4 Mart Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 63. günü
Olaylar
- 1493 - Kaşif Kristof Kolomb, Niña adlı gemisiyle Amerika'ya ulaştı.
- 1656 - Vaka-i Vakvakiye: Düşük ayarlı para ve alınamayan maaşlar için ayaklanan askerler, IV. Mehmed'in onayıyla bazı saray ağalarını idam ettirdiler.
-
Vaka-i Vakvakiye
Tarih
4 Mart - 8 Mart 1656
Bölge
İstanbul
Sonuç İsyancıların istediği oldu. İsyancıların asılmasını istediği kişileri IV. Mehmed isyancılara teslim etti. Taraflar
Osmanlı Devleti
Yeniçeriler

Seyhun Binzet Koleksiyonunda Vaka-i Vakvakiye'nin çınar ağacına ait bir fotoğraf.
Vaka-i Vakvakiye ya da Çınar Vakası, Osmanlı Devleti'nde 17. yüzyılda IV. Mehmet‘in saltanatı sırasında 4-8 Mart 1656 arasında İstanbul'da çıkan askerî bir ayaklanmadır.
Bu ayaklanma sonunda, isyancılar tarafından ölüme mahkûm edilen kişiler At Meydanı'nda bulunan büyük bir çınar ağacının dallarına asılmış oldukları için bu ayaklanmaya Çınar Vakası denmiştir. Ayrıca, üzerine cesetler asılmış bu ağacın Hint mitolojisinde adı geçen ve meyveleri insan başı olan vakvak ağacına benzetilmesi sebebiyle Vaka-i Vakvakiye olarak da adlandırılmıştır.
Büyük Valide Kösem Sultan ve ocak ağalarının öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanmanın neticesinde iktidar, iç oğlanları ve onlarla iş birliği yapan bazı kişilerin eline geçmiştir. Bunlar daha önceki ayaklanmalardan ders almayarak devlet işlerine karışmak, hazineden gereksiz harcamalar yapmak, yetkilerini kötüye kullanarak kendilerini resmî görevlilerden üstün saymaktaydılar. Bu arada Girit Savaşı'nın sürmesi ve başarı elde edilememesi hükûmet otoritesini sarsmıştı. Paranın değer kaybetmesi iktidarı ellerine geçiren iç ağaları ve yardımcılarına karşı düşmanlığı arttırmıştır. Görevliler her aksayan işin sorumluluğunu bunlara yüklemekteydiler. Bu sebeple İstanbul'da halk ayaklanmaya hazır bulunuyordu. Bu ayaklanmaya önderlik edecek olanlar arasında Kaptan-ı Derya Zurnazen Mustafa Paşa ile Bostancıbaşı Hasan Ağa bulunuyordu. Bu sırada Girit'ten dönen yeniçerilerin aylıklarının ödenmemesi üzerine Ağa Kapısı'na başvurduklarında Kul kethüdası tarafından tahkir edilmeleri ve sadrazam Ermeni Süleyman Paşa'nın ödeneklerinin düşük akçe olarak dağıtılması hoşnutsuzluğu arttırmıştır.
Ayaklanmanın gelişimi ve sonuçları
29 Şubat 1656 günü Hasan Ağa, Şamlı Mehmed Ağa ile Galata voyvodalarından Karakuş Mehmed Ağa, maaşlarını alamayan sipahiler ve maaşlarını aldıklarında hırpalanmış olan yeniçerileri ayaklandırdılar. Olay üzerine toplanan ayak divanında Mihter Hasan Ağa söz alarak, henüz genç yaştaki IV. Mehmed'e kendisine karşı olmadıklarını bildiren bir duadan sonra isteklerini anlatarak idamlarını talep ettikleri kişilerin adları yazılı bir defteri padişaha verdi. Padişah listede olanların canlarının bağışlanmasını istediyse de ayaklananlar direndiler. Bunun üzerine bostancıbaşı istenilen kişileri öldürerek cesetlerini ayaklananlara teslim etti. Bu cesetler At Meydanı'na götürülerek orada bulunan çınar ağacına asıldı.
محمد رابع İslâm Halifesi
Emîrü'l-mü'minîn
İki Kutsal Caminin Hizmetkârı
IV. Mehmed'in bir portresi, y. 1682.
19. Osmanlı Padişahı Hüküm süresi 8 Ağustos 1648 - 8 Kasım 1687(39 yıl ve 3 ay) Önce gelen İbrahim Sonra gelen II. Süleyman Vekil
Liste
Topkapı Sarayı, Konstantiniyye, Osmanlı İmparatorluğu Ölüm 6 Ocak 1693 (51 yaşında)
Edirne, Osmanlı İmparatorluğu Defin Turhan Sultan Türbesi, Yeni Cami, İstanbul, Türkiye Eş(ler)i Emetullah Râbia Gülnûş Sultan Çocuk(lar)ı II. Mustafa
III. Ahmed Tam adı Mehmed bin Ibrahim Hanedan Osmanlı Hanedanı
![]()
IV. Mehmed'in Kanuni'nin Dört Katlı Tacı ile tasviri, Jacob Koppmayer (1640-1701)
![]()
IV. Mehmed, Viyana Kuşatması
IV. Mehmed (Osmanlıca: محمد رابع, romanize: Mehmed-i Râbi') veya Avcı Mehmed (2 Ocak 1642, İstanbul - 6 Ocak 1693, Edirne), 19. Osmanlı padişahı ve 98. İslam halifesidir. Sultan İbrahim'in Hatice Turhan Sultan'dan olan oğludur. Babasının tahttan indirilmesinin ardından 1648'de 7 yaşında tahta çıkan en genç padişah oldu. Devletin en buhranlı ve tehlikeli zamanlarında av peşinde koştuğundan ve ava olan düşkünlüğünden dolayı "avcı" lakabıyla anılmıştır. 39 yıllık saltanatıyla Kanuni Sultan Süleyman'dan sonra en uzun süre hükümdarlık yapan Osmanlı padişahıdır. Saltanatında Batı'da en geniş sınırlara ulaşılmıştır.
Döneminde mimari alanda birçok faaliyet gerçekleştirildi. İnşaatı 60 yılda bitirilemeyen Yeni Cami ve Külliyesi tamamlandı. 1658-1680 yılları arasında Rumeli ve Anadolu hisarları tamir edildi. Mısır Çarşısı, Hünkar Kasrı, Köprülü Külliyesi, Safranbolu Köprülü Mehmed Paşa Camii, Vezirköprü Fazıl Ahmed Paşa Külliyesi, İncesu Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii ve Kervansarayı inşa edildi.
İlk yılları
Saltanatının ilk yılları karışıklık içinde geçti. Bu dönemde devlet yönetimine babaannesi Kösem Sultan kadar annesi Turhan Sultan da karıştı. Zamanla iki kadın arasındaki rekabet giderek arttı. Kösem Sultan IV. Mehmed'i tahttan indirerek Turhan Sultan'dan kurtulmak istiyordu ancak bu planı öğrenildi. Kösem Sultan 1651 yılında Turhan Sultan'ın adamları tarafından öldürüldü.
Yönetimi
1652 yılında malî durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan sadrazam devletin gelirini artırdı. Ancak rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. Ardından gelen sadrazamlar devlet işlerinin daha da bozulmasına neden oldular. Askerin bir bölümüne ayarı bozuk para verilmesinden ve bir bölümüne ise hiç aylık verilmemesinden ötürü İstanbul'da ayaklanma çıktı. Ayaklananların padişaha verdikleri bir listedeki 30 devlet adamı ve saray ağası öldürtüldü ve cesetleri Sultanahmet Meydanı'nda bir çınar ağacına asıldı. Bu olaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar olayı) denir.
1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti, ayrıca Çanakkale Boğazı kontrol altına alındı. Bu durum İstanbul'da büyük paniğe yol açtı. Aynı yıl iç ve dış sorunlara çözüm bulmak üzere Turhan Sultan tarafından sadrazamlığa Köprülü Mehmet Paşa getirildi.[kaynak belirtilmeli]
Köprülüler dönemi
![]()
Bucaş Antlaşması sonucu Osmanlı sınırları
IV. Mehmed ve Hatice Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Ölümünden sonra yerine Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Venediklilerden de Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve 24 yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmed sadrazam ile birlikte Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. Aynı yıl Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmed sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmed sadrazamla birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla yirmi yıl süreli bir barış antlaşması yapıldı.
Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.
