26 Ekim Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 299. günü
Olaylar
- 740 - Konstantinopolis'te çok sayıda ölüm ve yaralanmaya neden olan deprem oldu.
- 1461 - Trabzon İmparatorluğu, Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı güçlerine teslim oldu.
- 1924 - Kâzım Karabekir Paşa, Birinci Ordu Müfettişliğinden ayrıldı; artık milletvekili olarak çalışacağını bildirdi.
- 1961 - Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı seçildi.
-
Cemal Gürsel
1330-N.TOP.70
1960'ta Cemal Gürsel 4. Türkiye cumhurbaşkanı Görev süresi
26 Ekim 1961 - 28 Mart 1966
(4 yıl, 153 gün) Başbakan İsmet İnönü (1961-1965)
Suat Hayri Ürgüplü (1965)
Süleyman Demirel (1965-1966) Yerine geldiği Kendisi (devlet başkanı olarak) Yerine gelen Cevdet Sunay Cumhuriyet Senatosu Tabii Senatörü Görev süresi
25 Ekim 1961 - 26 Ekim 1961 Görev süresi
28 Mart 1966 - 14 Eylül 1966 Türkiye devlet başkanı Görev süresi
27 Mayısıs 1960 - 26 Ekim 1961
(1 yıl, 152 gün) Başbakan Kendisi Yerine geldiği Celâl Bayar (cumhurbaşkanı olarak) Yerine gelen Kendisi (cumhurbaşkanı olarak) 10. Türkiye başbakanı Görev süresi
30 Mayısıs 1960 - 26 Ekim 1961
(1 yıl, 149 gün) Başkan Kendisi Yerine geldiği Adnan Menderes Yerine gelen Emin Fahrettin Özdilek (vekaleten) Türk Silahlı Kuvvetleri Başkumandanı Görev süresi
27 Mayısıs 1960 - 25 Ekim 1961 Türkiye Millî Müdafaa Vekili Görev süresi
30 Mayısıs 1960 - 9 Haziran 1960 Başbakan Kendisi Yerine geldiği Ethem Menderes Yerine gelen Fahri Özdilek Millî Birlik Komitesi Başkanı Görev süresi
27 Mayısıs 1960 - 25 Ekim 1961 Türk Kara Kuvvetleri Komutanı Görev süresi
21 Ağustos 1958 - 2 Haziran 1960 Yerine geldiği Rüştü Erdelhun Yerine gelen Cevdet Sunay 3. Ordu Komutanı Görev süresi
30 Ağustos 1957 - 21 Ağustos 1958 Yerine geldiği Necati Tacan Yerine gelen Ragıp Gümüşpala Kişisel bilgiler Doğum 10 Haziran 1895
Erzurum, Osmanlı Devleti Ölüm 14 Eylül 1966 (71 yaşında)
Ankara, Türkiye Defin yeri Anıtkabir, Ankara
(18 Eylül 1966 - 30 Ağustos 1988)
Devlet Mezarlığı, Ankara
(30 Ağustos 1988 - günümüz) Milliyeti Türk Evlilik(ler) Melahat Gürsel (e. 1927) Çocuk(lar) Mehmet Özdemir Gürsel (1928-1995) Bitirdiği okul Kara Harp Akademisi Mesleği Asker Hükûmeti 24. ve 25. Hükümetler Dini İslam Ödülleri
İmzası
Askerî hizmeti
Takma adı
Cemal Aga
Bağlılığı
Osmanlı (1915-1920)
Türkiye (1920-1960)
Branşı
Topçu
Hizmet yılları
1915-1960
Rütbesi
Orgeneral
Birimi
Kara Kuvvetleri Komutanlığı
Komutası
- 12. Tümen
- 18. Kolordu
- 2. Yurt İçi Bölge Komutanlığı
- 3. Ordu
- Kara Kuvvetleri Komutanlığı
- Türk Silahlı Kuvvetleri
(Çanakkale Cephesi · Sina ve Filistin Cephesi)
Türk Kurtuluş Savaşı
(Batı Cephesi)Devlet Büyükleri Anıt Mezarlığı'nda Cemal Gürsel'in kabri.
Cemal Gürsel (10 Haziran 1895, Erzurum - 14 Eylül 1966, Ankara), 1961'den 1966'ya kadar 4. Türkiye cumhurbaşkanı olarak görev yapan Türk asker ve devlet adamıdır. 1960'ta Türk Kara Kuvvetleri komutanıyken Demokrat Parti iktidarına yapılan 27 Mayısıs Darbesi'nin ardından kurulan Millî Birlik Komitesinin başkanı olarak bir yıl başbakanlık yapan ve yeni anayasanın hazırlanmasıyla 1961'de cumhurbaşkanı seçilen Gürsel, 1966 yılında sağlık sorunları nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından görevden alındı.
İlk yılları ve eğitimi
10 Haziran 1895 tarihinde Erzurum'un Hınıs ilçesinde doğan Cemal Gürsel, asker bir babanın 5 çocuğundan (Kemal, Celâl, Cemile ve Sırrı) ikincisiydi. İlk öğrenime Ordu ilinden sonra Erzincan Askerî Lisesinde devam eden Gürsel, orta eğitimini tamamladıktan sonra Kuleli Askerî Lisesine askeri öğrenci olarak girdi. Kulelide son sınıf öğrencisiyken I. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine 16 Ekim 1914'te askeri eğitimine ara verdi ve 4. Kolorduda subay olarak göreve başladı.
1 Eylül 1922'de yüzbaşı rütbesine terfi etti. Bir yıl Kara Harp Okulunda eğitim aldı. 1924'te Kara Harp Okulunu bitirdi.1 Ekim 1926 tarihinde Harp Akademisine başladı ve 1 Eylül 1929 tarihinde kurmay subay olarak Akademiden mezun oldu. Gürsel, 27 Ocak 1927 tarihinde Melahat Hanım ile evlendi ve bu evlilikten Özdemir (1928 - 9 Eylül 1995) adını verdikleri bir oğlu oldu. Gürsel çiftinin Hatice Ergün adlı bir evlatlıkları da bulunmaktaydı. Oğlu Özdemir Gürsel'den ise Melkan ve Özdem adında iki torun sahibiydi. Babası Osmanlı subayı, Abidin, dedesi İbrahim (1820-1895) ve büyükdedesi Hacı Ahmet'tir (1790-1860).
