17 Ekim Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 290. günü
Olaylar
- 1448 - II. Kosova Savaşı; János Hunyadi komutasında ve çoğunluğu Macarlardan oluşan ordu, II. Murat'ın komutasındaki Osmanlı ordusuyla karşı karşıya geldi.
- 1514 - Bayburt Kuşatması: Osmanlı İmparatorluğu kaleyi ele geçirdi.
- 1777 - Amerikalı kuvvetleri İngilizleri Saratoga muharebesinde yendi.
- 1912 - Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan; Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etti.
- 1918 - Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı kuruldu. (daha sonra adı Yugoslavya Krallığı olacak)
- 1919 - Batı Trakya'daki İskeçe kasabası, Yunanlar tarafından işgal edildi.
- 1922 - Gökçeada'nın kurtuluşu
-
Gökçeada

Çanakkale'nin Türkiye'deki konumuKoordinatlar:
Ülke Türkiye İl Çanakkale Coğrafi bölge Ege Bölgesi Köy sayısı 9 İdare • Kaymakam Osman Acar • Belediye başkanı Bülent Ecevit Atalay (Yeni Parti) Yüzölçümü • Toplam 282 km² Rakım 50 m Nüfus
40°12′00″N 25°54′29″E(2024)
• Toplam 11.145 • Kır 2,677 • Şehir 7.429 Zaman dilimi UTC+03.00 (TSİ) Posta kodu 17760 İl alan kodu 0286 İl plaka kodu 17Resmî site
Gökçeada BelediyesiBirinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz işgali, 25 Nisan 1915
Dereköy 2021
Gökçeada veya 1970 yılına kadar kullanılan adıyla İmroz (Osmanlıca: ايمروز, Yunanca: Ίμβρος Imvros), Çanakkale'nin bir ilçesi ve Türkiye'nin en büyük adasıdır. Ege Denizi'nin kuzeyinde, Saros Körfezi girişinde yer almaktadır. 91 km kıyı şeridine sahiptir. Yıllık yağış miktarı metrekareye 950 – 1050 mm arasında değişmektedir. Adanın batısında yer alan İnceburun Türkiye'nin de en batı noktasını oluşturmaktadır. 2011 ve 2012 yıllarında haftada 2 kez Gökçeada-İstanbul uçak seferleri yapılmış olup, 2013 ve sonrasında ticari yolcu uçuşları yapılmamıştır.
Gökçeada, Türkiye'de 26 tane olan "sakin kent"lerden (Cittaslow) birisidir. Cittaslow hareketi, Türkiye'ye 2009 yılında Seferihisar ilçesinin katılmasıyla gelmiştir. Dönemin Seferihisar Belediye Başkanı, Cittaslow Uluslararası Başkan Yardımcısı, Cittaslow Türkiye Koordinatörü olan Tunç Soyer, Cittaslow hareketinin Türkiye'de gelişmesine öncü olmuş, İzmir ili Seferihisar ilçesi dünyanın 129′uncu, Türkiye'nin ilk sakin şehri olmuştur. Bu üyelik, Türkiye'nin tanıtımı için yeni bir vesile olmakla birlikte, sakin kent unvanı almış ilçelerin gelişimi, kültürel ve tarihi değerlerinin korunması için önemli bir adımdır. Gökçeada, 2011 yılı Haziran ayında almış olduğu Cittaslow unvanı ile dünyanın ilk ve tek sakin adasıdır.
İlçenin yüzölçümü 282 km²dir. Gökçeada ilçesinin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 50 metredir.
Tarihçe
Ada'nın ilk çağlardaki durumu hakkında fazla bilgi mevcut değildir. Bilgiler, Orta Çağ'da başlamıştır. Ada 1204-1261 tarihleri arasında Latin İmparatorluğu'na tabi kalmıştır. Bizans İmparatorluğu'nun son zamanlarında bütünlüğünü koruyamaması üzerine, Cenevizli Gattilusio Ailesi diğer Ege Adalarında olduğu gibi, bu ada üzerinde de hâkimiyet kurmaya gayret etmiştir. Bu aile o zamana kadar 1. Murat devrinden itibaren siyasi manevralarla Türkleri ada'dan uzak tutmuştur. Fatih 1453 yılında İstanbul'u alıp, Bizans İmparatorluğu'na son vermesi ile imparatorlukla sıkı ilişkileri olan bu Latin devletinin de sonu gelmiş oldu. Dorino Gattilusio ölünce yerine geçen oğlu Dominiko, Dukas'ı Fatih'e elçi olarak gönderdi.
Bunun sebebi, her sene Midilli Adası için verilen 3000, Limni Adası için verilen 2300 altın vergiyi padişaha takdim etmekti. Aslen Limni Adası her sene mezkûr vergiyi vermek için Midilli hakimine ve Gökçeada senede 1200 altın vergi vermek şartı ile Enez hakimine verilmişti. İstanbul'un fethinden sonra, Gattilusio Ailesi'nin davranışına benzer davranışları diğer aileler de göstermişti. Aslen Gökçeadalı olan Kristobulos'un bu husustaki gayretlerini önemsemek gerekir. Kristobulos, İstanbul'un fethinden sonra bir heyet tanzim ederek, Fatih Sultan Mehmet'e göndermiştir. Bizans'a tabi olan Gökçeada, Limni ve Taşoz Adalarına imparatorluk tarafından tayin edilmiş olan memurlar, İstanbul'un fethini ve imparatorun ölümünü haber alınca, Gökçeada'dakiler Kefaloz Burnundan İtalyan gemilerinden memleketten çıktılar.
