16 Ekim Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 289. günü
Olaylar
- 1529 - I. Süleyman'ın komuta ettiği Osmanlı Ordusu, Viyana Kuşatması'nı kaldırdı.
- 1730 - Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, Patrona Halil İsyanı'nı çıkaranların istekleri doğrultusunda Padişah III. Ahmet tarafından boğduruldu.
-
III. Ahmed
احمد ثالث İslâm Halifesi
Emîrü'l-mü'minîn
İki Kutsal Caminin Hizmetkârı
Jean Baptiste Vanmour tarafından 18. yy.da yapılmış III. Ahmed portresi
23. Osmanlı Padişahı Hüküm süresi 22 Ağustos 1703 - 20 Eylül 1730
(27 yıl ve 29 gün) Önce gelen II. Mustafa Sonra gelen I. Mahmud Sadrazamlar-
Liste
-
Kavanoz Ahmed Paşa
Damat Hasan Paşa
Kalaylıkoz Hacı Ahmed Paşa
Baltacı Mehmed Paşa
Damat Çorlulu Ali Paşa
Köprülüzade Damat Numan Paşa
Gürcü Ağa Yusuf Paşa
Silahdar Süleyman Paşa
Hoca İbrahim Paşa
Silahdar Damat Ali Paşa
Hacı Halil Paşa
Nişancı Mehmed Paşa
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa
-
Kavanoz Ahmed Paşa
Dobriç, Osmanlı İmparatorluğu Ölüm 1 Temmuz 1736 (62 yaşında)
Konstantiniyye, Osmanlı İmparatorluğu Defin Turhan Sultan Türbesi, İstanbul, Türkiye Eş(ler)i Emetullah Banu Kadın Efendi
Emine Mihrişah Kadınefendi
Rabia Şermi Kadınefendi
Diğerleri Çocuk(lar)ı- Şehzade Mehmed
- III. Mustafa
- I. Abdülhamid
- Fatma Sultan
- Ümmü Gülsüm Sultan
- Hatice Sultan
- Atike Sultan
- Saliha Sultan
- Ayşe Sultan
- Zeynep Sultan
- Esma Sultan
- Zübeyde Sultan
Babası
IV. Mehmed
Annesi
Emetullah Râbia Gülnûş Sultan
Dini
İslam
İmza
III. Ahmed (Levni)
Lale Devri'nde Sultan Ahmed, 1720
Sultan 3. Ahmet döneminde basılan Osmanlı parası (Amasya Müzesi)
III. Ahmed divan edebiyatındaki mahlasıyla Necib (Osmanlıca: احمد ثالث, Aḥmed-i Sālis; 30 Aralık 1673, Dobriç - 1 Temmuz 1736, İstanbul), 23. Osmanlı padişahı, 102. İslam halifesi ve Lale Devri padişahıdır.
Babası Sultan IV. Mehmed, annesi Emetullah Râbia Gülnûş Sultan'dır. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmed, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı.
Sultan III. Ahmed, ağabeyi Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmed, hâttat ve şâirdi. "Necib" mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca musiki ile de yakından ilgileniyordu. Divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi.
Din adamlarına çok yakındı. Cerrahî tarikatı şeyhi Nûreddin Cerrâhî'nin ve Halvetî şeyhi Hasan Ünsî'nin sohbetlerine sık sık katılırdı. Tasavvuf tarihçisi Hüseyin Vassaf'ın verdiği bilgiye göre Kapı Kethüdasının ölümü üzerine boş kalan Karagümrük'teki konağını Nûreddin Cerrâhî'ye vererek Karagümrük'teki Nûreddin Cerrâhî tekkesinin kurulmasına vesile olmuştur.
Gençliği diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, rahat bir hayat sürdü. İstediği her şeyle ilgilendiği için bilgisi de, görgüsü de arttı. Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devleti'ne gelmesi için çok çaba sarf etti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan Sultan III. Ahmed, çıkan Patrona Halil İsyanı sonucunda, 20 Eylül 1730 tarihinde padişahlıktan çekilmek zorunda kaldı.
Sultan III. Ahmed'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. Sultan III. Ahmed'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, ona idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmed'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu.
Sultan III. Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Bunun sebebi Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, Balkanlar'daki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi.
III. Ahmed ve I. Mahmud döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir.
Saltanatı dönemindeki önemli olaylar
Prut Savaşı
Ana madde: Prut Savaşı
Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa yönetimindeki ordu Kırım Hanlığı ordusunun desteğiyle Ruslar'ı Prut Nehri kıyısında kıstırdılar ve yendiler. Prut Savaşı denilen bu savaşı Osmanlılar'ın kazanması üzerine 21 Temmuz 1711 tarihinde Prut Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın koşulları şunlardır: 1. Azak Kalesi Osmanlılar'a geri verilecek. 2. Ruslar İstanbul'da daimi elçi bulundurmayacaklar. 3. İsveç Kralı Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi. 4. Ruslar Lehistan'ın içişlerine karışmayacaklardı.
Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı Devleti içinde yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve Boğdan Beyleri'ni Osmanlılar'a karşı kışkırtan Rus Çarı Deli Petro, Poltova Savaşı'nda (28 Haziran 1709), İsveç Kralı XII. Karl'ı yenince, Demirbaş Şarl Osmanlılar'a sığınarak 1 Şubat 1713'e kadar beş yıl süre ile Bender'de mülteci olarak kaldı. İsveç Kralı'nı kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi üzerine, Osmanlı Devleti Rusya'ya karşı savaş ilan etti (1711).
Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa Fransız elçisini kabul ediyor, Jean-Baptiste Vanmour, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu,17 Ekim 1724
Sadrazamlığa getirilen Baltacı Mehmet Paşa, 100.000 kişilik bir orduyla Tuna'yı geçerek Eflak'a girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz'e açıldı. Osmanlı kuvvetleri, Kırım ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında çember içine aldılar. O an için kurtuluş imkânı bulunmayan Rus Çarı Deli Petro, Moskova'ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve ümitsizliğini anlattı. Çariçe I. Katerina araya girerek Osmanlı Devleti'ne barış teklifinde bulundu. Hem Kırım Hanı, hem de İsveç Kralı saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini savunuyorlardı. Ancak Baltacı Mehmet Paşa, yeniçerilere güvenmiyordu.