Askerlik kariyeri
Birlik komutanlıkları ve karargâh görevlerinde 45 yıl süren askerlik hizmetinde bulundu.
Gürsel, aktif askerlik görevine Çanakkale Savaşı'na katılarak başladı. 45 yıl süren askerlik kariyerinde, Türk Kara Kuvvetlerine bağlı çeşitli birliklerde komutanlık ve karargâh görevlerinde hizmet verdi. Askerî öğrencilik yıllarından itibaren, popülerliği ve kendisine duyulan sevgi nedeniyle arkadaşlarınca "Ağa" lakabı verildi ve ölümüne kadar hep Cemal Ağa olarak bilindi.
Katıldığı savaşlar
Gürsel, Çanakkale, Filistin-Suriye ve Kurtuluş savaşlarında yer aldı.
1915 ve 1917 yılları arası topçu teğmen olarak Çanakkale Savaşı'nda 1. Topçu Alayının 1. Bataryasında savaştı. Çanakkale Savaşı sonrası, 1 Eylül 1917'de 41. Tümen Obüs Bataryası Komutanlığına atanarak Suriye-Filistin Cephesine gönderildi. Filistin ve Suriye cephesindeki bütün savaşlarda 41. Alayın 5. Bağımsız Bataryasında görev aldı. İngilizlere Gazze cephesinde 19 Eylül 1919'da esir düşerek Mısır'da iki yıl esir kaldı. 6 Ekim 1920 tarihinde serbest kalınca İstanbul'a dönüp, Erzurum Kongresi'ni izleyen günlerde Anadolu'ya geçerek, Türk Kurtuluş Savaşı'nın Batı Cephesi'ndeki bütün savaşlara katıldı.
Aldığı ödüller
1. Tümende üstün başarı ile verdiği hizmetleri için kıdem zammı ile taltif edildi. Büyük Taarruz'da fiilen görev başında muharebede bulunarak Harp Madalyası ve İstiklâl Madalyası ile taltif edildi.
Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Harp Okulunda bir yıl okudu; 1926'da Harp Akademisine girdi, 1929'da kurmay oldu. Bu tarihten sonra çeşitli görevlerde bulunan Gürsel 1940'ta albay, 1946'da tuğgeneral oldu. Bir süre 65. Tümen komutanlığı yaptı, 1948'de tümgeneralliğe yükseldi. 12. Tümen komutanlığı, 18. Kolordu komutanlığı ve 2. Yurtiçi Bölge komutanlığı görevlerinde bulundu. 1952'de korgeneral, 1957'de orgeneral oldu. 7 Aralık 1957'de 3. Ordu müfettişliğine atandı.
27 Mayısıs 1960 Darbesi
Ana madde: 27 Mayısıs Darbesi
25 Ağustos 1958'de Kara Kuvvetleri Komutanı oldu. 2 Mayısıs 1960 tarihinde ziyareti sırasında sohbet ettiği Millî Savunma Bakanı Ethem Menderes'e ve dolayısıyla hükûmete görüşlerini açıkladı. 3 Mayısıs 1960 tarihinde Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın istifasını istediği tarihi mektubu yazdı. Bu mektubunda Başbakan Adnan Menderes'in halk tarafından çok sevildiğini belirterek Bayar yerine Cumhurbaşkanlığına getirilmesini önerdi. Bunun üzerine iki ay sonra re'sen emekliliğe sevk edilmek üzere zorunlu izinle İzmir'e gitti.
Silahlı Kuvvetlerin tüm kademelerine iletilen ve ordunun mutlaka siyasetten uzak kalmasını tavsiye eden veda mektubunda Gürsel'in ifadeleri: "Ordunun ve taşıdığınız üniformanın şerefini daima yüksek tutunuz. Şu sırada memlekette esen hırslı politika havasının zararlı tesirlerinden kendinizi korumasını biliniz. Ne pahasına olursa olsun politikadan katiyen uzak kalınız. Bu, sizlerin şerefi, ordunun kudreti ve memleketin kaderi için ehemmiyeti haizdir." idi.
27 Mayısıs 1960 tarihinde albay ve daha alt kademedeki subaylarca gerçekleştirilen darbe sonrasında 3. Ordu Komutanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala'nın Millî Birlik Komitesine (MBK) liderlerinin kim olduğunu sorması ve eğer başlarında kendisinden daha kıdemli bir asker olmadığı takdirde 3. Ordu ile birlikte Erzurum'dan Ankara'ya yürüyüp isyana son vereceğini bildirmesi üzerine, ihtilalciler zorunlu izindeki Orgeneral Cemal Gürsel'i askeri uçakla İzmir'den Ankara'ya getirdiler. Gürsel, MBK'nın daveti ile başkanlık görevini üstlendi ve ihtilal lideri olarak kabul edildi. Kendisiyle yapılan 16 Temmuz 1960 tarihli Cumhuriyet gazetesi görüşmesinde "Şebeke zaten hazırdı. Ben şahsen ordunun siyasete katılmasını istemiyor ve genç arkadaşlarımın (ihtilal) girişimlerine engel oluyordum. İşler öyle bir seviyeye geldi ki ordunun siyasete karışmasına karşı olmama rağmen, onları görevlerinde serbest bıraktım. Şimdi bütün hedefim, adalet ve ahlak prensiplerine dayalı bir idareyi yeniden kurmaktır." açıklamasında bulundu.