Ada halkı da bunun üzerine göç girişiminde bulunuyorlardı. Kristobulos, göçe engel olabilmek için Gelibolu sancak beyi bir elçi göndererek, adalara hücum etmemesi için onunla bir anlaşma yaptı. Hamza Bey'in aracılığı ile de bir başpiskoposu ve kocabaşıdan ibaret sefaret heyetini Fatih'e gönderdi. Heyet hükümdara bağlılıklarını bildirdikten sonra, Fatih'ten şimdiye kadar olduğu gibi idare edilmelerini, yılda muayyen bir vergi vermelerini ve tayin edilen bir kişinin ada idaresinden sorumlu olmasını istediler. Bu sırada Enez Bey'i Palamede, kendi memurlarından birini ve Midilli Bey'i Dorya'nın oğlunu elçi sıfatıyla padişaha göndererek adaların idaresinin kendisine verilmesini rica ettiğinden Kristobulos tarafından gönderilen heyet ile görüşülüp iki taraf anlaştıktan sonra 1453 yılında Ada, Palamede Gattilusio'yu Limni ve Taşoz Adaları ise Dorya'ya verildi. Böylece göç, meşhur tarihçi Gökçeadalı Kristobulos'un çabaları ile önlenmiş oldu. Aynı yıl içinde Palamede ölünce, bırakmış olduğu vasiyetinde hissenin çoğunu, ölen büyük oğlunun zevcesi ve çocuğuna bırakmakla beraber, Enez şehri, Gökçeada ve Semadirek adalarının idari sorumlusu olan küçük oğlu Dorino, bu vasiyetnameye iltifat etmeyip, babasının bırakmış olduğu bütün hisseye zorla sahip oldu. Onun namına Gökçeada'da Joannes Laskaris Enez'de valilik yaptı. Dorino idaresinde kardeşinin zevcesi ve oğlunu hiç gözetmediğinden, yakınları bu hareketin doğru olmadığını, hissesi olup da payını alamayan bu kadının padişaha şikâyette bulunabileceğini söylediler. Nihayet bu kadın, dayısını elçi olarak padişaha gönderdi. Bu zat, Dorino'nun haksızlığından bahsettikten sonra, padişaha karşı da İtalyanlarla anlaşmakta olduğunu, asker toplayarak Enez ve adalara muhafız tayin ettiğini kötü sonuçlanacağını anlattı.
Bunun üzerine padişah, Dorino'ya müsamaha yapılmamasını buyurdu. Kaptan Yunus Paşa, Dorino'yu getirmek için Semadirek Adası'na 50 çiftelik bir kayık gönderdiğinden, kendi de Dorino'nun memurlarını değiştirip ve idareyi tanzim için ada'nın Kefaloz Koyu'na yanaştı ve haberci göndererek, ada'nın idaresini Kristobulos'a verdiğini bildirdi. Dorino ise, korktuğundan Yunus Paşa'nın gönderdiği kayığa binmeyip önce Enez'e oradan Edirne'ye varıp, padişahın huzuruna çıkarak af diledi ancak Kaptan Yunus Paşa'nın bu kişinin normal biri olmadığını adaları kendi içlerinden birine verilmesinin doğru olduğunu bildirmesi üzerine, Dorino'ya sadece Trakya'da birkaç köy tahsis edilerek, ada'nın idaresi Kristobulos'a verildi. (1456) Gökçeada bu şekilde 1460'a kadar Osmanlı idaresinde kalmıştır.
Doğru ve dürüst bir insan olduğunu ispatlayan Kristobulos, Mistra Despotu Demetrios Paleologos'a mektup yazarak, Midilli ve Gökçeada'nın Osmanlı hükümdarlığı'ndan elde etmenin zamanı olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Paleologos, iki adamını Fatih'e gönderdi. O sırada Mora Fethi'ni tamamlamış olan Fatih, Despot Demetrios'a Limni ve Gökçeada'nın idaresini verdi. Gökçeada Venedik ve Osmanlılar arasında cereyan eden bazı olaylara sahne oldu. Papalık donanmasının ada'ya hücumu Kristobulos tarafından diplomasi ile savuşturuldu. Ada 1466'da Venediklilerin eline geçti ise de birkaç yıl sonra, kesin olarak 1470 yılında tekrar Türkler tarafından alındı. Ada halkının vergi haricinde devlete karşı bazı vazifeleri vardı. Ada'nın kalelerini ve yalılarını korumakla görevliydiler. Kendilerine hizmet karşılığı dirlik verilirdi. Ancak, meydana gelen zarar neticesinde dirlikleri ellerinden alınırdı. Gökçeada 17. yy ortalarında Girit Savaşı sebebi ile Venedik Donanması ile yapılan mücadelelere sahne oldu. 1655'te Kaptan-ı Derya olan Ali Paşa, donanma ile, boğaz, Venedik Donanması tarafından kapatılmış iken, Akdeniz'den çıkıp Girit'e gitmeye teşebbüs etmişti. Derya Beylerinin filoları Venedik donanması ile karşılaştığında, top atışları ile başlayan savaşın sonucu bilinmemektedir. Ada Venedik donanmasının, sık sık sığındığı bir yer oldu.
1698 tarihinde 73 parçalık donanma ile ada'nın kömür Limanı'na girip ada halkını haraca kesmiştir. Bu durumu öğrenen Boğazhisar muhafızı Vezir İbrahim Paşa, haberi İstanbul'a ulaştırdı. Bunun üzerine Mustafa Ağa 30 fırkatalık donanma ile Türk kıyılarını savunmak için Gökçeada'ya hareket etti. Bunun üzerine 21 Ağustos 1698'de Venedik donanması çatışmadan korkarak ada'dan kaçtı. Venedik donanmasını Midilli Adası'nın Zeytin Burnunda yakalayan Türk donanması, bu savaşı da zaferle kazandı. Balkan Savaşları sırasında, Kefaloz açıklarında, İmroz Deniz Savaşı adı altında bir savaş olmuştur. Savaşın ilk ateşini 16 Aralık 1912'de Barbaros ve Turgut Reis, Averof zırhlısına açmıştır. Yunan komutan muhabereyi kesip Mondros Limanı'na doğru hareket edince savaş bitmiş oldu. Çeşitli nedenlerle göçlerin yaşandığı Gökçeada, çok değişken bir nüfusa sahip idi; Lozan Anlaşması neticesinde, 22 Eylül 1923'te Türkiye Cumhuriyeti topraklarına fiilen katılmıştır.[5]
Yerleşim birimleri
Merkez / Çınarlı
Adanın merkezidir. Kamu kurumları ve nüfusun çoğu buradadır. Eskiden tarifeli seferler yapılmış olan bir havaalanı mevcuttur. Yunanca adı "Panaghia"dır. Kaleköy, Zeytinliköy, Eski ve Yeni Bademli köyleri çok yakındır.
Dereköy
Dereköy'den bir görünüm
Gökçeada'nın en yüksek tepelerinden biri olan araşa tepe'si.
Gökçeada Araşa tepesi eteklerindeki Azize Kiriaki Şapeli.
Adanın iç batı kesimindedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye'nin en büyük köyü olarak kabul edilmektedir. 1970'li yıllara kadar Gökçeada'nın en büyük köyü olma niteliğini korumuştur. Yoğun göç vermesi nedeniyle şu anda terk edilmiş durumdadır. Dereköy'ün Yunanca adı "Shinudi"dir. Meryem Ana bayramında (15 Ağustos) yurtdışına göç edenler, çocukları ve torunlarının geri dönmesiyle köy hareketlenir.