Kuşatma sırasında yeni bir kutsal ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan ve Osmanlı ordusunun çok yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmet Paşa barış yapılmasını kabul etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut Antlaşması ile Azak Kalesi Osmanlılar'a geri verildi. Ruslar, İstanbul'da devamlı bir elçi bulundurmayacak ve İsveç Kralı Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi.
Osmanlı Devleti kazandığı bu başarıdan sonra, daha önce kaybedilen Mora Yarımadası'nı da geri almak istiyordu. Venedikli korsanların Osmanlı ticaret gemilerine saldırmaları ve Mora halkının Osmanlı Devleti'nin yönetimi altına girmeyi istemesi Venedik'e savaş açılmasına neden oldu (8 Aralık 1714). Silahdar Damad Ali Paşa, Modon, Koron ve Navarin'i alarak Mora'yı fethetti (22 Ağustos 1715).
1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı ve Pasarofça Antlaşması
Ana maddeler: 1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı ve Pasarofça Antlaşması
III. Ahmed enderunlulara altın para atarken
Avusturya'nın Karlofça Antlaşması gereğince Mora'nın Venedikliler'e geri verilmesini istemesi üzerine, Avusturya'ya da savaş açıldı. Sadrazam Silahdar Damad Ali Paşa Osmanlı ordusu ile birlikte Macaristan'a girdi. Petrovaradin Muharebesi'nde Savoy Prensi Eugen komutasındaki Avusturya ordusu Osmanlı kuvvetlerini bozguna uğrattı (5 Ağustos 1716) ve Sadrazam Silahdar Damad Ali Paşa öldü. Bu bozgundan sonra 18 Ağustos 1717 tarihinde Belgrad düşman eline geçti. Silahdar Ali Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirilen Damad İbrahim Paşa barış teklif etti. Yapılan Pasarofça Antlaşmasına göre yukarı Sırbistan, Belgrad ve Banat yaylası Avusturya'ya, Dalmaçya, Bosna ve Arnavutluk kıyıları Venedik'e verildi, Mora Yarımadası Osmanlılarda kaldı (1 Temmuz 1718).
Pasarofça Antlaşması'na göre düzenlenen Osmanlı sınırları (1718)
1724 yılında İran'da taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanarak İran'ı ele geçirmek isteyen Rusya harekete geçti. İran'ın Rusya'nın eline geçmesini istemeyen Osmanlı Devleti İran'a sefer düzenledi. Ruslarla yapılan İstanbul Antlaşması'na göre Azerbaycan'da alınan yerler Osmanlılar'da kalacak, Derbent, Bakü ve Dağıstan Ruslara bırakılacaktı.
Lâle Devri
Ana madde: Lâle Devri
1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşması'ndan sonra Osmanlı Devleti'nde yeni bir dönem başlamıştı. 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı'na kadar, 12 yıl süren bu döneme Lale Devri denir. Sultan III. Ahmed ve Nevşehirli Damad İbrahim Paşa barışçı bir siyasetten yanaydılar. Lale Devri de bu barışçı politikaların bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı.
III. Ahmed'in oğullarının sünnetinin 14. gün şenliklerinde oynayan köçekler.(Surname-i Vehbi, 1720)
Lale Devri'nde edebiyat, kültür ve sanat alanında gelişmeler olduğu gibi, teknik konularda da Avrupalı devletlerden etkilenilerek bazı yenilikler gerçekleştirildi. Bu dönemde Avrupa'ya ilk kez geçici elçiler gönderildi. 1727 yılı ortalarında Osmanlı Devleti'nde de matbaa kurulması için düzenlenen padişah fermanı üzerine, Paris Elçisi Yirmisekiz Mehmed Çelebi'nin oğlu Yirmisekizzade Mehmed Said Paşa ve İbrahim Müteferrika ilk matbaayı kurdular (16 Aralık 1727).
Lale Devri'nde Yalova'da bir kâğıt fabrikası kuruldu. İstanbul'da sık sık çıkan yangınları daha hızlı kontrol altına almak için, yeniçeriler içinden bir itfaiye örgütü oluşturuldu. Yine İstanbul'da bir kumaş fabrikası ve bir çini imalathanesi açıldı. Her tarafta birçok köşk, saray ve lale bahçeleri yapıldı. Ayrıca doğu kültürünün klasik eserleri ilk kez Türkçeye çevrildi. İstanbul'da halk yıllar süren savaşlardan sonra böyle bir dönem yaşamanın mutluluğu içerisinde idi.
1723-1727 Osmanlı-İran Savaşı
Ana madde: 1723-1727 Osmanlı-İran Savaşı
1723 yılında Şirvan'da çıkan karışıklıklar üzerine Rusya ile anlaşan Osmanlı Devleti Safevî Devleti'ne savaş açtı. Kafkasya, Güney Azerbaycan ve Batı İran'da olmak üzere üç cepheden taarruza geçen Osmanlı orduları 1724-1726 arasında Gürcistan, Karabağ, Luristan ve (eski başkent Tebriz dahil) Batı İran'ı ele geçirdi. 1727 yılında İran'da yönetimi ele geçiren Hotakîler'le imzalanan Hemedan Antlaşması'yla savaş haline son verildi. Osmanlı İmparatorluğu bir kez daha 1590 yılındaki doğu sınırlarına genişledi.
Patrona Halil İsyanı sırasında yaşananlar, ressam Jean-Baptiste Vanmour'un tablosu.