Cemal Gürsel, 27 Mayısıs 1960 günü öğleden sonra, İstanbul ve Ankara üniversiteleri hukuk fakültelerinin öğretim üyeleri Ordinaryüs Profesör Sıddık Sami Onar, Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Prof. Ragıp Sarıca, Prof. Naci Şensoy, Prof. Hüseyin Nail Kubalı, Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Doç. Dr. İsmet Giritli, Prof. İlhan Arsel, Prof. Bahri Savcı, Prof. Muammer Aksoy ve hocalarına yardım eden İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi asistanı (eski YÖK Başkanı ve uzmanlık alanı anayasa hukuku olan) Prof. Erdoğan Teziç'i kabul etti. Ord. Prof. Sıddık Sami Onar, heyet adına: "Bugün içinde bulunduğunuz durumu adi ve siyasi bir hükûmet darbesi saymak doğru değildir." ifadesinde bulundu. Heyet, Gürsel tarafından yeni bir Türkiye'nin anayasa taslağını hazırlamakla resmen görevlendirildi.
Cemal Gürsel, 30 Mayısıs 1960 tarihinde TBMM Genel Kurulunda okunan programda "İkinci Cumhuriyet" tanımını ilk kez şu cümlelerle kullandı:
“İkinci Cumhuriyet'in Anayasası, ilmin ve geçmiş uzun yılların acı tecrübelerinin ışığı altında, memleketin mümtaz ilim adamlarının geceli gündüzlü çalışmaları memleket aydınlarının bu çalışmalara anketler vasıtasıyla katılmaları suretiyle hazırlanmaktadır. Birleşmiş Milletler Anayasası, İnsan Hakları Beyannamesi, hukuk prensipleri ve millî ruh ve ihtiyaçlardan doğmuş olan eski anayasamız ile millî gelenekler ve yurdumuzun özellikleri yeni anayasamız için ilham alınan başlıca kaynakları teşkil etmektedir.”
Tutuklu gazeteci ve öğrencilerin serbest bırakılmasını, yasaklı kapatılmış gazetelerin yeniden açılmasını sağladı. Emekliye ayrılan Orgeneral Ragıp Gümüşpala'ya Demokrat Partilileri bir araya getiren Adalet Partisini kurma görevini verdi. Anayasanın ardından en önemli sorun Yassıada'daki yargılamanın sonuçlarıydı. Bu noktada Cemal Gürsel'in gücü ancak 15 idamı üçe indirmeye yetti. Devlet Başkanı Cemal Gürsel ve İsmet İnönü’nün, diğer dünya liderleri ile birlikte Adnan Menderes ve diğer iki kabine üyesinin idam cezalarının affı dilekleri, Millî Birlik Komitesinin idam cezalarının onaylanma kararlarının seçimle kurulacak olan yeni meclis tarafından verilmesi dilekleriyle birlikte, yönetimi sivil iradeye bırakmaya yanaşmayan Silahlı Kuvvetler Birliği tarafından reddedildi.
Başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı görevleri için Ankara ve İstanbul'daki çeşitli akademisyenlere ve doktorlara teklifte bulundu ve destek verdi. Kendisinin seçilmesi için dolaylı ya da doğrudan hiçbir girişim ya da lobi faaliyetinde bulunmadı.
Halk oyuna sunulan ve kabul edilen yeni anayasa gereğince, 10 Ekim 1961'de yapılan genel seçimlerden sonra oluşturulan yeni Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından cumhurbaşkanlığına seçildi.
Yüksek Adalet Divanı tarafından verilen idam kararlarının onaylanmasıyla ilgili aleyhte oy kullanmıştır.
Cumhurbaşkanlığı (1961-1966)

"Cemal Gürsel'in yayınladığı plağından kendi ses kaydı"
Süre: 1 dakika ve 30 saniye.1:30
Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in 1963 yılında yayınladığı plaktan alınmıştır.
Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine 1961 yılında kabulünü sağladı.
Meclis'te çoğunluğa sahip iktidar partisinin her istediğini kontrolsüz yapabilme zihniyetini politikadan uzaklaştırmak için, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile verilen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak üzere demokrasinin "emniyet supabı" olarak görülen Anayasa Mahkemesini, Cemal Gürsel, 25 Nisan 1962 tarihinde Ankara'da ilk defa yürürlüğe soktu. Kutsal Emanetler, Topkapı Sarayı muhafaza depolarından ilk olarak, 31 Ağustos 1962 tarihinde modern müzecilik anlayışına uygun bir şekilde Türk halkına ve dünyaya sergilenmeye başlandı. Kendisinin direktifi ile "Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun" 22 Haziran 1965'te kabul edilmiş ve Diyanet İşleri Başkanlığına yeni bir yapı kazandırılmıştır.
ABD ile SSCB arasındaki Küba Füze Krizi'nde, batı tarafında Türkiye'nin komünizme karşı koruyuculuk görevini yürüttü.
Birleşik Krallık Kraliçesi II. Elizabeth ve ABD Başkan Yardımcısı Lyndon B. Johnson'u konuk etti. Birleşik Krallık askeri uçaklarının Türk hava sahasını Kuveyt'i tehdit eden Irak'a karşı kullanması için izin çıkardı. Avrupalı liderlerle olan yakın diplomatik ilişkileri sayesinde, Avrupa Birliği 1963 Ankara Anlaşması'nı ve bir yıl sonra da Assosiye Üyelik konumuna Türkiye'nin ulaşmasını sağladı. Kıbrıs'taki Türklere uygulanan mezalim ve katliamın devamı üzerine, 7 Ağustos 1964 tarihinde Türk Hava Kuvvetlerine bağlı savaş uçakları Kıbrıs üzerinde ihtar uçuşu yaptı. Kıbrıs'ta Rumlar saldırılarını ve katliamlarını artırınca Başkomutan ve Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in emriyle 8 Ağustos 1964 tarihinde askeri hedefler bombalamaya başlandı. Kore Savaşı'ndan sonraki bu ilk Türk askerî harekâtı, Sovyetler Birliği Başkanı Nikita Kruşçev'in Başbakan'a mesaj göndererek itidal tavsiye etmesi üzerine, 10 Ağustos 1964 tarihinde tamamlandı.