İkinci Viyana kuşatması
Ana madde: İkinci Viyana Kuşatması
![]()
İkinci Viyana Kuşatması öncesi Osmanlı sınırları
IV. Mehmed döneminin en önemli olayıdır. IV. Mehmed'in sadrazamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ordu ile birlikte Viyana'ya kadar gitmiştir, kuşatma esnasında Belgrad'ta bulunan padişah kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra İstanbul'a dönmüştür. 1683 yılında gerçekleşen kuşatma iki ay sürmüş, Tuna Nehri'nin kuzeyinden gelen düşman kuvvetleri yüzünden Osmanlı Ordusu iki ateş arasında kalıp, ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Yenilginin sorumlusu olarak görülen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'ta idam edilmesi sonrasında Sadrazamlığa Kara İbrahim Paşa getirilmiştir.[kaynak belirtilmeli]
Kuşatma sonrası
Ana madde: Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları
Kuşatmanın ardından Avusturya, Lehistan ve Venedikliler birleşerek karşı saldırıya geçtiler. Bu dönemde Estergon, Peşte ve Budin kaybedildi. Venedikliler Ayamavra, Preveze, Mora ve Atina'yı ele geçirdiler. Ordu Mohaç Savaşı'nda ağır bir yenilgiye uğradı. Tüm bu gelişmeler IV. Mehmed'e karşı bir güvensizlik yarattı. Ordu ayaklanarak padişahın tahttan indirilmesini ve yerine kardeşi Şehzade Süleyman'ın geçmesini talep etti. Bu talep kabul gördü ve IV. Mehmed 1687'de tahttan inmek zorunda kaldı.
IV. Mehmed tahttan indirildikten sonra iki oğluyla birlikte Edirne Sarayı'na kapatıldı ve 10 Ocak 1693'te orada öldü. Cenazesi İstanbul'a getirilerek Eminönü'nde Yeni Cami Turhan Valide Türbesi'nde annesi Turhan Validenin yanına defnedildi.
Ailesi
Eşleri
- Emetullah Rabia Gülnüş Sultan
- Afife Hatun
- Gülbeyaz Hatun
- Siyavuş Hatun
- Kaniye Hatun
Erkek çocukları
İsmi Annesi Doğum tarihi Ölüm tarihi II. Mustafa[6] Emetullah Rabia Gülnüş Sultan 6 Şubat 1664 29 Aralık 1703 III. Ahmed[6] Emetullah Rabia Gülnüş Sultan 30 Aralık 1673 24 Haziran 1736 Şehzade Selim Emetullah Rabia Gülnuş Sultan 1659 1679 Şehzade Mahmud Gülbeyaz Hatun 1660 ? Şehzade İbrahim Afife Sultan 1665 1666 Şehzade Bayezid [6] Emetullah Rabia Gülnuş Sultan 31 Aralık 1678 1 Ocak 1679 Şehzade Süleyman Siyavuş Hatun 13 Şubat 1681 1685Kız çocukları
İsmi Annesi Doğum tarihi Ölüm tarihi Hatice Sultan[6] Emetullah Rabia Gülnüş Sultan 1660 9 Mayısıs 1743 Ümmi Sultan Emetullah Râbia Gülnûş Sultan 1668 1670 Ümmü Gülsüm Sultan[6] Kaniye Hatun 1670 10 Mayısıs 1720 Gevher Sultan Gülbeyaz Hatun ? ? Safiye Sultan [6] ? 1687 Fatma Sultan [6] Emetullah Rabia Gülnuş Sultan 1675 6 Aralık 1700Edebiyat ve popüler kültürde IV. Mehmed
- Orhan Pamuk'un üçüncü kitabı Beyaz Kale'nin ana kişilerinden biri de IV. Mehmed'tir. Kitapta padişah, çocukluğundan itibaren hayvanlara düşkün ve meraklı biri olarak resmedilir.
- 2017 yılında Fox Tv'de yayınlanan Muhteşem Yüzyıl Kösem isimli televizyon dizisinin 59 ve 60. bölümlerinde saltanatının çocukluk dönemi konu alınmıştır.
- 2017 yılında Mahpayker Kösem Sultan adlı filmde Görkem Arda Keskin tarafından canlandırılmıştır.
IV. Mehmed'e ait görseller
- 1923 - Mustafa Kemal Paşa'nın 17 Şubat'taki konuşmasıyla başlayan İzmir İktisat Kongresi sona erdi. Kongrede Misak-ı İktisadî kabul edildi.
- 1924 - Halife Abdülmecit Efendi ve Osmanlı Hanedanı mensupları yurt dışına çıkarıldı.
- 1925 - Hükûmete olağanüstü yetkiler veren Takrir-i Sükun Kanunu, TBMM'de kabul edildi.
- 1929 - Takrir-i Sükun Kanunu yürürlükten kalktı.
- 1934 - Ankara Radyosu yayınına başladı.
- 1997 - Hale-Bopp kuyruklu yıldızı, Güneş'in tam üzerinden geçti.
- 2000 - Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Kürt kökenli isimlere ilk kez onay verdi.
Doğumlar
- 624 - Hasan bin Ali, 5. İslam Halifesi (ö. 669)
-
Hasan bin Ali
-
Hasan bin Ali
Arapça: الحسن بن علي- Halife
- Emîrü'l-mü'minîn
Arapça Hüsn-ü Hatt ile "Hasan" yazısı
Halife Hüküm süresi 28 Ocak 661 - Ağustos 661 Önce gelen Ali Sonra gelen Muâviye b. Ebû Süfyân Doğum y. 624
Medine, Hicaz, Arabistan Ölüm 2 Nisan 670 (45 yaşında)
Medine, Emevîler Defin Cennetü'l-Bakī', Medine Hanedan Kureyş (Benî Hâşim) Babası Ali Annesi Fâtıma Dini İslâmHasan bin Ali bin Ebu Talib (4 Mart 624 - 7 Nisan 669), Ali ve Fâtıma'nın büyük oğulları ve İslam peygamberi Muhammed'in ilk torunudur. Şîa, çoğunlukla onu On İki İmamlarının ikincisi kabul eder; çok küçük bir fırkaya göre ise ikinci imam Hüseyin'dir. Bununla birlikte hem Ehl-i Sünnet, hem de Şîa ve Alevî İslam anlayışında çok önemli bir yeri vardır; onun, peygamberin Ehl-i Beyt'inden olduğu konusunda herkes hemfikirdir. Babası ile 37 yıl, dedesiyle ise 8 yıl birlikte bulunmuştur. Soyundan gelenlere Şerif denir.
İslam dizisinin bir parçası
İnançlar
İbadetler
Metinler ve Hukuk
Tarih
Mezhepler
Kültür ve Toplum
Ayrıca bakınız
Doğumu ve aile hayatı
Hasan, Hicret'ten 3 yıl sonra, miladi 624'te doğmuştur. Babası Muhammed'in Amcası Ebu Talip'in oğlu Ali, annesi ise Muhammed'in kızı Fâtıma'dır. Hasan, Muhammed'in ilk torunudur; "Güzel" anlamına gelen ismi Muhammed tarafından verilmiştir.
Hasan'ın çok sık evlenip çok sık boşandığı rivayet edilirdi. Bu yüzden Mıtlak yani boşayıcı lakabıyla da anılan Hasan'ın 100'e yakın evlilik yaptığı rivayet edilir ve ayrıca Şîa alim İbn Şehraşûb 250 veya 300 cariyesi olduğunu belirtmiştir.
Muhammed ile ilişkileri
Hasan ve kardeşi Hüseyin, dedeleri Muhammed tarafından çok seviliyorlardı; bu iddiayı destekleyen onlarca hadis bulmak mümkündür. Mesela bunlardan birisi: "Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir." hadisidir.
Muhammed'in abasının altına alarak "Bunlar benim Ehl-i Beytim'dir; Allah'ım, bunlardan her türlü kusuru uzaklaştır ve bunları tertemiz kıl!" duasını ettiğine inanılan dört kişiden biridir.
Mübâhele Ayeti'nde "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah'ın lanetini yalancılara havale edelim" ifadeleri üzerine Muhammed'in Ali, Fatma ve Hüseyin ile birlikte onu da yanına çağırdığına ve şu şekilde dua ettiğine inanılır:
"Ey Allah’ım! Bunlar benim Ehlimdir."
Halifeliği ve Muaviye ile çatışması
Ayrıca bakınız: Hasan-Muaviye Anlaşması
Ali, Kûfe'de öldürüldükten sonra, Ali'nin taraftarları Hasan'a bağlılık yemini (biat) ettiler. Bu yemini, Ali ile halifelik için çatışan ve savaşan Muâviye b. Ebû Süfyân, kendi otoritesine bir tehdit olarak algıladı. Derhal Suriye, Filistin ve Lübnan'daki ordu komutanlarına savaş hazırlıklarına başlamaları için talimat verdi; diğer yandan da Hasan ile anlaşMayısı denedi. Hasan'a halifelik iddiasından vazgeçmesini bildiren bir mektup gönderdi ve eğer vazgeçmezse, istemediği sonuçların doğacağını ve Müslümanların öleceğini belirtti. Aslında Muaviye için en iyisi, Hasan'ın halifelik hakkından vazgeçmesiydi. Çünkü Muaviye orduları Hasan'ı savaş meydanında öldürüp tüm gücü Muaviye'nin elinde toplasa bile, Muaviye'nin halife olabilirliği tartışılmaya devam edecekti. Kurnaz bir politikacı olan ve halka hoş gözükmeye çalışan Muaviye için bu hiç de istenen bir durum değildi.
