Tarih

31 Ağustos 1569

Cihangir, Babür İmparatoru (ö. 1627)

31 Ağustos 1569

31 Ağustos Tarihte Bugün  Miladi takvime göre yılın 243. günü

 

Olaylar

  • 1876 - Osmanlı Padişahı V. Murad tahttan indirildi; yerine kardeşi II. Abdülhamid padişah oldu.
  • V. Murad İslâm Halifesi
    Emîrü'l-mü'minîn
    İki Kutsal Caminin Hizmetkârı

    25 Nisan 2013'te İngiliz müzayede evi Christie's London'da satılan V. Murad portresi

    33. Osmanlı Padişahı Hüküm süresi 30 Mayısıs 1876 - 31 Ağustos 1876
    (93 gün / 3 ay 3 gün) Önce gelen Abdülaziz Sonra gelen II. Abdülhamid Sadrazam Mütercim Mehmed Rüşdi Paşa 112. İslâm Halifesi Hüküm süresi 30 Mayısıs 1876 - 31 Ağustos 1876
    (93 gün / 3 ay 3 gün) Önce gelen Abdülaziz Sonra gelen II. Abdülhamid   Doğum 21 Eylül 1840
    Çırağan SarayıİstanbulOsmanlı İmparatorluğu Ölüm 29 Ağustos 1904 (63 yaşında)
    Çırağan SarayıİstanbulOsmanlı İmparatorluğu Defin 30 Ağustos 1904
    Yeni CamiİstanbulTürkiye Eş(ler)i Elâru Mevhibe Başkadınefendi
    Reftârıdil Kadınefendi
    Şayân Kadınefendi
    Meyliservet Kadınefendi
    Nevdürr Hanım
    Cevherriz Hanım Efendi
    Remzşinas Hanım
    Resan Hanım
    Filizten Hanım Çocuk(lar)ı Mehmed Selahaddin Efendi
    Şehzade Süleyman
    Hatice Sultan
    Şehzade Seyfeddin
    Fehime Sultan
    Fatma Sultan
    Aliye Sultan Tam adı Murad bin Abdülmecid Hanedan Osmanlı Hanedanı  Babası Abdülmecid Annesi Şevkefza Sultan Dini İslam İmza

    V. Murad (Osmanlıca: مراد خامس, romanize: Murâd-ı Hâmis; 21 Eylül 1840, İstanbul - 29 Ağustos 1904, İstanbul), 33. Osmanlı padişahı ve 112. İslam halifesidir. 93 gün tahtta kalmıştır.

    Babası, Padişah Abdülmecid, annesi Megrel asıllı Şevkefza Kadınefendi'dir. Önceki Osmanlı padişahı Abdülaziz'in yeğeni ve kendinden sonraki Osmanlı padişahları olan (sırasıyla) II. AbdülhamidV. Mehmed ve Vahdettin'in ağabeyidir. Padişah Abdülaziz'in bir saray darbesi sonucu tahttan indirilişinden sonra onun yerine tahta geçmiş ve 93 gün boyunca tahtta kaldıktan sonra, akli dengesinin bozulduğu gerekçe gösterilerek 31 Ağustos 1876'da padişahlık makamından indirilmiştir.

    Osmanlı tarihi boyunca en az süre yönetimde kalmış olan padişahtır. Tahttan indirildikten sonra birçok siyasi grup tarafından yeniden yönetime getirilmeye çalışılmış olmasına rağmen, bu girişimlerin hiçbiri başarılı olmamıştır.

  • Tahta çıkışı ve hükümdarlığı

    Veliaht Mehmed Murad efendi tahttan indirilen amcası Sultan Abdülaziz'in yerine 30 Mayısıs 1876'da Sultan Beşinci Murad ünvanıyla padişah oldu. "Talebe-i ulûm" ya da "softalar ayaklanması" adı verilen gösteriler, 10 Mayısıs 1876'da başlamıştı. "Erkân-ı erbaa" adı verilen bu grup, iktidar koltuğuna oturduktan sonra Abdülaziz'in hal'i konusunda anlaşarak, durumu veliaht Murad Efendi'ye bildirdiler. Hal' işinin 31 Mayısıs'ta yapılması kararlaştırıldığı halde bazı gelişmeler yüzünden 29-30 Mayısıs gecesine alındı.

    V. Murad, kılıç kuşanma törenine giderken

    Cülus ve biat tarihinin kararlaştırılan günden bir gün önceye alındığı kendisine bildirilmediği için dairesine gelen askerler tarafından tutuklanacağı vehmine kapılarak depresyona girdi. Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın arabasına binerken Paşa arabadan inmeyerek büyük bir protokol rezaletine imza atmakla beraber, belinden çıkardığı silahı korku içindeki V. Murad'a uzatmış ve korkusu bir kat daha artmıştır. Rıhtımdan çatanaya bindirileceği sırada denizin fırtınadan dolayı kabarması üzerine korkuya kapılarak binmek istememiş müdahale edilerek bindirilmiş, Sarayburnu'na geçilerek bir arabayla Beyazıt'taki Seraskerlik binasına (bugünkü İÜ Merkez Kampüsü) gidilerek orada biat törenine başlanmıştır. Sultan Abdülaziz'in Topkapı Sarayı'na nakledildiği haberi gelince acele ile Dolmabahçe Sarayı'na gidilerek törene orada devam edilmiştir.

    Kısa süre içinde yaşadığı olayların etkisiyle artan korkusu yüzünden, törenin kısa kesilmesi kararlaştırılmış, toplu halde huzura alınan gayr-i müslim cemaat ruhanileri kendilerine mahsus kıyafetleriyle üzerine yürüyünce kaçmaya çalışmıştır. Seraskerlikte ve saraydaki tören sırasında geleneksel taht Topkapı Sarayı'ndan getirilememiş ve atalarının tahtına oturamamıştır. Padişahların törenle Cuma namazına gittikleri Cuma Selamlığı sırasında kendini sarayın havuzuna atmaya çalışması yüzünden bu törene bir daha cesaret edilememiş, daha da önemlisi saltanatının meşruiyetinin tasdiki anlamına gelen kılıç alayı yapılamamıştır.

    Birkaç gün sonra Sultan Abdülaziz'in ölüm haberinin gelmesi ve ardından Hüseyin Avni Paşa'nın Çerkes Hasan adlı genç subay tarafından öldürülmesi olayları üzerine kendini tamamen kaybederek yatağında gözleri havaya dikilmiş halde hareketsiz kalakalmıştır. Hususi doktoru olan Dr. Kapolyon'un bir küvetin içine yatırarak elli sülük ile kan almak gibi son derece hatalı tedavi yöntemleriyle durumu daha da fenalaşmış ve adeta kendisinden ümit kesilmişti. Artık iyileşme ümidi kalmadığı için devlet adamlarının kararıyla 93 gün kaldığı Osmanlı tahtından 31 Ağustos 1876 tarihinde indirildi.