Kaleköy
Adanın kuzeydoğusundadır. Kaleköy iskelesi, I. Dünya Savaşı sırasında Fransız Donanma Kumandanlığı tarafından düzenlenmiş, 1970'li yıllarda Kuzulimanı'na yeni iskele yapılıncaya kadar tüm adanın ulaşımını sağlamıştır. Ancak küçük tonajlı gemilerin ve yatların yanaşması için uygundur. Bu yıllara kadar adanın ulaşımı, Ayvalık ve Gemlik adlı yolcu gemileri ile sağlanmıştır. Yunanca adı "Kastro"dur.
Haftada iki kez (Çarşamba ve Cumartesi) saat 23.00 civarında adaya ulaşan bu gemiler iskeleye yanaşamadıkları için yaklaşık 1,6 km açıkta demirlemek zorunda kalırlardı. Gemiler ile iskele arasında ulaşım balıkçı/süngerci tekneleri ile sağlanırdı. Kaleköy iskelesinin hemen sağ tarafında yer alan tepenin üzerinde köye eski ismini veren kale yer almaktadır.
Zeytinli
Tepeköy ve uzaklarda zeytinliköy barajı
Adanın kuzey iç kesimlerinde, Merkez ilçeye çok yakın eski bir Rum köyüdür. Hâlen küçük bir Rum kökenli nüfus yaşamaktadır. Ayrıca Fener Rum Patriği Bartholomeos'un doğum yeridir. Yunanca adı "Aya Teodoroi"dir. Köyde Rum İlkokulu bulunur.
Tepeköy
Adanın kuzeyinde bir Rum köyüdür. Hâlen küçük bir Rum kökenli nüfus yaşamaktadır. Yunanca adı "Agridya"dır. Köyde Rum Lisesi ve Ortaokulu bulunur.
Uğurlu
Türkiye'nin en batı noktasında yer almaktadır. Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur. Muğla ve Burdur illerinden 1970'li yıllarda ailelerin yerleştirilmesi ile köy teşekkül etmiştir. İlçe merkezine 25 km uzaklıktadır.
Ekonomisi tarım, hayvancılık, balıkçılık ve turizme dayalıdır. Ev pansiyonculuğu başlıca gelir kaynaklarından olup, çok sayıda pansiyon bulunmaktadır. Özellikle kamp severler için deniz ve doğanın birleştiği sakin koylar mevcuttur.
Köyde, ilköğretim okulu ve sağlık ocağı mevcuttur. Köyün içme suyu şebekesi ve kanalizasyon şebekesi bulunmaktadır. Köy içinin yolları taşla kaplıdır. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik, sabit telefon ve internet vardır. Uğurlu köyü denize 100 metre mesafede olmakla birlikte, adanın iki iskelesinden biri Uğurlu köyünde bulunmaktadır. Limni Adası'na 20 km mesafede bulunması itibarıyla adalar arası turizm, ilerisi için Uğurlu köyünün yeni yüzünü belirleyebilir.
Bademli
Adanın kuzeydoğusunda, merkez ilçe ile Kaleköy arasında yer alır. Bademli'nin Yunanca adı "Gliki"dir.
Yenibademli
Yeni kurulan köylerdendir, Ispartalı aileler iskan edilmiştir. Adanın kuzeydoğusundadır, motel ve pansiyon bölgesidir. Denize uzaklığı 500 metredir. Adanın en büyük köyüdür.
Eşelek
Yeni kurulan köylerdendir, Çanakkaleli aileler iskan edilmiştir. Adanın güneydoğusunda olan Eşelek, bir tarım bölgesidir ve sebze meyve üretilir.
Şahinkaya
Adanın yerleşik ilk Türk köyüdür. 1973-1974 yıllarında Trabzon ili Çaykara ilçesi Şahinkaya (Şur) köyünden iskân gelmiştir. Tarım, hayvancılık, son yıllarda pansiyonculuk yapılmaktadır. Köyün tam karşısı çam ormanı ile kaplıdır. Köyün içme suyu 3 farklı yeraltı kaynağının beslediği depodan gelmektedir. Köy adanın güney sahillerine yakın, Laz Koyuna 5 km civarındadır. Köy içinde zeytinyağı, bal, oğlak eti, kuzu eti, keçi peyniri temin edilebilir.
Şirinköy
Yeni kurulan köylerdendir, 80 sonrası Bulgaristan göçmenlerinin iskan edilmiştir.
Fatih
Adanın en kalabalık ve ada merkezinin bir kısmını içine alan bir mahalledir.
Tarihi yapılar
Camiler
Gökçeada Merkez Camii 1878
Adadaki camiler, nüfusun etnik yapısına bağlı olarak mimaride sınırlı yer bulmuştur. Osmanlı Dönemi'nden günümüze ulaşan tek cami, Çınarlı Mahallesi'nde bulunan ve günümüzde Merkez Cami olarak adlandırılan yapıdır.
Caminin kesin inşa tarihi bilinmemekle birlikte, 1878 tarihli Osmanlı arşiv belgelerinde Hamidiye Camii ile birlikte anıldığı, 1885 ve 1889 tarihli belgelerde ise padişahın adına izafeten inşa edilmiş bir camiden bahsedildiği görülmektedir. Ayrıca, 1895 tarihli bazı tarihî yayınlarda adada yalnızca bir caminin varlığına dikkat çekilmektedir. Bu belge ve kaynaklardaki bilgiler göz önüne alındığında, söz konusu yapı ile bugünkü Merkez Cami'nin aynı yapı olması kuvvetle muhtemeldir.
Gökçeada Harput Camii
Kayıtlara göre 1907 yılında büyük oranda yenilenen cami yakın zamanda da esaslı bir onarım geçirmiştir. Kuzey-güney yönde dikdörtgen prizmal bir kütle teşkil eden cami kırma çatı ile örtülür. Sonradan eklendiği anlaşılan kuzeydoğu köşedeki minare, caminin genel boyutlarıyla orantılı ve dengeli bir görünüm sergilemektedir. Kaba yontu ve moloz taştan inşa edilen yapının pencere söve ve lentoları ise düzgün kesme taştan yapılmıştır. Yalın mimarisi ve mütevazı boyutlarıyla mahalle mescidi niteliği taşıyan cami, çevresindeki mimari doku ile uyum içindedir.