Hasan vazgeçmedi ve anlaşma sağlanamadı. Kimi kaynaklara göre altmış bin olduğu iddia edilen Muaviye'nin ordusu Hasan ile savaşmak için yürüyüşe geçti. Diğer yandan Hasan da kırk bin kişilik ordusunu kurmuş ve savaşa hazırdı, iki ordu Sabat yakınlarında karşılaştılar.
Hasan savaş başlamadan önce Muaviye askerlerine konuşma yaparak onlara yanlış yönde olduklarını ve Muaviye'yi haksız görüyorlarsa onun tarafında bulunmamaları gerektiğini Kur'an ve hadislerden örneklerle anlattı. Hasan'ın teslim olacağını sanan bir kısım birlikler, Hasan'a asi oldular ve ona saldırdılar. Hasan yaralandıysa da, yakın korumaları bu saldırıyı püskürtmeyi başardı. Ayrıca Hasan'ın ordu komutanlarından Ubeydullah, Muaviye'nin tarafına geçti.
İki ordu arasında birkaç sonuç getirmeyen çarpışma yaşandı. Sonunda Muaviye üstün gelemeyeceğini, üstün gelse bile birçok adamını kaybedeceğini anladı. İki Kureyş'li adamını Hasan ve takipçileriyle anlaşsınlar diye görevlendirdi. Hasan yaralanmıştı ve ordusunun içinde meydana gelen başıbozukluk yüzünden ordusuna pek güvenemiyordu. Sonunda Hasan ve Muaviye bir yerde bir araya geldiler ve anlaştılar. Buna göre:
1-Kufe beytül-mali Hasan'a bırakıldı (5 milyon dirhem)
2-Darabcerd bölgesinin haracı Hasan'a ait olacak.
3-Hasan'ın babası Ali lanetlenmeyecek, en azından Hasan bunu duymayacaktı.
Antlaşmaya göre Hasan, halifeliği Muaviye'ye devretti, ancak kendisinden sonra hilafeti saltanata döndürmeyecek; bunun yerine istişare ile ardılının seçilmesine izin verecekti.
Antlaşmadan sonra Muaviye, biat almak üzere Kûfe'ye gitti. Orada Muaviye halka hitap ettikten sonra minbere çıkarak Hasan şöyle dedi:
“ Ey Irak halkı! Benim gönlüm sizden soğudu. Babam Ali'nin sağlığında bunca muhalefetler ettiniz, bir gün onu gamsız bırakmadınız. Nihayet babamı öldürdünüz. Bana da bunca zahmet verdiniz; üzerime hücum eylediniz; beni yaraladınız. Henüz yaram iyileşmedi. Malımı yağmaladınız. Ey Irak halkı! Eğer siz Ehli beyt'i peygambere eza kıldınızsa da Allah hıyanette bizimle sizin aranızda hakim ve kafidir. Şu halde ben Muaviye'ye biat ettim. Sizin biatınızdan bizar oldum. „Son yılları ve öldürülmesi
Hasan ibn Ali'nin mezarınında bulunduğu El-Bâki'nin Abdülaziz el-Suud tarafından 1925'te tahrip edilmeden evvelki durumu.
Şîa kaynaklara göre Muaviye hilafetinin onuncu yılında, Hasan'ın varlığından iyice rahatsız olmuş ve Hasan'ı öldürme fikirlerine kapılmıştır, diğer yandan da hilafeti oğlu I. Yezîd'e bırakmanın yollarını aramaktadır ve gizliden oğlu için biat almaya başlamıştır. Muaviye bir yandan da, Hasan'ın karısı olan Eş'as bin Kays kızı Cude'ye, kocasını zehirlediği takdirde onu yakında halife olacak oğlu I. Yezîd'le evlendireceğini söylemiş ve bu haberle birlikte yüz bin dirhem göndermiştir. Cude, babası Eşas'ın da kendisini yönlendirmesiyle, Hasan'ı zehirlemiştir.
Ehl-i Sünnet kaynaklara göre ise I. Yezîd tarafından evlendirilmek vaadiyle kandırılan eşlerinden Ca'de bint Eş' as b. Kays tarafından zehirlendi Hasan bu zehirlemenin karşısında kırk gün ağır bir şekilde hasta yattı. Hasan, hicretten 50 yıl sonra Safer ayı'nda, kendisine verilen kuvvetli zehir karşısında ciğerleri parçalanmış ve ölmüştür.
Defnedilmesi
Ehl-i Sünnet'in beşinci halifesi, Şiâ'nın ikinci imâmı olan ve imâmeti on yıl süren Hasan, kardeşi ve vasisi Hüseyin tarafından gusül verilip kefenlenmiş ve isteği üzerine dedesi Muhammed'in yanına gömülmek üzere cenazesi yola çıkarılmıştır.
Şîa kaynaklara göre bunu haber alan Birinci halife Ebû Bekir'in kızı ve Muhammed'in hanımı Âişe bunu engellemiş ve Muaviye tarafından atanmış Medine yöneticileri askerleriyle, cenazeyi oklayarak, Hasan'ın dedesi yanına gömülmesine izin vermemişlerdir.
Ehl-i Sünnet kaynaklara göre ise Ebubekir'in kızı Aişe izin vermiş ancak Mervan bin Hakem, Muhammed'in yanına gömülmesini engellemiştir. Taraftarları ve kardeşi Hüseyin, Hasan'ı Bakī' Mezarlığı'na defnetmişlerdir.

Hasan bin Ali'nin adının yazılı olduğu hat levhası, Ayasofya
Ayrıca bakınız
- On iki halife
-
On iki halife
-
İsnâaşeriyye
dizisinin bir parçası
On Dört Masum
- Muhammed
- Fatıma
ve On İki İmam
AliHasan
Hüseyin
Zeynelâbidîn
Muhammed el-Bakır
Ca'fer es-Sâdık
Musa el-Kâzım
Ali er-Rızâ
Muhammed el-Cevâd
Ali el-Hâdî
Hasan el-Askerî
Mehdî el-Muntazar
İnanç esasları
- Tektanrıcılık
- Kıyamet
- Adalet
- Melekler
- Peygamberlik
- İmamet
Diğer esaslar
- Muhammed'in varisleri
- Aşure Günü
- Şefaat
- Gayba
- Din adamlığı
- Deliller
- İctihad
- Taklid
- Akıl
- İrfan
- Mehdeviyet
İbadetler ve inançlar
- Namaz
- Oruç
- Hac
- Zekât
- Hums
- Cihat
- İyiliği emretmek
- Kötülükten menetmek
- Muhammed'i ve ailesini sevmek
- Muhammed'i sevmeyenleri sevmemek
Kutsal şehirler
- Mekke
- Medine
- Necef
- Kerbela
- Meşhed
- Kudüs
- Samarra
- Kazımiye
- Kum
Fikir kaynakları
- Caferi fıkhı
- Usûlîlik
- Ahbârilik
- Şeyhilik
- Büyük Ayetullah
- liste
- Ayetullah
- liste
- Hüccet
- Müctehid
Tarikatlar ve mezhepler
- Nimetullahilik
- Safevilik
- Kızılbaş
- Alevilik
- Nusayrilik
- Bektaşilik
- Melamilik-Kalenderilik
- Hurûfilik-Bektaşilik
- Rufâilik-Galibilik
Hadis külliyatı
- Nehсü'l Belâga
- Sahife-i Seccadiye
- El-Kâfi
- Men lâ Yahzuruhu'l-Fakih
- Tehzîbü'l-Ahkâm
- el-İstibsar
- Bihar'ul-Envar
- İbn Keys'in Kitabı
- Hakku'l-Yakîn
- Vesailü'l-Şia
- Mefatihu'l-Cinan
Diğer
- Eleştiri
- Hüseyniye
- Fatıma Mushafı

On iki imamın isimleriyle birlikte Hz. Muhammed'in isim yazıtları.
On iki halife, İslam (hem Sünni hem de Şii) kaynaklarında Müslümanların sonuncu peygamberi Muhammed'den ve Şii kaynaklarında hem de on iki imamdan rivayet edilmiş hadislere esasen Muhammed'den sonra Müslümanlara başkan olacak on iki şahıs. On iki imam Şialarına göre bu on iki halife on iki imamdır.
- Mehdî
-
Muhammed bin Abdullah el-Mehdî ile karıştırılmamalıdır.
Mehdî el-Muntazar ile karıştırılmamalıdır.
Mehdî (Abbâsî halifesi) ile karıştırılmamalıdır.
Mehdî (Fâtımî halifesi) ile karıştırılmamalıdır.

"Ya Mehdi" hattı
Mehdi (Arapça: ٱلْمَهْدِيّ, romanize: el-Mehdî), İslam'da ahir zamanda geleceğine ve İslam'ın dünya hakimiyetini gerçekleştireceğine inanılan kurtarıcı kişidir. "Kendisine rehberlik edilen", Allah tarafından yol gösterilen, hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine nail olan (hidayete erdirilen) kişi manasındadır.İnanç Kur'an'da yer almamakla birlikte bazı ayetlerin yorumları, hadisler ve dini önderlerin sözleri üzerinden değişik İslam coğrafyalarında kendisine yer edinmiştir.