  • II. Abdülhamid İslâm Halifesi
    Emîrü'l-mü'minîn
    İki Kutsal Caminin Hizmetkârı
    Han

    II. Abdülhamid, 1899

    34. Osmanlı Padişahı Hüküm süresi 31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909
    (32 yıl, 7 ay ve 27 gün) Taç giymesi 7 Eylül 1876 Önce gelen V. Murad Sonra gelen V. Mehmed 113. İslâm Halifesi Hüküm süresi 31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909 Önce gelen V. Murad Sonra gelen V. Mehmed   Doğum 21 Eylül 1842
    Topkapı SarayıİstanbulOsmanlı İmparatorluğu Ölüm 10 Şubat 1918 (75 yaşında)
    Beylerbeyi SarayıİstanbulOsmanlı İmparatorluğu Defin 1918
    II. Mahmud TürbesiFatihİstanbulTürkiye Tam adı Abdülhamid bin Abdülmecid Hanedan Osmanlı Hanedanı  Babası Abdülmecid Annesi Tirimüjgan Kadınefendi Dini İslam İmza

    II. Abdülhamid (Osmanlıca: عبد الحميد ثانی, romanizeAbdü'l-Ḥamīd-i sânî; 21 Eylül 1842 - 10 Şubat 1918), Osmanlı İmparatorluğu'nun 34. padişahı, 113. İslam halifesi ve çöküş sürecindeki devlette mutlak hâkimiyet sağlayan son padişahtır. Tahtta kaldığı "Hamidiye Dönemi" diye bilinen yıllarda imparatorluk, dağılma dönemini yaşadı; başta kısa süreli ilan ettiği I. Meşrutiyet ve Kânûn-ı Esâsî ile gelen bir özgürlük dönemine, Balkanlar olmak üzere çeşitli bölgelerde çıkan isyanlara ve Rus İmparatorluğu'na karşı kaybedilen 93 Harbi'ne, kapatılan parlamentoya, pek çok siyasi olaya, "İstibdat Dönemi" de denen ve basın da dâhil çeşitli alanlardaki baskı ve sansür dönemine, sonrasında yine kendisinin ilan etmek zorunda kaldığı II. Meşrutiyet'e, 31 Mart Ayaklanması'na ve kendisinin dağılmayı engelleme başarısına ulaşamayan eğitim, ulaşım ve askeri alandaki reform girişimlerine tanıklık etti. Devrinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1.592.806 km² toprak ile en çok toprak kaybeden padişahlarından biri oldu. 31 Ağustos 1876'da tahta çıktı ve 31 Mart Vakası'ndan kısa bir süre sonra, 27 Nisan 1909'da, tahttan indirilene kadar ülkeyi yönetti. Meşrutiyet yanlısı Yeni Osmanlılar ile yaptığı anlaşma ve diğer yandan Tersane Konferansı'nda toplanacak büyük güçlerden gelecek baskıları engelleme amaçlı Tersane Konferansı'nın başlamasıyla aynı gün 23 Aralık 1876'da ilk Osmanlı anayasasını ilan etti ve böylece ülkenin demokratikleşme sürecini destekleyeceğini belirtmiş oldu. 93 Harbi'nde yenilen Osmanlı'nın sultanı II. Abdülhamid, meclisin yanlış kararlar aldığını iddia ederek 14 Şubat 1878'de bu harbin sonuna doğru meclisi feshetti.

    Osmanlı İmparatorluğu'nun modernleşmesine yönelik çabalar II. Abdülhamid tarafından devam ettirildi. Bürokraside yapılan reformların yanı sıra Bağdat Demiryolu ve Hicaz Demiryolu'nun inşası gibi projeler bu dönemde yapıldı. Bu demiryolları ve telgraf sistemleri Alman firmalar tarafından geliştirildi. Bu dönemin reformlarında eğitime geniş yer ayrıldı: hukuk, sanat, ticaret, inşaat mühendisliği, veteriner, gümrük, tarım ve dil okulları dahil olmak üzere birçok mesleki okul kuruldu. İmparatorluk genelinde ilk, orta ve askerî okullardan oluşan eğitim ağını genişletti. Osmanlı İmparatorluğu'nun bu dönemlerdeki batık ekonomisi Abdülhamid'in saltanatının ilk yıllarında Düyûn-ı Umûmiye'nin ve Reji İdaresi'nin kurulmasına yol açtı. Öte yandan iktidarında Düvel-i Muazzama denen büyük güçlerin Karadağ, Sırbistan'dan Tersane Konferansı'na, Girit Meselesi'ne, İlinden İsyanı'na, kadar siyasi pek çok olayda müdâhilliği söz konusu oldu. Devlet yine sürekli iç karışıklık isyanlarla, iç çalkantılarla, ekonomik sorunlarla uğraşmak zorunda kaldı. Dış politikada denge politikası izledi ama bunun yanında 1880 sonrası İngiltere ve Fransa'daki Osmanlı karşıtı politika değişiklikleri nedeniyle onlarla yakın ilişkiler yerine Almanya ile yakınlık politikası izlemeye çalıştı.

    Abdülhamid, müstebit liderliği ve mezalimleri görmezden gelmesi nedeniyle uzun süre gerici bir "Kızıl Sultan" olarak anılmıştır. Başlangıçta, kişisel iktidarının Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasını hızlandırdığı ve dinamik Belle Époque döneminde modernleşmeyi engellediği konusunda fikir birliği vardı. Son değerlendirmeler, eğitim ve kamu hizmetleri projelerinin teşvikini vurgularken, saltanatının Tanzimat reformlarının doruk noktası ve ilerlemesi olduğunu vurgulamaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara gelmesinden bu yana, akademisyenler, Abdülhamid'in kişi kültünde yaşanan canlanmayı, Atatürk'ün modern Türkiye'nin kurucusu olarak yerleşik imajını zedeleme girişimi olarak değerlendirmişlerdir.

  •  
  •  
  • 1910 - Zeytinburnu'nda İmalat-ı Harbiye çalışanları tarafından o zamanki İstanbul merkezli, günümüzdeki adıyla MKE Ankaragücü Gençlik ve Spor Kulübü kuruldu.
  • 1913 - Batı Trakya Türk Cumhuriyeti kuruldu.
  • 1918 - Vahdettin padişah oldu. O gün, Osmanlı tarihindeki son kılıç kuşanma töreni yapılmış oldu.
  • VI. Mehmed İki Kutsal Caminin Hizmetkârı
    Han

    1918 yılında VI. Mehmed

    36. Osmanlı Padişahı Hüküm süresi 4 Temmuz 1918 - 1 Kasım 1922
    (4 yıl, 3 ay ve 28 gün) Önce gelen V. Mehmed Sonra gelen Saltanat kaldırıldı 115. İslâm Halifesi Hüküm süresi 4 Temmuz 1918 - 18 Kasım 1922
    (4 yıl, 4 ay ve 15 gün) Önce gelen V. Mehmed Sonra gelen Abdülmecid Efendi 36. Osmanlı Hanedan Reisi Hüküm süresi 19 Kasım 1922 - 16 Mayısıs 1926 Sonra gelen Abdülmecid Efendi   Doğum 14 Ocak 1861
    Dolmabahçe Sarayı, Konstantiniyye, Osmanlı İmparatorluğu Ölüm 16 Mayısıs 1926 (65 yaşında)
    Sanremo, İtalya Krallığı Defin 3 Temmuz 1926
    Süleymaniye Külliyesi, Şam, Suriye Eş(ler)i Çocuk(lar)ı Tam adı Mehmed Vahîdeddîn Han bin Abdülmecid Hanedan Osmanlı Hanedanı  Babası Abdülmecid Annesi Gülüstü Hanım (biyolojik)
    Şayeste Hanım (evlat edinen) Dini Sünni İslam İmza