O günkü şartlarda, İstanbul ve Ankara radyolarının dinlenemediği Doğu Anadolu Bölgesi'nde daha sonra bütün Doğu Anadolu'ya hitap edecek olan ilk radyo istasyonunun merkezi konumlu Erzurum'da kurulmasını sağladı ve açılış konuşmasında "Aziz Doğulu vatandaşlar; Sizleri yabancı radyoları dinlemekten kurtarmak için Erzurum'da bir radyo istasyonu tesis ettik. Ve bugün neşriyata başlıyoruz. Yabancı radyolardan çok defa fesat, fitne hatta zehir gelir. Erzurum radyosu sizleri bu kötülüklerden koruyacak, kendi temiz sözlerimizle millî meselelerimizi öğrenecek, güzel seslerimizle şarkılarımızı dinleyeceğiz. Erzurum radyosu, doğu illeri ve yurdumuz için mutlu olsun. Bu vesileyle, tüm doğulu vatandaşlarıma sevgi ve saygı hislerimi ifade ederim.” ifadelerini kullandı. Daha sonra Türkiye Radyo ve Televizyon Devlet Kurumunu başkent Ankara'da organize ederek, televizyon hizmetlerinin yurda ilk kez getirilmesini sağladı.
Türkiye tarihinde ilk kez planlı ekonomiye geçiş, Devlet Planlama Teşkilatı ve Devlet İstatistik Enstitüsü kuruluşu, 5 yıllık kalkınma planları, sendikalar, grev ve toplu sözleşme yasalarının çıkarılması, Ortak Pazar üyeliği, SSCB ile iyi ilişkiler kurulması, Kıbrıs'a garantör ülkeler tarafından müdahalesi, cumhuriyet öncesi Erzurum ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde işgalcilerle işbirlikçi, isyancı azınlıklarca katledilen 250.000 sivil Türk halkının anıtsal temsili konusunda ulusal ve tarihsel önderlik niteliğinde çalışmalar yaptı. Millî İstihbarat Teşkilatı Kuruluşu yasası ve düzenlemesi, Millî Güvenlik Kurulunun başlangıç ve geliştirilmesi, Türk ordusunun modernizasyonu, İran, Pakistan ile birlikte bölgesel kalkınma organizasyonunun kurulması, Avrupa ve Orta Asya memleketlerini bağlayan mikrodalga radyo iletişim ağı kurulması, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin kalkınma ve geliştirilmesi planları, Basın Yayın Yüksek okulunun ilk kuruluşu, Turizm Bakanlığının kurulması da yine kendisinin Türkiye'ne olan katkılarıdır. Ruhullah Humeyni ve Mustafa Barzani'ye Türkiye'ye sığınma izni ve korunma verdi. Sinema ve görsel sanatlara duyduğu ilgi ve verdiği destek ile ülkenin batıda turistik amaçlarla kitlelere tanıtılabilmesi fikri, İngiliz yazar Eric Antler'in romanının Paris ve İstanbul'da çekilen, Peter Ustinov'un oynadığı "Topkapı" isimli popüler filme başarıyla uygulanması ile birleştirildi. Aynı bağlamda, turizmde Türkiye'nin dış propagandasına yardım amacıyla, ABD Başkanı John F. Kennedy'nin en sevdiği kitaplardan olan Ian Fleming'in "Rusya'dan Sevgilerle" romanının İstanbul'da 1962-63 yıllarında filme çekilmesinde öncülük etti. Cumhurbaşkanı onayına sunulan yasa tekliflerini bir kez daha Mecliste görüşülmek üzere geri gönderme uygulamasını 1963'te başlattı. Milletvekili gazeteci Cihat Baban, Politika Galerisi isimli kitabında Cemal Gürsel'in kendisine "Eğer Süleyman Demirel Adalet Partisi'nin başına geçebilirse bütün dertleri hallederiz. Aydın adam, yobazlığa yüz vermez. Benim gözüm de arkada kalmaz. O başkan olsun diye ben çok çalışıyorum. Bir muvaffak olursam rahat edeceğim." dediğini iddia eder. Toplumda görme kaybı ve körlüğün önlenmesi için hayır yardımı amacını güden uluslararası Lion's Kulübünün Türkiye'de hizmete girmesi (1963), Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunun başlangıcı (1964), ilk millî nüfus kontrol planlama çalışmaları (1965), ülkede ilk bilgisayar kullanımı, demir çelik üretimi gelişmesi (AET demir çelik birliği doğrultusunda), petrol boru hattı inşası Cemal Gürsel'in idaresi altında gerçekleşti.
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun'a verilen hapis cezalarını affetti.
İlk Devlet Araştırma Kütüphanesi ve hükûmete yol göstericilik görevini yasayla verdiği Türkiye Bilim Teknik ve Araştırma Kurumunu kurdu.
Ordunun binek otomobil ihtiyacını karşılamak amacı da güden, ilk yerli ve seri üretimi hedefleyen Devrim Otomobili projesini başlattı.
Devlet başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı görevlerini ve ilgili masraflarını devletten maaş almadan, emekli asker maaşıyla karşıladı.
Ölümü
Gürsel, 1960'ta hafif bir felçle başlayan hastalığının gitgide ilerlemesi üzerine 2 Şubat 1966'da Başkan Lyndon B. Johnson'un özel uçağıyla tedavi için Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Kısa süre sonra komaya girince 26 Mart'ta Ankara'ya getirildi. 38 kişiden oluşan hekimler kurulunun, sağlığının görevini sürdürmeye engel olduğuna ilişkin raporu üzerine TBMM kararıyla 28 Mart 1966 tarihinde cumhurbaşkanlığına son verildi. Yerine, eski Genelkurmay Başkanı ve kontenjan senatörü Cevdet Sunay seçildi. Yaklaşık 7,5 ay komada kalan Gürsel, 14 Eylül 1966 günü öldü. Geriye hiçbir vasiyet ve kendisi ile ilgili dilek bırakmadı. 18 Eylül 1966 Pazar günü naaşı, Anıtkabir devrim şehitleri bölümünde toprağa verildi. Naaşı, 30 Ağustos 1988'de Anıtkabir'den alındı ve 2549 Sayılı kanun ile Devlet Mezarlığı'na nakledildi.