Yapının kuzey ekseninde yer alan sade bir kapıdan girilen harim, ahşap düz tavanla örtülüdür. İç mekân, zaman içinde sıvanıp badana edilmesi nedeniyle özgün tarihî dokusunu büyük ölçüde yitirmiştir.
Merkez Camisi dışında Gökçeada'da farklı bir tarihi cami bulunmasa da mübadele öncesi Biga'da yer alan Eşelek Köyü, mübadele sonucu adaya yerleştirildiğinde eski köy camisinin minaresini de beraberlerinde getirmişlerdir. Bu iki cami ile birlikte Gökçeada'daki köylerde sonradan yapılan pek çok Gökçeada camileri bulunmaktadır.
Kilise ve manastırlar
Gökçeada, tarih boyunca farklı uygarlıkların egemenlik mücadelesine sahne olmuş; bu nedenle dili, mutfağı, mimarisi ve dini yapıları zamanla köklü değişimlere uğramıştır. Bu çok katmanlı tarihsel süreç, adada camilerin yanı sıra Rumlardan kalma kilise ve manastırların da varlığını sürdürmesine olanak tanımıştır. Resmî kayıtlara göre 19. yüzyıl sonlarında adada sekiz kilise bulunmakta olup, yapılan araştırmalar bu sayının on bire ulaştığını göstermektedir.
Gökçeada merkezindeki üç mahalleden biri olan Çınarlı Mahallesi'nde yer alan Aya Panayia Kilisesi, 1835 yılında inşa edilmiş olup günümüzde de ibadete açık olan kiliseler arasındadır. Merkezin bir diğer mahallesi olan Fatih Mahallesi'nde ise Metropolitan Kilisesi yer alırken, Yeni Mahalle'deki Aya Varvara Kilisesi, hemen yanındaki eski çeşme ile dikkat çekmektedir. Adanın sahil kesimindeki tek yerleşim yeri olan Kaleköy'de bulunan Aya Marina Kilisesi ise restore edilmiş kiliseler arasında yer almaktadır.
Adanın bilinen en eski kilisesi, Zeytinliköy'deki Agios Georgios Kilisesi'dir. Bu köy aynı zamanda, dünya genelindeki yaklaşık 300 milyon Ortodoks Hristiyan'ın ruhani lideri olan I. Bartholomeos'un 1940 yılında doğduğu yerdir. 1991 yılında İstanbul Rum Ortodoks Patriği ilan edilen Bartholomeos, doğduğu Zeytinliköy'deki evini yılda birkaç kez ziyaret etmektedir. Tepeköy'de, 1832 yılında inşa edilmiş olan Evangelismos Teotoku Kilisesi ile birlikte eski bir Rum mezarlığı da bulunmaktadır.
Gökçeada'nın Rum köylerinden biri olan Dereköy'de ise ibadete açık iki kilise mevcuttur: Köy girişinde yer alan Hagia Marina Kilisesi ve çarşı merkezindeki Koimesistis Theotokos Kilisesi. Her iki yapı da 1800'lü yılların başlarında inşa edilmiştir.
Manastırlar
Kiliselerle birlikte adada yaklaşık 360 şapelin varlığından söz edilir. Halkın ‘manastır' olarak da adlandırdığı şapeller ibadetin yanında, kötülüklerden korumak ve bereket getirmesi amacıyla, başta kent merkezleri olmak üzere adanın her yerine inşa edilmiştir.
-
Tepeköy Kilisesi
-
Zeytinliköy Kilisesi
-
Hagia Panaghia Kilisesi
-
Dereköy Kilisesi
-
Yenimahalle Kilisesi
-
Fatih Mahallesi'nde bir şapel.
-
Gökçeada Tepeköy'de bir şapel
-
Gökçeada Barajının yakınında bir şapel
-
Kaya Mezarları
Kaya mezarları adanın birçok noktasında bulunmaktadır, ancak mezarların hepsi tahrip edilmiştir. Mezarların hangi dönemde yapıldıkları bilinmemektedir.
Ada'daki kaya mezarları genellikle tuz gölü yakınındaki eski askeri bölge ve Kokina Mevkii'nde bulunmaktadır.
Kaleler
Gökçeada'da 2 tane kale bulunmaktadır kalelerden bir tanesi ve en meşhur olanı Kaleköy'de bulunmaktadır diğeri ise pek bilinmemektedir ve Dereköy'de bulunmaktadır.
Yukarı Kaleköy mevkiinde bulunan İskiter kalesi adanın en eski yapılarından birisidir. Cenevizliler tarafından inşa edilen kalenin surlarının bir kısmı hala ayaktadır. İskiterkalesi, Çınarlı Ovasına hakim bir tepededir. Kalenin bulunduğu mevkiden aşağı Kaleköy, Yeni bademli, Eski bademli ve Zeytinli köyleri net olarak görülebilir.
Ayrıca, yapısı nedeniyle tıpkı bir yelkeni andıran ve ancak denizden ulaşılabilen Yelkenkaya'yı da kuzeydoğu yönüne bakıldığında görmek mümkündür.
Dereköy mevkiinde bulunan İskinit kalesi adanın en eski yapılarından birisidir. Tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Halk arasında Şeytan veya Korsan kalesi olarak'da geçmektedir. Gökçeada'ya hakim bir tepede bulunmaktadır kale adanın her noktasını görebilmektedir. Kale'ye ulaşmak ise oldukça zordur yüksek bir nokta'da bulunmaktadır ve bu noktaya giden bir yol veya patika yoktur.
-
Çamaşırhaneler
Çamaşırhaneler ada geleneğinde önemli bir yere sahipti. Geçmiş yıllarda, her köyün özel bir çamaşır yıkama günü olmakta ve kadınlar arasında aynı zamanda haberleşme ve yiyecek-içecek sunma günü olarak geçmekteydi.
Anadolu'da "yunak" olarak da adlandırılan çamaşırhaneler, kadınların belirli günlerde toplanıp çamaşır yıkadıkları ve sonrasında kapılarını kapatarak yıkandıkları yapılardır.
Ada'daki hemen her köyde birden çok çamaşırhane bulunmaktaydı. Bunlar bir cephesi açık veya kapalı dikdörtgen planlı basit yapılardır. Geleneksel yığma taş duvarla inşa edilen yapıların üzerleri kiremit kaplı kırma çatılarla örtülüdür. İçerisinde yer alan çeşmeler, kazanlarda suların ısıtıldığı ocaklar, çamaşır yıkama tekneleri, sekiler, malzemelerin konduğu nişler ve suların atıldığı açık kanallar bu yapıların temel unsurlarıdır.