    Ekim 1909 tarihli Resimli Kitab dergisinde Şehzade Vahideddin

    VI. Mehmed ya da Mehmed Vahideddin (Osmanlıca: محمد سادس, romanize: Meḥmed-i sâdis, Osmanlıca: وحيد الدين, romanize: Vaḥîdü'd-Dîn; 14 Ocak 1861, İstanbul – 16 Mayısıs 1926, Sanremo), Osmanoğlu ailesinde Şahbaba olarak da bilinir, Osmanlı İmparatorluğu'nun 36. ve son padişahı ve Osmanlı Hanedanı'nın sondan bir önceki halifesiydi. Hükûmetin Hristiyan azınlıklarla başlattığı uzlaşma süreci, Yunan ve Ermeni patrikhanelerinin Osmanlı tebaası statüsünden vazgeçmesiyle başarısız oldu ve Osmanlıcılığın kesin sonunu işaret etti. Paris Barış Konferansı'nda Dâmad Ferid Paşa aracılığıyla İtilaf Devletleri'ne yakınlaşarak Yunanistan'ın toprak taleplerini yatıştırma politikasıyla engellemeye çalıştı ancak bu girişim sonuçsuz kaldı. Ekim ayında VI. Mehmed'in hükûmeti, Amasya Protokolü ile milliyetçilerin taleplerini kabul etmek zorunda kaldı. 16 Mart 1920'de İtilaf Devletleri, İstanbul'u askerî olarak işgal etti ve milliyetçilerin çoğunlukta olduğu Meclis-i Mebûsan'ın kapatılması ve Kânûn-ı Esâsî'nin askıya alınması konusunda padişaha baskı yaptı. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa, Ankara'da Büyük Millet Meclisi adını verdiği geçici hükûmeti kurdu ve kısa sürede ülkenin büyük kısmını denetimi altına aldı. Padişahın İstanbul'daki hükûmeti ise İtilaf Devletleri tarafından desteklenmesine rağmen fiilen etkisizdi. VI. Mehmed, Ankara hükûmetini tanımadı; onları kâfir ilan etti ve idamlarını istedi. Sonuçta İstanbul hükûmeti, Osmanlı topraklarını paylaşan ve ülkenin bağımsızlığını ortadan kaldıran Sevr Antlaşması'nı imzaladı.

    Ankara hükûmetinin Kurtuluş Savaşı'ndaki zaferiyle Sevr Antlaşması geçersiz kılındı ve yerine Lozan Antlaşması imzalandı. 1 Kasım 1922'de Büyük Millet Meclisi, saltanatı kaldırarak VI. Mehmed'i halifelikten azletti ve o da ülkeyi terk etti.[3] Yerine kuzeni Abdülmecid Efendi halife seçildi, ancak kısa süre sonra halifelik kaldırıldı ve Osmanoğlu ailesi sürgüne gönderildi. 29 Ekim 1923'te cumhuriyet ilan edildi ve ilk cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal Paşa seçildi. VI. Mehmed, 1926'da İtalya'nın Sanremo kentinde sürgündeyken öldü.

    Şehzadeliği

    Vahideddin (1916)

    VI. Mehmed ve hemen arkasında Mustafa Kemal

    Vahideddin, 4 Ocak 1861 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da doğdu. Sultan Abdülmecid'in sekizinci oğlu ve kendisinden önce tahta geçen V. MuradII. Abdülhamid ve V. Mehmed'in küçük kardeşidir. Çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetti. Sultan Abdülmecid'in ikballerinden Şayeste Hanım tarafından büyütüldü. Tahta geçiş sıralamasında çok aşağılarda olduğu için gözden uzak bir yaşam sürdü. Gençlik yıllarında gizlice medrese derslerini takip etmiş, bu özelliği ile tahta çıktıktan sonra kendisine arz edilen şer'i konulara müdahale edebilecek derecede yetkinleşmiştir. Hatmusiki ve edebiyat sanatlarıyla ileri seviyede uğraşmıştır.

    İlk evliliğini bu dönemde, ablası Cemile Sultan'ın sarayında görüp beğendiği Emine Nazikeda Hanım ile yapmıştır. Cemile Sultan, çok sevdiği Nazikeda üzerine başka bir eş almaması şartı ile Vahideddin'in talebini kabul edeceğini bildirdiğinde ablasının şartını kabul etmesine rağmen, bu evlilikten Sabiha Sultan ve Fatma Ulviye Sultan dünyaya geldikten sonra doktorların tıbben bir daha doğum yapamayacağı bildirilmesi üzerine eşinin de rızasını alarak başka evlilikler yaptı. 1912'de tek oğlu Mehmed Ertuğrul dünyaya geldi.

    Ağabeyi II. Abdülhamid'in uzun padişahlığı sırasında, Çengelköy'de mimar Alexandre Vallaury'ye yaptırdığı köşkünde münzevi bir hayat yaşadı. Diğer şehzadeler hakkında padişaha jurnal yazmakla suçlandı.

    V. Mehmed tahta geçtiğinde, Sultan Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzeddin Efendi veliaht oldu. Yusuf İzzeddin'in 1 Şubat 1916'da bir yurt dışı seyahatine çıkacağı gün henüz aydınlatılamayan bir şekilde ölümü üzerine, Vahideddin veliahtlık makamına yükseldi. 1917 Aralık ayında Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa eşliğinde Almanya seyahatine çıktı. Bad Kreuznach, Strazburg, Colmar, Essen ve Berlin'de bulundu. 4 Ocak 1918 tarihinde Almanya seyahatinden geri döndü.

    Vahideddin, 1915.

    Saltanatı

    Ana madde: Vahdettin'in Biat Merasimi

    3 Temmuz 1918'de abisi V. Mehmed'in ölümü üzerine VI. Mehmed adıyla 57 yaşında tahta çıktı. Cülûs töreni 4 Temmuz'da gerçekleşti.Tören kayda alınan ilk ve tek culüs töreni olmuştur.

    Tahta çıkışından kısa bir süre sonra şöyle dediği anlatılır:

    "Ben bu makam için hazırlanmadım. Çocukluğumdan beri vücutça rahatsız olduğumdan layikiyle tahsil edemedim. Yaşım kemale erdi, dünyada bir emelim kalmadı. Biraderle hangimizin evvel gideceğimiz malum olmadığından bu makamı bekleyişte değildim. Fakat takdiri ilahi böyle teveccüh etti, bu ağır vazifeyi deruhde eyledim. Şaşmış bir haldeyim, bana dua ediniz.".

    VI. Mehmed cuma selamlığında

    VI. Mehmed Yıldız Camii'nden çıkarken

    Vahideddin, zamanında Giuseppe Donizetti'nin II. Mahmud için bestelediği Marşı, “Madem, Avrupa'da hükümdarlar değişse de millî Marşlar değişmiyor, Osmanlıların neden bir millî Marşı olmasın?” diyerek, bir fermanla Osmanlı Marşını kabul ettirdi.1918 yazında Ordu ve Donanma'ya bir Hatt-ı Hümâyun göndererek Başkomutanlığı üzerine aldığını bildirdi. VI. Mehmed unvanıyla tahta çıkarıldığı halde halk tarafından Sultan Vahideddin olarak adlandırıldı. Devlet yönetiminde aktif bir rol alacağının işaretlerini vermişti ancak iki büyük sorunla karşı karşıya idi: bir yandan, bir felakete dönüşen I. Dünya Savaşı'nı en az hasarla sona erdirmek; öbür yandan, 1913'ten beri imparatorluğa egemen olan İttihat ve Terakkî rejimine karşı bir siyasi alternatif oluşturmak. Tahta geçer geçmez, İttihat ve Terakkî önderliğine muhalefetiyle tanınan Mustafa Kemal Paşa'yı Suriye Cephesi Komutanlığı'na atadı.

    8 Ekim 1918'de savaşın kaybedileceğinin anlaşılması üzerine Talat Paşa başkanlığındaki İttihat ve Terakkî Kabinesi istifa etti. Yerine Ahmed İzzet Paşa başkanlığında bir kabine kuruldu ve bu kabine savaşı bitiren Mondros Mütarekesi'ni 30 Ekim 1918'de imzalandı. Ahmed İzzet Paşa'nın "artçı" kabinesinin de sadece 25 gün süren iktidardan sonra istifası üzerine Padişah, diplomat Ahmed Tevfik Paşa'yı 13 Kasım'da Sadrazamlığa getirdi.

    Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922'de İzmir'in Kurtuluşu ve 13 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi ile sona erdi. Bu sırada İstanbul henüz İtilaf Devletleri'nin askeri işgali altındaydı. 6 Ekim'de TBMM ordusunu temsilen Refet Bele komutasındaki bir askeri birlik İstanbul'a girdi. Bu günlerde basın organları Vahideddin'in aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulundular. Padişah Vahideddin'in Mustafa Kemal Paşa ve dostları hakkında ölüm fermanı imzalamasının ve Millî Mücadele karşıtı davranışlarının, son padişahın vatan haini olduğunu açıkça göstermekte olduğunu düşünen halk arasında bazı gruplarca hakaret ve tehdit içeren gösteriler yapıldı.

    Vahideddin'in 11 Nisan 1920 tarihli kararname ile başlayan girişimleri, "isyan" kavramının da ötesinde iç savaş girişimi olarak kabul edilmiştir.

    Türkiye'den ayrılışı, sürgün yılları ve ölümü

    VI. Mehmed İstanbul'dan ayrılmadan önce, Şeyhülislam Nuri Efendi'nin öncülüğünde son sadrazam Ahmed Tevfik Paşa ile dua ederken, 17 Kasım 1922.

    VI. Mehmed, İngiliz savaş gemisi HMS Malaya ile Malta'ya varıyor. Soldaki, 10 yaşındaki Şehzade Mehmed Ertuğrul Efendi.

    Kurtuluş Savaşı zafer ile sonuçlandıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi hükûmeti 1 Kasım 1922'de hilâfet ile saltanatın ayrıldığını ve saltanatın kaldırıldığını iki maddelik bir yasa ile ilan etti. Vahideddin'in adı hutbelerden kaldırıldı. 4 Kasım'da son Sadrazam Ahmed Tevfik Paşa istifa etti. 5 Kasım'da Refet Paşa, Bâbıâlî'deki bakanlıklara gönderdiği bir genelgeyle işlerine son verildiğini tebliğ etti. 17 Kasım sabahı Vahideddin, küçük oğlu Mehmed Ertuğrul ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayı'ndan bir kayığa binerek Boğaziçi'nde demirlemiş olan HMS Malaya adlı İngiliz zırhlısı ile Malta'ya gitti.

    İngilizler Vahideddin'in İngiltere'ye gelmesini kabul etmediği için bir süre Malta'da kaldı. Bu süre zarfında, TBMM tarafından seçilen Abdülmecid Efendi'yi halife olarak kabul etmemiş, "Saltanatsız hilâfet, hilâfetsiz de saltanat olmaz." demiştir.[11] ve çeşitli siyasi arayışlar içerisinde bulunmuştur. Hicaz Kralı Melik Hüseyin'in daveti üzerine Mekke'ye ve oradan da İtalya'daki San Remo şehrine giderek bu şehirde ikamet etti. 20 Nisan 1923'e dek Hicaz'da kaldı. İngiltere'nin baskısı üzerine buradan ayrıldı. Bir süre İtalya'nın Cenova kentinde yaşamasının ardından 11 Haziran 1923'te San Remo kasabasında kiralanan bir villaya taşındı. Bu dönemde başlangıç bölümünü kendi el yazısıyla yazdığı, kalan bölümlerini yakınlarına dikte ettirdiği anılarını kayda geçirdi.

    Vahideddin, hilâfetin kaldırılması ve hanedan üyelerinin sürgünü üzerine 13 Mart 1924'te ABD Başkanına şu mektubu yazdı:

    "Amerika Cemahir-i Müttefikiye Reisi Mösyo Coolidge Cenablarına

    Siyasi olayların ve gelişmelerin tüm iç yüzünü, hangi nedenlerden dolayı Saltanat merkezimi geçici bir süre için terk etmek zorunda kaldığımı biliyorsunuz. Bu konuda ayrıntılı bilgi sunmayı gereksiz görüyorum. Bu süresiz uzaklaşmamın, babadan kalma sahip olduğum Saltanat ve Hilâfet makamından vazgeçtiğim anlamına gelmeyeceği açıktır. Ankara meclisi gibi bir isyancı fitnenin bu konuda alacağı tüm kararların geçersiz olacağını bildiririm. Şöyle ki; İslam hilafetinin Osmanlı saltanatından soyutlanması ve ayrılması ve hilafetin tümüyle kaldırılması dini, kavmiyeti, vatanı belirsiz ve karışık askerlerden ve öteki sınıflardan oluşan küçük bir şer zümresinin kısmen zorla ve kısmen bilgisizlik ve gafletle yönlendirdiği beş-altı milyonluk Türk kavminin yetki alanı içinde değildir. Bu ancak tüm İslam dünyasınca atanan uzman kişilerden oluşan bir meclisin toplanması ve tüm din bilginlerinin ortak kararı ile çözümlenecek büyük bir evrensel sorundur.

    İslam bilginlerinin bildiği üzere şeriata aykırı kararlar herhangi makamdan olursa olsun sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Bundan başka bu durumun, içinde bulunulan koşullarda İslam dünyasında sonuçları pek vahim olabilecek büyük bir heyecana yol açacaktır. Ayrıca gelişmiş ülkelerin iç güvenliklerine de büyük bir etki yapacaktır.

    Hanedanın ileri gelenleri aleyhinde Ankara meclisi tarafından kabul edilen sürgün ve kovma, emlakine ve bireysel mallarına el koyma gibi haksız kararları hanedanın bireylerini, insan ve kişilik haklarından soyutlar mahiyettedir. Bu konuda yüce kişiliğiniz ve cumhuriyet hükûmetiniz tarafından olanaklar ölçüsünde yapılabilecek yardımları pek değerli sayacağımı açıklamaya gerek yoktur. Bu vesile ile sağlıklı olmanızı yüce haktan niyaz eylerim."

    13 Mart 1924

    Mehmed Vahideddin

     

    Vahideddin, 16 Mayısıs 1926'da San Remo'da 65 yaşında öldü. Ölmeden önce Mekke'ye veya Türkiye topraklarına defnedilmeyi vasiyet ettiği bilinmektedir. Cenazesi Türkiye hükûmeti tarafından kabul edilmedi ve 2 ay sonra Şam'a getirilerek Süleymaniye Külliyesi kabristanına defnedildi. Ölümünden iki gün sonra yapılan otopside, Vahideddin'in bir kalp damarının tıkanması sonucu öldüğü ortaya çıktı. 8 Aralık 2024'te, Esad rejiminin çöküşünün ardından 24 Aralık'ta Türkiye'nin Şam büyükelçiliği geçici maslahatgüzarı Burhan Köroğlu, Şam'daki mezarın restore edileceğini açıklamıştır.

    .