Mehdi, Mesih, Deccal, Süfyani gibi karakterler erken İslam tarihinde, iktidar olma savaşı veren Kufe merkezli Alioğulları (Ehl-i beyt), Horasan coğrafyasından siyah sancaklı Abbâsîler ve Ebu Süfyan'ın soyundan gelen Şam merkezli Ümeyyeoğulları (Emevîler) gibi gruplar arasında, çıkış yerleri olarak o günün güç merkezlerini işaret eden, toplumda kendilerine yer edinme adına, iyi karakterlerin kendi içlerinde, kötü karakterlerin ise rakiplerinde aranması yönünde, haklarında çok sayıda hadis uydurulan, dönemin dinî-politik figürleri olarak ortaya çıktılar. Daha sonraki dönemlerde ise birtakım dini gruplar, bu figürlerin gerçek anlamda var olduğuna inandılar ve onları inanç esaslarına dahil ettiler. Bu veya benzer deyim ve tiplemeler İslam dünyasında günümüze kadar devam etmiş, dini gruplar kendi liderlerini Mehdi, Mesih gibi kurtarıcı, rakiplerini ise Deccal, Süfyani gibi aşağılayıcı sıfatlarla anmaya devam etmişlerdir. O kadar ki, Abbasoğulları veya Alioğulları'nın Mehdi figürüne rakip olarak, Emevîler, iyi bir karakter olan kurtarıcı Süfyani figürünü ortaya sürdüler. Ancak Abbâsî veya Ehl-i beyt taraftarları kısa sürede yeni hadislerle bu figürü (Süfyani) kötü bir karaktere çevirmeyi ve Emevîler'i alt etmeyi başardılar. Yine dinî-politik bir figür olarak Mesih bir gece sabaha karşı "Emevî başkenti" olan Şam'da Beyaz Minareye iner, Mehdi ile birlikte namaz kılarlar ve güçlerini birleştirerek Deccal'e karşı savaşırlar.
"Mehdilik konusu", kaynaklarda Deccal, Süfyani, Melhame-i Kübra, ahir zaman ve kıyamet gibi eskatolojik korku mitleri ile birlikte işlenmiştir. İmam Süyûtî'ye göre Ashâb-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır.
Arapça Arapça: المهدي Çevriyazı al-mahdī Anlamı Doğru yolda olan, hidayete ermiş olan.Kurtarıcı inancı dinler tarihinin ortak paydası olarak görülmektedir. Bazı yazarlar, İslam'daki Mehdî inancının kökenlerini Mecusîlik gibi Fars inançlarında ararken diğer bazıları da bunu Yahudi-Hristiyan geleneğindeki “Mesih” öğretisine alternatif oluşturma amacına bağlarlar. Ancak tarihsel olarak Mecusi inancı daha eskiye dayandığı için, Mesih inancını geliştiren Yahudiler’in de, bu düşüncelerini Babil Sürgünü zamanında dönemin etkin dini Mazdeizm’den almış olması muhtemeldir.
Şiiliğin inanç esaslarından sayılan Mehdi inancı, akademik çevrelerde pek fazla itibar edilmese de tarih boyunca olduğu gibi tasavvuf ve tarikat merkezli, kendi liderlerini Mehdi, cemaatlerini de Mehdinin cemaati olarak görmek isteyen Sünni toplumlarında da yaygın kabul ve etki gücüne sahiptir.
İslâm tarihinde birçok kişi Mehdi olarak görülmüştür. Bunlardan ilkinin de Ali olduğu ifade edilmektedir. Daha sonra oğlu Muhammed bin Hanefiyye de bir grup tarafından Mehdi olarak kabul edilmiştir.Öte yandan Ömer bin Abdülazîz için de Mehdi sifatının kullanıldığını görmekteyiz. Keza Muhammed en-Nefsüzzekiyye bizzat babası tarafından Mehdi unvanıyla takdim edilmiş ve Mehdi olduğu söylenmiştir. Yine Abbasi halifesi Muhammed el-Mehdî bin Abdullâh Mansûr da babası Mansur tarafından Mehdi olarak sunulmuştur.
Etimoloji
Mehdi kelimesi Arapça, h-d-y Arapça: ه-د-ي kökeninden gelmekte ve sıklıkla "hidayet/hidayete erdirilmiş" anlamlarında kulanılmaktadır. Kur'an'da Mehdi kelimesi geçmemekte ve doğrudan bir ayet bulunmamakla birlikte bazı ayetlerde geçen, rehberlik etmek anlamındaki "hada" ifadesi, mehdiye inanan grup ve kişiler tarafından mehdi veya mehdi devri ile ilişkilendirilir.
Dinî kaynaklar
Mehdi hadisleri
Ana madde: Hadis
Ayrıca bakınız: Mesih, Deccal ve Süfyani
Hadisler Muhammed'in ölümünden sonraki yüzyıllar içerisinde, bir ravi zinciri ile Muhammed'e isnad edilen sözlerin toplanıp yazıya geçirilmesi ile oluşturulan İslam sözlü kültür ürünleridir. Bu sözlerin Muhammed'e aidiyetleri ve dini anlamda güvenilirlikleri değişik tartışmaların konusu olagelmiştir. Mehdi ile ilgili hadislerin oy birliği ile uydurma kabul edilen hadislerden olduğu bazı kaynaklarda kaydedilmektedir. Enes bin Mâlik, Buhârî ve Müslim'in Mehdi kelimesinin geçtiği rivayetlere yer vermediği de belirtilmektedir.
Hadislere göre Mehdi kadar, Mehdi'nin talebeleri de üstün kişilerdir. Her grupta bu üstünlükleri elde edebilmek ve kendi liderinin Mehdi olduğunu ispat edebilmek için binlerce hadis uydurulmuştur. Bu yüzden Mehdi'nin dış görünüşü, yapacakları ve çıkacağı yer hakkında birbiriyle çelişen çok sayıda hadis vardır; Bir hadise göre Mehdi Şam'dan, diğerine göre Kufe'den, bir diğerine göre İstanbul'dan, yine bir başka hadise göre ise Medine'den çıkacaktır.
- Horasan tarafından gelen siyah sancaklılara katılın. Onların içinde Allah'ın halifesi Mehdi vardır. (Abbasoğulları) [Hakim, İ.Ahmed, Deylemi]
- Bazı hadis rivayetlerine göre Mehdi, Ehli Beyttendir ve Fatımanın soyundandır.
- Kıyâmetin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehli Beytimden bir zatı gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü adaletle dolduracak.
-"İnsan ona gelecek ve "ey Mehdi! Bana da ver, bana da ver!" diyecek; Mehdi de onun esvabını taşıyabildiği kadar dolduracaktır."
-Ebû Said el-Hudrî'den rivayet edilmiştir; dedi ki: "Peygamberimizden sonra bir hadise baş göstermesinden korktuk ve Resulullah'a sorduk, buyurdu ki: Ümmetimde Mehdi vardır; çıkacak ve beş veya yedi veya dokuz -şübhe eden, ravilerden Zeydî'dir- yaşayacaktır." (Tirmizî)
- Ehl-i beytimden bir zat yeryüzüne hakim olmadıkça kıyamet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. Yeryüzü zulümle dolu iken, o, Dünya'yı adaletle doldurur. İdaresi yedi yıl sürer. (Müslim)-"Allah Resulu buyurdu: İmamınız aranızda olduğu halde, Meryem oğlu nazıl olduğu zaman haliniz nasıl olacak
-"Allah Resulu: Ümmetimden her zaman Kıyamet gününe kadar hak yolunda savaşan bir grup olacak. İsa bin Meryem inecek ve Müslümanların emiri ona söyleyecek: "Namazımızı kıldır" O söyleyecek: "Hayır. Sizlerden bazınız diğerine emirdir. Bununla Allah bu ümmeti üstün etmiştir."
- Ümmetim yağmur gibidir, sonu mu, yoksa başlangıcı mı hayırlıdır, bilinmez. Evveli ben, ortası Mehdi ve sonu Mesih olan bir ümmet, asla helâk olmaz. (Tirmizî)
Tarihsel gelişim
Mehdi deyimi "bir inanç olarak" tarihte ilk kez Keysanilik hareketinde ilk imam olarak bilinen Ali'nin oğlu Muhammed bin el-Hânifîyye için kullanılmıştır. Ayrıca Haris b. Süreyye, Abdullah bin Zübeyr, Ali’nin kölesi Keysan, oğlu Hüseyin, Abdullah bin Zübeyr, Muhtar es Sakafiye bağlı Ali, Emevi halifesi Süleyman bin Abdülmelik ve Yezid'in oğlu Ebu Muhammed için de mehdilik iddia veya isnadları bulunmaktadır.