Patrona Halil İsyanı ve padişahın ölümü
Ana madde: Patrona Halil İsyanı
Damat İbrahim Paşa'nın açtığı zevk ve sefahat devrinden memnun olmayan, bu yapılanları israf olarak gören bir kitle oluşmuştu. Bu topluluk İran seferinden olumsuz haberler gelmesi üzerine harekete geçmiş, camilerde ve diğer yerlerde propaganda yaparak ayaklanmanın zeminini oluşturmaya başlamıştı. Yeniçerilerin içerisinde de huzursuzluk belirmişti. On yedinci Ağa Bölüğü Yeniçerisi Patrona Halil ve yandaşları 25 Eylül 1730'da ayaklanmayı başlatmışlar ancak halkın onlara katılmaması endişesiyle bu girişimlerinden vazgeçmişlerdi. İsyancılar üç gün sonra Bayezit Camiinin Kaşıkçılar kapısı tarafından yürüyüşe geçerek ayaklanmayı resmen başlattılar. Esnafı da dükkânlarını kapatarak kendilerine katılmaya ikna eden isyancılar, hapishaneleri boşalttılar ve yeniçerilerden de yardım gördüler. Yeniçeri ağalarından Hasan Paşa onlara karşı harekete geçtiyse de başarılı olamadı.
Bu gelişmeler üzerine Sultan III. Ahmed isyancıların ne istediklerinin sorulmasını istedi. İsyancılar, Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa ile birlikte 37 kişinin kendilerine teslim edilmesini istediler. Lale Devri'nin önemli kişilerinden olan Nevşehirli Damad İbrahim Paşa ve bazı devlet adamları idam edilerek isyancılara teslim edildi. İsyan sırasında şehir tahrip edildi. İsyancılar Sadabad Köşkü'nü yaktılar. Ayrıca dönemin ünlü Divan şairlerinden Nedim de isyan sırasında, isyancılardan kaçmak için damdan dama atlarken düşerek öldü.
Patrona Halil ve diğer isyancı başları, bu sefer de tüm isteklerini yerine getiren Sultan III. Ahmed'in tahtan indirilmesini istedi. Kendisine ve ailesine zarar verilmemesi durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan III. Ahmed, 1 Ekim 1730'da Osmanlı tahtını Şehzade Mahmud'a bıraktı. tahtı bırakırken yeğenine şu nasihati verdi " Vezirine teslim olma; daima ahvalini tecessüs eyle ve beş on sene birini vezarette müstakil istihdam eyleme ve kalem-i düruğ (yalan yazan, söyleyen) larına asla îtimad etme; merhamet sahibi ol ve sahaveti elden koma; gayet tasarruf üzere ol; hâlen hazinelerde olan malı zayi etme, işi kendin gör, ele îtimad eyleme; işte benim ahvalim sana nasihat için kâfidir; Oğlum; devlet işlerini baban (II. Mustafa) Feyzullah Efendi'ye ve ben veziriazama (Nevşehirli Damad İbrahim Paşa) bıraktığımızdan bu haller başımıza geldi; sen bizzat idareyi ele al."[2] 1736 yılında ölen III. Ahmed Yeni Cami Turhan Valide türbesine defnedilmiştir.
Mimari çalışmalar, sanat yapıtları
III. Ahmed'in Konstantin Kapıdağlı tarafından çizilen portresi
İnce ve hassas bir ruha sahip olan Sultan III. Ahmed, Nevşehirli Damad İbrahim Paşa ile uyum içerisinde çalışmış, bu sırada yaşanan Lale Devri'nde sanata, edebiyata ve toplumsal hayata özgün bir anlayış getirilmişti. Yazmış olduğu dört Kur'an'dan birisini Ravza-i Mutahhara'ya hediye etmiştir. Bab-ı hümayun karşısında yaptırdığı güzel mimarî eserlerimizden olan meşhur çeşmenin (III. Ahmed Çeşmesi) yazısı ile Drağntan Camii tekke kapısı üzerindeki kitabe III. Ahmed'in kendi yazısıdır. Sultan III. Ahmed, Topkapı Sarayı ile Yeni Camii'de birer Kütüphane, Ayasofya'da ve İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak amacıyla da Deryayi Sim adlı bir su bendi inşa ettirmiştir.
Bunlardan başka Üsküdar'da Yeni Valide Camii, Çorlulu Ali Paşa Medresesi, İbrahim Paşa Camii ve Külliyesi, İstanbul'da Yeni Postane arkasında Daarül Hadis ve Sebil, Ortaköy Camii önündeki çeşme, Üsküdar Şemsi Paşa'da Hüsrev Ağa Camii önündeki çeşme ve Çubuklu Camii yanındaki Mesire Çeşmesi gibi eserler yine bu dönemde yapılmıştır.
-
-
Patrona Halil İsyanı
-
Sultan III. Ahmed ve sadrazam Damad İbrahim Paşa Üsküdar'da idiler. İstanbul Kaymakamı karşıya geçip gelişmeler hakkında bilgiler verdi. Karşılık olarak yapacakları kararlaştırmak için devlet adamları ve yüksek ulema Üsküdar'a çağrıldı ve Sancak-i Şerif Topkapı Sarayı'ndan çıkarılıp getirildi. O gece Sultan, Sadrazam ve devlet erkanı İstanbul'a geçip Topkapı Sarayı'na yerleştiler. Fakat o akşam Yeniçeriler ve Acemoğlanları da kazan kaldırıp, şeriat için yürüyüşe geçen ve geceyi sokaklarda geçiren halka katıldılar. 29 Eylül günü ayaklanmacılar İstanbul'un kontrolünü ellerine almışlardı. Patrona Halil yandaşlarına emirler verip yağmalar ve baskınlar düzenleyip isyana katılmayan veya isyancıların uygun görmedikleri kişilerin öldürülmelerine başlandı. Bu aranan ve kayıplara karışan kişiler arasında devrin ünlü şairi Nedim de bulunmaktaydı. Böylece Patrona bir terör havası yaratmayı ve kendine muhalif olacaklara gözdağı verip muhalefeti önlemeyi başardı. Etmeydanı'nda bulunan elebaşılar heyeti karargahına müderrisler getirip isteklerini fetvalar şekline dönüştürüp güya meşruiyet kazandılar. "Şeriat isteriz" yaygaralarıyla sokaklara dökülmüş halk güruhuna, tomruk ve zindan mahkûmlarının salınması ile katılanlar ve İstanbul'un bütün ayaktakımı öncülük ve liderlik etmeye başladı.