    VI. Mehmed'in mezarı.

    Ailesi

    Eşleri

  • Emine Nazikedâ Baş Kadınefendi
  • İnşirah Kadınefendi
  • Şadiye Müveddet Kadınefendi
  • Nevvare Hanım
  • Nimet Nevzad Hanım
  • Erkek çocukları

  • Mehmed Ertuğrul Efendi (5 Ekim 1912, İstanbul - 2 Temmuz 1944, Kahire), VI. Mehmed'in tek oğludur. Kahire'deki Hidiv Tevfik Türbesi'ne 1944 yılında defnedilmiştir.
  • Kız çocukları

  • Fenire Sultan
  • Fatma Ulviye Sultan
  • Rukiye Sabiha Sultan

 

Doğumlar

  • 12 - Caligula, Roma İmparatoru (ö. 41)
  • 161 - Commodus, Roma İmparatoru (ö. 192)
  • 1569 - Cihangir, Babür İmparatoru (ö. 1627)
  • Cihangir Şah 4. Babür İmparatoru Hüküm süresi 15 Ekim 1605 - 28 Ekim 1627 Önce gelen Ekber Şah Sonra gelen Şah Cihan   Doğum 31 Temmuz 1569
    Fetihpûr Sikri Ölüm 28 Ekim 1627 (58 yaşında)
    Keşmir Eş(ler)i   Çocuk(lar)ı Hüsrev
    Perviz
    Şah Cihan
    Shahryar
    Diğerleri Tam adı Ebü'l-Muzaffer Nûreddîn Muhammed Cihângîr b. Ekber Hanedan Timurlu hanedanı Babası Ekber Şah Annesi Meryem-uz-Zamanî Dini İslam

    Elindeki bir küreyle Cihangir, Cihangirname, 1614-1618.

    Cihangir veya tam adıyla Ebü'l-Muzaffer Nûreddîn Muhammed Cihângîr b. Ekber, (d. 31 Ağustos 1569, Fetihpûr Sikri -ö. 28 Ekim 1627,[5] Keşmir), Babür İmparatorluğu'nun 4. Hükümdârı (1605-1627).

    Ekber Şahın oğlu olup, asıl adı Selim'di. Küçük yaşta babası Ekber tarafından tahtın vârisi ilan edildi. Ama 1599'da, Ekber Dekken'de bulunurken, bir an önce tahta çıkma isteğiyle ayaklandı. Kendisini doğru yola getirmek isteyen Ebülfazl'ı öldürttü. Babası Ekber ölüm yatağında onun ardılı olacağını doğruladı. Babasının 1605'te ölümü üzerine Selim, “Cihangir” (FarsçaDünyaya hükmeden) adıyla tahta çıktı.

    1569'da doğan Selim, babasının ölümü üzerine 1605'te “Nûreddîn Cihangir” unvanı ile tahta çıktı. Ancak oğlu Hüsrev, Sihleri etrafında toplayarak Pencab'da isyan etti. Cihangir Şah, âsî kuvvetleri Cullandar Nehri kenarında bozguna uğrattı. Yakalanan oğlu Hüsrev'i Burhanpur'a sürgüne gönderdi. Hüsrev orada 1622 yılında öldü.

    Cihangir Şahın saltanatının son yılları, huzursuzluk içerisinde geçti. Eşi Nurcihân ve veziri Mehabet Hanın sık sık devlet işlerine karışmaları sağlığını bozdu. Tabiplerin isteği üzerine iklimi daha müsait olan Lahor'a giderken, yolda 28 Ekim 1627 günü öldü. Cesedi Ravi Nehri kıyısındaki, Şah Dârâ denilen yerde toprağa verildi. Daha sonra mezarının üstüne büyük bir türbe yapıldı.

    Âdil bir hükümdar olan Cihangir, alimleri sever, onlara izzet ve ikramda bulunurdu. Babasının Müslümanlara karşı uyguladığı ağır baskıyı kaldırdı. Ancak devrinin büyük âlimi İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî' yi Gwalyar şehrinde hapsettirdi. İki yıl sonra hatasını anlayıp bu büyük âlimi hapisten çıkaran Sultan, 1000 rupye ihsân edip bağışlanmasını diledi. İmâm-ı Rabbânî'nin Cihangir Şâh'a yazdığı mektuplar, Mektûbât isimli eserinde mevcuttur.

    Cihangir Şah, bayındırlık işlerine de önem vermiştir. Agra'dan Etek'e ve Bengâl'e giden ağaçlıklı yollar ve Agra ile Lahor arasında her üç kilometrede bir işaret kuleleri ve sulu gölgelikler yaptırmıştır. Tüzük-i Cihângîrî ismi ile yazdığı hatıratı, kıymetli bir eserdir.

    Kendisinden sonra oğlu Şihâbuddîn Muhammed, Şah Cihan unvanı ile tahta geçmiştir.

    Hükümdarlığı

    Miras aldığı imparatorluk o dönemde dünyanın en güçlü imparatorluklarından biriydi. Ülke o kadar güçlüydü ki, içki ve afyon düşkünü ve bahçe tutkunu olan imparator, savaşmak yerine, kendini zevk ve eğlenceye verebiliyordu.

    Babasının başlattığı askeri siyaseti sürdürdü.Ancak hemen hemen hiçbir askerî başarı elde edemedi ve Kandahar şehrini İranlılara kaptırdı. Mevar'daki Racput Prensliği ile girişilen savaş 1614'te büyük kazanımlarla sona erdirildi. Ekber'in Ahmednagar'a karşı başlattığı seferler, ordunun ve diplomasinin de desteğiyle zaman zaman şiddetlenerek sürdü; ama saldırıların çoğu güçlü Habeşi Melik Amber tarafından savuşturuldu. 1613'ten itibaren savaşMayısı, bu konuda çok usta olan oğlu Şehzade Hürrem'e (sonradan Şah Cihan) bıraktı. 1617 ve 1621'de Hürrem zafer kazanarak barış anlaşmaları yaptı.

    Zayıf iradeli bir hükümdar olan Cihangir zamanında saray ve entrikalarına kadınlar da karışmaya başladılar. Gevşek yönetimi yüzünden oğulları ile arası açıldı. 1611'den sonra Cihangir, İranlı karısı Mihrü'n-Nisa (Nur CihanFarsçadünyanın ışığı) ile kayınpederi İtimadü'd-Devle ve kayınpederi Asaf Han'ın etkisi altına girdi. Nur Cihan kızı Mümtaz Mahal'i Hürrem ile, kız kardeşini ise Hürrem'in küçük kardeşi Şehriyar ile evlendirdi.

    Şah Abbas (Safevi, solda) ile Cihangir Şah (sağda)

    Şehzade Hürrem'in de aralarında olduğu bu hizip 1622'ye değin siyasal yaşama egemen oldu. Daha sonra, Cihangir'in gücünün azaldığı yıllarda Nur Cihan ile Şehzade Hürrem arasında çatışma başladı. Hürrem 1622'de ve 1625'te açıkça ayaklandı. 1621'den 1627'ye değin süren taht kavgalarından Şehzade Hürrem (Şah Cihan) galip çıktı ve tüm rakiplerini öldürttü. Şah Cihan'ın kardeşi Şehriyar'ı destekleyen Nur Cihan ise, 1645'te Lahor'da sürgündeyken öldü. 1626'da Cihangir, Nur Cihan grubunun başka bir rakibi olan Mehabet Han tarafından baskı altına alındı. Keşmir ve çevresine duyduğu sempati nedeniyle zamanının büyük bir bölümünü bu bölgeye ayırdı. Cihangir, Keşmir'den Lahor'a giderken yolda öldü. Türbesi Lahor'dadır.

    Yönetiminin ilk yıllarında ünlü 12 hükmünü çıkararak taşradaki tıMar sahiplerinin vergi toplamasını önledi. Issız yerlerde kervansaray ve mescitler, kentlerde de hastaneler yaptırdı. Kendi doğum gününde hayvan kesimini yasakladı. Miras konusunda yeni bir düzenleme getirdi. Konutlara zorla girilmesini önledi; suçluların kulak ve burunlarının kesilmesi gibi cezaları kaldırdı. Halkın elindeki topraklara beyler ve devlet yöneticileri tarafından el konmasını önledi.

    Babası Ekber Şah'ın İslâm ve Hindu dinleri arasındaki ayrılıkları giderip birlik oluşturmayı ve böylece ortak bir dinî yol bulmayı ve Müslümanlarla Hinduları kaynaştırmayı hedeflediği “Dîn-i İlâhî” projesini devam ettirdi. Cihangir, Cizvitlerin halkın önünde Müslüman ulema ile tartışmaya girişmelerine ve kendi dinlerini yaymalarına izin verdi.

