Tarih

15 Ekim 1542

Celaleddin Muhammed Ekber (Ekber Şah), Moğol İmparatoru (ö. 1605)

15 Ekim 1542

15 Ekim Tarihte Bugün  Miladi takvime göre yılın 288.  günü

 

Olaylar

Doğumlar

  • MÖ 95 - Titus Lucretius Carus, Romalı şair ve filozof (ö. MÖ 55)
  • MÖ 70 - Publius Vergilius Maro, Romalı şair (ö. MÖ 19)
  • 1265 - Temür Olcaytu Han, 1294-1307 arasında Çin imparatoru ve Moğol İmparatorluğu'nun büyük hanı (ö. 1307)
  • Temür Olcaytu Han Moğol büyük hanı
    2. Yuan Hanedanı imparatoru
    Çin imparatoru

    Temür Olcaytu Han

    6. Moğol hanı Hüküm süresi 10 Mayısıs 1294 – 10 Şubat 1307 Taç giymesi 10 Mayısıs 1294 Önce gelen Kubilay Han Sonra gelen Külüg Han   Doğum 15 Ekim 1265 Ölüm 10 Şubat 1307 (41 yaşında)
    Dadu (Hanbalık) Tam adı Moğolca: Өлзийт Төмөр
    Çince: 鐵穆耳
    Temür Öljeytü Khan Hanedan Yuan Babası Zhenjin Annesi Kokejin (Bayramegçi) Dini Budizm

    Temür, Yuan Cheng Zong (15 Ekim 1265 - 10 Şubat 1307), 1294-1307 arasında Çin imparatoru ve Moğol İmparatorluğu'nun büyük hanı. Yuan Hanedanının (Moğol) (1206 - 1368) bütün Çin üzerinde egemenlik kuran son hükümdarı olmuş fakat Rusya ve Orta Asya'daki Moğol toprakları üzerinde gerçek bir denetim kurmayı başaramamıştır.

    Kubilay Han'ın torunu ve ardılıydı. Hükümdarlığı sırasında, taht üzerinde hak iddia edenlerin Çin'in kuzeybatı sınırındaki saldırılarını püskürttü, Kore ve Güney Çin'deki ayaklanmaları bastırdı. Ölümünden sonra, Cheng Zong (Bilge Ata) adıyla anılan Temür'ün ardıllarının yönetimi sırasında Yuan hanedanı eski gücünü yitirmeye başladı.

     

  • 1542 - Celaleddin Muhammed Ekber (Ekber Şah), Moğol İmparatoru (ö. 1605)
  • Ekber
    جلال الدین محمد اكبر
    जलालुद्दीन मुहम्मद अकबर
    Celaleddin Muhammed Ekber 3. Babür İmparatoru Hüküm süresi 14 Şubat 1556 – 27 Ekim 1605 Önce gelen Hümayun Şah Sonra gelen Cihangir Şah Vekil Bayram Han (1556–1561)   Doğum 14 Ekim 1542
    Umerkot, Sind Ölüm 27 Ekim 1605 (63 yaşında)
    Fetihpûr Sikri, Agra Defin Ekber Şah Türbesi, Agra Eş(ler)i Meryem-uz-Zamanî
    Rukiye Sultan Begüm
    Salime Sultan Begüm
    ve diğer 10 eşi Çocuk(lar)ı Cihangir
    Murad
    Danyal Mirza
    6 kızı Tam adı Ebul Fatih Celâleddin Muhammed Ekber Hanedan Timurlu hanedanı Babası Hümayun Şah Annesi Hamide Bânû Begüm Dini Din-i İlahi, İslam İmza   Ekber Bağlılığı Babür İmparatorluğu Çatışma/savaşları İkinci Panipat Muharebesi
    Thanesar Muharebesi (1567)
    Chittorgarh Kuşatması (1567–1568)
    Ranthambore Kuşatması (1568)
    Gücerat'ın fethi
    Bengal'in fethi
    Tukaroi Muharebesi
    Rajmahal Savaşı  

    Ekber, tam adıyla Ebü'l-Feth Celâlüddîn Muhammed Ekber Pâdişâh-ı Gâzî (Urduca: جلال الدین محمد اکبر, Hindi: जलालुद्दीन मुहम्मद अकबर) veya bazı modern kaynaklardaki adlandırılmasıyla Ekber Şah (d. 14 Ekim 1542 - 27 Ekim 1605), Babürlü padişahı. Babası Hümayun Şah'ın ardından 1556-1605 yılları arasında Babürlü İmparatorluğu tahtına oturmuştur. Sind'de bulunan Ömerküt Kalesi'nde doğdu. Babası Hümayun Şah, annesi İran asıllı Hamide Bânû'dur. Babürlerin en parlak dönemi Ekber Şah'ın padişah olduğu dönemdir.