Bu gelişmeler üzerine Saray'dan gönderilen bir aracı ile Sultan III. Ahmet isyancıların ne istediklerinin sorulmasını istedi. Patrona Halil'in, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile birlikte 37 kişinin kellelerinin kesilmesini istediği belirtildi. Sultan duruma el koymak için Sancak-i Şerif'in açılmasını ve Müslümanların bu sancak altına çağrılmasını emretti. Bu emire uyan çok az sayıda kişi Patrona Halil'in devriyeleri tarafından hemen dağıtıldılar. Yeni Kaptan-ı Derya olarak atanan Abdi Paşa, Patrona ile şahsi bir görüşme yapıp uzlaşma yolları araştırdı; ama başarı kazanamadı.
Sadrazamın idamı
30 Eylül'de Topkapı Sarayı'nda yapılan toplantıda Zülali Hasan Efendi, sadrazamın idam edilmesini önerdi. Ulemanın fetvası da alınarak akşama doğru sadrazam ve damatları Mustafa Paşa ve Mehmed Paşa Kapılararası'nda boğduruldular. 1 Ekim sabahı, cesetleri öküz arabalarına konulup Saray'dan çıkartılıp isyancılara verildi. Ayaklanmacılar cesetleri İstanbul sokaklarında sürükleyip herkese gösterdiler.
Fakat, ayaklanmacılar arasında bu cesetlerden hiçbirinin İbrahim Paşa'ya ait olmadığına dair bir şüphe uyandı. Tekrar saraya bir yürüyüş başladı, Alay Köşkü önünde büyük bir kalabalık toplandı. Padişah pencereden görünmek zorunda kaldı.
III. Ahmed'in tahttan feragati ve I. Mahmut'un tahta geçişi
Ulemadan Zulalî Hasan Efendi ve İspirzade asilerle uzlaşmaya gönderildiler. Fakat Patrona Halil ve diğer isyancı başları, bu sefer de tüm isteklerini yerine getiren Sultan III. Ahmet'in tahtan indirilmesini istediler. Uzlaşma heyeti de Patrona Halil ile isyanın sona ermesinin ancak Sultan III. Ahmed'in tahttan inmesi ile mümkün olacağına anlaştılar. Kendisine ve ailesine zarar verilmemesi durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan III. Ahmet, 30 Eylül gecesi yeğeni Şehzade Mahmud'u Kafes Köşkü'nden getirip önce alnından öptü; saltanata dair öğütlerde bulundu ve şehzadeleriyle birlikte yeni sultana biat etti.
I. Mahmud önce Hirka-i Saadet dairesinde namaz kılıp dua etti ve gece yarısından sonra iç biat törenine katılıp Saray halkının tebriklerini kabul etti. 2 Ekim, 1730'da İstanbul Osmanlı tahtına I. Mahmut'un geçtiğini ilan eden cülus topları ile uyandı. O gün Sadrazamlığa Silahdar Mehmed Paşa tayin edilmişti. Babüsaade önüne kurulan bir tahta oturan I. Mahmut için dış biat törenine hemen başlandı. Bu törende protokol ayaklanma liderlerinin uygunsuz giysi, hareket ve tavırları ile bir skandal oldu. Ön sırada baldırı çıplak Yeniçeri kıyafeti giyinmiş ve silahları kuşanmış olarak Patrona Halil, Muslu Beşe ve adamları yer almıştı.
Ayaklanmacılar hemen organize olmaya başladılar. Patrona Halil, İstanbul Kadısı olarak Müderris İbrahim'i, Yeniçeri Ağası olarak eski yoldaşı Nişli Kel Mehmed'i ve Sekbanbaşı olarak Urlu Murteza'yi atamıştı. Yeni Padişah, ayaklanmacıların hazırladığı listelere göre, en küçük görev olan kürsü şeyhliğine kadar, yeni atamalar yapmak zorunda kaldı. Hatta, Patrona'ya ayaklanmadan önce borç vermiş ve ayaklanma sırasında kredi sağlamış olan Yanaki adlı bir Rum kasap Boğdan Voyvodalığı'na bile kâğıt üzerinde atanmıştı.
6 Ekim 1730'da yeni Padişah için Eyüp'te yapılan kılıç alayında İstanbul halkı arasından geçip camide, İslam peygamberi Muhammed'in kılıcını kuşandı.
Ayaklanmanın sonrası ve sonuçlar
Asiler daha önceki devirden elde kalan en önemli binaların bulunduğu Saadabat'daki köşkleri yakıp küle döndürmeyi arzu etmekteydiler. Fakat I. Mahmud bu yangına izin vermedi. Ama yine de buraların yıkılmasına engel olamadı. I. Mahmud ayaklanma elebaşlarını birer görevle İstanbul'dan uzaklaştırmayı denedi. Patrona Halil Yeniçeri Ağası tarafından yapılan 10 bin altın maaşla nerede isterse vali olması teklifini reddedip; amacının mal, mülk ve unvan edinmek olmadığını, bozuk düzeni kaldırmanın ana hedefi olduğunu belirtti. Güvenilir adamları aracılığıyla I. Mahmut, Kapıkulu asker ocaklarındaki isyancıları ve Patrona Halil etrafındaki kalabalığı kendi safına çekmekte biraz başarı kazandı. Patrona Halil, Şeyhülislam ve kazaskerin kefil olmaları ile bu yoldaşlarının ayrılmasını kabul etti.