    Cihangir ve sanat

    Cihangir'i betimleyen bir minyatür, Cihangirname, y. 1620

    Ülkesindeki Fars kültürünün gelişmesini destekledi. Cihangir'in saltanatı sırasında Farsça devlet ve kültür dili olmuştu. Pers şair, sanatçı, heykelci ve müzisyenler Agra'yı İsfahan'ın kültürel düzeyine yükseltmişlerdi. Sultan Cihangir'in mimarlık alanındaki çalışmaları, diğer Babür imparatorlarına göre azdır. Onun döneminde yapılan eserler arasında Lahor'da Motî Mescid (İnci Cami) ile tamamına yakını beyaz mermerden inşa edilmiş olan, kayınpederi İtimadü'd-Devle için Agra'da yaptırdığı türbesidir. Doğaya yakınlığı olan, insan kişiliği konusunda keskin bir sezgiye ve sanatçı duyarlığına sahip bir insandı. Bu nitelikleriyle minyatür sanatının korunmasını sağladı. Tüzük-i Cihangiri (Cihangirname, ös 1683, yay. haz. S. Ahmed) adlı anılarında yönetiminin ilk 17 yılını anlatır. Bundan sonraki iki yıllık bölüm katibi Mutemed Han tarafından yazılmıştır. Ölümünü ve şehzade kavgalarını içeren bölümü ise yapıta Mirza Muhammed Han eklemiştir.

  •  

  • 1802 - Hüseyin Kaptan Gradaşçeviç, Osmanlı İmparatorluğu'nda ayan sistemini kaldıran II. Mahmud'un yaptığı yeniliklere karşı ayaklanmış Bosnalı komutan (ö. 1834)
  • 1868 - Musahipzade Celal, Türk oyun yazarı (ö. 1959)
  • 1879 - Taişo, Japon imparatoru (ö. 1926)
  • 1880 - Wilhelmina, Hollanda Kraliçesi (ö. 1962)
  • 1915 - Raif Aybar, Türk siyasetçi (ö. 2005)
  • 1917 - Turgut Sunalp, Türk asker ve siyasetçi (ö. 1999)
  • 1948 - Serkan Acar, Türk futbolcu (ö. 2013)
  • 1969 - Muharrem Erkek, Türk avukat ve siyasetçi
  • 1970 - Rania el Abdullah, Ürdün Kraliçesi
  • 1977 - Arzu Yanardağ, Türk manken ve oyuncu
  • 1983 - Ebru Şancı, Türk model, sunucu ve oyuncu
  • 1985 - Fatih Tutak, Türk şef ve restoran sahibi
  • 1985 - Mabel Matiz, Türk şarkıcı
  • 1998 - Selin Geçit, Türk şarkıcı

Ölümler

  • 318 - Liu Cong, Çin'de Beş Hu On Altı Krallık döneminde Hiung-nu önderliğindeki Önceki Chao'nun üçüncü imparatoru
  • 577 - İoannis Skolastikos, İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin 32. Konstantinopolis Ekümenik Patriği (d. y. 503)
  • 869 - Buharî, İslam bilgini (d. 810)
  • Buhârî

    محمد بن إسماعيل البخاري

    Buhari'nin Semerkant şehrinde bulunan mezarı (Özbekistan)

    Doğum Ebû Abdillâh Muhammed bin İsmâîl bin İbrâhîm el-Cu'fî el-Buhârî
    21 Temmuz 810
    BuharaAbbasiler Ölüm 1 Eylül 870 (60 yaşında)
    SemerkantAbbasiler Defin yeri İmam Buhari Camii, SemerkantÖzbekistan Etnik köken Fars Tanınma nedeni Sahih-i Buhârî Memleket Buhara   Kariyeri Dalı Hadis Etkilendikleri ŞafiiAhmed bin HanbelEbu Hanife Etkiledikleri Müslim bin Haccâcİbn HuzeymeTirmizîNesâî    

    Buhârî ya da tam künyesiyle Ebû Abdillâh Muhammed bin İsmâîl bin İbrâhîm el-Cu'fî el-Buhârî (810, Buhara - 869, Semerkant), İslam tarihindeki en önemli hadis alimi olarak kabul edilen 9. yüzyılda yaşamış Fars muhaddis. Yazdığı Sahih-i Buhârî diye bilinen (Arapça: الجامع الصحيح, El-Camius-Sahih) eser, daha sonradan Müslümanlar için güvenilir hadis kaynaklarını teşkil eden ve Kütüb-i Sitte diye anılan serinin ilk kitabıdır.

    Özbekistan'ın Buhara şehrinde doğan Buhari, küçük yaşta hadis öğrenmeye başladı. Abbasi Halifeliği döneminde önemli ilim merkezlerine giderek döneminin etkili âlimlerinden ders aldı. Binlerce hadis rivayetini ezberleyen Buhari, 846'da Sahih-i Buhari'yi derledi. Hayatının geri kalanını, topladığı hadisleri öğreterek geçirdi. Hayatının sonlarına doğru, Kur'an'ın mahluk olduğuna inandığı iddialarıyla karşı karşıya kaldı ve Nişabur'dan sürgün edildi. Ardından Semerkant yakınlarındaki Hartenk'e taşındı.

    Yaşamı

    Soyu ve erken yaşamı

    Muhammed bin İsmail el-Buhari el-Cufi, 21 Temmuz 810 (13 Şevval 194) Cuma günü cuma namazından sonra günümüz Özbekistan'ında Horasan bölgesinin Buhara şehrinde doğdu Fars kökenlidir ve babası Malik bin EnesAbdullah bin Mübarek ve Hammad ibn Seleme'nin öğrencisi olan hadis âlimi İsmail bin İbrahim'di. Babası, Buhari henüz bebek yaşlarındayken vefat etti. Buhari'nin büyük büyükbabası Muğire, Buhara valisi Yeman el-Cufi'nin tebliğiyle İslam'ı kabul ettikten sonra Buhara'ya yerleşti. Gelenek gereği Yeman el-Cufi'nin mevlası oldu ve ailesi "el-Cufi" nisbesini taşımaya devam etti.

    Buhari'nin büyük büyükbabası Muğire'nin babası Bardizbah (Farsça: بردزبه), çoğu âlim ve tarihçiye göre Buhari'nin bilinen en eski atasıdır. Bardizbah bir Zerdüşt din adamıydı. Bardizbah'ın babasının adını veren tek alim Takiyüddin es-Subki'dir ve babasının adının Bazzabah (Farsça: بذذبه) olduğunu söyler. İkisi hakkında da Fars oldukları ve İslam öncesi Fars halklarının dinini takip ettikleri dışında pek bir şey bilinmemektedir. Tarihçiler ayrıca Buhari'nin büyükbabası İbrahim bin Muğire (Arapça: إبراهيم ابن المغيرة, romanize: Ibrāhīm ibn el-Mughīrā) hakkında da herhangi bir bilgiye rastlamamışlardır.

    Eğitimi ve seyahatleri

    Babasının erken ölümü nedeniyle annesinin terbiyesi altında Arapçayı ve Kur'an'ı öğrenmiştir. Çağdaş hadis alimi ve tarihçisi Zehebî'ye göre, Buhari hadis okumaya 821 yılında başlamıştır. Çocukken Abdullah bin Mübarek'in eserlerini ezberlemiş ve ergenlik çağındayken hadis yazmaya ve rivayet etmeye başlamıştır. 826'da 16 yaşında annesi ve abisi ile birlikte Mekke'ye hac amacıyla gitmiştir, Buhara'ya dönerken kendisi ilim öğrenme isteğiyle Mekke'de kalmıştır. Buhari, Medine'ye taşınmadan önce iki yıl Mekke'de kaldı. Burada peygamber Muhammed'in sahabeleri ve tabiun hakkında bir kitap yazdı. Medine'de bulunduğu süre içinde ayrıca Tarih-i Kebir isimli eserini de yazdı.