    Hayatı

    Babası Hümayun Şah öldüğünde henüz 14 yaşındaydı. O sırada Delhi'de bulunan Seydi Ali Reis'in tavsiyesiyle Hümayun Şah'in ölümü bir süre gizlendi ve savaşta olan Ekber, 20 gün sonra Delhi'ye gelip 15 Şubat 1556'da tahta çıktı. Harem'in politik baskısını ancak 1564'te kırdı ve otoriteyi eline aldı. Pek çok idari yenilik getirdi.

    Cizvit papazlarından Bartoli Baba (Padre) Ridolfo Akuaviva'nın Büyük Moğol Yanındaki Görevi adlı Latince kitabında Ekber Şah'ın büyük bir toplantı yaparak oraya din bilginlerini ve komutanları çağırdığını, uzun zamandan beri tasarlamış olduğu yeni bir dini kurma ve onun başı olma niyetini aşağıdaki şekilde açıkladığını yazar.

    Bir baş tarafından yönetilen bir devlette yaşayanların birbirinden ayrı ve birbirine karşı inançlar beslemesi ve başka başka kanunlarla yönetilmesi doğru değildir. Dolayısıyla bütün bunları birleştirmeliyiz; şöyle ki: hem hepsi bir olsunlar, hem de o birin içinde hepsi bulunsun. Böylelikle herhangi bir din içindeki iyi şeyleri kaybetmemek ve öbürlerindeki daha iyi şeyleri de kazanmak gibi bir kazanç sağlamış oluruz. Bunu yapmakla Allah'a tapma işi, halkın rahatlığı ve devletin güvenliği sağlanmış olur.

    Ekber Şah, farklı dinlere sahip olan tebaasını ortak tek bir din çatısı altında birleştirme projesiyle nev-i şahsına münhasır bir imparator olmaya çalışmıştır.

    Ekber Şah, dedesi Babür zamanından itibaren fethedilmeye başlanan Hindistan'ı vatan olarak benimsemiş, fatih olarak geldikleri bu ülkede kalıcı olmanın yollarını aramıştı. Ekber Şah Hindu, Müslüman, Zerdüşt, Budist, Sih, Cayinizm, Hristiyan gibi pek çok din mensubunun yaşadığı bu ülkede tebaası üzerinde manevî nüfuz kurmadan birlik sağlamanın mümkün olamayacağını düşünüyordu. Ekber Şah'ın çeşitli din ve mezheplerle ırklar arasında karşılıklı müsamahaya dayanan dostluk ve barış içinde yaşama fikrini ifâde eden sulh-i küllî düşüncesini benimsemesinde Hocası Mir Abdüllâtif etkili olmuştu.

    Ekber Şah, saltanatının ilk yıllarından itibaren Hindu çoğunluğun gönlünü kazanmaya yönelik uygulamalar başlattı. Kendisine veliaht doğuracak olan Hindu Rajputun Jodhaa adlı kızı ile evlendi, Hindu erkeklerden alınmakta olan cizye ile mukaddes yerlerin ziyareti sırasında Hindulardan alınan vergiyi kaldırdı. Bürokraside ve ordunun üst yönetiminde pek çok Hinduya görev verdi.

    Tebaasının manevî liderliğini üstlenmek isteyen Ekber Şah, farklı dinlerin öğreticileri ile yakınlıklar kurdu, onları tanımaya ve kendisine bağlamaya çalıştı. 1580'lere doğru Zerdüştlüğe meyleden Ekber Şah, bir süre bir Zerdüşt gibi yaşadı, sarayda gece gündüz ateş yakılmasını emrederek bu ateşin söndürülmemesi görevini Ebü’l-Fazl el-Allâmî'ye verdi. Ekber Şah, aynı dönemde Caynizm ve Sih inancıyla da tanıştı, sarayında bu inançların temsilcilerini bulundurdu.

    Ekber Şah, 1579 yılından itibaren, Portekizli işgalcilerle birlikte gelen Cizvit papazlarını da sarayına davet ederek uzun bir süre onları misafir etti. Hristiyanlığı öğrenmeye heves eden Şah, Cizvitlere İncil'i tercüme ettirdi, onların kilise kurmalarına müsaade etti, çocuklarının eğitimiyle onları görevlendirdi. Ancak teslis inancı bir türlü Ekber Şah'ın aklına yatmadı. Onun öğrenme merakından ümitlenen, ancak umduklarını bulamayan misyonerler, yazdıkları mektuplarda; Ekber Şah'ın dinî tartışmalar sırasında sürekli haşhaş ve alkolün etkisi altında olduğunu görerek hayal kırıklığına uğradıklarını ve onun bir düzenbaz olduğunu iddia etmişlerdi.