-
- 1975 - Enver Sedat, ABD'ye resmi ziyarette bulunan ilk Mısır Devlet Başkanı oldu.
Doğumlar
- 1491 - Zhengde, Çin'in Ming Hanedanı'nın 10. imparatoru (ö. 1521)
- 1800 - Helmuth Karl Bernhard von Moltke, Prusyalı mareşal (ö. 1891)
- 1919 - Muhammed Rıza Pehlevi, İran'ın son Şahı (ö. 1980)
-
Muhammed Rızâ Pehlevî
Aryanların Işığı
Resmî portre, 1973
İran Şahı Hüküm süresi 16 Eylül 1941 - 11 Şubat 1979 Taç giymesi 26 Ekim 1967 Önce gelen Rıza Şah Pehlevi Sonra gelen Monarşi kaldırıldı
Ruhullah Humeyni (Yüce lider olarak) Doğum 26 Ekim 1919
Tahran, Kaçar Devleti Ölüm 27 Temmuz 1980 (60 yaşında)
Kahire, Mısır Eş(ler)i-
Fevziye bint Fuad
(e. 1939; b. 1948)
-
Süreyya İsfendiyari Bahtiyari
(e. 1951; b. 1958)
- Farah Pehlevi (e. 1959)
محمدرضا شاه Hanedan Pehlevî Hanedanı Babası Rıza Şah Pehlevi Annesi Tâcülmülûk Dini Onikinci Şii İslam İmza
Askeri kariyer
Branşı İran Kara Kuvvetleri Hizmet yılları 1936-1979 Rütbesi- 1936-1941 yılları arasında Yüzbaşı
- 1941-1979 arası Ariabod (Generalissimo)
Muhammed Rızâ Pehlevî (Farsça: محمد رضا شاه پهلوی; 26 Ekim 1919 - 27 Temmuz 1980), 1941'den, ülkesini terk ettiği 1979'a kadar tahtta kalan son İran şahıdır. Batı yanlısı bir dış politika izleyen Pehlevi, İran'ın son monarşik lideridir. Şehinşah (Kralların Kralı) ve Sayeh-eh-Hodah (Allah'ın Yeryüzündeki Gölgesi) gibi imparatorluk ünvanları vardır.
II. Dünya Savaşı sırasında İran'ı işgal eden Britanya ve Sovyetler Birliği'nin baskısıyla tahttan çekilen babası Rıza Şah'ın yerine iktidara geldi. İktidarı sırasında İran petrol endüstrisi, demokratik yollarla seçilmiş olan ve ABD-Britanya destekli bir darbeyle görevinden uzaklaştırılan başbakan Muhammed Musaddık tarafından kısa süreliğine millileştirildi.
İktidarına, Pers İmparatorluğu'nun 2500. kuruluş yıl dönümü kutlamaları damga vurdu. Hükümdar olarak, İran'ı küresel bir güç ve modern bir ülkeye dönüştürme iddiasıyla, içinde kadınlara oy hakkının tanınması ve çeşitli endüstrilerin ulusallaştırılmasının da dahil olduğu bir dizi ekonomik, sosyal ve siyasi reformu içeren Beyaz Devrim adlı programı uygulamaya koydu.
Zamanla, seküler bir Müslüman olarak, izlediği güçlü modernleşme ve sekülerleşme siyaseti, İsrail ile olan ilişkileri, Bazaari denilen geleneksel tüccar sınıfıyla çatışması, kendisi, ailesi ve yönetici elitle ilgili yolsuzluk konuları nedeniyle Şii ruhban sınıfının yanı sıra çalışan sınıfların da desteğini kaybetmeye başladı. Bunlara ek olarak komünist Tudeh Partisi'nin yasaklanması, istihbarat örgütü SAVAK'ın siyasi muhalifler üzerinde uyguladığı baskı, ABD ve Britanya'nın iktidarına olan desteği, İslamcı ve yükselen komünist faaliyetlerle çatışması iktidarına karşı oluşan güçlü muhalefetin diğer nedenleri oldu.
1979 yılına gelindiğinde, siyasi huzursuzluk bir devrime dönüşerek Muhammed Rızâ Pehlevî'nin 16 Ocak günü İran'ı terk etmek zorunda kalmasına neden oldu. Daha sonra ülkede monarşiye son verilerek Ruhullah Humeyni önderliğinde cumhuriyet ilan edildi. Gıyabında idam cezasına çarptırılan Şah, siyasi sığınmacı olarak kabul edildiği Mısır'da 1980 yılında öldü.
Gençliği
Pehlevi Hanedanı'nın kurucusu Rıza Pehlevi'nin en büyük oğluydu. İsviçre'de öğrenim gördükten sonra 1935-1938 arasında İran'da Askerî Akademi'de eğitim aldı. Sovyetler Birliği ve Britanya, Rıza Pehlevi'nin Nazi Almanyası ile işbirliğini önlemek için İran'ı işgal etti. Büyük devletlerin baskısı sonucu babası Rıza Pehlevi'nin tahttan çekilmesi üzerine tahta çıktı (16 Eylül 1941).
Hükümdarlığı
Bu ülkelerle, işgal kuvvetlerinin kısa sürede geri çekilmesi karşılığında bir antlaşma imzalayarak 1943'te Almanya'ya savaş açtı. Bu arada sarsılan şahlık otoritesini Büyük Britanya desteğiyle ayakta tutmayı başardı.