    Buhari'nin, Suriye, Kûfe, Basra, Mısır, Yemen ve Bağdat gibi dönemin önemli İslam ilim merkezlerinin çoğunu gezdiği bilinmektedir. Ahmed bin Hanbel, Ali bin Medeni, Yahya bin Ma'in ve İshak bin Rahveyh gibi önde gelen İslam alimlerinden ders almıştır. Buhari'nin 600.000'den fazla hadis rivayetini ezberlediği bilinmektedir.

    Mihne, son yılları ve ölümü

    Ayrıca bakınız: Mihne

    Buhari, uzun süren hadis toplama seyahatlerinden sonra önemli bir ilim merkezi olan Nişabur'a geldi. Buranın halkı tarafından çok büyük bir itibar gördü, evi her gün onu dinlemek için gelenlerle doldu taştı. O dönemde alimler arasında Kur'an'ın mahluk olup olmadığıyla ilgili bir kelam tartışması devam etmekteydi. Mutezile mensubu alimler tarafından ortaya atılan Kur'an'ın mahluk olduğu hakkındaki görüş epeyce taraftar toplamış hatta dönemin Abbasi devlet otoritesi tarafından desteklenmiştir. Bu görüşe karşı çıkan alimler ise dışlanmış ve hatta ağır eziyetlere uğramıştır.

    Buhari'nin evindeki bir toplantıda ziyaretçilerden birisi Kur'an'ın mahluk olup olmadığı hakkındaki soruya Buhari "fiilerimiz mahluktur, Kur'an okuyuşumuz da öyledir" demesiyle şehirde büyük bir karışıklık çıkmıştır. Buhari'ye destek verenlerle karşı çıkanlar kavgaya tutuşmuş, Buhari ise şehirden çıkarak Semerkand yakınlarında bir köye yerleşmiştir. Zehebi ve Subkî, Buhari'nin Nişabur'daki bazı hadis âlimlerin kıskançlığı nedeniyle bu konunun ona sorulduğunu ve ardından kovulduğunu ileri sürmüşlerdir. Buhari, hayatının son yirmi dört yılını topladığı hadisleri öğreterek geçirmiştir. Mihne sırasında Semerkand yakınlarındaki bir köy olan Hertenk'e yerleşmiş ve orada da 1 Eylül 870 Cuma günü vefat etmiştir. Günümüzde mezarı, Semerkand'a 25 kilometre uzaklıktaki Özbekistan'ın Hertenk kentindeki İmam Buhari Türbesi'nde bulunmaktadır. Türbe, yüzyıllar süren ihmal ve haraplığın ardından 1998 yılında restore edilmiştir. Türbe külliyesi Buhari'nin türbesi, bir cami, bir medrese ve Kur'an yazmaları bulunan bir kütüphaneden oluşmaktadır. Buhari'nin zemin seviyesindeki türbe mezarı yalnızca bir anıt mezardır. Asıl mezar, yapının altındaki küçük bir mezar odasında yer almaktadır.

    Eserleri hakkındaki görüşler

    Zühlî'nin Kur'an okuyan kişinin telaffuzunu mahluk kabul ettiği gerekçesiyle Buhârî'nin bidatçı olduğunu ve onun meclisine katılanların Kur'an'ın mahluk olduğu görüşüne sahip olmakla itham edilmesi gerektiğini bildirerek Müslim bin Haccâc ve Ahmed bin Seleme hariç insanların çoğunun Buhârî'nin meclisine katılmasını engellediği belirtilmektedir. lbnu Ebi Halim er-Razi (ö.h. 327) Buhârî'nin biyografisinde babası Ebû Hatim er-Razi'nin Buhârî'den hadis işitmekle beraber Muhammed b. Yahya tarafından onun "Kur'an'ın okunuşu -lafzı- mahluktur" görüşü iletilince Buhârî'nin hadisini terk ettiğini anlatır. Bu durumun Buhârî'nin Sahih'inin şöhretini geciktiren faktörlerden biri olduğu ve asırlar geçtikçe bu haberin unutulduğu ifade edilir.

    Buhârî'nin hocalarından Nuaym bin Hammâd'ın hemen bütün hadis münekkitleri tarafından zayıf ve münker hadis rivayet etmekle tanındığı, rivayetlerinde çokça yanılıp bunları birbirine karıştırdığı, rivayetleri pek kabul görmeyen muhaddislerden hadis rivayet ettiği için de eleştirildiği, rivayetlerinin delil olarak kullanılamayacağı ileri sürüldüğü ve hatta sünneti koruma gayretiyle hadis uydurduğunu söyleyenlerin de olduğu fakat Buhârî'nin ondan hadis rivayet ettiği belirtilmektedir.

    Buhârî'nin bidat ehli addedilen Hâricîlere ve Mürcie'ye mensup kişilerden de hadis rivayeti aldığı belirtilmektedir. Bununla birlikte Buhârî'nin eserlerinde Ebu Hanife'yi cerh eden rivayetlere yer verirken ta'dil rivayetlerine yer vermemiş olduğu ifade edilmektedir. Buhârî el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'inin bab başlıklarında isim zikretmeden, “Kāle ba‘zu'n-nâs” (insanlardan biri şöyle dedi) ifadesini kullanarak Ebû Hanîfe'yi tenkit etmiş, diğer eserlerinde de onun İslâm dinine zarar veren Mürcie'ye mensup olduğuna ilişkin rivayetleri zikretmiştir. Hatta Buhârî'nin ed-Duafâü‟s-Sağir adlı eserinin 388 numaralı maddesinde Ebu Hanife'nin iki defa küfürden imana davet edildiğiyle ilgili bir rivayete yer verdiği belirtilir.

    Endülüslü İbn Hazm'ın (ö. H. 456/M.S. 1064) musiki konusunda en sağlam ve en kuvvetli olduğu belirtilen Buhârî'nin sahihinde geçen "Ümmetimin içinde zina yapmayı, ipekli giymeyi, içki içmeyi ve mûsikî dinlemeyi helâl sayan kimseler türeyecektir." şeklinde başlayan rivayetin uydurma olduğunu söylediği ve Buharî'yi kitabına uydurma hadis almakla suçlayanların başında geldiği ifade edlmektedir.

  •  

  • 1056 - Teodora, 1042'de kız kardeşi Zoi ile birlikte ve 1055-1056 yılları arasında ise tek başına tahtta kalan Bizans imparatoriçesi (d. 984)
  • 1234 - Go-Horikawa, Japonya'nın geleneksel veraset düzenine göre 86. imparatoru (d. 1212)
  • 1324 - II. Henri, Taç giymiş son Kudüs kralı (d. 1270)
  • 1422 - V. Henry, İngiltere ve İrlanda Kralı (d. 1386)
  • 1951 - Mazhar Osman Usman, Türk ruh ve sinir hastalıkları uzmanı (d. 1884)
  • Ord. Prof. Dr.