    Ekber Şah, sulh-i küllî düşüncesini Müslümanlara kabul ettirmek için onlar üzerinde manevî otorite kurmanın yollarını arıyordu. Tahta çıktığı sırada Müslüman halk arasında mehdiyet düşüncesi oldukça yaygındı. Ekber Şah, on altıncı yüzyılın başında mehdîliğini ilan eden Caunpurlu Muhammed'in bin yılcı (mehdînin âhir zamanda bin yıl hükmedeceği inancı) hareketi Mehdeviye öğretisinden bu anlamda faydalanmayı düşündü. Üstelik mehdinin zuhur edeceği hicrî bininci yıl olan miladi 1591 yılı çok yakındı. Ekber Şah, mehdilik konusunda yönlendiren ve teşvik edenlerin başında Mehdevî hareketinin lideri Şeyh Mübarek b. Hıdır en-Nagorî ile iki oğlu Feyzî ve Ebu l-Fadl el-Allâmî vardı.

    Ancak mehdiyet düşüncesi karşısında en büyük engel, bu düşünceye şiddetle karşı çıkan ulemaydı ve bunlar, Müslümanlar üzerinde hâlâ nüfuz sahibiydiler. Ekber Şah'ın mehdiliğinin kabul ettirilmesi bakımından öncelikle ulemanın saf dışı edilmesi ve gözden düşürülmesi gerekiyordu. Ekber Şah bunu gerçekleştirmek üzere, 1575'te başkent Fetihpûr Sikri'de bir ibadethane yaptırdı. Divanhane denilen bu yerde Sünni ve Şii Müslüman âlim, edip ve mutasavvıfları bir araya getirerek dinî konularda münâzaralar tertip etti. Bu toplantılara katılan ulemâ arasındaki şahsî çekişmeler, ulemanın zaafları ve şer'î meselelerdeki anlaşmazlıkları öne çıkarılıp ulemâ ve hocaların Müslümanlar üzerindeki itibarları ve güvenilirlikleri yıpratıldı.

    Ekber Şah daha sonra Mecusî, Hindu, Budist ve Hristiyan bilginlerini de bu toplantılara çağırmaya başladı, onların İslâm aleyhine konuşmalarını müdahale etmeden dinledi. Bu toplantılarda İslâm'ın bedevî bir millete geldiği, Babür halkı gibi yüksek bir millete uygun olmadığı, vahyin akla aykırı olduğu, Kur'ân'ın Allah kelamı olmadığı görüşleri dile getirildi.

    Nihayet şartların müsait olduğuna kanaat getirilen 1579 yılında Fetihpûr Sikri Ulucamii'nde minbere çıkan Feyzi en-Nagori, Ekber Şah'ın ilâhî mertebeye yüceltildiğini ifâde eden manzûm bir hutbeyi okuyarak onu müctehid-i zaman ilan etti. Ebu'l-Fadl'a göre de Ekber Şah zamanın imamıydı, insanların Allah'ın rızasını kazanabilmeleri için o hangi yolu, hangi mezhebi seçerse, ona tâbi olmaları şarttı.

    Tâcü l-ârifîn lakâbıyla şöhret bulmuş Şeyh Zekeriya, insan-ı kâmil sözüyle kastedilenin Ekber Şah olduğunu ve ona mutlak itâatin dinin emirlerinden olduğunu iddia ederek ona kıble-i murâdât (ona yönelince muratların gerçekleşeceği kıble) adını vermiş, bu iddialarını delillendirmek için hadis uydurmaktan çekinmemişti. Öte yandan Ekber Şah, Taceddin Ayodhanî ile de dostluk kurmuş, bu zat vasıtasıyla Abdülkerim Cilî'nin insan-ı kâmil öğretisini kendisine uyarlamış ve kendi inancına mensup takipçilerinden huzurunda secdeye kapanmalarını istemiştir.

    Bazı Brahmanlar da Ekber Şah'ın Rama ve Krişna gibi büyük Hindu mabudu Vişnu'nun avatarı (Tanrı Vişnu'nun bedenlenerek Dünya'ya gelmiş hâli) olduğunu söyleyerek, onu Hinduların mabudu konumuna getirmişlerdi. Ona bağlılığın dört mertebesi olarak mal, can, namus ve dinin feda edilmesi gerektiğini, buna karşılık hikmet, şecaat, iffet ve adaletin elde edileceğini ilan etmişlerdi.

    Dîn-i İlâhî

    Ana madde: Dîn-i İlâhî

    Ebü’l-Fazl el-Allâmî, Ekbernâme'yi Ekber Şah'a takdim ediyor

    1582'de Ekber Şah, bütün eyalet valilerinin önünde Dîn-i İlâhî'yi kurduğunu resmen ilan etti. Artık İslâmiyet, Hristiyanlık, Zerdüştîlik, Hinduizm, Sihlik, Caynizm ve Budizmin inanç, ibâdet ve muâmelâtı bu dinin çatısı altında birleştirilmişti.

