nutku'nu verdi. "Şapka Giyilmesine İlişkin Kanun" da 25 Kasım 1925'te kabul edildi.
- 1933 - İtalya ile Sovyetler Birliği saldırmazlık antlaşması imzaladı.
- 1936 - Aralarında Stalin'in eski arkadaşları Grigori Zinovyev ve Lev Kamenev'in de bulunduğu Sovyetler Birliği'nin önde gelen yöneticilerinden 16 kişi kurşuna dizildi.
- 1940 - Nazi Almanyası'na ait savaş uçakları, Londra'yı bombalamaya başladı.
- 1944 - Paris, Alman işgalinden kurtuldu.
- 1965 - Türk Sinematek Derneği kuruldu.
- 1967 - Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın (TÖS) 3 gün süren 1. Olağanüstü Kongresi'nde, Fakir Baykurt Genel Başkan seçildi.
- 1968 - Koç Grubu, 'Diners Club' kredi kartı ile alışverişi Türkiye'ye getirdi.
- 1971 - İstanbul'da, Fransızca yayımlanan Le Journal d'Orient gazetesi kapandı. Gazete, 54 yıldan beri yayımlanıyordu.
- 1971 - Özel yüksek okulların devletleştirilmesini öngören tasarı yasalaştı.
- 1981 - Voyager 2, Satürn'ün yakınından geçti.
- 1991 - Belarus, SSCB'den bağımsızlığını ilan etti.
- 1999 - Kadınların 58, erkeklerin 60 yaşında ve 7000 gün prim ödeme koşuluyla emekli olabilecekleri yasalaştı.
- 2000 - UEFA Kupası şampiyonu Galatasaray, Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Real Madrid'i 2-1 yenerek UEFA Süper Kupası'nı kazandı.
-
1999-2000 UEFA Kupası
Final maçının oynandığı Parken Stadyumu
Tarih 10 Ağustos 1999 - 17 Mayısıs 2000 Final durumu Şampiyon
Galatasaray (1. kez)
İkinci
Arsenal
Turnuva istatistikleri
Oynanan maç
205
Atılan gol
564 (maç başına 2,75)
Gol kralı
Darko Kovačević (Juventus)
(10 gol)← 1998-99
2000-01 →
UEFA Kupası 1999-2000 sezonu, Avrupa'nın 2. seviye kupası olan UEFA Kupası'nın 29. sezonudur. 10 Ağustos 1999'da başlayan sezon, 17 Mayısıs 2000 tarihinde Parken Stadyumu'nda oynanan final maçıyla sona erdi. 1999-2000 UEFA Şampiyonlar Ligi'nde H grubunda mücadele eden ve 4. maçta elenmeyi garantileyen Galatasaray, son 2 maçı kazanarak grupta 3. olarak katıldığı turnuvada tüm maçları namağlup geçip finale çıkmıştır. Finalde İngiliz ekibi Arsenal ile karşılaşan sarı-kırmızılı ekip, rakibini penaltı atışları sonucu 4-1 mağlup etti ve Türkiye'ye Avrupa kupası getiren ilk takım olmayı başardı.
