23 Şubat Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 54. günü
- 532 - Bizans imparatoru I. Justinianus, Konstantinopolis'te Ayasofya'nın inşası emrini verdi.
-
I. Justinianus
Büyük Justinianus Dominus Noster Justinianus
Perpetuus Augustus
San Vitale Kilisesi, Ravenna'daki dönemin bir portre mozaiğinin detayı
Bizans İmparatoru Hüküm süresi 1 Nisan 527 – 14 Kasım 565 (1 Ağustos 527'den itibaren tek başına) Taç giymesi 1 Nisan 527 Önce gelen I. Justinus Sonra gelen II. Justinus Doğum Petrus Sabbatius
482
Tauresium, Dardania Ölüm 14 Kasım 565
Büyük Saray, Konstantinopolis Defin Havariyyun Kilisesi, Konstantinopolis Eş(ler)i Theodora Tam adı Flavius Petrus Sabbatius Justinianus Hanedan Jüstinyen Hanedanı Babası- Sabbatius
- I. Justinus (evlat edinen)
I. Justinianus (Latince: Flavius Petrus Sabbatius Iustinianus; Grekçe: Ἰουστινιανός Ioustinianos; 482 – 14 Kasım 565), ayrıca Büyük Jüstinyen olarak da bilinir, 527 ile 565 yılları arasında Bizans imparatorudur.
Hükümdarlığı, hırslı ancak yalnızca kısmen gerçekleştirilen renovatio imperii veya "İmparatorluğun restorasyonu" ile bilinir. Bu hırs, feshedilmiş Batı Roma İmparatorluğu topraklarının kısmen geri alınmasıyla ifade edilir. Generali Belisarius, Kuzey Afrika'daki Vandal Krallığı'nı hızla fethetti. Daha sonra, Belisarius, Narses ve diğer generaller Ostrogot Krallığı'nı fethederek Dalmaçya, Sicilya, İtalya ve Roma'yı yarım yüzyıldan fazla süren Ostrogot yönetiminin ardından imparatorluğa geri kazandırdılar. Praetorian prefect Liberius, İber Yarımadasının güneyini geri alarak Spania eyaletini kurdu. Bu seferler, Batı Akdeniz'de Roma kontrolünü yeniden kurarak İmparatorluğun yıllık gelirini bir milyon solidi kadar artırdı. Justinianus hükümdarlığı sırasında, Karadeniz'in doğu kıyısında daha önce hiç Roma egemenliğine girmemiş bir halk olan Tzani'ye de boyun eğdirdi. Doğuda ise I. Kubâd döneminde ve daha sonra I. Hüsrev döneminde Sasani İmparatorluğu ile mücadele etti; bu ikinci çatışma kısmen onun batıdaki hırsları nedeniyle başladı.
Mirasının daha da yankı uyandıran bir yönü, birçok modern devlette hâlâ medeni hukukun temeli olan Roma hukukunun tek tip yeniden yazılması olan Corpus Iuris Civilis idi. Onun hükümdarlığı aynı zamanda Bizans kültürünün filizlenmesine de işaret eder ve yürüttüğü inşaat programı Ayasofya gibi eserler verdi. Doğu Ortodoks Kilisesi'nde kendisine "İmparator Aziz Justinianus" denir. Restorasyon faaliyetleri nedeniyle, Justinianus 20. yüzyılın ortaları tarihyazımında bazen "Son Romalı" olarak anılmıştır.
Ayasofya
Grekçe: Ἁγία Σοφία, romanize: Agia Sofia
Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi (Ağustos 2014)
Diğer ad(lar) Kutsal Bilgelik KilisesiAyasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi (Kutsal Büyük Ayasofya Camii) Genel bilgiler Tür Katedral (537-1054)
Ortodoks katedrali (1054-1204)
Katolik katedrali (1204-1261)
Ortodoks katedrali (1261-1453)
Cami (1453-1934)
Müze (1935-2020)
Cami (2020-2024)
Cami ve müze (2024-günümüz) Konum Fatih, İstanbul, Türkiye Koordinatlar
Trallesli Anthemios Resmî site
UNESCO Dünya Mirası
Tür Kültürel Kriter i, ii, iii, iv Belirleme 1985 (9. oturum) Parçası İstanbul'un Tarihî Alanları Referans no. 356 ÜlkeAyasofya (anlamı: Kutsal Bilgelik), resmî adıyla Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi, İstanbul'un Fatih ilçesinde kiliseden çevrilmiş bir camidir. Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından, 532-537 yılları arasında inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olmuştur. 1453 yılında İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra II. Mehmed tarafından camiye dönüştürülmüştür. Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1934 yılında yayımlanan kararname ile tadilat çalışmasına alınmış, 1935 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye dönüştürülme kararı alınıp müzeye dönüştürülmüş, kazı ve tadilat çalışmaları başlatılmış ve 1935'ten 2020'ye kadar müze olarak hizmet vermiştir. 2020'de tekrar camiye çevrilmiş, 2024'te ise caminin üst katı bir müze olarak hizmet vermeye başlamıştır.
- 1653 - Batı Anadolu'daki şiddetli depremde, Denizli, Nazilli, Tire ve Uşak'ta evler yıkıldı, binlerce kişi öldü ve yaralandı.
- 1660 - XI. Karl, İsveç Kralı oldu.
- 1918 - Kızıl Ordu, Lev Troçki tarafından kuruldu.
- 1934 - III. Léopold, Belçika Kralı oldu.
- 1940 - "Pinokyo" adlı animasyon filmi, gösterime girdi.
- 1941 - Plütonyum, Dr. Glenn T. Seaborg tarafından ilk defa ayrıştırıldı ve üretildi.
- 1945 - Türkiye - ABD ikili yardım antlaşması imzalandı.
- 1945 - Türkiye, Nazi Almanyası ve Japon İmparatorluğu'na savaş ilan etti.
- 1978 - Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) kuruldu.
- 1980 - Ayetullah Humeyni, ABD Elçiliği'ndeki rehinelerin akıbetine, İran Parlamentosu'nun karar vereceğini belirtti.
- 1987 - Büyük Macellan Bulutu içinde bir süpernova gözlendi.