    Daha sonra Cihangir adı ile tahta çıkacak olan Ekber Şah'ın oğlu Selim, bütün bu olumsuzlukların müsebbibi olarak gördüğü Ebü’l-Fazl el-Allâmî'yi 1602 yılında öldürttü ve babasına ağır bir darbe vurdu. Ekber Şah sonrası Babür Şahları, dedelerinin Müslümanlar nezdinde sebep olduğu tahribatı gidermeye uğraştılar. Ekber Şah'ın İslâm ile Hinduizmi birleştirme çabaları sonucu ortaya çıkan Hindu tahakkümüne karşı en büyük tepki Nakşibendîlerden geldi ve bu tarikat, daha sonraki dönemlerde Hindistan'daki dinî ve siyasi gelişmelerde önemli rol oynadı.

    Ekber Şah'ın İslâm'a karşı tahrif ve yeni bir din oluşturma çabasına karşı İmâm-ı Rabbânî büyük mücadele vererek ve Ekber Şah'ı eleştirerek bu dinin çok yaygınlaşmasını önlediği, ancak üst düzey devlet yöneticileri arasında yayıldığı kabul edilir.

    Ekber Şah, Timur soyundan gelen bir hükümdar olarak Osmanlı Devleti'ne hep tepeden baktı ve hükümdarlığı döneminde Osmanlı Devleti ile resmî hiçbir ilişki kurmadı. O sırada cereyan eden Osmanlı-Safevî çatışmasında Safevilerden yana tavır aldı.

    Özellikleri ve icraatları

    Ekber, Hint geleneğinin yüzlerce yıllık adaletsiz uygulamalarına son verdi ve adil mahkemeler kurdu. Vergi toplamada adaletli olmaya önem verdi. Hindu ve Müslümanların kendi geleneklerine göre yargılandıkları bir hukuk düzeni geliştirdi. Fetihpûr Sikri'yi, mimarların yanı sıra bilgin, şair, edebiyatçı ve ressamların bir araya geldiği bir sanat merkezine dönüştürdü.

    Ekber, Türk-İslâm mimarisinin en güzel eserlerinin yapılmasını sağladı. Bunların başında Fetihpûr Sikri'deki beş katlı Türki Sultana Sarayı ve Fetihpûr Sikri Ulucamii, 1602'de Handeş'in fethi anısına yapılan ve Dünya'nın en büyük kapılarından Bülend Dervâze ile Lahor'daki Aynalı Saray sayılabilir.  

  •  

  • 1795 - IV. Friedrich Wilhelm, Prusya Kralı (ö. 1861)
  • 1893 - II. Carol, Romanya Kralı (d. 1953)
  • 1914 - Zahir Şah, Afganistan Şahı (ö. 2007)
  • Muhammed Zahir Şah Ulusal kahraman

    1963 yılında Zahir Şah

    Afganistan Kralı Hüküm süresi 8 Kasım 1933 - 17 Temmuz 1973 Taç giymesi 8 Kasım 1933 Önce gelen Muhammed Nadir Şah Sonra gelen Monarşi kaldırıldı (Muhammed Davud Han, Afganistan Cumhurbaşkanı olarak) Barakzay Hanedan Reisi Hüküm süresi 17 Temmuz 1978 - 23 Temmuz 2007 Önce gelen Muhammed Davud Han
    (Afganistan Cumhurbaşkanı olarak) Sonra gelen Ahmed Şah Han    Doğum 16 Ekim 1914
    Kâbil, Afganistan Ölüm 23 Temmuz 2007 (92 yaşında)
    Kâbil, Afganistan Defin Maranjan Tepesi, Kâbil Eş(ler)i Humaira Begüm 
    (e. 1931; ö. 2002) Çocuk(lar)ı Muhammed Akbar Han 
    Ahmed Şah Han  Hanedan Barakzay Hanedanı Babası Muhammed Nadir Şah Annesi Mah Parwar Begüm [en] Dini Sünni İslam İmza

    Muhammed Zahir Şah (Peştuca: محمد ظاهر شاه; 15 Ekim 1914 – 23 Temmuz 2007), 8 Kasım 1933'ten 17 Temmuz 1973'te tahttan indirilene kadar hüküm süren son Afganistan Kralıydı. 40 yıl boyunca görev yapan Zahir, 18. yüzyılda Durrani İmparatorluğu'nun kuruluşundan bu yana Afganistan'da en uzun süre görev yapan hükümdardı.

    Afganistan'ın diplomatik ilişkilerini, Soğuk Savaş'ın her iki tarafı da dahil olmak üzere birçok ülkeyle genişletti. 1950'lerde Zahir Şah, ülkeyi modernleştirmeye başladı, bu da yeni bir anayasa ve anayasal monarşi sisteminin oluşturulmasıyla sonuçlandı. Partizanlık yapmadığını gösteren Zahir Şah'ın uzun saltanatı, daha sonra Afganistan'daki çatışmaların başlamasıyla kaybolan ülke barışına damgasını vurdu.