Petrol millileştirmeleri ve 1953 darbesi
Muhammed Rıza, ikiz kız kardeşi Eşref ile 1940'larda
İkinci Dünya Savaşı sonrasında petrol yataklarının yabancı şirketlere açma politikası, Muhammed Musaddık önderliğinde güçlü bir milliyetçi hareketin doğmasına yol açtı. Mart 1951'de Anglo-Persian Oil Company'nin (AIOC) İran'daki mal varlığını millileştirmeye ilişkin bir yasayı meclisten geçirmeyi başaran Musaddık hızla güçlenmeye başladı. Nisan ayı sonunda Muhammed Rıza Şah, Muhammed Musaddık'ı başbakanlığa atamak zorunda kaldı. Ağustos 1953'te Musaddık'ı başbakanlıktan uzaklaştırma girişimi boşa çıktıktan sonra İran'dan kaçtı. Ancak kısa süre sonra güç dengesi Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) desteğiyle Şah'ın lehine değişti. ABD'nin desteklediği Musaddık karşıtlarının yarattığı karışıklıkların ardından geri dönerek yeniden iktidarı devraldı ve Musaddık tutuklandı (Ajax Operasyonu). Ardından Musaddık'ın millileştirme politikasına son verdi ve bir dizi antlaşma imzaladı. Batı'yla ekonomik ve siyasi iş birliğini artırmaya özen gösterdi. 1955'te İran'ın Bağdat Paktı'na katılma kararını aldı. 1957'de CIA destekli gizli polis örgütü SAVAK'ı kurdurdu.
Şah Muhammed Rızâ Pehlevî taç giyme töreni sırasında eşi Farah Diba'ya imparatoriçe ünvanı verirken
Batı dünyasından aldığı destekle konumunu pekiştirdikten sonra 1961'de meclisi de dağıtarak bütün yetkileri elinde toplayan Muhammed Rıza, 1963'te, büyük toprak sahipleri ve Şii din adamlarının gücünü kırmak amacıyla, ABD desteğiyle Beyaz Devrim adını verdiği bir ulusal kalkınma programı uygulamaya girişti. Toprak sahiplerinin sanayi kuruluşlarına ortak olması karşılığında devletleştirilen araziler parçalanarak köylülere dağıtıldı. Ayrıca hava, kara ve demir yolları ağının genişletilmesini, bir dizi baraj ve sulama projesini, sıtma gibi hastalıkların kökünün kazınmasını, sanayinin geliştirilmesini ve toprak reformunu kapsayan bu programla birlikte kırsal alanlara sağlık ve eğitim hizmetlerini götürecek bir örgütlenmeyi başlattı. Beyaz Devrim'in mutlak hedefi; kapitalizmin oluşması için; "bazargan" adı verilen ve geleneksel olarak İran'ın siyasal, toplumsal yaşamında büyük önem taşıyan küçük ve orta sınıf esnafın sistem dışı bırakılarak; zenginlerin sanayi yatırımlarına yönlendirilmesiydi. Beyaz Devrim kırsal kesimde mülkiyet yapısını değiştirdiyse de tarımsal üretimde beklenen atılımı yaratamadı.
İran Ulusal Petrol Şirketi'nin çok uluslu bir Batı konsorsiyumuyla iş birliği yaparak yürüttüğü çalışmalar petrol ve petrokimya sanayilerinde önemli bir gelişme sağladı. Petrolden elde edilen yüksek gelir değişik sanayi alanlarında (petrokimya, nükleer santraller, demir-çelik kompleksleri, büyük altyapı çalışmaları vb.) büyük çaplı yatırımlara ve çok büyük askeri harcamalara (batılı devletlerden, özellikle ABD'den çok gelişmiş silahların satın alınması) olanak verdi.
Dış politikada ABD doğrultusunda bir çizgi izlemekle birlikte başka ülkelerle de ticari ve kültürel ilişkilerin geliştiren İran, Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO) ve Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği (RCD) gibi kuruluşlarda da önemli bir rol üstlendi. Yemen İç Savaşı'nda cumhuriyetçilere karşı kraliyet yanlılarını destek verdi. 1971'de, Basra Körfezi'ndeki bazı adalar üzerinde hak talep edip işgal etmesi körfez emirlikleri ile gerginlik yaşanmasına neden oldu; İran ordusu, bölgede giderek artan bir şekilde Batılıların çıkarları yönünde jandarma rolünü oynadı. 1960'larda ve 1970'lerde daha bağımsız bir dış politikaya yönelerek SSCB ve Doğu Bloğu ülkeleriyle de iyi ilişkiler kurdu. Petrol sahaları ve Şatt-ül-Arap su yolu nedeniyle Irak ile yaşadığı sorunu bu ülkedeki Kürt ayrılıkçıları destekleyerek çözmeye çalıştı. Muhammed Rıza Şah iktidarı sırasında İran, Türkiye ile beraber İsrail'i tanıyan iki Müslüman ülkeden biriydi.
1967'de Şehinşah (Kralların Kralı) ünvanını aldı ve 1971'de Pers İmparatorluğu'nun 2500. yıldönümünü kutlamak üzere bir tören düzenledi. Bu törende İran tarihinde yeni bir uygulama başlatarak karısı Farah Diba'ya imparatoriçe (şahbanu) tacı giydirdi. 1975'te çok partili siyasi yapıyı ortadan kaldırarak Rastahiz (Diriliş) Partisi'ni tek yasal parti ilan etti.