- 1991 - Körfez Savaşı: ABD Kara Kuvvetleri, Suudi Arabistan sınırını geçerek Irak topraklarına girdi.
- 1994 - Cep telefonu şebekeleri hizmete açıldı.
- 1998 - Usame bin Ladin bir fetva yayımlayarak, bütün Yahudi ve haçlılara karşı cihad ilan etti.
- 2005 - MERNİS-Kimlik Paylaşımı Sistemi Projesi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı törenle uygulanmaya başlandı.
- 2010 - Balıkesir'in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy'deki bir maden ocağındaki grizu patlamasında 13 kişi öldü, 18 kişi yaralandı. (bknz. Odaköy maden kazası)
- 2020 - İran-Türkiye depremleri: İran'ın Batı Azerbaycan Eyaleti'nin Hoy ilinde meydana gelen 5.8 Mw ve 5.9 büyüklüğündeki depremlerde İran'da 75 kişi yaralandı, Van'da ise 10 kişi öldü, 50 kişi yaralandı.
Doğumlar
- 1133 - Zafir, 8 Ekim 1149 - Mart 1154 döneminde Yedinci Fâtımî Hâlifesi ve İsmâilîyye-Hafizilik Mezhebi'nin "Ikinci İmâmı" (ö. 1154)
- 1417 - II. Paulus, 1464-71 arasında papa (d. 1471)
- 1443 - Matyas Corvinus, Macaristan Kralı (ö. 1490)
- 1646 - Tokugawa Tsunayoshi, Tokugawa Hanedanlığı'nın 5. şogunu (ö. 1709)
- 1744 - Mayer Amschel Rothschild, Rothschild hanedanlığı kurucusu (ö. 1812)
- 1845 - Afonso, Brezilya İmparatorluğu tahtının veliahtı (ö. 1847)
- 1925 - Ali Nihat Gökyiğit, Türk inşaat mühendisi, iş insanı ve TEMA vakfının kurucusu (ö. 2023)
- 1940 - Kamer Genç, Türk siyasetçi (ö. 2016)
- 1948 - Taylan Özgür, Türk devrimci (ö. 1969)
- 1953 - Adnan Polat, Türk iş insanı ve eski Galatasaray başkanı
- 1955 - Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Türk öykücü ve şair
- 1973 - Pamela Spence, Türk şarkıcı
- 1977 - Ayhan Akman, Türk futbolcu ve teknik direktör
- 1985 - Yunus Çankaya, Türk basketbolcu
- 2005 - Salih Malkoçoğlu, Türk futbolcu
Ölümler
- 715 - I. Velid, Emevilerin altıncı halifesi (705-715) (d. 668)
-
I. Velid
Arapça Hüsn-ü Hatt ile "Velîd" yazısı
Emevî Halifesi Hüküm süresi 705-715 Önce gelen Abdülmelik Sonra gelen Süleyman bin Abdülmelik Doğum 668 Ölüm 715 Tam adı Ebu'l-Abbas el-Velid Bin Abdülmelik Bin Mervan Hanedan Emevî Hanedanı Babası Abdülmelik Dini Sünni İslamI. Velid (Arapça: الوليد بن عبدالملك, Velid bin Abdulmelik, d. 668?-ö. 715), Emevilerin altıncı halifesi (705-715).
Halife Abdülmelik'in büyük oğluydu. Gençliğinde Bizans'a karşı düzenlenen seferlere katıldı. Babasının ölümünden sonra 705 yılında halife oldu.
Seferler ve fetihler
Hükümdarlığı sırasında hiçbir sefere komuta etmediyse de, Velid, Haccâc'a verdiği yetkilerle hükümdarlığı yaptığı bölgelerin gayet çok büyümesini sağladı. Haccâc çok başarılı bir sefer yapabilecek yetenekli komutanları çok iyi seçebildi ve Emeviler imparatorluğu I. Velid saltanatı sırasında inanılmaz ölçülerde Orta Asya'da Maveraünnehir, Hindistan'da Sind, Anadolu'da Kilikya ve Avrupa'da İber yarımadasına büyüdü. İmparatorluk şöyle ve şu komutanlara altında dört bir yöne gelişip yayıldı:
- Maverâünnehir : Kuteybe bin Müslim;
- Sind : Muhammed bin Kasım;
- Kilikya, Anadolu ve Konstantinopolis'e kadar : Mesleme bin Abdülmelik
- Kuzey Afrika: Musa bin Nusayr ve Endülüs: Tarık bin Ziyad.
-
Bunların yanında Halife I. Velid'in kendisi Abdullah bin Zübeyr'e karşı çok başarılı sefer yapmıştır.
Orta Asya'da fetihler
704'de Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan döneminde Kuteybe bin Müslim Merv şehri merkezli Horasan eyaleti valiliğine tayin edildi. 705'de halife olan I. Velid dönemine bu şehir Kuteybe'nin Orta Asya'da yaptığı fetihlere merkez oldu.
707'de Kuteybe ordusuyla Amu Derya nehrini geçip o bölgede Batı Göktürk Kağanlığının yıkılmasından sonra egemen olan Oğuzlar elindeki arazilere hücuma başladı. Fakat Oğuzlar bu orduyu hemen kuşatmayı başardılar ve Kuteybe iki ay kadar bu çemberi aşamadan ve bağlı olduğu Emevilerin Irak valisi Haccâc'a haber gönderemeden kuşatma altında kaldı. En sonunda Kuteybe çemberi yarmayı başardı ve Beykent kalesini merkez yaparak etrafındaki araziyi eline geçirdi. Fakat iki ay Kuteybe'nin idaresinden sonra Beykent ahalisi isyan ederek Arapları şehirden atmayı başardılar. Kuteybe yeniden gelip şehri kuşatıp eline geçirdi. Fakat bu sefer şehirde bulunan eli silah tutan her erkeğin öldürülmesine emir verip bu emri uygulattı. Kuteybe bu hücumu sonunda 708'de yeniden Ceyhun Nehri gerisine çekilerek merkezi olan Merv'e döndü. Bu seferde elde edilen ganimet o kadar büyüktü ki bu orduya dahil olan Arap askerlerinin ellerine geçen ganimet bölümü ile hepsinin kendi atlarını satın alabilecek ve bakabilecek şekilde bir servet kazandıkları bildirilir.