    1973 yılında Zahir Şah, İtalya'da tıbbi tedavi görürken,kuzeni ve eski başbakan Muhammed Davud Han tarafından yapılan bir askerî darbeyle rejimi devrildi ve tek partili bir cumhuriyet kurarak 225 yıldan fazla süren kesintisiz monarşik yönetime son verdi.Taliban hükümetinin sona ermesinin ardından Afganistan'a dönerek 2002 yılına kadar Roma yakınlarında sürgünde kaldı. Kendisine 2007'deki ölümüne kadar taşıdığı Ulusun Babası unvanı verildi.

    İlk yılları ve ailesi

    Zahir Şah, 15 Ekim 1914'te Afganistan'ın Kabil kentinde Deh Afganan adlı bir mahallede Peştun bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Muhammedzai Kraliyet ailesinin kıdemli bir üyesi olan Muhammed Nadir Şah'ın (1883-1933) ve eski kral Emanullah Han'ın Kraliyet Afgan Ordusu'nun başkomutanı ve bir Peştun kabilesi kadını olan Mah Parwar Begüm'ün (ö. 1941) oğluydu. Nadir Şah, 1 Kasım 1929'da kendini Afganistan'ın hükümdarı ilan eden Habibullah Kalakani'nin idam edilmesinin ardından tahta geçti. Serdar Muhammed Yusuf Han'ın oğlu olan Muhammed Zahir'in babası, ailesi İkinci İngiliz-Afgan Savaşı'ndan sonra sürgüne gönderildiği için Britanya Hindistanı, Dehradun'da doğdu. Nadir Şah, Emir Dost Muhammed Han'ın üvey kardeşi Serdar Sultan Muhammed Han Telai'nin soyundan geliyordu. Büyükbabası Muhammed Yahya Han, İngilizlerle yapılan ve Gandamak Antlaşması ile sonuçlanan müzakerelerden sorumluydu. Sir Louis Cavagnari'nin 1879'da öldürülmesinin ardından gerçekleşen İngiliz işgalinin ardından Yakub Han, Yahya Han ve oğulları Prens Muhammed Yusuf Han ve Muhammed Asef Han İngilizler tarafından esir alınarak İngiliz Raj'ına nakledilmiş ve iki prens saltanatının son yılında (1901) Emir Abdurrahman Han tarafından Afganistan'a geri davet edilene kadar burada zorunlu olarak kaldılar. Emir Habibullah'ın hükümdarlığı sırasında Kralın Yoldaşları (Musahiban) unvanını aldılar.

    Zahir Şah, 1904 yılında Birleşik Krallık tarafından inşa edilen İlköğretim Okulu'nda prensler için özel bir sınıfta ve birçok dersin İngilizce olarak öğretildiği Habibia Lisesi'nde eğitim gördü. Ortaöğrenimi için, Kral Emanullah döneminde Fransa tarafından yaptırılan ve birçok dersin Fransızca olarak verildiği Amaniya Lisesi'ne gitti. Bu okul, Kral Emanullah'ın düşüşünden sonra Nadir Şah tarafından Esteqlal Lisesi olarak yeniden adlandırıldı.Daha sonra ileri eğitim için Fransa'ya gönderildi.Babasının diplomatik elçi olarak görev yaptığı Fransa'da eğitimine devam etti, Pasteur Enstitüsü ve Montpellier Üniversitesi'nde okudu. Afganistan'a döndüğünde, ülkede kanunsuzluğun hüküm sürdüğü bir dönemde babasının ve amcalarının düzeni sağlamasına ve hükûmet kontrolünü yeniden tesis etmesine yardımcı oldu.Daha sonra bir Piyade Okulu'na kaydoldu ve özel danışman olarak atandı.Zahir Şah, hükûmette savaş bakanı yardımcılığı ve eğitim bakanlığı görevlerinde bulundu.

    Afganistan kralı

    Zahir Şah'ın askeri üniformalı, ağır, oymalı bir koltukta otururken çekilmiş stüdyo fotoğrafı (1930'lar)

    Zahir Han, babası Muhammed Nadir Şah'ın öldürülmesinin ardından, 8 Kasım 1933'te 19 yaşındayken kral (şah) ilan edildi. Tahta çıktıktan sonra kendisine "Allah'a tevekkül eden, sağlam İslam dininin takipçisi" unvanı verildi. İlk yirmi yıl boyunca etkin bir şekilde hüküm sürmedi ve iktidarı, her ikisi de başbakan olarak görev yapan amcaları Muhammed Haşim Han ve Şah Mahmud Han'a bıraktı.[12] Bu dönem, Afganistan'ın uluslararası toplumla ilişkilerinin gelişmesini sağladı. 1934 yılında Afganistan, Milletler Cemiyeti'ne katıldı ve aynı zamanda ABD tarafından resmen tanındı.1930'ların sonuna gelindiğinde, başta Mihver güçleri Almanya, İtalya ve Japonya olmak üzere pek çok ülkeyle dış yardım ve ticaret anlaşmalarına varıldı.