İran İslam Devrimi
Devrim sırasında Tahran Üniversitesi öğrencileri şahın heykelini indirirken
Ana madde: İran İslam Devrimi
Modernleşme programını otoriter ve baskıcı bir yönetimle yürüten ve rejime karşı her türlü muhalefeti acımasızca bastıran Muhammed Rıza, kırsal kesimdeki hoşnutsuzlukları gideremediği gibi kentleşmenin yarattığı yeni sorunların da üstesinden gelemedi. 1970'lerin başında yaşanan petrol kriziyle İran'ın kasaları dolmasına rağmen, kırsaldan şehirlere olan yoğun göç şehirlerde bir işsiz kitlesi ortaya çıkardı. İşsizlik ve hayat pahalılığını azaltmaya yönelik alınan sert önlemler, toplumdaki genel hoşnutsuzluğu ticaret ve sanayi çevrelerine de yaydı. Beyaz Devrim reformlarını yetersiz bulan ve yavaş uygulanmasından yakınan liberal (öğrenciler, aydınlar, ticaret burjuvazisi) ve ilerici (işçiler, Tudeh, marksist-leninist Halkın Mücahitleri Örgütü) çevrelerin yanı sıra batılılaşmanın İslama karşı olduğunu savunan dini çevrelerin tepkileriyle karşılaştı. Bunlar dışında baskıcı yönetim biçimi, hükûmetteki yolsuzluklar, petrol ihracından sağlanan gelirlerin dengesiz dağılımı ve bir korku figürü sayılan siyasi polis örgütü SAVAK'ın uygulamalarından dolayı, doğrudan Muhammed Rızâ Pehlevî'yi hedef alan bir muhalefet de gelişti. Büyük ölçüde yeraltına geçen muhalefeti sindirmek için başvurduğu baskıcı yöntemler içeride ve dışarıda şahlık rejimi karşıtı güçlü bir birikim yarattı.
Şah yönetiminin 1977'de baskıları bir ölçüde yumuşatmasıyla başlayan açık siyasal etkinlikler ve protesto gösterileri ertesi yıl yaygınlaşarak kitlesel bir karakter kazandı. Bu sırada İran Şiiliği, ulusal kimliğin dinsel alanda ortaya çıkışı olarak yavaş yavaş kendini gösterdi. Dini çevreler, halkın toplumsal adaletsizliklere, despotluğa ve yabancı egemenliğine karşı mücadeleye çağırarak muhalefeti bir araya toplamayı başardılar. Şii din adamları arasında on binlerce molla, dini muhalefeti etkili bir örgütlenmeye kavuşturdu. Ayrıca, Devrimci İslamiyet anlayışını yaymaya çalışan Halkın Mücahitleri Örgütü yönetiminde gerilla hareketi gelişti.
Ocak 1978'de, on beş yıl önce İran'dan sürülen Şii topluluğun ruhani önderi Ruhullah Humeyni'ye karşı hakaret dolu bir makalenin yayımlanması, Kum kentinde bir protesto yürüyüşüne yol açtı. SAVAK kalabalığa ateş açarak yaklaşık yüz kişinin ölümüne neden oldu (9 Ocak). Bu olaydan sonra gittikçe daha fazla protestocuyu bir araya getiren gösteriler belli aralıklarla yinelendi (her kırk günde bir, Şiilerin yas süresi). Büyük kitle gösterilerinin ülke ekonomisini felç etmesiyle yeniden sertleşen yönetim, 8 Eylül 1978'de büyük kentlerde sıkıyönetim ilan etti. Kanlı bir şekilde bastırılmasına karşın gösteriler durmadı.[4] Toplumda geniş destek bulan muhalefet, 1964'te sürgün edildikten sonra önce Irak'ta, ardından Fransa'da İslamcı hareketi yöneten Ruhullah Humeyni çevresinde toplandı.
Muhammed Rıza, reform vaatlerinde bulunarak ve ılımlı muhalefete açılarak rejimi kurtarmaya çalıştı. Ocak 1979'da bu muhalefetin temsilcilerinden Şapur Bahtiyar başbakan olmayı kabul etti ama bu girişim, artık monarşi rejimiyle her tür uzlaşMayısı reddeden tüm muhalefet tarafından kınandı. Durumunun ümitsizliğini gören Muhammed Rızâ Pehlevî, 16 Ocak 1979'da kesin olarak ülkeyi terk etti; Şapur Bahtiyar'ın muhalefetle uzlaşma çabaları da sonuçsuz kaldı. Humeyni'nin 1 Şubat 1979'da İran'a dönüşü, 11 Şubat tarihinde de kara kuvvetlerinin tarafsızlığını ilan etmesiyle son direnci de yıkılan şah rejimi çöktü. 1 Nisan 1979'da yapılan halk oylamasıyla, İran İslam Cumhuriyeti ilan edildi. Bu arada mart ayında yeni rejim tarafından gıyabında idam cezasına çarptırıldı.
Sürgün hayatı ve ölümü
İran'ın son şahı Muhammed Rıza Pehlevi'nin (1919-1980) mezarı, Mısır'ın Kahire kentindeki Rifa'i Camii'nde bulunmaktadır.
Bir süre Mısır, Fas, Bahamalar ve Meksika'da kalan şah, yakalandığı pankreas kanserinin tedavisi için 22 Ekim 1979'da ABD'ye gitti. İki hafta sonra İran'da hükûmetten destek alan militan gruplar ABD Büyükelçiliği'ni basarak 52 Amerikalıyı rehin aldılar ve rehinelere karşılık Muhammed Rızâ Pehlevî'nin İran'a iade edilmesini istediler. Bu isteğin kabul edilmemesine karşın, ABD'den ayrılarak Panama'ya giden Şah, Enver Sedat'ın çağrısı üzerine Kahire'ye geçti ve orada öldü (1980).
Evlilikleri ve çocukları
Üç kez evlenen Muhammed Rızâ Pehlevî ilk evliliğini 1939'da Mısır Kralı I. Fuad'ın kızı Fevziye, ikinci evliliğini de 1951'de Süreyya İsfendiyari Bahtiyari ile yapmıştır. Ancak iki evliliğini de erkek vâris olmadığı için bitirmiştir. 1959'da evlendiği üçüncü karısı Farah Diba'nın 1960'ta Rıza Pehlevi'yi doğurması ile Pehlevi Hanedanı bir erkek vâris kazandı. Toplam 5 çocuğu vardır. Kızı Leyla 2001 yılında Londra'da aşırı doz ilaç kullanımı nedeniyle öldü. Küçük oğlu Ali Rıza ise girdiği bunalım sonucu 2011'de intihar etti.