708'de Irak valisi Haccâc, Kuteybe'ye yeniden Ceyhun nehrini aşarak Oğuzlara hücum etmesini emretti. Bu sefer Kuteybe akının yöneldiği bölge Buhara ve etrafı oldu. Bu hücumda akının başına geçen Kuteybe her düşman askeri kellesi getiren Arap askerine 100 dirhem altın vermeyi vadetti. Buhara Sultanı'nın Kuteybe'nin ilerleyişini durdurmak için Verdan Hüda komutasında bir orduyu üzerine gönderdi ama Kuteybe bu orduyu bozguna uğrattı ve Verdan'ın bu muharebede öldü. Hemen sonra Kuteybe ordusu Buhara'yı ele geçirdi.
709 kışinda ve ilkbaharında, Toharistan'da (şimdiki Afganistan Mezar-ı Şerif kenti yakınlarında olan) Belh şehrine karşı hücuma geçti. Arap ordusunun öncüleri şehri ellerine geçirdiler. Ellerine geçirdikleri şehri savunan askerlere karşı hiç acıma göstermeden hepsini astılar. Muhammed bin Cerîr Taberî'ye göre asılanlar için "darağaçları şehirden 4 fersah (20 km) ileriye kadar iki sıra halinde oluşmaktaydı". Bu vahşeti duyan Kabil Emiri Kuteybe'le savaşmadan teslim olmayı tercih etti.
Kuteybe bundan sonra kardeşi Abdurrahman ile kuzeyde Hazar Denizi ve Aral Gölü arasında bulunan Harezm üzerine büyük bir hücum tertip etti. Bütün Harezm'i ve Hiveyi eline geçirip 100.000 kişiyi köle olarak aldı ve o kadar sayıda da top kumaş dokumayı da ganimet olarak aldı. Harezm hükümdarı Cigan, "Hamcerd" adlı bir şehrin emiri olan kardeşi Hürrezat'a karşı ondan yardım istedi. Kuteybe bu şehir üzerine Belh valisi olan kardeşi Abdurrahman'ı gönderdi. Abdurrahman bu şehri eline geçirdi; Hürrezat'ı öldürdü ve bu şehirden 4.000 esirle geri döndü. Kuteybe Merv'e geri dönmeden bu esirlerin hepsini de öldürttü.
Bu seferden sonra doğuya yönelerek Kuteybe, önceden yapılan bir anlaşma ile kabul edilmiş olan yıllık tazminatlarını ödememiş olmaları gerekçesiyle, Sogdiana bölgesini eline geçirmeye karar verdi. Kardeşi Abdurrahman ile birlikte sefere çıkarak önce Semerkand şehrini kuşattı ve çok geçmeden şehir düştü. Kuteybe şehri halkının ilk yılda 3000 köle vermesini, sonra her yıl 10 milyon dirhem tanzimat ödemesini; bütün Zerdüştlük tapınakların kapatılıp bu tapınaklarda bulunan her türlü değerli eşyanın Araplara verilmesi şartıyla sulh olmasını kabul edeceğini bildirdi. Şehirliler bütün bu şartalara razı olup bu şartları yerine getirdiler. Kuteyba Semerkand'ı fethettiğini Irak Valisi Haccâc'a bildirmek için gönderdiği habere bu ganimetin beşte birini de ona gönderdi.
713'te Kuteybe Orta Asya'daki fetihlerine Fergana Vadisi'ne girerek devam etti. Fergana Vadisindeki emirlerin ordularıyla yapılan Hocent şehri civarında yapılan birkaç muharebeden sonra Fergana vadisi halkı bir yıl önce Semerkand'lıların kabul ettiği şartlarının aynı şartlarla sulh yapılmasına razı oldular.
Haziran 714'te Kuteybe Fergana vadisine yeni bir sefere başlamıştı. Haccâc'ın Irak'ta Vasıt'ta olduğu haberini aldı ve seferi bırakarak Merv'e geri döndü.
Sind'in fethi

Muhammed bin Kasım Takafi Sindi fethinde ordusu önünde

Emevi Halifesi
Muhammed bin Kasım Takafi 681 veya 685'te doğmuştu. Daha çocukken babası ölmüş ve yakın bir akrabası olan Haccâc tarafından büyütülmüştü. Haccâc genç Muhammed bin Kasım'ın harp sanatları öğrenmesine gayet itina göstermişti. Daha çok genç iken İran'da çıkan bir isyanı bastırmakla görevlendirilmiş ve Bin Kasım bunu çok ustalıkla başarmıştı. Bu başarısından sonra, bazı kaynaklara göre 17 diğerlerine göre 20 yaşındayken, kendine Fars eyaleti valiliği verilmiş ve (şimdi Pakistan'da bulunan) Sind ve Pencab bölgelerine hücuma geçmesi emredilmişti. Bu bölgelere daha önce "Badıl bin Tuhfa" adlı bir Arap komutan altında gönderilen bir Arap ordusu, sıcaktan, yorgunluktan ve (vitamin eksikliğinden doğan) hastalıktan dolayı, başarı kazanamadan epey bir zayiatla geri dönmüştü.
711'de Muhammed bin Kasım 6.000 kişilik Suriye Arapları ordusuyla Sind bölgesine bir akına başladı. Bu bölgeyi hızla geçip Pencap'a girip Multan şehrine kadar gitti. Haccâc bu akında hiçbir şehrin kuşatmaya alınmasını ve düşmanla hiçbir muharebeye girilmemesini emretmişti. Bin Kasım devamlı olarak ordusunun ilerleyişini Haccâc'a bildirmekte ve ondan emirler almaktaydı.