    Zahir Şah, Birinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti'ni kuran Uygur ve Kırgız Müslüman isyancılara yardım etti ve onlara silah ve Afgan savaşçılar sağladı. 1934 yılında Afgan, Uygur ve Kırgız kuvvetleri, General Ma Zhancang komutasındaki Kuomintang Çinli Müslüman Ulusal Devrim Ordusu'nun Yeni 36. Tümeni tarafından Kaşgar Savaşı ve Yarkent Savaşı'nda yenilgiye uğratıldığı için bu yardım, Birinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti'ni kurtarmaya yetmedi. Tüm Afgan gönüllüler, daha sonra Birinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti'ni lağveden ve bölge üzerinde Çin hükûmetinin kontrolünü yeniden tesis eden Çinli Müslüman birlikler tarafından öldürüldü.

    Afganistan Kralı Muhammed Zahir Şah, John F. Kennedy ile akşam yemeğinde, 5 Eylül 1963

    Mihver güçleriyle yakın ilişkilerine rağmen Zahir Şah ve hükûmetleri, İkinci Dünya Savaşı sırasında taraf tutmayı reddetti ve Afganistan dünyada tarafsız kalan birkaç ülkeden biri olarak kaldı. Afganistan, 1944'ten 1947'ye kadar çeşitli kabileler tarafından bir dizi isyana sahne oldu. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından Zahir Şah, Afganistan'ın modernleştirilmesi gerektiğini fark etti ve bu sürece yardımcı olması için bir dizi yabancı danışman görevlendirdi. Bu dönemde Afganistan'ın ilk modern üniversitesi kuruldu. Hükümdarlığı sırasında bir dizi potansiyel ilerleme ve reform, hizipçilik ve siyasi çekişmeler nedeniyle raydan çıktı. Ayrıca hem Amerika Birleşik Devletleri'nden hem de Sovyetler Birliği'nden mali yardım talep etti ve Afganistan, dünyada Soğuk Savaş'ın iki düşmanından da yardım alan az sayıdaki ülkeden biri oldu. 1969 yılında verdiği bir röportajda Zahir Şah, "kapitalist değilim ama sosyalizm de istemiyorum. Çekoslovakya'da [var olan] türden bir duruma yol açacak bir sosyalizm istemiyorum. Rusya'nın, Çin'in ya da başka bir yerin hizmetkârı olmamızı istemiyorum." dedi.

    Ölümü

    Zahir Şah'ın Mezarı

    Zahir Şah, 23 Temmuz 2007'de Kabil'deki başkanlık sarayının yerleşkesinde uzun bir hastalığın ardından, tahttan çekilmesinden 34 yıl sonra, 92 yaşındayken öldü. Ölüm haberini ulusal televizyondan duyuran Devlet Başkanı Karzai, "O halkının hizmetkârı, halkının dostuydu, çok nazik bir insandı, iyi kalpliydi. Halkın egemenliğine ve insan haklarına inanırdı." dedi. 24 Temmuz'da cenaze töreni düzenlendi. Siyasetçilerin ve ileri gelenlerin saygılarını sunduğu cenaze töreni, başkanlık sarayında başladı; tabutu daha sonra Kabil'in doğusundaki Maranjan Tepesi'nde bulunan kraliyet mozolesine taşınmadan önce bir camiye götürüldü.

    Posta pulu, 1971

    Kişisel hayatı

    Zahir Şah'ın utangaç, mütevazı ve "yumuşak sözlü" olduğu söylenir. Fotoğrafçılığı, satrancı ve puro içmeyi severdi. Zahir Şah, Peştuca ve Dari'yi (ana dili) akıcı bir şekilde konuşabiliyordu ve ayrıca İngilizce ve mükemmel Fransızca konuşabiliyordu.

    İlk kuzeni Hümeyra Begüm (1918-2002) ile 7 Kasım 1931'de Kabil'de evlendi. Altı oğulları ve iki kızları oldu. Ocak 2009'da Amerikan Girişimcilik Enstitüsü'nden Ahmad Majidyar'ın bir makalesi, torunlarından Mustafa Zahir'i 2009 Afganistan başkanlık seçimlerinde on beş olası aday listesine dahil etti. Ancak Mustafa aday olmadı. Torunu Afganistan Prensesi Noal, Mısır ve Sudan'ın kaldırılan tahtlarının varisi olan Sa'id Prensi Muhammed Ali'nin eşidir.