Fakat yine bir ay boyunca Patrona sık sık Etmeydanı karargahından ayrılıp silahlı olarak Sultan'ın huzuruna çıkıp istek ve önerilerde bulunmakta ve ayrıca çarşı pazarda denetimde bulunmaktaydı. Kasım 1730 ortasında (çoğu Arnavut asıllı olan) Patrona Halil erkanı ile kapıkulu askerleri arasında, özellikle Patrona Halil erkanına sağlanan ayrıcalıklardan doğan hoşnutsuzluk dolayısıyla, uyuşmazlıklar başladı. Bunu önlemek için Patrona Halil Sadaret Kaymakamı görevini yüklenmek istediğini Sultan'a bildirdi. Bunun zararını anlayan Sultan hemen Kaptan-ı Derya Canım Hoca Mehmed Paşa'ya bir plan hazırlatıp uygulamaya koydu. 23 Kasım'da genel gündemli bir Divan-ı Hümayun toplantısı hazırlanıp Patrona Halil ve bütün erkanı bu toplantıya çağrıldı. Burada 25 Kasım'da bir gizli toplantı yapılması kararlaştırıldı. Bu gizli toplantıya gelen Patrona, erkanı ve muhafızları birbirinden ayrıldı. Silahlarından arındırılan Patrona Halil ve erkanı Sünnet Odası'ndan alınarak bir baskınla öldürüldüler. Dışarıda bekleyen muhafızlar ise birer ikişer idam edildiler. Enderun avlusu ve Sofayı Hümayun bir savaş meydanına döndü. Patrona, erkanı ve muhafızlarının kelleleri ve cesetleri Saray'dan arabalarla çıkarılınca isyancı kalabalıkları da hemen dağıtıldı.
İstanbul sıkı bir denetime alındı. Özellikle hamamlarda çalışıp yaşayan Arnavutlar dağıtıldı. 2.000 kişi yakalanıp ya idam edildi ya da Anadolu'ya sürgüne gönderildi. Böylece 25 Kasım'dan hemen sonra Patrona Halil isyanı kalıntıları sona erdirilip I. Mahmud'un gerçek saltanatı başladı.
-
Nevşehirli Dâmad İbrahim Paşa
Osmanlı Sadrazamı
Görev süresi
9 Nisan 1718 - 1 Ekim 1730 Hükümdar III. Ahmed Yerine geldiği Nişancı Mehmed Paşa Yerine gelen Silahdar Dâmad Mehmed Paşa Kişisel bilgiler Doğum 1660
Muşkara, Karaman Eyaleti, Osmanlı İmparatorluğu Ölüm 16 Ekim 1730 (69-70 yaşlarında)
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu Evlilik(ler) Fatma Sultan Çocuk(lar) Mehmed BeyNevşehirli Dâmad İbrahim Paşa (1660, Muşkara - 16 Ekim 1730, İstanbul), III. Ahmed saltanatında, 9 Nisan 1718 - 1 Ekim 1730 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış Türk asıllı Osmanlı devlet adamı. Oğuzlar'ın Beydilli boyuna mensup Boynuinceli aşiretindendir. İsmi Lale Devri ve Nevşehir ile özdeşleşmiştir. Enderundan yetişen sadrazamların on üçüncüsü ve Osmanlı sadrazamlarının yüz otuzuncusudur.
Dâmad İbrahim Paşa tarihte Osmanlı Devleti'nin önemli makamlarına yaptığı liyakatsiz atamalar ile bilinmektedir. Aynı zamanda bu atanan şahısların çoğu Nevşehirli tanıdıkları ve akrabalarıdır. Patrona Halil İsyanı sırasında yerlerine akrabalarını atadığı devlet adamları tarafından Bağdat Vilayeti'ni sattığı uydurularak halk galeyana getirilmiştir. Devamında ise vücudu parçalanarak katledilmiştir. Dâmad İbrahim Paşa aynı zamanda Halit Akçatepe'nin babası Sıtkı Akçatepe'nin, anne tarafından büyük dedesidir.
Hayatı
Nevşehir'de (Muşkara) dünyaya geldi. Babası, İzdin Voyvodası Ali Ağa idi.
İş bulmak için İstanbul'a gelmiş ve eski saray masraf katibi Mustafa Efendi'nin delâletiyle (tavsiyesiyle) 1689'da sarayın helvacı ocağına, daha sonra eski saray baltacılar ocağına kaydolmuştur. İbrahim Efendi, hizmetleri ile zamanla terfî ederek darüssaâde ağasının yazıcı halifesi olarak başkent Edirne'ye gitti. Şehzade Ahmed'in padişah olmasından sonra 1703'te darüssaâde ağası yazıcılığına tayin edildi. Bu vazifedeyken padişahın itimat ve teveccühünü kazandı. Ancak sadrazam olan Çorlulu Ali Paşa onu Edirne'ye gönderdi.
1715'te Mora Seferi'ne çıkan Veziriazam Silahdar Dâmad Ali Paşa, İbrahim Efendi'yi mevkufatçılıkla beraberinde götürdü. Buranın alınmasından sonra da tahrir (katiplik) işi ile vazifelendirildi.
İbrahim Efendi, 1716 yılında Avusturyalılar'la yapılan Petrovaradin Muharebesi'nde bulundu. Mağlubiyetten ve sadrazam ve serdar-i ekrem olan Silahdar Dâmad Ali Paşa öldükten sonra vaziyeti padişaha arz etmek üzere bir arıza ile ordu tarafından Edirne'ye gönderildi. III. Ahmed çok güvendiği İbrahim Efendi'yi geri göndermeyerek birinci ruznameci yaptı. Birkaç gün sonra da 3 Ekim 1716'da sadaret kaymakamlığına tayin etti.
İbrahim Paşa, şehit Silahdar Dâmad Ali Paşa'nin dul kalmış bulunan III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan'la 1717'de nikâhlanarak Dâmad oldu. İbrahim Paşa'nın teşebbüsleri sayesinde Avusturyalılar'la barış yapılmasının kararlaştırılmasından sonra, 1718'de sadrazamlığa getirilerek Avusturya ile Pasarofça Antlaşması'nı imzaladı. Aynı yıl Venedikliler'le de barış yapıldı.