Bin Kasım güneye yönelip Umman Denizi kenarında (şimdiki İran ve Pakistan sınırında bulunan) Makran bölgesine yöneldi ve burayı üssü yaptı. Buradan Arap ordularından alınmış esirlerin tutulduğu Debal (şimdiki Karaçı) adlı şehre hücum etti ve şehri kuşatmaya aldı. Bu sırada Basra ve Basra Körfezinden gelen ve Arap ordularına iaşe, teçhizat ve ek güç getiren bir donanmayla buluşamadı. Ama kuşattığı Debal'ı, kullandığı gelişmiş kuşatma aletleri dolayısıyla, eline geçirmeyi başardı. Oradan valisi Budist olmakla beraber Sind üstüne yapılan ilk Arap seferinde Halife ordularıyla müttefiklik yapan Nerun'a (şimdi Sind'deki Haydarabad) gitti. Buradan Bin Kasım İndus Nehrinin sağ yakasından Sıvıştan (şimdiki "Nevabşah"'ın 76 kuzey-batısında olan "Şehvan") üzerine geçti. Burada Bin Kasım bir müddet ordugah kurup kaldı. Bölgede bulunan kabilelerin başkanlarını toplayıp onların desteğini sağladı. Süvari ordusunun askerlerinden vitaminsizlikten iskorbut hastalığı çekenlerin iyileşmesini, askerlerinin dinlenmesini ve atlarının besilenip yenilenmesini sağladı.
Buradan İndus Nehri karşı sahile geçmeyi istemekteydi. Sind'in Hindli hükümdarı olan Raja Dahir bunu önlemeye çalıştı. 712'de Bin Kasım'ın Arap ordusu İndus'un sol yakasına geçmeyi başardı. Arap ve Sind ordusu "Raor"'da (şimdiki "Nevabşah") muharebeye giriştiler. Raja Dahir bu muharebede öldü ve Sind ordusu dağılıp çekildi. Raja Dahir'in oğlu ve yeni Sind Hükümdarı Jaisaih yeni bir ordu topladı ve Brahamanabad'da (şimdiki Lahor) Bin Kasım'ın orduna direnişe geçti. Bin Kasım Brahamanabad'ı altı ay kuşatmak zorunda kaldı. Şehir içindeki direnişçiler ikiye bölünüp bir klik Bin Kasım'a destek vermeyi kabul ettikten sonra Bin Kasım ve Arap ordusu şehri eline geçirdi. Jaisiah şehirden kaçmıştı. Ama Raja Dahir'in karısı ve iki kızı Bin Kasım ve Arap ordusunu eline esir olarak geçtiler ve Bin Kasım tarafından Halife Velid'e gönderildiler.
Brahmanabad'da iken Bin Kasım, bu yeni Emevi eyaletinin organize edilip Emevi idaresinin kurulması işleri ile uğraşmaya başladı. Sind'in eski başkenti olan "Aror" üzerine yürüdü Şehir hiç çarpışma olmadan Bin Kasım'a teslim oldu.
Bu sefer Bin Kasım kuzeye Multan şehri üzerine yöneldi. Tam bu sırada Bin Kasım'ın eline Halife I. Velid'den gönderilen bir emir geçti ve Halife seferin durdurulmasın emretmekteydi. Bin Kasım Multan şehrini de eline geçirdikten sonra bu emre uydu. Bin Kasım burada yeniden Arapların eline geçen bölgelerin idari reorganizasyonu üzerine odaklandı. Bu reorganizasyon bir dini hoşgörü üzerine dayanmaktaydı. Budistler ve Hindular "ehl-i kitap" olmamalarına rağmen "zimmi" olarak kabul edildiler ve Emevi halifesine sadık olup cizye ödedikçe hoşgörü ile karşılanmaktaydılar. Irak'taki idareci Haccâc buna itiraz etmemişti. Bin Kasım buradan Bizansla Hindistan arasında bulunan ticaretin merkezi "Saurashtra" ve "Rajastan" üzerine hücumlara hazırlanmaktaydı. Fakat tam bu sırada Haccâc'dan I. Velid'in öldüğü haberi geldi.
Anadolu'da ilerleyişler
Anadolu'da Halife'nin kardeşi olan Maslama komutasında Emevi orduları Bizanslılara karşı yıl be yıl askeri akın hücumları yaptı. Maslama önce önemli Bizans şehri ve kalesi Antioch (şimdiki Antakya)'yı eline geçirdi. Sonra Kilikya'nın (şimdiki Çukurova") surla çevrili şehirlerini birer birer Araplar ellerine geçirip Kilikya'dan Bizanslı orduları çıkardı.
Sonra 707 yılında Maslama orduları Kapadokya'ya doğru giriş yaptı. "Tyana"'da (şimdi Kemerhisar, Niğde) Bizans ordularını yendi. Bu akın hücumdan çok büyük ganimet ele geçtiği bildirilir.
708'deki akınlar İç Anadolu'ya Bizans'ın Konstantinopolis'ten sonra en büyük Anadolu şehri olan (günümüzde Bolvadin yakınlarında olan) Amorium üzerine yapıldı. Maslama Amorium'u ele geçirip talan etti.
712'de önce Melitine (şimdiki Malatya) şehrini ele geçirdi ve kuzeye ilerleyerek Amasya şehrini vurdu. Sonra İç Anadolu'ya döndü. Beyşehir Gõlü kenarında bulunan {Mistia]] şehrini ele geçirip talan etti. Maslama ve Arap ordusu kişi Mistia şehrinde geçirdi. 713 ilkbaharında "Psidya'daki Antioch" (şimdiki Yalvaç) şehrini eline geçirdi. Bu şehre yapılan zarar o kadar büyük oldu ki bir daha şehir hiçbir zaman eski haline gelemedi ve küçülüp bir harabeye döndü.
Sonra bu ordu Galatya Ankara yönüne döndü. Bizans İmparatoru II. Anastasios halife Velid'e Şam'a elçi gönderip uzlaşma taleplerinde bulundu. Ama müzakereler sonuçsuz kalıp barış anlaşması imzalanamadı. Arap donanması Rodos'taki üssünde denizden Konstantinopolis'e hücum etmeye hazırlanmaya başladı. Anastasios ise Konstantinopolis'te uzun sürecek bir kuşatmaya karşı koymak için tedbirler almaya başladı. Şehir surlarının zayıf olduğu görülen tarafları tamir edilip pekiştirildi. Her hane halkına üç yıl kadar bir kuşatmayı karşılamak üzere erzak ve eşya stoku yapması emri verildi. Devlet zahire stokları ise devlet depolarını doldurup neredeyse taştı. Bizans donanmasının da yenileştirilmesi uğraşlarına geçildi. Tam bu sırada Velid'in ölümü haberi Konstantinopolis'e erişmekle beraber Bizans İmparatoru Emevi Arap hücumlarına karşı koymak için yaptığı uğraşları hafifletmedi.