Ayrıca Mehdilik İbrahim'e, Muhammed'e, Dört Halife'ye ve Abbâsîler'in 34. halifesi olan Nâsır'a da atfedilen sıfatlardandır. Emevîler'in son döneminde Mehdi inanışı yayılmıştır. Abbâsîler bu inanıştan istifade ederek Emevîler ile mücadele etmiştir. Bu durum Abbâsîler'in 3. halifesi olan Muhammed ibn Mansûr'a da "el-Mehdî" lâkabı ile yansıtılmıştır.
Müslümanlar, değişik kurtarıcı fikirlerinden etkilenmiş olsalar da, kendi sosyal şartlarına uygun olarak farklı bir Mehdî profili (veya profilleri) ortaya koydular. Şiî önderler yeni bir kurtarıcı beklemek yerine, On İkinci İmam'ın ölmeyip Gayba'ya girdiği ve ileride yeniden ortaya çıkacağını ileri sürdüler. Şiîlikte Mehdîlik iddiaları, ileride gelecek bir Şiî hükûmetin sembolü olarak kullanılmaktaydı. Fakat sonraları Şiî ekol Mehdî'yi gerçek manada anladı ve İmamiye kolu onu beklemeyi bir inanç esası haline getirdi. Mehdî'ye birçok vasıflar yükleyerek, hakkında rivayetler uydurdular.[29] Yüzlerce sayı ile ifade edilebilecek bu rivayetler günümüzde sünnni kesim tarafından da makbul sayılan pek çok kaynakta yer almaktadır. İnanç hicri 3. Yüzyılın sonlarından itibaren İslam dünyasına yerleşmiştir.
Mehdicilik hareketleri
İbn Tûmert, Tevhid'e ağırlık veren ve Mâlikîlik'i eleştiren hareketi başlatarak 1121'de kendini Mehdi ilan etmiş ve Murâbıtlar'ı yıkmayı amaçlamıştır. 1130'de İbn Tûmert ölmüş ve ardından Abdülmü’min el-Kûmî tarafından Muvahhidler kurulmuştur.
Dünya'da Mehdîci hareketlere dayanan diğer isyanların meydana geldiği ülkeler ve yılları; Kuzey Nijerya (1804), Hindistan (1820, 1828 ve 1880), Cava (1825), İran (1844), Cezayir (1849, 1860 ve 1879), Senegal (1854), Sudan (Muhammed Ahmed el-Mehdi) (1881) ve Somali.
Osmanlı'da Mehdîci hareketler olarak kabul edilen Rafızî isyanları önemli yer tutmaktadır. Bu hareketlerin ilk örnekleri 1240 yılındaki Babaî Ayaklanması, son örneği ise 1665 tarihindeki Seyyid Abdullah İsyanı'dır. 1511 deki Şahkulu İsyanı, 1520'de Bozoklu Celal ve 1527 tarihli Kalender Şah isyanları ihtilalci Mehdîci hareketlerin önemlileri olup 1525-1528 tarihleri arasında Adana ve İç Anadolu'da ortaya çıkan küçük çaplı hareketler de vardır. İsyan önderlerinin tamamına yakını, müritleri tarafından şeyh olarak görülen, kendilerini Mehdî ilan etmeden evvel, bir mağaraya çekilerek uzun bir süre inziva hayatı yaşayan, inzivadan çıktıktan sonra Allah ile temas kurduklarını ve O'nun kendisini görevlendirdiğini açıklayarak ayaklanmayı başlatan kişilerden oluşur. Osmanlı padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman ve IV. Murad da Mehdî-i ahir zaman olarak vasıflandırılmışlardır.
Sünni İslam'da Mehdi inancı
Makale serilerindenSünnilik
İslam'da iman ve akide
- Tevhit
- Peygamberlik
- Dört kitap
- Melekler
- Kader
- Ahiret
- Kıyamet
İslam'ın beş şartı
- Kelime-i şehadet
- Namaz
- Zekât
- Oruç
- Hac
Dört Halife
- Ebû Bekir
- Ömer
- Osman
- Ali
İslam mezhepleri
- Hanefilik
- Mâlikîlik
- Şâfiîlik
- Hanbelilik
- Zahirilik
Eski fıkıh mezhepleri
-
- Evzâ'i
- Leysî
- Sevrî
- Cerirî
İtikadî mezhepler
- Âsârî
- Kelâm
- Eş'arilik
- Mâtürîdîlik
Dini-Siyasî hareketler
- Selefilik
- Vehhabîlik
- Ehl-i Hadis
- Berelvi
- Diobendi
- Müslüman Kardeşler
Hadis külliyatı
- Kutubu'l-Sitte
- Sahih-i Buhari
- Sahih-i Müslim
- Sünen-i Nesâî
- Sünen-i Ebu Davud
- Sünen-i Tirmizi
- Sünen-i İbn Mace
Ana madde: Sünnilik
Sünni İslam'da Mehdi'ye kıyamet öncesinde gelecek ve ümmeti birleştirerek deccal veya yalancı Mesih'e karşı savaşacak ve Mesih ile dayanışma içerisinde İslamın kısa süreli dünya hakimiyetini gerçekleştirecek Muhammed'in soyundan bir halife olarak inanılır.
Sünni ekol tarikat ve cemaat mensupları arasında Mehdi yerine daha çok eşdeğer anlamlar ifade eden kelimeler kullanılmaktadır. Bunlar Kutub, Hâtemü'l-Evliyâ gibi deyimler olmakla beraber kullanılan terimler bununla sınırlı değildir. Ahir zaman ile birlikte kullanılan halife, imam, devrin imamı, sahibüz zaman vb. deyimler de anlamsal içerik olarak Mehdi kavramı ile ilişkilendirilirler. Mehdinin kendisini bilmeyeceği, kendi mehdiliğinin farkında olmayacağı ve çevresindeki kişilerin bunun farkına varacakları ve kendisine zorla biat edileceği rivayetleri dolayısıyla, önde gelen pek çok siyasi ve dini önderin, bunu dile getirmeseler, hatta şiddetle reddetmiş olsalar bile beklenen mehdi olduklarına ve zamanı geldiğinde Mehdi'den beklenen fonksiyonları eda edeceklerine inanılır.
Tarikat ve cemaat merkezli birçok Sünni toplulukta Mehdi beklenmektedir. Mehdi'nin kıyamete yakın dönemde zulüm ve adaletsizliğin her tarafı kapladığı bir zamanda gelip yeryüzünü adaletle dolduracağı ve İslâmı hâkim kılacağına ve Ehl-i beytten bir kişi olacağına inanılır. Şiilik'ten farklı olarak Mehdi beklentisi ölmüş veya kaybolmuş bir kişinin dönmesi şeklinde değil, kıyamete yakın gelecek bir kişinin Allah tarafından seçilmesi veya görevlendirilmesi şeklindedir.
Mehdi kıyamete yakın bir zamanda dünyaya gelecektir ve O'nun geliş kıyamet alametlerinden birisi olarak değerlendirilir. “Dünyayı küfür kaplamadıkça Mehdi gelmez.” Birçok kaynakta mehdi ile ilgili hadislerin mütevatir derecesinde olduğu da ifade edilmiştir.
Mehdi devri bir "altın çağ" olarak resmedilir.
Mehdilikle ilgili olumsuz görüş bildiren sünni kaynaklar da bulunmaktadır;
Abdulaziz Bayındır ve Yaşar Nuri Öztürk'ün de aralarında bulunduğu bazı Sünni otoriteler Mehdi inancını tamamıyla reddederler. Prof. Ali Bardakoğlu mehdicilikle ilgili olarak "Mehdici, Mesihçi… Allah, Peygamberle görüşen bir dini propagandanın bir enfeksiyon alanı oluşturduğunu, uygun şartlar olduğunda kanlı, gizli hesaplara girebileceğini anlatmak istiyorum. Mehdici hareketler, İslam düşüncesinin ciddi bir enfeksiyon alanıdır." ifadelerini kullanmıştır.
Bazı hadislerde İsa'nın Şam'ın doğusunda Beyaz Minare'ye geleceği, Mehdi ile buluşacağı ve Deccal'i öldüreceği anlatılmaktadır. Bu hadislerin aşağıdaki ayet ile çeliştiği ifade edilir.