     

    Mazhar Osman

    Doğum 5 Mayısıs 1884
    SofuluOsmanlı İmparatorluğu Ölüm 31 Ağustos 1951 (67 yaşında)
    İstanbulTürkiye Defin yeri Zincirlikuyu Mezarlığıİstanbul Milliyet Türk Uğraş Doktor, psikiyatristnörolog  

    1 Ocak 1927 tarihli Aylık Mecmua'da Mazhar Osman Bey

    Mazhar Osman Usman (5 Mayısıs 1884, Sofulu - 31 Ağustos 1951, İstanbul), ruh ve sinir hastalıkları uzmanı ve Türkiye'de ilk modern ruh sağlığı hastanesini kuran Türk hekimdir.

    Yaşamı

    1904 yılında "Askeri Tıbbiye" okulunu, Yüzbaşı rütbesiyle bitirerek doktor olan Mazhar Osman, "Gülhane Askeri Hastanesi Akliye Servisi"nde öğretmen yardımcılığına başladı. 1909 ve 1911 yıllarında eğitim amaçlı iki kez Almanya’ya gitti. Münih’te modern psikiyatrinin en önemli isimlerinden olan Alzheimer ve Kraepelin ile, Berlin’de ise Ziehen ile çalıştı. Tekrar Gülhane'ye döndü, 1914'te Haseki'deki "Akıl Hastalıkları Müşahedehanesi'nin başhekimi ve müdürü oldu.

    Daha sonra "Haydarpaşa Askeri Hastanesi" Akliye ve Asabiye Mütehassıslığı'na getirildi. Mazhar Osman, Bakırköy'de bulunan ve terk edilmiş bir kışla olan Reşadiye Kışlası'nın bulunduğu araziyi devletten talep etti. Dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Başbakanı İsmet İnönü ve İçişleri Bakanı Refik Saydam'ın onayı ile 1924 yılında başlayan süreç, 15 Haziran 1927 tarihinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin kurulmasıyla tamamlandı. Mazhar Osman, hastanede uzun süre Başhekimlik görevinde bulundu.1933'te İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Kliniği'ne Ordinaryüs Profesör olarak atandı. 1941'de Başhekimlik görevini bıraktı ve emekliye ayrıldığı 1951'e kadar öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürdü.

    Türk Nöro-psikiyatri Cemiyeti'nin yanı sıra; İçki İle Mücadele Cemiyeti gibi sağlık derneklerinin kurucusu olan Mazhar Osman, Sinir Hastalıkları (1935-1936, 2 cilt), Keyif Veren Zehirler (1934) gibi çeşitli mesleki eserler yazdı. Hamburg Akıl Hastalıkları Derneği, Fransız Nöroloji Derneği ve New York Nöroloji Akademisi gibi yabancı sağlık kuruluşlarının onur üyeliklerine seçildi. Türkiye'de ilk kez serolojinöro-patoloji ve deneysel psikoloji laboratuvarları oluşturulmasında önemli rol oynadı.

    1951 yılında öldü. Mezarı Zincirlikuyu Mezarlığı'ndadır.

    Eserleri

  • Tabâbet-i Rûhiyye (İstanbul, 1325-1326)
  • Spiritizma Aleyhinde (İstanbul, 1326)
  • Bîmarhânelerin İdaresi Hakkında Nesâyih (İstanbul, 1330)
  • Sıhhî Hitâbeler (İstanbul, 1331-1333)
  • Torlakyan Davası (İstanbul, 1337)
  • Zâtü'd-dimâği istilâî: Uyku Hastalığı Salgını (İstanbul, 1925)
  • Keyif Veren Zehirler (İstanbul, 1925)
  • Sinir Hastalıkları (İstanbul, 1926)
  • Akıl Hastalıkları (İstanbul, 1928)
  • Akıl Hastaları (İstanbul, 1929)
  • Sıhhat Almanakı (İstanbul, 1933)
  • Öjenik, İğdiş, Kısır (İstanbul, 1935)
  • Serirî Cepheden Alkolizm (İstanbul, 1935)
  • Konferanslarım: Medikal Paramedikal (İstanbul, 1941)
  • Lepra ile Mücadele (İstanbul, 1941)
  • Psychiatria (İstanbul, 1947)
  •  
  • 2015 - Yalçın Güzelce, Türk tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu (d. 1951)
  • 2020 - Haldun Boysan, Türk sinema ve dizi oyuncusu ve seslendirme sanatçısı (d. 1958)
  • 2021 - İnci Çayırlı, Türk Sanat Müziği yorumcusu ve koro şefi (d. 1935)
  • 2021 - Ferhan Şensoy, Türk oyuncu, yazar, senarist ve şair (d. 1951)
  •  

Tatiller ve özel günler

  • Uşak'ın Sivaslı ilçesinin Yunan işgalinden kurtuluşu (1922)
  • Polonya Dayanışma Günü
  • Kırgızistan Bağımsızlık Günü
  •    Kırgızistan Bağımsızlık Günü

    25. bağımsızlık yılı adına bastırılmış para

    Resmî adı Kırgız Respublikasının köz karandısızdıgının künü Ülke  Kırgızistan Türü Milli Bayram Önemi Kırgızistan'ın SSCB'den ayrılıp bağımsız bir devlet olması Tarih 31 Ağustos

    Kırgızistan Bağımsızlık Günü (Kırgızca: Кыргыз Республикасынын көз карандысыздыгынын күнү, Rusça: День Независимости Кыргызстана), Kırgızistan'ın ana millî bayramıdır. Her yıl 1991'de bağımsızlık ilanının yıldönümü olan 31 Ağustos'ta kutlanmaktadır.

    Tarihçe

    31 Ağustos 1991'de Kırgızistan Cumhuriyeti Yüksek Konseyi, " Kırgızistan Cumhuriyeti Devlet Bağımsızlığı Bildirgesi" hakkında bir yasa kabul etti. Bu sayede Kırgız Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak ilan edildi. Kırgızistan, uluslararası hukukun ilkelerine ve halklar arasındaki işbirliğine resmen bağlı kalmıştır.[3][4][5] 1993 yılında ilk anayasa kabul edildi, ancak 20 yıılık süreçte birkaç kez değiştirildi. Bağımsızlıktan bu yana geçen yıllarda Kırgızistan'da iki devrim yaşandı ve her iki devrimde de Kırgızistan'ın ilk iki devlet başkanı sırasıyla Rusya ve Belarus'a sürgüne gönderildi.

    Yıllık etkinlikler

    Ala-Too Meydanı'nda her yıl binlerce seyircinin yanı sıra üst düzey siyasetçilerin de katıldığı kitlesel bir kültürel etkinlik düzenleniyor. Kırgızistan CumhurbaşkanıBaşbakan, Yüksek Konsey Başkanı ve Bişkek Belediye Başkanı'nın yanı sıra Yüksek Konsey'den diğer politikacılar ve eski cumhurbaşkanları ve başbakanların katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Genellikle Kırgız devletinin kuruluşuna katkıda bulunan tarihi şahsiyetlerin tiyatro prologları gösterilir. Cumhurbaşkanı genellikle Kırgızistan bayrağının tören alanına girmesi ve koro ve senfonik orkestranın Mamlekettik Gimni'yi (Milli Marş) söylemesinin ardından katılımcılara bir konuşma yapar. Bu etkinlikte Kırgız pop yıldızlarının yanı sıra geleneksel dans toplulukları da sahne almaktadır.

    Bişkek askeri geçit töreni

    Bişkek'te Bağımsızlık Günü dolayısıyla her 5 yılda bir 31 Ağustos'ta Ala-Too Meydanı'nda askeri geçit töreni düzenleniyor. Kırgızistan'ın diğer şehirlerinde (örneğin  ve Celal-Abad) daha küçük askeri geçit törenleri de düzenlenmektedir.

  •  

  • Trinidad Tobago Bağımsızlık Günü

Yorumlar

Yorum Yap

E-posta adresiniz gizli tutulur
Yukarıdaki işlemin sonucunu yazın

Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.