Kuzey Afrika ve İber Yarımadası fetihleri
Mısır eyaletinden bağımsız yapılan İfrikiye eyaletinin valisi olan Musa bin Nusayr güneye doğru Kuzey Afrika'nın Akdeniz kıyılarından Atlantik Okyanus'u yönünde ilerlemeye başladı ve Sicilmassa'ya (şimdi Fas'ın Tafilatet ilinin Rissanı bölgesi) kadar ilerledi. Ceuta'da bulunan Visigot askeri valisi dolayısıyla o şehri alamadı ama Tanca'yı eline geçirdi. Karışık Hristiyan, Yahudi ve mahalli dinlerde olan nüfusa İslam prensiplerini uygulamaya başladı.
Vizigot Krallığı Ceuta Kontu olan "Don Julian" Musa ile müttefik oldu ve onu İber Yarımadası'na hücuma teşvik etti. Bunun nedeni açık değildir; ya Vizigot Kralı Rodrigo'nun Don Julian karısını ve kızını kandırıp Don Julian'ın namusuna dokunmasının öcünü almak ya Dön Julian'ın Rodrigo'nun krallığı gayrimeşru şekilde ele geçirdiğini düşünmesi ya da Don Julian'ın ve varislerine Ceuta hükümdarlığının ilelebet bağışlanması olduğu ortaya atılmıştır.
İspanyol kaynaklarına Dom Julian Musa'dan Berber asıllı eski kölesi olan Tarık bin Ziyad'ı bir Arap ordusu ile İber Yarımadası'na göndermesini talep etmiştir. Yine İspanyol kaynaklarına göre "Tarif" adlı bir Arap komutan 710'de 400 kişilik bir piyade ve 1n0 kişilik bir süvari birliği ile İber Yarımadası'nda Tarifa'deki sahile çıkmıştır. Fakat böyle bir adı taşıyan bir Arap komutanından Arap ve diğer Doğu Akdeniz tarihçileri hiç bahsetmektedirler. Bunun "Tarifa" adlı şehrin isminin açıklanması için sonradan ortaya atılıp yayılan hayal mahsulü bir mit olduğu da iddia edilmektedir.
Elimizdeki Arapça ve diğer kaynaklara göre, 711 ilkbaharında Tarık bin Ziyad Don Julian'ın gönderdiği gemileri kullanarak çoğunluğu Berberlerden oluşan 1700 kişilik (günün Arap tarihçilerine göre 7.000 ile 12.000 arasında kişilik) bir ordu ile İber Yarımadası'na geçmiş ve şimdi "Cebel-i Tarık" olarak kendi adını alan bir tepe altında karaya çıkmıştır. 17. tarihçilerinden Makkari'nin bildirdiğine göre Tarık ordusu karaya çıktıktan sonra orduyu boğazdan nakleden gemileri yaktırmıştır. İslam tarihinin çok iyi bilinen ve iyi eğitim görenlerin hatırlayacağı üzere karadaki ordusuna şu şekilde bir konuşma yapmıştır:
Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır kalmıştır. Düşmanın silahı, teçhizatı ve erzakı boldur. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız, erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz vardır.
19-21 Temmuz 711'de Tarık'ın Arap ordusu ile Kral Rodrigo'nun Vizigot ordusu arasında birkaç gün süren bir çarpışma yapıldı. Bu muharebenin sonunda Vizigot Kralı Rodrigo öldürüldü ve Vizigot ordusu büyük bir hezimete uğrayıp dağıldı. Bu muharebenin yapıldığı mevki tam bilinmemektedir. Muharebe mevkinin adını Arap kaynakları "Vadi Bakaa" olarak; İspanyol kaynakları "Guadalete" olarak vermekteydiler. Bu muharebeden sonra Tarık İber Yarımadası güneyine girerek Kurtuba, Toledo ve Sevil şehirlerini eline geçirmiştir ve çok büyük bir ganimet serveti toplamıştır.
Kendine bağlı olan bir komutan ve bir eski kölesi olan Tarık'ın bu başarılarını ve yeni kazandığı ganimet servetini çekemeyen Musa Bin Nusayr da 18.000 kişilik bir orduyla İber Yarımadası'na geçmiştir. Musa, Tarık'a İber Yarımadasında daha fazla ilerleyip fetihler yapmamasını emretmiştir; ama Tarık fetihlerine devam etmiştir. Musa bin Nusayr ile Tarık bin Ziyat Talavare'de karşı karşıya geldiler. Musa, Tarık bin Ziyad'a buyruğunu dinlemediği gerekçesiyle askerin önünde büyük hakaretlerde bulundu ve hatta bazı kaynaklara göre onu kırbaçlattı. Musa bin Nusayr onu İspanya'daki Arap orduları komutanlığından attığını bildirdi ve yerine oğlu "Abdülaziz bin Musa"'yı vali ve komutan yaptı.
Musa bin Nusayr Şam'a hemen döndü ve orada Tarık bin Ziyad'ın tutumunu halife I. Velid'e şikayet etti. I. Velid aynı zamanda Şam'a gelmiş olan Tarık bin Ziyad ile görüştü ve ona hak verdi. Fakat I. Velid Tarık bin Ziyad'ı tekrar İber Yarımadası'na geri göndermedi.
Emevilerin Endülüs valisi olarak Abdülaziz bin Musa 714-716 döneminde İspanya'da valilik yaptı ve 715'te I. Velid öldüğünde Arap orduları Akdeniz kıyılarından ilerlemekteydiler. Birçok İber Yarımadası şehri ve kalesi çok az direniş gösterdi ve hemen Arap ordularına teslim olup yerleşkelerini Arap talanlarından kurtardılar.
I. Velid'in ölümünden bir yıl sonra tüm Katalonya Arapların eline geçmiş ve daha batıda Pampalona alınmıştı. 718'de Arap orduları İber Yarımadası'nın çok büyük bir kısmını ellerine geçirmişlerdi ve kuzeydeki Pireneler'i geçmeye hazırlanmaktaydılar.