  • 1932 - Muammer Sun, Türk besteci ve müzik eğitimcisi (ö. 2021)
  • 1938 - Cemal Safi, Türk şair (ö. 2018)
  • 1941 - Faruk Loğoğlu, Türk bürokrat ve siyasetçi
  • 1947 - Hümeyra, Türk besteci, söz yazarı, müzisyen ve oyuncu
  • 1959 - Müslüm Doğan, Türk siyasetçi
  • 1965 - Zafer Koç, Türk futbolcu (ö. 2016)
  • 1973 - Güllü, Türk arabesk fantezi müzik şarkıcısı (ö. 2025)
  • 1974 - Ömer Çatkıç, Türk futbolcu
  • 1988 - Mesut Özil, Türk asıllı Alman millî futbolcu

Ölümler

  • 892 - Mutemid, 870-892 döneminde hükümdarlık yapan 15. Abbasi halifesi (d. 844)
  • 925 - Râzî, Fars simyacı, kimyager, hekim ve filozof (d. 865)
  • Râzî

    Râzî'nin temsilî bir portresi.

    Doğum Ebû Bekr Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî
    865
    Rey Ölüm 925 (59-60 yaşlarında)
    Rey İkamet Rey Milliyet Fars Uğraş Simyacı, Kimyager, Hekim ve Filozof  

    Râzî (Farsça: رازی) ya da tam künyesiyle Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî (865, Rey - 925, Rey), Fars simyacı, hekim ve filozof.[1] Gençlik yıllarında edebiyat ve musikî ile ilgilenmiştir ve geçimini kuyumculuk yaparak sağlamıştır. Râzî doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astronomi eğitimi aldıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonrasında da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Râzî'nin eserlerinin hemen hemen hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı El-Hâvi adlı ansiklopedi 17. yüzyıla kadar alanında en önemli başvuru kaynağı olmuştur. Râzî'nin tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri de ilk defa kimyayı tıbbın hizmetine sunmuş olmasıdır.

    Hayatı

    Râzî eczacılık, simya, müzik ve felsefe dallarında son derece önemli katkılar yapmıştır. Farklı alanlarla alakalı yaklaşık 200 kitap ve makalesi vardır. Pediatri'nin babası olarak bilinir. Ayrıca göz bilimleri konusunda da otorite kabul edilmiştir. Alkol ve gazyağını bulan ve çiçek hastalığını kızamıktan farklı olduğunu ilk keşfeden kişidir.İngiliz oryantalist Edward Granville Brown'a göre tüm zamanların en yetkin bilim insanlarından biridir.Daha çok tıp-eczacılık alanındaki başarısıyla tanınmıştır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam medeniyeti her alanda ilerleme kaydetmeye başlamıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleriydi.

    Kişiliği ve başarıları

    Antik Çağ'a ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır. Antik Çağ'da Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebû Bekir er-Râzî ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Fârâbî'yi ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbn-i Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz. Ebu Bekir el Râzî İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde Thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferleri'nin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas Kütüphanesi'nin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.

    Din hakkında görüşleri

    Râzî'ye din ile ilgili atfedilen birçok çelişkili söylem bulunmaktadır. Bîrûnî'nin kaleme aldığı Razi'nin Bibliografisi (Risāla fī Fihrist Kutub al-Rāzī) isimli kitaba göre Râzî iki adet "kafir kitabı" yazmıştır: "Fī al-Nubuwwāt" (Kehanetler Üzerine) ve "Fī Ḥiyal al-Mutanabbīn" (Sahte Peygamberlerin Hileleri Üzerine). Bu kitapların ilki Bîrûnî'ye göre "dinlere karşı olduğu iddia ediliyordu" ve ikincisi de "peygamberlerin gerekliliğine saldırdığı iddia ediliyordu."Risale isimli eserinde Bîrûnî, Râzî'nin dini görüşlerini eleştirir ve fikirlerine ihtiyatla yaklaştığını söyler ve hatta Râzî'nin Mani dininden esinlendiğini iddia eder. Bununla birlikte Bîrûnî Râzî'nin, aralarında Fi Wujub Da‘wat al-Nabi ‘Ala Man Nakara bi al-Nubuwwat (Kehanetleri İnkâr Edenlere Karşı Peygamberin Öğretilerini Yayma Zorunluluğu) ve Fi anna li al-Insan Khaliqan Mutqinan Hakiman (Bu Adamın Zeki ve Kusursuz Bir Yaradanı Var) da olan din hakkındaki başka kitaplarını da çalışmaları altında "dini bilimler" başlığında listelemiştir. Râzî'nin din ile ilgili temel görüşü islamdır.