Dereköy'deki Hagia Panaghia Kilisesi yanında yer alan çamaşırhane bunların anıtsal bir örneğini teşkil eder.
-
Fatih Mahallesi Çamaşırhanesi
-
Dereköy Çamaşırhanesi
-
Tepeköy Çamaşırhanesi
-
Eski Bademli Çamaşırhanesi
-
- 1929 - Nadir Han, Afganistan Kralı oldu.
- 1933 - Albert Einstein, Almanya'dan Amerika'ya kaçtı.
- 1938 - Atatürk ilk ağır komaya girdi.
- 1950 - Türkiye'nin de Kore Savaşı'na katılmasıyla 500 kişilik ilk Türk askerî birliği Kore'ye ulaştı ve Pusan'da karaya çıktı.
- 1951 - Türkiye'nin NATO'ya katılmasıyla ilgili protokol, Londra'da imzalandı.
- 1962 - Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, siyasi Af Kanunu'nu imzaladı; 258 Yassıada hükümlüsünün tahliyesi başladı.
- 1966 - Birlik Partisi kuruldu. Parti Genel Başkanlığına Hasan Tahsin Berkman getirildi. Partinin amblemi Ali'yi simgeleyen bir aslan ve onun çevresinde 12 imamı temsil eden 12 yıldız olarak belirlendi.
- 1987 - Eski cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Devlet töreninden sonra Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi.
- 1989 - Başbakan Turgut Özal, Cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıkladı.
- 2010 - Necmettin Erbakan, Saadet Partisi Genel Başkanlığına seçildi.
Doğumlar
- 1913 - Faik Türün, Türk asker ve siyasetçi (12 Mart dönemi komutanlarından) (ö. 2003)
- 1930 - İsmail Akbay, Türk mühendis (ö. 2003)
- 1953 - Muhittin Korkmaz, Türk tiyatro ve sinema oyuncusu (ö. 2020)
- 1953 - Özkan Uğur, Türk müzisyen, sinema ve dizi oyuncusu (MFÖ grubunun üyesi) (ö. 2023)
- 1960 - Burhan Çaçan, Türk halk müziği sanatçısı (ö. 2023)
-
Burhan Çaçan
Genel bilgiler
Unvanı
Türkülerin Efendisi
Doğum
17 Ekim 1960
Eleşkirt, Ağrı, Türkiye Ölüm 12 Ocak 2023 (62 yaşında)
Florya, Bakırköy, İstanbul, Türkiye Defin yeri Edirne Kapı Şehitler Mezarlığı Tarzlar Arabesk · Türk halk müziği Meslekler Ses sanatçısı · söz yazarı · besteci · oyuncu Çalgılar Saz Etkin yıllar 1978-2023 Müzik şirketi Altın Plak (1981)
Göksoy Plak (1982, 1986-1987)
Türküola Müzik (1983)
Bayar Müzik (2010)
Burhan Çaçan Müzik (1988-2008, 2011-2018) Eş Yasemin Çaçan
(e. 1991; ö. 2023) Önemli çalgılarBurhan Çaçan Mezarı
Burhan Çaçan (17 Ekim 1960, Ağrı - 12 Ocak 2023, İstanbul[3]), Türk halk müziği sanatçısı.
Ailesi
12 kardeşli bir ailede doğdu. Babası Berazi Aşireti'nin Ağası olan Reşit Çaçan Demokrat Parti Eleşkirt ilçe başkanıydı. Babası 55'ler Olayı'nda sürgün edilen isimlerdendi. Burhan Çaçan babasını uzun süre tanımadı.
Sanatı
1978 yılında TRT Erzurum Radyosunun açmış olduğu amatör sesler yarışmasını kazandı. Radyo korosunda eğitim gördü. Ankara'ya, ardından İstanbul'a gitti. Halit Kıvanç'ın kendisini TRT'ye çıkarmasıyla tanınırlığı başladı. Neşe Karaböcek'in firması aracılığıyla 1981 yılında ilk albümünü çıkardı. Sefa Geldin, Ben Yarime Neler Alayım, İpek Mendil, Memik Oğlan, Ayaz Geceler, Yağ Yağmur ve Vurun Dalgalar isimli albümleri ile müzik dünyasında yer edindi. Ağlama, Her Yer Karanlık, Ayaz Geceler ve Yağ Yağmur isimli dört sinema filmi çekmiştir. İlahiler 99 ve Mevlüt ve İlahiler isminde iki tane de ilahi albümü yapmıştır. Süleyman Demirel'in de katılımıyla 1991 yılında Hilton Otel'de evlendi. Bu evlilikten Furkan ve Kutsal adında iki çocuğu oldu.
1981 yılında yönetmenliğini Yücel Uçanoğlu’nun yaptığı “Makber” filminde başrollerinde Burhan Çaçan, Pembe Mutlu ve Ahmet Mekin oynadı. 1986 yılında "Ağlama Yavrum", 1987 yılında "Yetim Cemo", 1987 yılında "Her Yer Karanlık" sinema filmleri ile sevenlerinin karşısına çıktı. 1988 yılında çıkardığı “Ayaz Geceler” albümü ile büyük çıkış yakaladı, 1989 yılında da “Yağ Yağmur” adlı albümünü çıkardı. Ardından 1990 yılında “Vurun Dalgalar” albümünü çıkaran Burhan Çaçan, bu üç albümün aynı ismini taşıyan filmler yaptı.
Çaçan, şimdiye kadar “Altın Kelebek, Müzik Oskarları, Müyap, Müzik Magazin” gibi önemli organizasyonlarda Yılın Sanatçısı, Yılın Albümü ve Yılın Türküsü dallarında sayısız ödüller almıştır. "BÇ Müzik" adında müzik şirketi kurmuş kendi ve diğer birçok sanatçıların albümleri bu müzik şirketinden müzik sevenlere ulaşmıştır. Burhan Çaçan aynı zamanda sanat camiası içinde efendiliği ve alçak gönüllüğü ile çok sevilen bir sanatçı haliyle bilinir. Diğer türkücü meslektaşlarının aksine magazinden uzak durması ve özel hayatını gizlilik içerisinde yaşamasından dolayı Türk Halkı tarafından çokça beğenilen bir sanatçı olmuştur. 2000'li yıllardan sonra büyük ölçüde ticarete yönelen Burhan Çaçan vefatına kadar İstanbul Nişantaşı'nda otel ve turizm sektörleriyle ilgilenmiştir. 1981 yılında "Sefa Geldin" albümü ile müzik yaşantısına başlayan usta yorumcu bu zamana kadar 28 albüm, 6 sinema filmi ile sayısız konser vermiştir. Son albümü olan "Buda Mı Yalan?" albümünü 2018 yılında hayranlarının beğenisine sunmuştur.