Eserleri
Halife I. Velid bir bina yapıcısı olarak bilinmektedir.
I. Velid'in Şam'da yaptırdığı Emeviye Camisi
I. Velid'in Kudüs'te tamamlattığı Kubbetü's-Sahre
Şam'da Vaftizci Yahya'ya adanmış olan bazilikanın yerine, Emevî Camii olarak bilinen büyük bir cami yaptırırdı.
Kudüs'te İkinci Halife Ömer tarafından yaptırılan küçük bir mescid yerine Emevi halifesi Abdülmelik Kubbetü's-Sahre adlı çok ünlü binayı yaptırmaya başlatmıştır ve bundan 10 yıl sonra I. Velid bunun yanında müslümanlarca kutsal sayılan Mescid-i Aksa'yı yeniden yaptırmaya başlamış ve bu iki bina da I. Velid zamanında 705'te tamamlanmıştır.
707de I. Velid, Medinedeki Mescid-i Nebevî'nin eski binasını yıktırıp onun yerine İslam Peygamberi'nin mezarını da kapsayan daha büyük bir camii yaptırmıştır. Bu caminin büyüklüğü 84 m.x100 m. olup taştan temelleri, çatısını taşıyıp destekleyen taş sütunları ve tık tahtasından yapılmış tavanı ihtiva etmekteydi. Caminin duvarları, aynı halife tarafından yaptırılan Şam'daki Büyük Emevi Camii'nin ve Kudüs'teki Kubbetü's-Sahre'nin üzerlerinde bulunanlara benzer, mozaiklerle kaplıydı. Bunları özel Mısır'dan getirilen Kipti ve Bizanslı mozaik ustaları tarafından yapıldığı bilinmektedir. Caminin içinde kıble duvarı önünde üzerinde küçük bir kubbe bulunan bir mihrap vardır. Caminin avlusunun ortası açık olup avlunun dört yanında kapalı galeri ve avlunun dört köşesinde de dört minare bulunmaktadır.
- 1100 - Zhezong, Çin'in Song Hanedanı'nın yedinci imparatoru (d. 1076)
- 1464 - Zhengtong, Çin'in Ming Hanedanı'nın altıncı ve sekizinci imparatoru (d. 1427)
- 1941 - Miralay Sadık Bey, Türk asker ve siyasetçi (d. 1860)
- 1946 - Mehmet Güneşdoğdu, Türk siyasetçi ve TBMM 4. ve 5. dönem Samsun milletvekili (d. 1871)
- 1946 - Ömer Bedrettin Uşaklı, Türk şair, bürokrat ve siyasetçi (d. 1904)
- 1971 - Halit Fahri Ozansoy, Türk şair ve yazar (d. 1891)
- 1979 - Metin Yüksel, Türk aktivist ve Akıncılar Derneği'nin lideri (d. 1958)
- 1987 - Muzaffer İlkar, Türk müziği bestecisi (d. 1910)
- 2012 - Saffet Ulusoy, Türk iş insanı (d. 1930)
- 2013 - Osman Gidişoğlu, Türk oyuncu ve seslendirme sanatçısı (d. 1945)
- 2015 - Can Akbel, Türk radyo ve TV haber sunucusu (d. 1934)
- 2016 - Tosun Terzioğlu, Türk matematikçi (d. 1942)
- 2018 - Celal Şahin, Cumhuriyet döneminin ilk şovmenlerinden (d. 1925)
- 2025 - Yılmaz Ulusoy, Türk iş insanı ve spor yöneticisi (d. 1941)
- Ardahan'ın Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşu (1921)
-
Ardahan
Şehir

Ardahan ili idari bölümleri Ülke Türkiye Bölge Doğu Anadolu Bölgesi İl Ardahan İdare • Belediye başkanı Faruk Demir (CHP) Rakım 1900 m Zaman dilimi UTC+03.00 (TSİ) Posta kodu75000
Alan kodu 0478 Plaka kodu 75Resmî site
Ardahan BelediyesiArdahan, Türkiye'nin kuzeydoğu kısmında yer alan Ardahan ilinin idari merkezi olan şehirdir. Ardahan Üniversitesi bu kentte yer alır. Ortadan kalkmış bir köy olan Kutarmeliki'nin yerleşim alanı da Ardahan kentinin sınırları içinde kalmıştır.
Etimoloji
Artani veya Artaani'den değişime uğramış olan Ardahan, Ahameniş döneminde, Gürcistan'da da yayılmış bir din olan Zerdüştilik inancına bağlı olarak ortaya çıkmış bir yer adı olarak kabul edilir. Bu yer adının kökü olan Arta, eski Farsçadan gelir ve Zerdüştilikte "Aša" olarak da bilinen tanrının adıdır. Arta, sadece Ardahan'a değil, Artavani, Artahi, Artanuci ve Artaşeni'ye de adını vermiştir.
Gürcülerden Ardahan bölgesini ele geçiren Osmanlılar, 1595 tarihli Defter-i Mufassal-i Vilayet-i Gürcistan gibi ilk tahrirlerde bir liva olarak Ardahan'ı bugünkü adına (اردهان) uygun kayda geçirmişlerdir. Gürcüce kaynaklarda ise bölgenin adı yaygın olarak Artaani (არტაანი) biçiminde yazılıyordu. Bununla birlikte Gürcüce kaynaklarda Artahani (არტაჰანი), Artani (არტანი) de kullanılıyordu. Günümüzde Gürcistan'ın doğusunda Artani (Yukarı ve Aşağı) adlarını taşıyan iki köy vardır. Osmanlıca kayıtlardaki Ardahan adının Gürcüce Artahani'den (არტაჰანი) geldiğine ilişkin görüşler vardır. Diğer Gürcüce yer adlarında olduğu gibi Artahani ya da Artaani adındaki Gürcücedeki "tı'" (“ტ”, t') foneminin istisnasız olarak Osmanlıcada "dal" (د) fonemine ve Latin harfli Türkçede ise "de" (d) fonemine dönüştüğü belirtilmektedir. Daha geç tarihli Osmanlı tahriri olan Defter-i Caba-i Eyalet-i Çıldır'da da Ardahan aynı biçimde yazılmıştır. Osmanlıca son kayıtlardan biri olan 1928 tarihli Son Teşkilat-i Mülkiyede Köylerimizin Adları adlı Osmanlıca yayında da bu yer adı Ardahan (اردهان) olarak olduğu gibi korunmuştur.