İbrahim Paşa'nın on üç yıl süren sadrazamlığı zamanında İran ile bir kez savaş yapıldı. Ancak oluşturulan genel barış ortamında devlet bir huzur dönemine girmiştir.
Lale, Çırağan, Sadabad ve diğer mesirelerde, helva sohbetleri düzenlenmesi de bu dönemde oldu. Bunun yanı sıra ilk matbaanın tesisi ve sanayi müesseselerinin kurulması onun gayretleri ile gerçekleşti.
İbrahim Paşa, Eylül 1730'da meydana gelen Patrona Halil İsyanı sırasında Sultan III. Ahmed'in heyetiyle birlikte vardığı karar uyarınca öldürülerek cesedi isyancılara teslim edildi. Cesedi paramparça edildi.
Aynı zamanda oyuncu Halit Akçatepe'nin de büyük dedesidir.
Kontrol EdilmişVikipedi, özgür ansiklopedi
Patrona Halil İsyanı
Patrona Halil İsyanının Fransız ressam Jean-Baptiste van Mour tarafından yapılmış resmi. Tarih 28 Eylül - 1 Ekim 1730 Bölge Sonuç- Lale Devri sona erdi. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edildi.
- Padişah III. Ahmet tahtan çekilmek zorunda kaldı. I. Mahmud tahta geçti.
I. Mahmut Patrona Halil1730-1732 Osmanlı-Safevî Savaşı
Patrona Halil'in Jean Baptiste Vanmour tarafından 28 Şubat 1730 tarihinde yapılmış portresi
Patrona Halil İsyanı, Osmanlı Devleti'ndeki Lale Devri'nin sonunu getiren ayaklanmadır. Patrona Halil idaresindeki ayaklanma 28 Eylül 1730'da başlayıp günlerce sürmüştür. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edilmiş; Sultan III. Ahmed tahttan indirilmiş, yerine yeğeni I. Mahmud tahta geçirilmiş ve böylece Lâle Devri sona erdirilmiştir.[1]
Ayaklanmanın nedeni
Ayaklanmanın sebebi, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın açtığı zevk ve sefahat devrinden memnun olmayan, bu yapılanları israf olarak gören ve büyük bir ekonomik sıkıntı çeken bir kitle olmuştur. Nadir Şah'ın saldırısıyla yeniden başlayan İran savaşından olumsuz haberler gelmesi üzerine halk harekete geçmiş, camilerde ve diğer yerlerde propaganda yaparak ayaklanmanın zeminini oluşturmaya başlamıştı. Uzun zamandır maaşlarını alamayan Yeniçerilerin içerisinde de huzursuzluk belirmişti.[2]
Zamanın tarihini yazan Mehmed Raşid Efendi ve İsmail Asım Efendi, tepkilerin ve öfkelerin korkunç bir ayaklanmaya dönüşmesinde, halkın ekonomik sıkıntısına ve yüksek enflasyona rağmen geceli gündüzlü ziyafetlerin, Çırağan eğlencelerinin, sefere çıkmak istemeyen padişahla sadrazamının Davutpaşa Sarayı bahçelerine gidip bülbül dinlemelerinin başrolü olduğunu yazarlar.[3][4] Tarihçi Şem'danî-zâde ise daha pratik bir anlatım ile ayaklanmaya neden olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı "mirasyedi meşreb, gece gündüz zevk u sürûr icad idüb halkı aldadacak şey lâzımdır deyû bayramlarda meydanlarda dolaplar, beşikler, atlıkarıncalar, salıncaklar kurdurub erkeklerle kadınları karışık salıncağa bindiren, salıncağa binub inerken hubbaz yiğidlere kadınları kucaklatdıran, hoş-seda ile şarkılar söylettiren" kişi olarak tarif eder.[5] Topluluk tepkilerini halk ayaklanmasına döndürmeyi başaranlar, gerçekte Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın siyasi karşıtlarıydı.
Bu isyanın arkasında ilk kez imparatorlukta seküler yeniliklerin yapılmasının da katkısı olduğundan isyan süresince isyankarlar hep şeriattan söz etmişlerdir. Ayaklanmanın yöneticilerin aşırı tüketiminden kaynaklandığına dair iddialar da Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ve diğer yöneticilerin muhallefat (ölenin bıraktığı mallar) kayıtlarının karşılaştırılmasıyla tutarsızdır. Bu dönem yöneticilerinin tüketim alışkanlıkları ve günlük yaşam harcamaları önceki dönemdekilerden pek farklı değildir. Bu arada, III. Ahmed'den önceki padişahların büyük kısmının Edirne'de ikamet etmiş olmaları ve bu süre içinde İstanbul'un bakımsız kalması ve III. Ahmed'in İstanbul'a yerleşmesi sonrası yapılan - belki biraz gösterişli ama çoğunluğu gerekli (?)- birçok yatırımın da dışarıdan aşırı harcamalar olarak değerlendirilebileceği unutulmamalıdır. Son olarak, her ne kadar Patrona Halil'in yönetici olarak belirgin özellikleri olsa da o dönem yönetim yapısı içinde, devlet içinde belli desteği olmadan bu tür bir isyan ve yönetim değişikliğinin yapılmasının neredeyse olanaksız olduğu da düşünülmelidir. Nitekim bu isyan sırasında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın 1718-1730 seneleri arasındaki uzun süreli sadaret döneminde (Nevşehirli Damat İbrahim paşa öncesi, III. Ahmed 1703-1718 arası 15 senede 13 sadrazam değiştirmiştir) oluşturduğu kadrolara yönelik Kaymak Mustafa Paşa gibi umeranın ve seküler uygulamalara yönelik İspirzade Ahmet Efendi, Zülali Hasan Efendi gibi ulemanın ve yeniçerilerin isyancı yandaşlığı belirgindir.[6]