Doğumlar
- 1530 - IV. İvan, Rus Çarı (Korkunç İvan adıyla tanınan) (ö. 1584)
- 1707 - I. Luis, 15 Ocak 1724'ten aynı yıl Ağustos ayında ölümüne kadar İspanya kralı (ö. 1724)
- 1786 - I. Ludwig, Bavyera Kralı (ö. 1868)
- 1845 - II. Ludwig, 10 Mart 1864 - 13 Haziran 1886 yılları arasında Bavyera Krallığını yöneten 4. Hükümdarı (ö. 1886)
- 1931 - Mustafa Kayabek, Türk şair ve yazar (ö. 2015)
- 1934 - Haşimi Rafsancani, İranlı devlet adamı ve İran'ın 4. Cumhurbaşkanı (ö. 2017)
- 1950 - Ayhan Sicimoğlu, Türk müzisyen ve gezgin
- 1952 - Kurban Berdiyev, Türkmen futbolcu ve FK Rostov teknik direktör
- 1968 - Rafet El Roman, Türk şarkıcı, besteci, söz yazarı ve oyuncu
- 1969 - Esin Moralıoğlu, Türk manken, fotomodel, sinema ve dizi oyuncusu
- 1970 - Selçuk Ernak, Türk basketbol antrenörü ve eski basketbolcu
- 1972 - Gülben Ergen, Türk şarkıcı, sunucu ve dizi oyuncusu
- 1972 - Tuncay Güney, Türk casus, gazeteci ve televizyoncu
- 1973 - Fatih Akın, Türk film yönetmeni
- 1974 - Ege Göktuna, Türk müzisyen, hukukçu ve akademisyen
- 1979 - Şebnem Bozoklu, Türk oyuncu
- 1981 - Seçkin Özdemir, Türk oyuncu, sunucu ve DJ
- 1987 - Seray Altay, Türk voleybolcu
- 1990 - Aras Bulut İynemli, Türk dizi oyuncusu
- 1991 - Stephan van Baarle, Türk asıllı Hollandalı siyasetçi
- 1993 - Büşra Develi, Türk oyuncu
- 1994 - Cenk Şeker, Türk futbolcu
Ölümler
- MÖ 79 - Gaius Plinius Secundus, Naturalis Historia'yı yazmasıyla tanınan yazar, doğa bilimci, Roma İmparatorluğu komutanı ve filozof (d. MÖ 23)
- 383 - Gratian, Batı Roma İmparatoru (d. 359)
- 1258 - Georgios Mouzalon, II. Theodoros (h. 1254-1258) döneminde İznik İmparatorluğu'nun yüksek kademeli yöneticisi (d. 1220)
- 1270 - IX. Louis, Capet Hanedanı üyesi olan 9. Fransa Kralı (d. 1214)
- 1603 - Ahmed el-Mansur, 1578 ile 1603 yılları arasında Fas'ı yöneten altıncı ve Saadi yöneticisi (d. 1549)
- 1699 - V. Christian, 1670-1699 yılları arasında Danimarka ve Norveç Kralı olarak hüküm sürdü (d. 1646)
- 1925 - Franz Conrad von Hötzendorf, Avusturyalı feldmareşal (d. 1852)
- 1942 - George, Kral V. George ve Kraliçe Mary'nin dördüncü oğlu Britanya kraliyet ailesinin üyesi (d. 1902)
- 1963 - Suphi Kaner, Türk sinema oyuncusu, yönetmen, senarist ve yapımcı (intihar) (d. 1933)
- 1965 - Zihni Derin, Türk ziraatçı ve eğitimci (d. 1880)
- 1979 - Muhteşem Kural, Türk futbolcu ve spor yöneticisi (d. 1913)
- 1982 - Abdülbaki Gölpınarlı, Türk edebiyat tarihçisi ve çevirmen (d. 1900)
- 1992 - Nisa Serezli, Türk sinema, tiyatro oyuncusu ve seslendirme sanatçısı (d. 1924)
- 1993 - Ali Avni Çelebi, Türk ressam (d. 1904)
- 2001 - Üzeyir Garih, Türk iş insanı ve yazar (d. 1929)
- 2010 - Deniz Gönenç Sümer, Türk tiyatro sanatçısı (d. 1984)
- 2011 - Sevinç Aktansel, Türk oyuncu (d. 1937)
- 2012 - Nazik Erik, Türk öğretmen ve Türkolog (d. 1919)
- 2017 - Mesut Mertcan, Türk sunucu ve haberci (d. 1946)
- 2019 - Gül Çiray Akbaş, Türk orta mesafe koşucusu (d. 1939)
- 2021 - Metin Çekmez, Türk tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu (d. 1945)
![]()
Yorumlar
Yorum Yap