Tarihçe

Kura Nehri üzerindeki Ardahan Köprüsü, 19. yüzyılın sonları. Fotoğraf: Dmitri Ermakov
Ardahan kentinin kuruluşu yaygın bir efsaneye dayanır. Gürcü tarihçi Leonti Mroveli’nin Kartlis Tshovreba adlı Gürcü tarihinde aktardığı rivayete göre Mtshetos’un oğlu Cavahos Tsunda ve Ardahan kentlerini kurmuştur. Ancak kuruluşu sırasında Ardahan’ın adı Kacta Kalaki’ydi (Şeytan Şehri). Kacta Kalaki daha sonra Huri adını almıştı. Gürcüce kaynaklarda Artaani adı sadece bölgeyi adlandırmak için kullanılıyordu. Başlangıçta Kacta Kalaki, Huri olarak adlandırılan yerleşim birimine daha geç tarihlerde Artaani denmiştir. 16. yüzyılın sonlarında, Osmanlıların Gürcülerden ele geçirdiği toprakların erken dönem tahriri olan 1595 tarihli Defter-i Mufassal-i Vilayet-i Gürcistan’da da yönetim merkezinin adı Ardahan değildi. Ardahan-i Büzürg (Büyük Ardahan) olarak kaydedilen livanın (sancak) idari merkezinin adı Parakan / Rabat-i Kala-i Parakan (رباط قلعه پرە كن) idi. Parakan, Büyük Ardahan livasının en önemli kale-kentiydi. Parakan ya da Parakani adı ünlü Gürcü tarihi Kartlis Tshovreba'da da geçmektedir. Osmanlılar 16. yüzyılda Gürcü atabegleri yönetimi altındaki Samtshe-Saatabago karşı açtıkları savaşta önce Ardanuç'u (Artanuci), sonra da Parakan'ı (Parakani) ele geçirdiler. Parakan Kalesi'nin ele geçirdikten sonra Osmanlılar bütün Ardahan bölgesine hâkim oldular. Parakan adı ayrıca Evliye Çelebi ile Kâtib Çelebi'nin eserlerinde de geçmektedir.
Ardahan Üniversitesi'nin kuzey tarafı, "Ay-Yıldız"ın resmedildiği tepe.
Ardahan kentini anlatan pek çok metinde, bölgenin tarihi ile kentin tarihi birbirine karıştırılmaktadır. Bundan dolayı antik çağdan Orta Çağa değin Ardahan bölgesine hâkim olan bütün devletlerin Ardahan kentini de ele geçirdikleri biçiminde yanlış bilgi verilmektedir. Oysa Ardahan kentinin eski adları olarak aktarılan Kacta Tsihe, Huri ve Parakani kale-kentlerinin tam da bugünkü Ardahan kentinin yerinde kurulmuş olduğuna ilişkin kesin bilgi mevcut değildir. Osmanlı Devleti'nin Kars ve Ardahan bölgelerini ele geçirdiği 16. yüzyılda Ardahan-i Büzürg (Büyük Ardahan) Gürcistan vilayeti, Ardahan-i Küçük (Küçük Ardahan) olarak anılan tarihsel Kola bölgesi (sonra Göle) ise Kars vilayeti sınırları içinde yer alıyordu. Ardahan-Büzürg livası (sancak) Kuzay, Meşe ve Güney nahiyelerinden oluşuyordu.

Ardahan şehrinde bir Müslüman Gürcü, 19. yüzyıl. Fotoğraf: Dmitri Ermakov
Bugün Kura Nehri'nin iki yakasına yayılmış olan Ardahan kenti, uzun süre Osmanlı yönetiminde kaldıktan sonra, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Rusya İmparatorluğunun eline geçti. Çarlık Rusya'sı yönetimi altında Ardahan, Ardahan sancağının ve Ardahan ilçesinin (uçastok) merkeziydi. 1878'de Ardahan kasabasında 831'i erkek ve 795'i kadın olmak üzere 1.626 kişi yaşıyordu. Sonraki yıllarda Ardahan sancağından olduğu gibi Ardahan kasabasından da göç oldu ve Ardahan kasabasının nüfusu 1881'de 663 kişiye düştü. Ertesi yıl kasabanın nüfusu 719 kişiden oluşuyordu.Bir başka kaynağın aktardığı resmi verilere göre Ardahan sancağından (okrug) 1.407 hane veya 22.843 kişi Osmanlı ülkesine göç etmiştir. Bununla birlikte, nüfusu azalmış olan Ardahan kasabasında Müslümanların dışında Ermeniler ve Rumlar, az sayıda da Yahudi yaşıyordu. Kasabada tuğla ve deri imalathaneleri ile değirmenler ve bir tane de meslek okulu vardı.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ardahan bölgesini gezen Gürcü araştırmacı Konstantine Martvileli'nin verdiği bilgiye göre Ardahan kasabasında 805 Ermeni, 217 Rum, 208 Malakan, 779 Müslüman Gürcü, 55 Hristiyan Gürcü, 15 Kürt yaşıyordu.