Ölümü
12 Ocak 2023 tarihinde İstanbul Florya'daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu 62 yaşında öldü. Cenazesi hayranlarının yoğun katılımıyla Fatih Cami'sinde düzenlendi.[4] Cenazesi İstanbul'daki Edirnekapı Şehitliği'nde toprağa verildi.[5]
- 1971 - Deniz Uğur, Türk sinema, tiyatro, dizi oyuncusu ve senaryo yazarı
- 1972 - Tarkan, Türk şarkıcı, söz yazarı, besteci, yapımcı ve aranjör
- 1976 - Nil Karaibrahimgil, Türk şarkıcı
- 1986 - Görkem Sevindik, Türk oyuncu
Ölümler
- 33 - Yaşlı Agrippina, Roma İmparatorluğu'nun 1. yüzyılında yaşamış en etkili kadınlardan biri (d. MÖ 14)
- 532 - II. Bonifacius, 17 Eylül 530'dan öldüğü 17 Ekim 532 tarihine kadar papalık yapmış Cermen din adamı
- 866 - Mustain, 862-866 döneminde hükümdarlık yapan on ikinci Abbasi halifesi (d. 836)
Müstaîn (Abbâsî halifesi)
MustainEbu'l-Abbas Ahmed el-Mustain Abbâsî Halifesi Hüküm süresi 862 – 866 Önce gelen Muntasır Sonra gelen Mu'tazz Doğum 836 Ölüm 866 Tam adı Ebû’l-'Abbâs "el-Mûsta'in bi’l-Lâh" ʿAhmed bin Muhammed el-Mu'tasım Hanedan Abbâsî Hanedanı Babası Muhammed bin Mu'tasım Dini Sünni İslam
Mustain veya el-Mûsta'in bi’l-Lâh Tam Adı: Ebû'l-'Abbâs "el-Mûsta'in bi’l-Lâh" ʿAhmed bin Muhammed el-Mu'tasım (Arapça: أبو العباس "المستعين بالله" أحمد بن محمد بن عباس المعتصم; Ebū el-ʿabbās "el-mustaʿīn bi-llāh" ʾaḥmed bin muḥammed bin 'Abbâs el-muʿtaṣim) (d. 836 - ö. 866) 862-866 döneminde hükümdarlık yapan on ikinci Abbasi halifesi.
Yaşamı
Ayrıca bakınız: Sâmerrâ'da Anarşi
Muntasır'ın ölümü üzerine Abbasi ordusunun yüksek Türk asıllı subayları, halifenin yerine gelecek yeni kişiyi seçmek için bir toplantı yaptılar. Mus'tain taht adını alan Mutasım'ın bir diğer torunu olan Ebû'l-'Abbâs Ahmed'i tahta geçirdiler.
Bu seçim Bağdat'ta bulunan diğer Mağrip kökenli ordu birlikleri ve Araplar tarafından iyi karşılanmadı. Bu gruplar, Türk subaylarına karşı hücuma geçtiler; şehirdeki zindanları açıp burada tutulan kişileri alıkoydular. Silah depolarına hücum edip mühimmatları yağmaladılar. Ancak Türk ve Berberî mensuplardan oluşan askerî birlikler, yetkin Türk subayların önderliğinde toparlanarak isyancılar üzerine yürüdü. Gerçekleştirilen çarpışmalar neticesinde isyan kısa sürede kontrol altına alındı, şehirde asayiş yeniden sağlandı ve isyancıların önemli bir kısmı etkisiz hâle getirildi.
Bağdat'ın valisi olan Tahiroğulları hanedanı kurucusu Tahir'in torunu olan Muhammed Arap, yerel halkı halifenin seçimi hakkında verilen karara uymaya ikna etmeye çalışmış ve halkı ikna etmiştir. Böylece Mustain ülke genelinde yeni halife olarak tanınmıştır. Bazı Abbasi komutanları, Mutazz ve kardeşi Müeiyed'ı halifelik iddialarından vazgeçmeye zorladı. Halifelik haklarından vazgeçmeleri karşılığında mallarının, ellerinde bulunan mülkleri ve canlarının bağışlanacağı belirtildi.
Ancak Bağdat'ta, Mu'tez ve kardeşini destekleyen yeni gösteriler meydana geldi. Bunun üzerine Türk asıllı komutanlar, her iki kardeşin de idam edilmesini ve bütün mal varlıklarının müsadere edilmesini gündeme getirdiler. Ne var ki Vezir'in müdahalesi sonucunda bu karardan vazgeçildi. Buna rağmen Mu'tez, Sâmerrâ'da gözetim altına alınarak tutuklandı. Vezir'in bu nispeten ılımlı tutumu Türk askerî çevrelerinin tepkisini çekti. Nitekim Türk askerleri, karşılık olarak Vezir'in bütün mal varlığına el koydular ve onu görevden uzaklaştırarak Girit'e sürgüne gönderdiler. Bu gelişmelerin ardından Türk komutan Atamış devlet idaresinde ön plana çıkarken diğer nüfuzlu Türk subaylar taşra eyaletlerine vali ve askerî kumandan olarak tayin edildiler. Böylece Abbâsî Devleti'nin siyasî ve idarî mekanizmaları üzerinde Türk askerî zümresinin belirleyici etkisi daha da güçlenmiş ve fiilî yönetim büyük ölçüde onların kontrolüne geçmiştir.