    Râzî'ye atfedilen pek çok görüş ve alıntı Râzî'nin günümüze ulaşmış eserlerinden değil, aslen Ebu Hatim el-Razi [en] tarafından yazılan, Aʿlām al-nubuwwa isimli bir kitaptan gelmektedir. Ebu Hatim, bir İsmaili misyoneriydi ve Râzî'yle münazaralarda bulunurdu; ancak bu misyonerin Râzî'nin görüşlerini güvenilir bir şekilde kaydedip etmediği halen tartışılmaktadır. Eski tarihçilerden Şehristani [en], "bu tip suçlamalara genel olarak şüpheyle yaklaşılmalı çünkü suçlamalar Muhammed bin Zekeriya Râzî tarafından sert bir şekilde saldırılan İsmaililer tarafından yapılmışlardır." diye iddia etmiştir. Fakat günümüzde çevrilen litaplarından anlaşıldığı üzere Râzî tek bir Allaha, ahirete, peygambere ve kitaba iman etmekte olan bir müslümandır.

    Ebu Hatim'e göre Râzî dinler hakkında şiddetli eleştirilerde bulunmuştur; özellikle de peygamberlik deneyimi sonucu vahiy inmiş dinlere karşı.Râzî, "[Tanrı] birtakım kişileri diğerlerinin üzerine tayin etmemeli ki bu onlara zeval getirecek şekilde birbirlerinin aralarında ne rekabet ne de anlaşmazlık çıksın" demiştir gibi iddialar da mevcut olsa da kendi yazdığı kitaplarla tamamen zıtlık içerisinde olduğundan çoğunlukla kabul edilmemektedir.

    Ölümü

    Müşfik, cömert ve çalışkan bir insan olan Râzî, öğrencileri ve hastaları ile ilgilenmediği zamanlarını hep okuyup yazarak geçirmiştir. Muhtemel olarak yoğun çalışma performansının bir sonucu olarak hayatının sonlarına doğru parkinson hastalığına yakalanmış gözlerine katarakt inmiştir. Hastalıkları sebebi ile doğduğu yer olan Rey'de 925 yılında ölmüştür. (Kaya, 2007: 479)

    Bu dönemde İslam uygarlığının en önemli başarısı Budistlerden aldıkları rakamlarla antik dönem eserlerden elde ettikleri geometriyi sentezleyerek analitik geometri ve cebiri geliştirmeleridir. İspanya'daki Endülüs uygarlığı aracılığıyla bilhassa İbn Rüşd ve diğer bilim insanlarının eserlerinin Latinceye çevrilmesi Bertrand Russell'ın deyimiyle Avrupa uygarlığının doğuşu olmuştur. El-Râzî gözlerine inen katarakt dolayısıyla öğrencilerinin ameliyatla tedavi önerisini, "Artık çok geç, zaten dünyayı yeterince gördüm!" diyerek kabul etmemiştir.

    Receuil des traites de medecine adlı eserde hasta birini tedavi eden Râzî betimlemesi.

    Eserleri

    Râzî, kendisinin de ifade ettiği üzere kaleme aldığı iki yüzden fazla eseri vardır. Ancak bunlardan sadece 59'u günümüze ulaşabilmiştir. Bunlardan birkaçı:

  • El-Hâvi (20 cilt), 907, (Latince başta olmak üzere 11 dile çevrilmiştir. Döneminin tıp alanındaki en ayrıntılı ve bilgi içeren ders kitabıdır.)
  • Kitabul-Mansur, 920
  • Kîtâb sırru sınâ'ati't-tıb
  • Kitâbü't-Tecârib
  • Et-Tıbbü'l-Mansûrî
  • El-Hâvî yahut el-Câmi'u'l-kebîr
  • Ahlaku't-tâbib (Mahmut Kaya "Ünlü Hekim Filozof EbûBekir er-Râzî ve Hekimlik Ahlakı ile ilgili Bir Rîsâlesi" başlığı ile Türkçeye çevirip neşretmiştir.)
  • Makâle fî emârâti'ikbâl ve'd-devle (Mahmut Kaya "İkbâl ve Devlete Kavuşmanın Belirtileri" başlığı ile Türkçeye tercüme edip yayınlamıştır. İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri. (İstanbul 2003. s. 101-103))
  • Makâle fîmâ ba'de't-tabî'a
  • Et-Tıbbü'r- rûhânî (Hüseyin Karaman Ruh Sağlığı adıyla Türkçeye çevirmiştir. (İstanbul 2004))
  • Es-Sîretü'l-felsefiyye (Mahmut Kaya "Filozofça Yaşama" başlığıyla Türkçeye tercüme etmiştir. Felsefe arşivi, sy. 27, (İstanbul 1991, s.91-201)

 

Tatiller ve özel günler

 

 

 

Vikipedi

Yorumlar

Yorum Yap

E-posta adresiniz gizli tutulur
Yukarıdaki işlemin sonucunu yazın

Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.