İstanbul'da daha önce de birçok isyan olmuştur fakat Patrona Halil İsyanı, daha sonra sık sık tekrarlanan bir sendromu gösteren ilk isyandı: Askeri ve idari örgütlenmeyi Batılılaştırma çabası, resmi elitin bir kesimi tarafından ortaya atılmış, Batılı görgü kurallarının taklit edilmesine eşlik etmiş ve başka bir çıkar grubu tarafından kitleleri Batılılaşmaya karşı harekete geçirmek için kullanılmıştır. Devlet adamlarının siyasi entrikalarının arka planları bu ve benzer isyanların bir yönü olsa da, resmin tamamını görebilmek için kitlelerin yöneticilere, çevrenin merkeze kültürel yabancılaşması üzerinde de durmak gerekmektedir. Modernleşmenin ilerleyen aşamalarında bu yabancılaşma daha da artacaktır.[7]
Ayaklanmanın idaresi ve gelişmesi
Halk isyanının elebaşı Horpeşteli Arnavut Halil, leventlik ve Rumeli'de yeniçerilik yapmıştı ve yakın hemşehrileri arasında "Patrona" (koramiral) lakabıyla anılmaktaydı. İstanbul'da bir ara hamam tellaklığı veya esnaflık yaptığı da söylenmektedir. İstanbul meyhanelerine devamlı giderek alkol aldığı ve ihtilal yoldaşlarını da bu meyhanelerde tanıdığı bilinmektedir. Patrona Halil'i kendini ayaklanmaya elebaşılık etmeye kışkırtanların telkinleri ile 1730 yaz sonunda bir ihtilalci kadro toplamış ve ilk ihtilal planlama toplantısı 25 Eylül 1730'da Mevlid Alayı günü yapılmıştır. Bu grupta başkan Patrona Halil; yardımcıları Muslu Beşe ve Emir Ali ve kolbaşı kurmaylar olarak Ali Usta, Karayılan, Çınar Ahmed, Oduncu Ahmed, Derviş Mehmed, Erzurumlu Mehmed, Küçük Muslu, Kutucu Halil adlarında daha çok "zorba" olarak adları çıkmış halk adamları bulunmaktaydı. Ayaklanmacılar 28 Eylül Perşembe günü bayrak açıp şeriat için herkesin bayrak altına gelmesini istediklerini bağırarak üç koldan şehirde yürüyüşe geçtiler. Kapalıçarşı'ya Bayezid Camii'nin Kaşıkçılar Kapısı tarafından yürüyüşe geçerek ayaklanmayı resmen başlattılar; çarşıya girip tüccarlara zorla dükkânlarını kapattırdılar ve çarşı girişlerini tutup kimsenin alışveriş için girememesini sağladılar. Birden yürüyüş kolları kalabalıklaşıp büyümeye başladı. Ana kolun hedefi Etmeydanı oldu ve isyancılar bu meydanı merkez seçtiler. Bir grup da Üsküdar'a geçip orada muzır çıkarmaya başladı. Asayişi sağlaması gereken Yeniçeri Ağası Hasan Paşa bu kargaşalığa önce müdahale eder göründü ise de kalabalık dallanıp budaklanınca korkup, kurtulma çaresini kaçıp saklanmakta buldu.
- 1889 - İngiltere'nin futbol kulübü olan Brentford FC kuruldu.
- 1924 - Topkapı Sarayı müze olarak ziyarete açıldı.
- 1949 - Yunan İç Savaşı sona erdi.
- 1964 - Çin, ilk atom bombasını patlatarak dünyanın 4. nükleer gücü oldu.
Doğumlar
- 1430 - II. James, 1437'den itibaren İskoç kralı (ö. 1460)
- 1891 - Behzat Butak, Türk tiyatro sanatçısı (ö. 1963)
- 1952 - Coşkun Sabah, Türk müzisyen
- 1961 - Konca Kuriş, Türk müslüman feminist yazar (ö. 1999)
- 1962 - Umut Oran, Türk siyasetçi
- 1978 - Ahmet Kutalmış Türkeş, Türk siyasetçi
- 1979 - İlker Ayrık, Türk oyuncu, sunucu ve yönetmen
- 1982 - Gamze Karaman, Türk hentbolcu, model, oyuncu ve sunucu
- 1995 - Alper Rende, Türk oyuncu YouTuber ve sunucu
- 1996 - Toprak Razgatlıoğlu, Türk motosiklet yarışçısı
Ölümler
- 976 - II. Hakem, 961-976 yılları arasında Kurtuba Halifesi (d. 915)
- 1284 - Şemseddin Cüveyni, İlhanlı hükümdarı Abaka Han zamanında yaşamış zamanının vezirlerinden biri
- 1730 - Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Osmanlı sadrazamı (d. 1660)
- 1939 - Mehmet Ali Bey, Damat Ferit Paşa kabinesinin dahiliye nazırı (d. 1874)
- 1988 - Güneri Tecer, Türk sanat müziği sanatçısı (d. 1933)
- 2003 - Avni Arbaş, Türk ressam (d. 1919)
- 2006 - Füsun Sayek, Türk Tabipler Birliği başkanlığını yapmış göz doktoru (d. 1947)
- 2015 - Memduh Ün, Türk futbolcu, sinema yönetmeni, oyuncu, senarist ve yapımcı (d. 1920)
-
Memduh Ün
Doğum
Arif Memduh Ün
14 Mart 1920
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu Ölüm 16 Ekim 2015 (95 yaşında)
Bodrum, Muğla, Türkiye Ölüm sebebi Akciğerlerinde sıvı birikmesi, yüksek tansiyon ve yaşa bağlı organ yetmezliği Milliyet Türk Vatandaşlık
Türkiye
Eğitim
Vefa Lisesi, İstanbul
Uğraş
Futbolcu, oyuncu, senarist, yapımcı, yönetmen
Etkin yıllar
1948-2005
Evlilik
Cahide Şen
(e. 1949; ö. 2015) Partner(ler) Fatma Girik
(1958-2015) Çocuk(lar) Sevda Ün
Uğur Ün Ödüller Tüm ListeArif Memduh Ün (14 Mart 1920, İstanbul – 16 Ekim 2015, Muğla), Türk futbolcu, sinema yönetmeni, oyuncu, kurgucu, senarist, yapımcı, öğretim görevlisi ve onursal profesör.