Son elli yıl boyunca Abbâsî-Bizans sınır hattında gerçekleştirilen mevsimlik akınlar, İslâm ordularının askerî faaliyetlerinin önemli bir parçası hâline gelmişti. Bu seferlerde Müslüman kuvvetler, Anadolu içlerine kadar ilerleyerek ganimet elde ettikten sonra geri dönmekteydi. Ancak 862 yılında, iki ayrı koldan gönderilen yaklaşık üçer bin kişilik akıncı birlikleri Bizans kuvvetleri tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Birliklerin komutanları da dâhil olmak üzere neredeyse tamamı imha edildi. Bu beklenmedik mağlubiyetin haberi Bağdat'a ulaştığında şehirde büyük bir infial meydana geldi. Halk, geniş çaplı gösteriler düzenleyerek Bizans'a karşı yeni bir cihad seferi tertip edilmesini talep etti. Aynı zamanda yaşanan askerî başarısızlığın sorumluluğu, devlet yönetimi üzerinde büyük nüfuz sahibi olan ve halifelerin belirlenmesinde etkin rol oynayan Türk askerî çevrelerine yüklendi. Gösteriler sırasında hapishaneler basılarak mahkûmlar serbest bırakıldı, nehir üzerindeki bazı köprüler tahrip edildi ve şehirde asayiş ciddi şekilde bozuldu. Bizans'a karşı yeni bir sefer düzenlenmesi yönündeki çağrılar, Abbâsî Devleti'nin çeşitli Arap eyaletlerinde de karşılık buldu ve çok sayıda kişi Bağdat'a yönelmeye başladı. Benzer şekilde Sâmerrâ'da da halk hareketleri ortaya çıkmış, hapishaneler boşaltılarak merkezi otoriteye karşı hoşnutsuzluk açık biçimde ortaya konulmuştur.
Fakat Türk komutanlar bunlara pek aldırmadılar. Kendi aralarında bölünmüşler ve kardeş kavgasına girişmişlerdi. Kendi kışlaları yakında olan Samarra'daki isyan hareketlerini bastırdılar ama Bağdat'ı kendi haline bıraktılar. Alt komutanlardan olan Küçük Boğa ve [Vasîf et-Türkî|[Vasîf]] adındaki subaylar üst komutan olan Atamış aleyhinde bir hareket hazırladılar ve Atamış'ı devletin gelirlerini Halife Mustain'in annesine ve etrafındakiler vererek çarçur etmekle suçladılar. 864'te Türk askerler sarayda bulunan Atamış'a hücuma geçtiler. Atamış kaçmaya çalıştı ama başaramadı ve Halife'den kendini korumasını istedi. Saray iki gün süren muharasadan sonra teslim oldu. Atamış yakalandı ve idam edildi. Samarra'daki saraylılar bürokrasisi ise Halife Mustain'i kuzeni Mutazz'i halife seçme ile tehdit edip halifeyi ülkenin idaresinden tamamıyla ayırmışlardı.
Abbâsî ülkesindeki diğer bölgelerinde de asayiş bozulmuştu.
864'te Küfe'de halk Peygamber'in sülalesinden olan Yahya etrafında toplanıp merkezi idareye isyan etmişti. Yahya civardaki Abbasi ordularını hemen elemine etmişti. Ama bu sefer üzerine merkezden ordular gönderildi ve sonunla Yahya mağlup edildi. Kesik başı önce Samarra'ya gönderilip orada halka teşhir edildi. Sonra teşhir edilmek üzere Bağdat'a gönderildi. Fakat Yahya'nın başını görmek için büyük bir kalabalık toplandı ve bunlar bir peygamber sülalesinden gelen kişinin öldürülmesi aleyhtarıydılar. Hemen idareci Türkler tarafından kesik baş gösterme yerinden alınıp silah deposuna konuldu.
Ülkenin doğusunda ise yine 864'te idareci Tahiri hanedanı hükümdarları Abbasilere bağlılardı ve halifeye sağladıkları büyük destekleri ile bilınmekteydiler. Fakat Tahiriler bir taraftan Silistan'da ortaya çıkan 'in hücumuna maruz kaldilar ve diğer taraftan da Tabaristan'da Şiilerinden baskı altındaydılar. Artık Tahiri idaresi çökmek dönemine girmişti. Tabaristan'daki Şiiler tam bu sırada 50 yıl sürecek bir Şii hanedanı kurmuşlardı; Irak üzerine yürümeye tehdit etmekteydiler ve merkezi Abbasi ordularının üzerlerine gönderilmesi gerekmekteydi.
Güney de ise Arabistan'da bir diğer Şii taraftarı kendini halife ilan etmiş ve büyük bir yağmacı bedevi ordusu kurmuştu. 865'te bu yağmacı ordu Hicaz'da karşı harekete geçti; hicaz'da etrafı yağmaladı; Kabe'ye girip Mekke'yi talan etti. Kutsal şehirlere hücum etmemek için bu şehirlerden büyük haraç tazminatları topladı. Bin kadar hacı adayını ve hacıyı öldürdü. Yıl sonunda bu güruh ordu Cidde'ye çekildi.
865 yılı bir büyük isyan ve anarşi yılı olmuştu. Musul'da, Filistin'de, Hums'ta, İsfahan'da anarşi ve asayişsizlik almış yürümüştü.
Diğer tarafından 865'ın başından itibaren Halife Mustain'in durumu kötüden felakete gitmekteydi. O yıl başında Mustain Samarra'dan Bağdat'a gelmişti. "Küçük Boğa" adlı bir başka Türk komutan; Vasif asli diğer bir Türk komutan ve Baghir adli üçüncü bir Türk komutan, Mütevekkil'in ölümünden sonra ona verilen malike arazilerinin yeniden dağıtılması hakkında bir anlaşmazlığa girmişlerdi. Bu çok geçmeden bir silahlı çatışmaya dönüştü. Halife Mustain, Bagir'in taraftarlarının kendini öldürmeye hazırlandıklarını öğrendi. Ordunun diğer Türklerinin desteğiyle Bagir'i yakalatnıp zindana koydurdu ve çok geçmeden idam edilmesini sağladı.
Ordunun isyanı, Bağdad Kuşatması ve Mustain'in öldürülmesi
Ana madde: Abbâsî İç Savaşı (865-866)
Bagir'i idam edilmesi haberini alan Samarra'daki Türk güçleri çok kızıp ayaklandılar. Halife Mustain, Küçük Boğa ve Vasîf ile birlikte Samarra'dan kaçıp apar topar nehri sandalla geçip Doğu Bağdat'a kaçmak zorunda kaldı. Ayaklanan Türk orduları halifeye elçi olarak bir Türk subaylar heyeti gönderdi ve Halife'nin Samarra'ya geri dönmesini istediler. Halife bunu kabul etmedi ve iki taraf arasında çıkan çok şiddetli müzakereler sırasında elçi Türk subaylardan birisi bir tokat yedi.