"Ey İsa, seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden ayıracağım". (Ali İmran 55)
Hüseyin Atay bu ayet ile ilgili şu yorumu yapar:
“ Hz. İsa hakkında Kur'an-ı Kerîm’in verdiği bilgi içinde onun öldüğü fakat öldürülmediği bilinmektedir. Bunlara göre: Hz. İsa ölmüştür, hayatta değildir ve bir daha da bu Dünya'ya geri dönmeyecektir. Hadislerle iman esasları sabit olmaz ve Kur'an-ı Kerîm’e eklemeler yapılamaz. Hristiyan kültünden ve kültüründen, Hz. Muhammed’in vefatından sonra İslâm literatürüne geçen hikayelerden birinde ise; Hz. İsa’nın ölmediği, göğe çıkarıldığı ve kıyamet kopmadan dünyaya Şam’daki minareden ineceği anlatılmaya başlanmıştır. Hristiyan mitolojisi İslâmlaştırılarak Müslümanlar’ın inançları arasına sokulmuştur. Öyle ki buna inanmayanlar, aklı başında sanılanlar tarafından bile kafirlikle itham edilmektedirler. „Şiîlik'te Mehdi inancı
Makale serilerindenŞiilik
İmâmet İnancı
Şiîliğin bayram, mâtem ve anı günleri
Şiiliğin tarihi
- Tathir
- Sekaleyn
- Mübahele
- Gadir-i Hum
- Fatıma'nın evi
- İlk Fitne
- İkinci Fitne
- Kerbelâ Olayı
- Diğer tarihi olaylar
İmâmî Mezhepler
- Zeydilik
- İmâmîyye
- İsnâaşeriyye
- Bâtınîlik
- Alevilik
- Bektaşi inancı
- Caferilik
- Galiyye
- Hurûfilik
- Nusayrilik
- Kızılbaş
- Bâtınîlik
- İsmaililik
- Nizarîlik
- Mustalilik
- Davûdî
- Süleymanî
- Alavî
- İsnâaşeriyye
Ehl-i Abâ Hadisi
- Muhammed
- Ali
- Fatıma
- Hasan
- Hüseyin
Kutsal kadınlar
- Fatıma
- Hatice bint Hüveylid
- Ümmü Seleme
- Zeyneb bint Ali
- Ümmü Gülsüm bint Ali
- Ümmü'l-Benîn
- Fatıma bint Hasan
- Rukiyye bint Hüseyin
- Rubab
- Şehrbânû
- Fatıma bint Musa el-Kâzım
- Hekime Hatun
- Nergis
- Fatıma bint Esed
- Ümmü Fervah
“ Mehdi bizdendir. Allah bu dini nasıl bizimle paylaşmışsa, Onunla da sona erdirecektir. Ve onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. İnsanlar 1400 senesinde Mehdi’nin yanında toplanacaklardır. „ “ Mehdi öncesi yaşanacak karanlık ve buhranlı, açlık, kıtlık, savaş ve sürgünlerin yoğun olarak yaşandığı dönem yerini, Mehdi devrinde kuzularla kurtların, avcılarla avların birlikte huzur içinde yaşadığı, savaş, sürgün, adaletsizlik gibi insani sorunların, deprem, sel, tayfun, kuraklık kıtlık gibi doğal afetlerin asla yaşanmayacağı olağanüstü bir devre bırakacaktır. Bolluk o kadar artacaktır ki hazinelerin kapısı arkasına kadar açık olacak, ancak herkes mal ve mülk açısından o kadar doymuş olacaktır ki kimse dönüp bakmayacaktır. „Keysanîlik'te
Ana maddeler: Keysanilik, Muhtâr’îyye ve Muhammed bin Hanefiyye
Şiilik'in ilk kollarından Keysanilik'e bağlı olan Muhtar es-Sekafî, Muhammed bin Hanefiyye'yi Mehdi[40] ilân ederek Kufe'de isyan ettiği zaman ilk defa Mesih anlamında Mehdi kelimesi kullanılmıştır. Milâdî 700 yılında isyan bastırılıp Muhammed bin Hanefiyye öldüğünde bir kısım Keysaniler, onun ölmediğine ve geçici olarak Redvâ dağında saklandığına inanmışlardır. Böylece Gayba ve Rücu inanışları ortaya çıkmıştır.
Keysanilik'in kollarından biri olan Ravendiyye ve Galiyye siyâsî mezheplerinin dokuzuncu imâmı Mansûr'un oğlu olan Ebu Abdullah Muhammed'ın Sünnilik'i resmî devlet mezhebi olarak kabul etmesi neticesinde Abbâsîler döneminde Mehdi'nin gelişi beklentisi de sona ermiştir.
Onikicilik'te
Ana maddeler: Onikicilik, Caferilik, Alevilik ve Muhammed Mehdi
Onikicilik'te Mehdi inancı ve Mehdi'nin geri dönüşünü beklemek itikâdî inanç esaslarındandır. Şiiliğin çoğunluğu oluşturan Caferilik ve Alevilik kollarında Mehdi Sünnilikten farklı olarak kayıp imam olan Mehdî el-Muntazar'ın geri dönmesi şeklindedir.
Câferîler'de
Şiilik'in en büyük kollarından Caferilik'te Onikinci İmâm Mehdî el-Muntazar (Arapça: محمد المهدي)'ın babası Onbirinci İmâm Hasan el-Askerî'nin 874'te ölümünün hemen ardından 4, 5 yaşlarındayken gayba haline girerek 940'e kadar Küçük Gayba halinde yaşadığına ve 940'tan sonra da büyük gayba haline girdiğine inanılır. Bu inancın kökeninin Keysanîlik'ten etkilenerek ortaya çıktığı sanılmaktadır.
Alevilerde
Ana madde: Alevilik
Alevilik'te On İkinci İmâm olan Muhammed Mehdi, "Mehdi" olarak bilinir.
Yedicilik'te
Ana maddeler: İsmâilîlik ve İmâmet (İsmâ‘ilî i'tikadı)
Karmatîler'de
Ana maddeler: Yediciler ve Karmatîler
Yediciler'in en önemli kollarından biri olan Karmatîler, İsmaililik'in kurucusu Muhammed bin İsmâil eş-Şâkir'in gayba halinde Mehdi olarak saklandığına inanmışlar ve geri dönüşünü beklemişlerdir. Daha sonra kendini Mehdi ve Halife olarak ilân eden ilk Fâtımî Halifesi Ubeydullah El Mehdi ortaya çıktığında dahi Fâtımîler'in halifeliğini tanımayarak Muhammed bin İsmâil eş-Şâkir'in Mehdi olarak geri dönüşünü beklemeğe devam etmişlerdir.
Fâtımîler'de
Ana maddeler: İmâmet (Mustâ‘lî i'tikadı) ve Et-Tâyyîb Ebû’l-Kâsım
İsmaililik mezhebinde, diğer sülaleden gelen ve gayba eden Mesih'in Kaim olarak Rücu edeceğine inanmışlar ve daha sonra da bu inancı Fâtımîler'in İkinci imâmı olan Kaim'in adına yansıtmışlardır. Mustali fıkhına göre ise Mehdi Yirminci Müsta'lîlik-Tâyyîb’îyye imâmı olan Onuncu Fâtımî Hâlifesi El-Âmir bi'Ahkâmillâh'ın oğlu Tayyib Ebu'l-Kasım'dır.
Dürzîler'de
Ana maddeler: Dürziler ve Hâkim (Fâtımî halifesi)
Dürziler'de kendilerini kurtarmak üzere Fâtımî halifesi El-Hakim Bi-Emrullah'ın dönüşünü beklemektedirler.
Yakın tarihte Mehdilik iddiasında bulunan kişi ve gruplar

Muhammed Ahmed, Sudanlı Sufi şeyhi, kendisinin Mehdilik iddiasını temel alan Mehdi hareketinin kurucusu
Muhammed Ahmed
Muhammed Ahmed, 1881'de kendisini Mehdi ilan ederek Mısır ve İngiliz sömürge yönetimine isyan etti. Bugün hala takipçileri var.
İslam Milleti
Elijah Muhammed Mehdi olduğunu iddia etmişti.
Babîlik
Ana maddeler: Şeyhilik, Babilik ve Seyyid Ali Muhammed
Caferilik'in Şeyhilik koluna bağlı Seyyid Ali Muhammed'in 1844 yılında Mekke'de Hac yaptığı esnada kendisini Mehdi ilân etmesiyle ortaya çıkan dinî bir akımdır.
Bahaîlik
Ana maddeler: Bahaullah ve Bahâîlik
Bahâîlik, İran'daki Babilik akımından ortaya çıkarak Bahaullah tarafından Mehdi inancı temeli üzerine kurulmuş olan yeni bir dindir.
Ahmediyye hareketi

Mirza Gulâm Ahmed, Ahmediyye hareketine göre Mesih ve Mehdi
Ana madde: Ahmedîlik
Mirza Gulâm Ahmed, Pakistan kökenli, Kadıyanilik olarak da isimlendirilen Ahmediyye hareketine göre Mesih ve Mehdi'dir. Ahmedîlik bu konuda Mesih ve Mehdi'nin tek ve aynı kişi olduğunu ifade eden hadisleri öne çıkartmıştır.
Mirza Mesih ve Mehdiliğinin yanında Krişna'nın en son avatarı olduğunu da iddia etmiştir.
Risale-i Nur ekolünde

Gülen Cemaati'ne mensup olduğu iddia edilen dönemin 18. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi İlhan Karagöz çıkarttığı mahkeme kararı ile Gülen'i "Mehdi" ilan etmiştir.