1947-2005 yılları arasında yapımcı olarak 124, yönetmen olarak 72, oyuncu olarak ise 48 filme imza atmıştır.
İlk yılları ve eğitimi
1920'de İstanbul Kasımpaşa'da dünyaya geldi. Babası polis Mustafa Ün, annesi bir deniz yüzbaşısının kızı olan Makbule Ün'dür.
1937'de Vefa Lisesi'nden mezun oldu. 1938 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki eğitimini üçüncü sınıfta bıraktı.
Ortaokulda futbolla tanışan ve Langa Genç Takımı'nda futbol oynayan Ün, 1940-1942'de Beşiktaş'ta yer aldı. 1941 yazında Ankara Demirspor'da oynadı. Takımı 1942-43 sezonunda Ankara ligi şampiyonu oldu. Askerliğini 1946'da Ankara'da tamamladıktan sonra İstanbulspor takımının antrenmanlarına katıldı, ardından İETT Futbol Takımı'na geçti. Futbol hayatı devam ederken bir yandan da Eskişehir Şeker Fabrikası'nda, TCDD'de ve Elektrik İdaresi'nde memurluk yaptı.
1947'de amatör oyuncularla çalışmak isteyen yapımcı Hürrem Erman'ın "Damga" filminde oynaması teklifi üzerine Turhan Ün takma adıyla bu filmde oyuncu olarak yer aldı. 1949'da Cahide Şen ile evlendi. Bu evlilikten bir oğlu, bir kızı dünyaya geldi.
Sahne hayatı
Ün'ün Torba, Bodrum'da bulunan mezarı
İETT'de memurluk yapmayı sürdüren Ün, 1949'da Karadeniz Postası filmi ile ikinci kez oyunculuk yapma fırsatı yakaladı. Ardından arkadaşı Arşavir Alyanak ile birlikte senaryosunu yazdıkları Hayat Acıları (1951) adlı filmi çekerek ilk yapımcılık deneyimini gerçekleştirdi. Arşavir ve Ün, ticari başarı sağlayan bu filmin bütün haklarını Ceylan Film'e satarak kendi yapım şirketleri olan Yakut Film'i (1951) kurdular. 1954'e kadar Yakut Film'in ve başka şirketlerin filmlerinde oyunculuk yapmaya devam eden Ün, 1954'te yönetmenliğe geçti. İlk filmi Düşman Aşıklar’ın uğradığı ticari başarısızlık ile hayal kırıklığı yaşadı. Ertesi yıl melodram kalıbına uygun temalar kullanarak yaptığı Yetim Yavrular ile başarıyı yakaladı ve 1959’a kadar koyu melodram filmleri yapmayı sürdürdü. Bu dönemdeki filmlerinin çoğunda Muhterem Nur başrol oyuncusu olarak rol aldı.
Ün, 1958'de Üç Arkadaş filmiyle melodram kalıbının dışına çıkarak sinema dilini değiştirdi. Film, Türkiye sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak kabul edildi. Bu filmdeki başarısı sayesinde Film Dostları Derneği’ne davet edilen sanatçı, Türk sinemasının önemli yönetmenleri arasına katıldı. Bu dönemde Fatma Girik’le yaşamaya başladı ve çiftin birlikteliği hayat-boyu devam etti.
1960 yılında çektiği Ayşecik filmi ile Türkiye sinema tarihinin çocuk yıldızlar dönemini başlattı. Ayşecik’le kazandığı başarının ardından Arşavir Alyanak ile Yakut Film’de ortaklığı sona erdi ve Uğur Film'i kurdu. Gişe garantisi olan filmler üretmeye yönelen Memduh Ün, yıldız oyunculara uygun filmler üretti. Ayhan Işık ile polisiye ve komedi filmleri, Fatma Girik ile güçlü erkeksi kadın tipleri üzerinden filmlere çevirdi.
1960'ta Be-ya Film adına çektiği ve Edmond Morris'in Tahta Çanaklar adlı oyunundan uyarladığı Kırık Çanaklar, 2. Türk Film Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ve "En İyi Film" ödüllerini aldı. Daha sonra yerli ve yabancı uyarlamalara yönelerek Orhan Kemal, Kerime Nadir, Graham Green, William Irish, Peride Celal gibi edebiyatçıların eserlerini sinemaya uyarladı.[6] Kemal Tahir'in senaryosunu yazdığı Namusum İçin'i yönetti. Film, 3. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ödülünü aldı.
1970'li yıllarda yönetmenlikten çok yapımcı kimliği ile filmler üretti. Ağrı Dağı Efsanesi (1975) filmi ile 13. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yapımcı ödülü aldı. 1980’li yıllarda Kemal Sunal filmlerinin yapımcılığını üstlendi.
1990 yılında kendisi finanse ederek çektiği ilk film olan Bütün Kapılar Kapalıydı filmini çekerek daha önceki filmlerinde görülmeyen bir konu ve sinematografiye yöneldi. Bunu Gün Ortasında Karanlık ve pek çok ödül alan Zıkkımın Kökü filmleri izledi. Yönetmenliğini üstlendiği son film Sinema Bir Mucizedir (2005) oldu ancak rahatsızlığı nedeniyle filmi tamamlayamayıp Tunç Başaran’a devretti.
Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-TV Bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
Sinema sanatçısı Memduh Ün 16 Ekim 2015 tarihinde tedavi gördüğü Bodrum'da 95 yaşında öldü.
-
- 2025 - Arif Erkin Güzelbeyoğlu, Türk mimar, müzisyen ve oyuncu (d. 1935)
![]()
Yorumlar
Yorum Yap