Neticesiz kalan bu müzakereden sonra Samarra'ya dönen Türk subaylar içlerinden birinin müzakere sırasında bir tokat yemesini büyük bir hakaret olarak kabul ettiler. Samarra'daki tüm Türk asker kışlaları isyancı haline dönüştü. Bunlar Halife Mustain'in kuzeni Mutazz'ı hapis edildiği yerden çıkararak onu Halife ettiler.
Birkaç hafta geçmeden 50.000 Türk ve Horasanlı ve 2.000 Mağrıplı Berber asıllı askerden oluşan ordu Mutazzz'ın kardeşi Ebu Ahmed idaresinde Bağdat'a yöneldi. Bağdat'taki birlikler ve Bağdad halkı şehri savunmak için siperler, erzak, silahlar hazırladılar. Şehir kapıları önüne mancınıklar yerleştirdiler ve bunlarda kullanılacak yanan nafta için depolar kurdular. Bağdat'ın bu 865'teki kuşatılması da birçok trajedi yarattı. Zafer bazen kuşatılanlara bazen de kuşatanlara gider gibi oldu. Bağdadlılar dışarıdan yatdım beklemekteydiler. Rakka'dan gelmekte olan bir Arap destek ordusu şehri saran Türk orduları tarafından yenilip elemine edildi. Bu ordunu Arap komutanının "Peygambersiz ve melek desteği olmadan Araplar şimdi ne yapabilirler." dediği yazılmıştır. Gerçekten şehri koruyanların çoğu Araptı ve onlara destek gelmemekteydi. Aylar süren kuşatmadan sonra şehri kuşatan Mutazz'in Türk askerlerin oluşan ordusu üstün basmaya başladı. Halife Mustain'in etrafında kendini tutanlar ise yavaş yavaş ayrılmaya başladılar. Bağdat'ın Tahiri valisi de durumun kötüye gittiğini görmekteydi ama Halife Mustain'e desteğini hiç eksiltmemişti.
Ancak sonunda Bağdad içindeki entrikalar ve her tarafta olan ihanet korkusu dolayısıyla Tahiri valisi Mustain ile konuştu ve onun Halifelikten Mutazz lahine ayrılmasını ilan etmeye ikna etti. Bu anlaşmaya göre Müsatın Hicaz'a çekilecek ve yeter bir gelirle Medine'de yaşayacaktı. Sonuna kadar kendine sadık kalan Küçük Boğa ve Vasîf'a da eyalet valiliği verilecekti. Bağdat'taki devlet hazinesi Bağdat'ı savunanlarla ve kuştatici Türk orduları arasında bölüştürülecek ve kuşatıcılara iki misli daha fazla hak tanınacaktı. Tahiri Bağdad valisi bu anlaşMayısı yazıya geçince Bağdat'taki saray ve devlet bürokratlarına yapılabilecek en iyi imkânın bu olduğunu anlattı ve onları yeni halifeye biat etmek için Samarra'ya gönderdi. Yeni halife olarak kabul edilen Mutazz da bu anlaşMayısı kabul etti ve 866 yılının ilk günlerinde Bağdad da yeni halifeye teslim oldu.
Yeni Halife Mutazz Samarra'da bulunan Mustain'in ailesi ile annesini, Mustain'in yanina Bağdat'a gönderdi. Ama Mustain'in bütün mal ve mülkleri müsadere edilmişti. Mustain Medine'ye gönderilmeyi beklemekteydi. Ama Halife Mutazzz sözünde durmadı ve Mustain'i Bağdat'ta tuttu. Çok geçmeden Mutazz Bağdat'a Mustain'i idam etmek için bir adamını gönderdi. Bu cellat Mustain'in kesik başı ile Samarra'da yeni halifenin huzuruna çıkıp kesik başı ona gösterdiği zaman o vakit satranç oynamakta olan Mutazz'ın "Kesik başı bir yere koy; satranç oyunu bitince ben bakarım" dediği yazılmıştır. Oyun bitince kesik kafanın Mustain'e ait olduğunu araştırıp öğrenince cellata 500 altın bahşiş vermiştir.
- 1806 - Jean-Jacques Dessalines, Haiti imparatoru (d. 1758)
- 1967 - Puyi, Çin İmparatoru (d. 1906)
- 2002 - Soner Ağın, Türk tiyatro ve sinema oyuncusu, seslendirme sanatçısı ve yönetmen (d. 1945)
- 2014 - Arif Doğan, Türk asker (d. 1945)
- 2018 - Ara Güler, Ermeni asıllı Türk gazeteci, foto muhabiri ve yazar (d. 1928)
- 2024 - Vural Çelik, Türk sinema, tiyatro ve dizi oyuncusu (d. 1973)
Tatiller ve özel günler
17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü; dünyada ve Türkiye'de çalışan ve emekli olan astsubayların kutladığı bir bayramdır. İlk olarak 17 Ekim 2012 tarihinde TEMAD'ın kuruluş gününde kutlanmaya başlanmıştır.
Yabancı ülke büyükelçi ve askerî ataşeleri, siyasi liderleri, hükûmet mümessilleri ve astsubayların iştirakiyle her yıl kutlanan bir gün hâline gelmiştir.
Tarihçesi
Türk Silahlı Kuvvetlerinde astsubaylık vazifesinden emekli olan Yüksel Binici'nin başlatmış olduğu çalışmalar sonucu Dünya Astsubaylar Günü olarak kabul görmüştür. Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) Yönetim Kurulunun 19 Mart 2012 tarihinde yaptığı toplantıda Yüksel Binici'nin Genel Başkan Yardımcısı olarak yaptığı teklif üzerine 17 Ekim tarihlerinin Dünya Astsubaylar Günü olarak kutlanması kararı alınmıştır.
17 Ekimde Kutlanma Nedeni
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği'nin kuruluş günü 17 Ekim 1984 olduğundan dolayı bu tarihte kutlanmaktadır.
Kutlamalar
17 Ekim 2012'de tertip edilen ilk kutlamada astsubay konularının ele alındığı panel düzenlenmiş, astsubay ve eşlerinin hazırladığı resim ve fotoğraf sergisi açılmış, TEMAD Kupası at yarışları koşulmuştur. Emekli Astsubay Mustafa Yıldız'ın dünya bisiklet turu ve Büyük Ankara Yürüyüşünün yanı sıra 2011 Eurovision Şarkı Yarışması birincisi Azerbaycanlı sanatçılar Nigar Cemal ve Eldar Kasımov'un katılımı ile büyük konser icra edilmiştir. Benzer programlar sonraki senelerde de icrâ edilmiştir.
![]()
Yorumlar
Yorum Yap