Nur Cemaati, yaşanılan zaman diliminin ahir zaman olduğu, bu zamanda komünist-materyalist felsefenin (maddiyyunluk) ilmi de arkasına alarak imana karşı büyük bir yıkım (deccaliyet) faaliyeti içerisinde olduğu, bu zamanda en önemli görevin "hizmet-i imaniye ve Kur'aniye" adı verilen Risale-i Nur yoluyla iman kurtarma olduğuna ve bu hizmetin Mehdi'nin birinci ve en büyük görevi olduğuna inanır. Onlara göre Mehdi'nin diğer görevleri ise imanın hayata geçirilmesi, Hilâfet'in ihyası ve şeriattır. Mehdi'nin kim olduğu konusunda ise değişik görüşler vardır. Nurcuların bir kısmı "Ahir Zamanın Büyük Mehdisi" olarak Said Nursî'ye inanırlarken bir kısmı ise Mehdi'nin Said Nursî'den sonra gelecek ve yaşayacak bir şahıs olduğuna inanmaktadırlar.
Fethullah Gülen, kendisinin Mehdilik konusunda bir iddiasının bulunup bulunmadığı bilinmiyor. Ancak kendisinin gerçekte 27 Nisan 1941 olan doğum tarihinin yerine Nurcular arasında Deccal olarak kabul edilen Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm tarihinden bir gün sonra 11 Kasım 1938'i ileri sürüyor ve Deccal öldü, Mehdi doğdu inancına telmihte bulunuyor. Yine dini anlamda en yüksek payelerden olan kendisinin "Allah ile görüşme" iddiası bulunmakta, bir kişinin çevresi onun Mehdi olduğuna inansa ve kendisi de buna kanaat getirse bile bunu ilan etme gibi bir görevinin bulunmadığını söylemektedir. Kendisi ve yakın çevresinin sır olarak saklanan bir başka inancı ise Fethullah Gülen'in Mehdiliğine inanılmasıdır.

Harun Yahya takma adıyla da tanınan Adnan Oktar
Adnan Oktar'ın müritlerine, hadislerde sözü edilen kutsal kişi Mehdi olduğunu ima ettiğine ve onları buna inandırdığına dair bazı iddialar bulunmaktadır.
Oktar, bir röportajında Mehdilik iddiasında bulunduğunu reddetmiştir. Ancak aynı röportajında "Mehdi'nin Mehdi olduğunu söylemeyeceğini, bir insanın Mehdi olduğunu söylemesi halinde dinden çıkacağını, Mehdi hakkındaki hadislerle 'tam bir uyum' içinde olduğunu, Mehdi'nin tarifinin kendisine 'tıpatıp uyduğunu', yine de tüm bunların bir tesadüf olabileceğini" belirtmiştir. Adnan Oktar'a göre Mehdilikle ilgili 200 hadis kendisine tıpatıp uymaktadır. Ayrıca O'na göre Mehdi'nin ismi Adnan, çıkış yeri de İstanbul olabilir. Adnan Oktar, cemaate ait bir sitede yayınlanan başka bir röportajında, Mehdi ve İsa'nın yeniden geldiklerini, şu an "dinsizlerin, materyalistlerin ve müşriklerin, siyasi ya da başka şekillerdeki saldırılarından korunmak için gizlendiklerini" ileri sürmüştür.
Diğerleri
Basralı Ahmed el-Hasan 1999 yılında "Ensaru'l-Mehdi" ismiyle örgütlenerek, kendisinin Mehdi'nin öncüsü ve hazırlayıcısı olduğu iddiasıyla davetine başlamıştır.
- Abdulazim Hasani
-

Hazreti Abdülazim el-Hasani Türbesi, Rey, İran
Abdülazim Hasani veya Şah Abdülazim (Arapça: عبدالعظيم الحسني), Rey şehrinde gömülü olan ikinci Şii İmam Hasan ibn Ali'nin neslinden gelen torunlarından biri, âlim ve zâhid. Onun künyesi Ebu'l-Kasım ve Ebu'l-Feth'tir. Özellikle resmî konuşmalarda Hazreti Abdülaziz Hasani olarak da anılan Abdülaziz bir hadis nakledicisiydi. Şeyh Saduk, Abdülazim'in naklettiği İslami rivayetleri Cami'ül Ahbar Abdülazim olarak bilinen bir koleksiyonda toplamıştır.
Künyeleri Ebul-Kâsım ve Ebul-Feth olan Abdülazim, Şiilerin dokuzuncu ve onuncu imamları olan Muhammed el-Cevad ve Ali el-Hadi'nin arkadaşları arasındaydı.
Ayrıca Ricâl et-Tûsî'ye göre Abdülazim, Şia'nın on birinci imamı Hasan el-Askerî'nin de sahabeleri arasında yer almıştır. 2 Kasım 866'da vefat etti ve İran'ın Rey kentindeki Şah Abdülazim Türbesi'ne gömüldü.
- 1188 - Kastilyalı Blanche, VIII Louis'in eşi olarak Fransa Kraliçesi (ö. 1252)
- 1394 - Gemici Henrique, Portekiz Prensi (ö. 1460)
- 1526 - Henry Carey, Kral VIII. Henry'nin Mary Boleyn'den olan oğlu (ö. 1596)
- 1769 - Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı Mısır Valisi, Mısır ve Sudan'ın hidivi (ö. 1849)
- 1947 - Kâmil Sönmez, Türk halk müziği sanatçısı, sinema ve tiyatro oyuncusu (ö. 2012)
- 1970 - Kuddusi Müftüoğlu, Türk futbol hakemi
- 1971 - Seher Dilovan, Türk halk müziği sanatçısı
- 1977 - Didem Süer, Türk basketbolcu
- 1977 - Ercan Yılmaz, Türk şair ve yazar
- 1982 - Yasemin Mori, Türk şarkıcı ve şarkı yazarı
Ölümler
- 1193 - Selahaddin Eyyûbî, Haçlı saldırılarına karşı duran Eyyûbî Sultanı (d. 1138)
-
Selahaddin Eyyubi
el-Melikü'n-Nâsır
Mısır ve Suriye Sultanı
İki kutsal caminin hizmetkârı
Selahaddin, Selçuklu hükümdarlarının serpuş şapkası, onun toplanma işareti, bir sikke üzerinde: “Muzaffer Kral, Dünyanın ve İnancın Doğruluğu, Yusuf ibn Eyyub”. 587 H. (1190-1191 M.).
Mısır ve Suriye Sultanı Hüküm süresi 1174 - 4 Mart 1193 Taç giymesi 1174 Önce gelen Âdıd (Fâtımî halifesi olarak) Sonra gelen- Aziz Osman bin Selahaddin (Mısır)
- Efdal bin Selahaddin (Suriye)
y. 1137
Tikrit, Yukarı Mezopotamya, Abbâsîler
(günümüzde Selahaddin, Irak) Ölüm 4 Mart 1193 (55-56 yaşında)
Şam, Suriye, Eyyûbîler
(günümüzde Şam, Suriye) Defin Emevî Camii, Şam Eş(ler)i İsmet Hatun Çocuk(lar)ı- Efdal bin Selahaddin
- Aziz Osman bin Selahaddin
Selahaddin Eyyubi (Arapça: صلاح الدين الأيوبي; Kürtçe: سەلاحەدینی ئەییووبی, Selahedînê Eyûbî; y. 1137 – 4 Mart 1193), Eyyûbîler Devleti'nin kurucusu ve ilk hükümdarıdır. 1187 yılında Kutsal Topraklar'ı Haçlılardan geri almak için bir ordu kurdu ve komutasındaki ordusuyla beraber 4 Temmuz 1187 tarihinde gerçekleşen Hıttin Muharebesi ile Kudüs Kralı Lüzinyanlı Guy'ın ordusunun büyük bir bölümünü yok etti. 2 Ekim 1187'de ise Kudüs'ü Haçlı kuvvetlerinden alarak bölgedeki 88 yıl süren Katolik egemenliğine son verdi ve kenti İslam dünyasına geri kazandırdı. Avrupalı Katolik Hristiyanlar yaşadıkları bu yenilgiden sonra, Kudüs'ü tekrar hâkimiyetlerine geçirebilmek amacıyla Üçüncü Haçlı Seferi'ni düzenlediler.
Eyyûbî ailesinden olan Selahaddin, Zengî Hanedanı'nın generallerinden amcası Şirkuh ile birlikte, Zengî hükümdarı Nûreddin'in emriyle 1164 yılında Fâtımî hâkimiyetindeki Mısır'a gönderildi. Asıl amaçları, Şâver'in genç Fâtımî hâlifesi Âdıd'ın veziri olarak geri getirilmesine yardımcı olmaktı. Şirkuh ve Şâver'in yeniden göreve getirilmesinin ardından Şirkuh ile Şâver arasında bir güç mücadelesi ortaya çıktı. Bu sırada Selahaddin, Haçlı saldırılarına karşı kazandığı askerî başarıların yanı sıra Hâlife Âdıd'a olan kişisel yakınlığı sayesinde Fâtımî hükûmetinin saflarına tırmandı. Şâver'in 1169'da bir suikasta kurban gitmesi ve aynı yıl Şirkuh'un da ölmesinin ardından Âdıd, Selahaddin'i vezir olarak atadı.