Onurları ve amblemleri
Muhammed Rıza, İran'da birçok tarikatın hükümdarıydı ve dünyanın dört bir yanından onur ve nişanlar aldı. Muhammed Rıza, 1967'deki imparatorluk taç giyme törenine kadar Majesteleri stilini kullandı ve İmparatorluk Majesteleri tarzını benimsediğinde Şehinşah ünvanına yükseldi. 15 Eylül 1965'te Muhammed Rıza, Parlamento Binalarının olağanüstü oturumuyla Aryamehr ('Aryanların Işığı') ünvanını aldı.[5]
Armaları
24 Nisan 1926'dan üyeliğine kadar, Muhammed Rıza'nın arması, özellikle Ahameniş döneminde ortak bir sembol olan ortadaki iki Şahbaz kuşundan oluşuyordu ve üzerlerine Pehlevi Tacı vardı. İlk çeyrekte Aslan ve Güneş sembolünden oluşan bir kalkan, ikinci çeyrekte Faravahar, üçüncü çeyrekte Ali'nin iki uçlu kılıcı (Zülfikar) ve Simurgh'ü de içeren babasının arması vardı. Dördüncü çeyrekte ise ortada genel olarak Pehlevi hanedanının sembolü olan Damavand Dağı'na yükselen bir güneşle tasvir eden bir daire vardı.
-
Fevziye bint Fuad
-
İran Veliaht Prensi'nin İmparatorluk arması
-
İmparatorluk Sembolü
Pehlevi imparatorluk ailesi, saltanatlarını ve eski Pers mirasını sembolize etmek için zengin hanedanlık armaları kullandı. Silahlı kuvvetlerin rozetlerinden kağıt paraya ve madeni paraya kadar her resmi devlet belgesine ve sembolüne imparatorluk tacının bir görüntüsü dahil edildi. Tacın görüntüsü, Şah'ın imparatorluk standardının en önemli parçasıydı.
Kişisel standartlar, ortasına bireyin hanedan motifinin yerleştirildiği, İran imparatorluk ailesinin geleneksel rengi olan soluk mavi bir alandan oluşuyordu. İran İmparatorluk ulusal bayrağı, her standardın sol üst çeyreğine yerleştirildi. Kişi mevcut olduğunda ulusal bayrağın yanında uygun imparatorluk standardı uçtu. 1971'de yeni tasarımlar kabul edildi.
-
İran Şehinşahının İmparatorluk bayrağı (1926–1941)
-
Pers Şahının İmparatorluk bayrağı (1926-71)
-
İran şehinşah bayrağı (1971–1979)
-
Galeri
-
Muhammed Rıza Pehlevi ve eşi Kraliçe Farah, 1977
-
Muhammed Rıza Pehlevi ve ailesi
-
Şehinşahlık arması
-
Muhammed Rıza Pehlevi ve ABD Başkanı Gerald Ford, 1975
-
Muhammed Rıza Pehlevi ve ailesi Niavaran Sarayı'nda, 1970'ler
-
- 1955 - Ahmet Selçuk İlkan, Türk şair ve bestekâr
- 1974 - Nihan Özcan, Türk oyuncu
- 1977 - Aslı Gökyokuş, Türk şarkıcı
- 1978 - Caner Kurtaran, Türk oyuncu
- 1983 - Özgür Emre Yıldırım, Türk sinema ve dizi oyuncusu
- 1994 - Bediha Gün, Türk güreşçi
Ölümler
- 899 - Alfred, Doğu Anglosakson kraliyeti Wessex'in 871 ve 899 yılları arasındaki kralı (d. 849)
- 1440 - Gilles de Rais, Breton şövalye (d. 1405)
- 1963 - Behzat Butak, Türk tiyatro sanatçısı (d. 1891)
- 1967 - Ali Canip Yöntem, Türk şair ve yazar (d. 1887)
- 1983 - Feyzullah Çınar, Türk halk ozanı (d. 1937)
-
Feyzullah Çınar
Doğum 15 Ekim 1937
Gürpınar, Divriği, Sivas Ölüm 26 Ekim 1983 (46 yaşında)
Ankara, Türkiye Milliyet Türk Uğraş Halk ozanı Din İslâm (Alevi-Bektaşi)Feyzullah Çınar (15 Ekim 1937, Sivas - 26 Ekim 1983, Ankara), Türk halk ozanı.
Hayatı
Feyzullah Çınar, 15 Kasım 1937'de Sivas'ın Divriği ilçesinin Sincan'ın (Çamşıhı) bucağına bağlı Gürpınar (Çamağa) Köyü'nde doğdu.
1950 yılında türkü söylemeye başladı. 1966 yılında ilk plağını çıkardı. Yaşamı boyunca; Alevi deyişleri ve toplumcu türkü sözleri nedeniyle hapse de girdi.
1969 yılında Fransa'ya giderek, Alevi-Bektaşi kültürü ve müziği üzerine Irène Mélikoff ile birlikte konferanslara katıldı ve konserler verdi. Bu gezi sürecinde Fransa Radyo Televizyonu ve Unesco tarafından iki adet uzunçaları (long-play) yayınlandı.
Çınar, Ankara Belediyesi'nde temizlik işçisi olarak çalışırken 26 Ekim 1983 tarihinde 45 yaşında öldü.
Bilinen bazı türküleri: Siyah saçlarında hatem yüzlerin, Bu yıl bu dağların karı erimez, Geldim şu alemi ıslah edeyim.
-
- 1993 - Siyami Ersek, Türk akademisyen ve cerrah (Türkiye'de açık kalp ameliyatlarını başlatan) (d. 1920)
- 1993 - Neşe Alten, Türk öğretmen (d. 1972)
- 2001 - Hüseyin Hilmi Işık, Türk yazar (d. 1911)
- 2005 - Fahrettin Aslan, Türk gazino işletmecisi ve Maksim Gazinosu sahibi (d. 1932)
- 2016 - Nail Güreli, Türk gazeteci ve yazar (d. 1932)
- 2020 - Osman Durmuş, Türk doktor, eski Sağlık Bakanı (d. 1947)
![]()
Yorumlar
Yorum Yap