5 Mayısıs 1877'de Rus birlikleri tarafından Ardahan Kalesi'ne karşı girişilen saldırı. Aleksey Kivşenko.
I. Dünya Savaşı sonlarına doğru Rus ordusunun bölgeden çekilmesinin ardında Ardahan, 1918-1921 arasında bağımsız olan Gürcistan sınırları içinde kaldı. 1921'de, Kızıl Ordu'nun Gürcistan'ı işgali sırasında Ardahan, Batum ve Artvin bölgeleriyle birlikte fiilen Türkiye'ye katıldı. Ancak bağımsız Gürcistan ordusunun komutanlarında Giorgi Mazniaşvili Türk birliklerini Batum'dan püskürtüp kenti Bolşeviklere teslim etti. 16 Mart 1921'de, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti arasında imzalanan Moskova Antlaşması ile Ardahan ve Artvin Türkiye'ye bırakıldı. Türk Kurtuluş Savaşının önderi Mustafa Kemal Paşa, 1927 tarihli uzun konuşması olan Nutuk'ta Ardahan'ın Türkiye'ye katılmasını şöyle anlatır:
8 Şubat 1921 de Ankara’da itimatnamesini takdim etmiş olan Gürcü sefirile de, Türkiye – Gürcüstan Muahedesi için müzakere başlamıştı. Nihayet 23 Şubat 1921 de verdiğimiz kat’i bir ültimatom üzerine Ardahan, Artvin ve Batum’un tarafımızdan işgaline muvafakat olundu. Batum’un işgali bu tarihten on beş gün sora vaki olmuştur. İşbu yerlerde, Türkiye’ye iltihakını sabırsızlıkla bekliyen halkın alkışları içinde işgal keyfiyeti vaki oldu. Bilahare, Moskova Muahedesi mucibince Batum tahliye fakat işgal eylemiş olduğumuz aksamı sairenin ana vatana merbutiyeti teyit olundu.
Ardahan ve Artvin bölgelerinin Türkiye'ye bırakılmasından sonra Ardahan kasabası Kars vilayetine bağlı Ardahan kazasının merkezi oldu. O tarihte Ardahan kasabası iki mahalleden oluşurken, merkez kazaya 24 köy bağlıydı. Ardahan ilçesi 1992 yılında Kars ilinden ayrılıp bir ile dönüştürülünce, Ardahan kasabası da bu ilin merkezi haline geldi. 2008 yılında kurulan Ardahan Üniversitesi, kentin 5 kilometre dışındadır.

Ardahan Kalesi
Tarihsel yapılar
Bugünkü Ardahan kenti sınırları içinde ve yakın çevresinde birkaç tarihsel yapı kalıntısı vardır. Bunlardan biri olan Mindaşeni Kilisesidir. Yapı, Ardahan kentinin güneydoğu ucunda, Göle yolunun sağ kıyısında yer alır. Parakani'nin (Ardahan'ın eski adı) bir köyü olan Mindaşeni'deki köy kilisesi, tek nefli bir yapıdır ve bir kısmı günümüze ulaşmıştır. 2011 yılında duvarları ayakta olan kilisenin bir duvarı, kısa bir süre sonra bilinçli biçimde yıkılmıştır. Bir başka kilise ise, Parakani (Ardahan'ın eski adı) adını taşıyan kalenin kilisesidir. Tek nefli bir yapı olan Parakani Kilisesi tamamen yıkılmıştır. Bugünkü kent sınırları içinde kalan ve kentin kuzeydoğu ucunda bulunan eski Kayabaşı köyündeki kubbeli kiliseden de günümüze sadece yıkıntılar kalmıştır.
Kiliselerin dışında Ardahan kentinde ve yakın çevresinde, basızı yıkılmış birkaç kale vardır. Bugünkü Ardahan kentinin sınırları içinde sayılan eski Parakani köyündeki kale, kentin 3 kilometre kuzeyinde bir tepede yer alır. Orta büyüklükteki kale (70 × 55 m), 19. yüzyılda Ruslar tarafından askeri karargâh olarak kullanılmıştır. Ramazan Tabya da denilen bu kalenin 800 metre batısında, Ardahan kentinin 3 kilometre kuzeyinde bulunan Parakani Kalesi (60 × 36 m), iki dere arasındaki bir tepede yer alır. Kale tamamen yıkılmıştır. Ardahan kentinin 1,5 kilometre kuzeyindeki bir tepede, yığma taşla inşa edilmiş olduğu anlaşılan küçük bir kalenin (33 × 30 m) kalıntıları da günümüze ulaşmıştır. Bugün Ardahan Kalesi olarak bilinen kale ise, günümüze sağlam ulaşmıştır. Dikdörtgen planlı bir yapı olan kale (328 × 180 m), kent merkezinin kuzeyinde, Halil Efendi Mahallesi ile Ardahan kent merkezini birbirinden ayıran Kura Nehri'nin hemen sol tarafında yer alır. Ardahan Kalesi'nin 14 adet kule bulunmaktadır.
Coğrafya
Ardahan ilinin Merkez ilçesinin güneyinde Göle, kuzeyinde Hanak, doğusunda Çıldır ve batısında Artvin'in Şavşat ilçesi yer almaktadır. Doğu Anadolu Bölgesinin Karadeniz Bölgesi'ne komşu olduğu kuzeydoğu kesiminde yer alan Ardahan, yüksek ve engebelidir. Sahada 3.000 m'yi aşan dağlar yer alır. Yalnızçam Dağları Artvin il sınırı boyunca uzanır. İlin kuzeydoğu kesiminde Keldağ (3.033 m), doğu kesiminde Akbaba Dağı (3126 m) yer alır. İl topraklarının güney kesimini de Allahuekber Dağları ve Kısır Dağı (3.197 m) engebeli hale getirir. Allahuekber Dağlarına bağlı Kabak Dağı (3.054 m) il sınırı içinde kalır. Kısır Dağı 3.197 m ile ilin en yüksek noktasıdır. Ardahan Platosu ilin orta kesiminde yer alır. Ardahan ilinin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.829 metredir. İl merkezinin yüzölçümü 1.261 km²’dir. Temelini Neojen volkanizması sonucu ortaya çıkmış lavlar oluşturur.
Plato, Pliyosen sonu ve Pleistosen başlarında ortaya çıkan faylanmalar sonucu çökmüştür. Kenarlarında marnlı ve kumlu çökellerin bulunduğu bu alan, yüksek kesimlerden gelen malzemelerle dolmuştur.
Kura Nehri ve kolları tarafından plato yüzeyi parçalanmıştır. Bu akarsuların en önemlisi platoyu baştan başa geçen Kura Nehridir. Çıldır Gölü; ilin güneydoğu kesiminde yer alır, yüksekliği 1.959 m'dir. Aktaş Gölü ise ilin doğu kesiminde yer alır. Bu gölün doğu yarısı Gürcistan sınırları içinde kalır. Gölün yüksekliği 1.798 m'dir.
Wikipedia.org
Yorumlar
Yorum Yap