Sünni bir Müslüman olan Selahaddin, görev süresi boyunca Şii mezhepli Fâtımî kurumunu baltalamaya başladı. Âdıd'ın 1171'deki ölümünün ardından Selahaddin; Kahire merkezli Şii Fâtımî Hâlifeliği'ni kaldırdı, Fâtımî Devleti'ni yıktı ve İslam hilâfetini Bağdat'ta bulunan Sünni Abbâsî Hâlifeliği'ne bağladı. Zengî hükümdarı Nûreddin'in 1174'teki ölümünden kısa bir süre sonra Selahaddin, Suriye'yi fethetmeye başladı ve 1175'te Zengîleri mağlup edip onları hâkimiyeti altına aldı. Ardından Abbâsî hâlifesi Müstazî tarafından "Mısır ve Suriye'nin Sultanı" ilan edildi. Tüm bu gelişmeler, Selahaddin'in Mısır ve Suriye merkezli yeni bir hanedanın lideri olduğu anlamına geliyordu.
Sultan Selahaddin, kendi bağımsız hanedanlığını kurduktan sonra Kuzey Suriye ve Yukarı Mezopotamya'da daha fazla fetih hareketi başlattı ve kısa sürede topraklarını genişletti. Gücünün doruğunda iken devletinin sınırları Mısır, Suriye, Irak, el–Cezire (Yukarı Mezopotamya), Hicaz, Yemen, Kuzey Afrika'nın bazı bölgeleri ve Nübye'yi kapsıyordu. Başta Kudüs Krallığı olmak üzere bölgedeki Haçlı devletleriyle yoğun bir mücadele veren Selahaddin, ilk olarak Temmuz 1187'de Haçlı kuvvetlerini Hıttin Muharebesi'nde mağlup etti, ardından Ekim 1187'de Kudüs'ü Haçlılardan geri aldı. Bu olaylardan sonra Avrupalılar tarafından başlatılan Üçüncü Haçlı Seferi sırasında Haçlı devletlerine karşı Müslüman askerî harekâtına öncülük ve liderlik etti. 7 Eylül 1191'de gerçekleşen Arsuf Muharebesi'nde İngiliz Kralı I. Richard'a yenildiyse de, onunla yaptığı Yafa Antlaşması sayesinde Kudüs'ü muhafaza etti. Selahaddin, Haçlılarla antlaşma yaptıktan kısa bir süre sonra 4 Mart 1193'te devletinin başkenti Şam'da öldü ve yerine Mısır Sultanı olarak oğlu Aziz Osman, Suriye Sultanı olarak ise diğer oğlu el–Efḍal Alī geçti.
Selahaddin Eyyubi, 1187'de kutsal şehir Kudüs'ü 88 yıl süren Hristiyan egemenliğinden kurtarıp Müslüman dünyasına katmasıyla ve Üçüncü Haçlı Seferi'nde Haçlı devletlerine karşı verdiği mücadelesiyle Müslüman, Kürt, Arap ve Türk kültürlerinde önemli bir figür hâline geldi, "kahraman" olarak görüldü ve "Kudüs Fâtihi" olarak anıldı. Ayrıca Selahaddin Eyyubi'nin, "iki kutsal caminin hizmetkârı" ünvanına sahip olan ilk kişi olduğu düşünülmektedir.
Soyu ve ailesi
Selahaddin Eyyubi'nin ailesi, Hezbaniyye Kürtlerinin Revvâdîler kolundandır. Revvâdîlerin soyunun ise aslı Arap olan Yemenli Ezd kabilesine dayandığı, İbnü'n–Nedîm ve İbnü'l–Esîr gibi yazarlar tarafından aktarılmaktadır. Buna göre Revvâdîler aşireti, Abbâsî Hâlifeliği tarafından 758'de Basra'dan alınarak Azerbaycan'a yerleştirilmişlerdir. Kabileye adını veren Revvad bin Müsenna el–Ezdî, Azerbaycan valisi Yezid bin Hatim tarafından güvenliği sağlama amacıyla Tebriz civarında vazifelendirilmiştir. Daha sonra, onun soyundan gelen torunları, 8. ve 9. yüzyıllarda Abbâsîlerin Tebriz valisi olarak vazife yapmışlardır. Revvâdîler, 10. yüzyılın başından itibaren Azerbaycan'da baskın hâle gelen Kürt varlığıyla, özellikle de Hezbaniler aşiretiyle karışarak Kürtleşmiş, asimile olmuş ve bu tarihten itibaren Kürt olarak tanınmışlardır. Ahmed için "Ahmedil" ve Muhammed için "Memlân" gibi isimleri kullanmaya başlamışlardır. Ancak bazı yazarlar Revvâdîlerin kökeninin belirsiz olduğunu ve Ezd kabilesi ile bir bağlantıları olup olmadığının açık olmadığını belirtmişlerdir.
Ailesi

Selahaddin'in doğumunun bir çizimi. Babası Necmeddin Eyyûb, onu taşırken gösterilmiştir.
Selahaddin, 1137 veya 1138 yılında bugünkü Irak'taki Tikrit'te, tanınmış bir Kürt ailede dünyaya geldi. Selahaddin'in babası Necmeddin Eyyûb, o dönemde bir Kürt hanedanlığı olan Şeddâdîler'in hüküm sürdüğü Divin'de, "Ecdenakan" isimli, ahalisinin tamamının Kürtlerden oluştuğu bir köyde doğmuş olup babasının adı, "el–Kürdî" nisbesine de sahip olan Şâdi bin Mervan'dır. Şâdi'nin babasına ise genellikle "Mervan" denmekte, ancak onun hakkında pek bir şey bilinmemektedir. Selahaddin'in doğduğu gece Necmeddin Eyyûb, ailesini de alarak Halep'e göçtü. Burada Kuzey Suriye'nin Türk valisi İmâdüddin Zengî'nin hizmetine girdi.
Selahaddin'in dedesi Şâdi, Bağdat valisi Bihruz'un yakın arkadaşıydı. Bihruz, nüfuzunu kullanarak Şâdi'nin oğlu Necmeddin Eyyûb'un Tikrit'in kumandanlığına atanmasını sağladı. Böylece Büyük Selçuklu hükümdarı Muhammed Tapar, Şâdi'yi ailesiyle birlikte Tikrit civarına yerleştirdi.
Şam ve Halep valisi İmâdüddin Zengî'nin ordusu, 1131'de Karaca el–Sâki tarafından mağlup edildi ve Zengî, Tikrit'e sığındı. Selahaddin'in babası Necmeddin Eyyûb ve amcası Esâdüddîn Şirkuh, İmâdüddin Zengî'ye yardım etmiş ve bundan sonra aralarında sıkı dostluklar kurulmuştur. Bu olay üzerine Eyyûbî ailesinin Bağdat valisi Bihruz ile araları açılmış, onlar da buna karşılık Musul ve Halep atabeyliği olan Zengîlere yaklaşmışlardır. Şirkuh'un bir Selçuklu yüksek memurunu öldürme olayından sonra iki kardeş İmâdüddin Zengî'ye başvurmuş ve 1138'de görevinden alınan Necmeddin Eyyûb ve ailesi İmâdüddin'in hizmetine girmiştir.
Selahaddin'in kardeşlerinin isimleri Tâcülmülk Börü, Seyfülislâm Tuğtekin, Âdıl Seyfeddîn Ebû Bekir ve Şemsûddevle Turanşah'tır. İsimlerin önüne bir lakap almak o zamanlar İslamî bir gelenekti. Dolayısıyla Turanşah'ın lakabı Şemsûddevle (devlet güneşi), Tuğtekin'in lakabı Seyfülislâm (İslam'ın kılıcı), Börü'nün lakabı ise Tâcülmülk (ülkelerin tacı) idir.
Etnik kökeni
Tarih boyunca ve özellikle günümüz dönemde Selahaddin Eyyubi'nin nesebi hususunda bazı tartışmalar yaşanmıştır. Selahaddin'in etniği üzerine olan tartışmaların çoğunluğu, onun Kürt, Arap veya Türk olması temelinde dönmektedir. Selahaddin Eyyubi, genel kanaate göre bir Kürt'tür.
- 1238 - II. Yuri, 1212-1216 ve 1218-1238 yılları arasında Moğol istilası zamanı Rusya'nın knezliğini yapmıştır (d. 1189)
- 1986 - Osman Kibar, Türk siyasetçi ve eski İzmir Belediye Başkanı (İzmir'de yaptığı yoğun asfalt çalışmaları nedeniyle "Asfalt Osman" adıyla ünlendi) (d. 1909)
- 1991 - Yadigar Ejder, Türk oyuncu (d. 1951)
- 2021 - Osman Erbaş, Türk asker (d. 1962)
- 2022 - Akrep Nalan, Türk pop müziği şarkıcısı ve oyuncu (d. 1954)
Yorumlar
Yorum Yap