Tarih

17 şubat 1959 - Başbakan Adnan Menderes ve beraberindekileri Londra'ya götüren THY'nin SEV uçağı, Gatwick Havalimanı yakınlarında düştü; Menderes kurtuldu

Eşref Turgut Bitlis (1 Nisan 1933 – 17 Şubat 1993) Türk asker. Eski Jandarma Genel Komutanı. 17 Şubat 1993 tarihinde bindiği uçağın düşmesi sonucu öldü.

17 şubat 1959 - Başbakan Adnan Menderes ve beraberindekileri Londra'ya götüren THY'nin SEV uçağı, Gatwick Havalimanı yakınlarında düştü; Menderes kurtuldu

17 Şubat Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 48. günü

 

Olaylar

  • 1600 - İtalyan filozof Giordano Bruno, aykırı görüşler savunduğu için Roma Katolik Kilisesi'nin Engizisyon mahkemesinde yargılanıp sapkın ilan edildi ve Roma'da diri diri yakılarak idam edildi.
  • 1867 - Süveyş Kanalı'ndan ilk gemi geçti.
  • 1895 - Müziğini Çaykovski'nin bestelediği Kuğu Gölü Balesi, ilk gösterisini Sankt-Peterburg'da (Rusya) yaptı.
  • 1915 - Barbaros Hayreddin ve Turgut Reis muharebe gemileri, savunmaya katılmak üzere Nara'ya geldi.
  • 1916 - Doğu cephesinde Ruslar, Muş'u işgal etti.
  • 1917 - Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığı'na atanan Mustafa Kemal, bu görevi kabul etmedi.
  • 1920 - Osmanlı Mebuslar Meclisi, kabul ettiği Misak-ı Millî'nin basında yayınlanmasını ve bütün yabancı parlamentolara bildirilmesini kararlaştırdı.
  • 1921 - Ankara dışındaki İstiklal Mahkemeleri kaldırıldı.
  • 1923 - İzmir'de, Cumhuriyetin 1. iktisat kongresi olan İzmir İktisat Kongresi düzenlendi.
  • 1923 - Mustafa Kemal, ikinci defa Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçildi. Meclise 7 işçi, 1 çiftçi kadın katıldı. Kapanış konuşmasını Rukiye Hanım yaptı.
  • 1925 - Aşar Vergisi kaldırıldı. Basın, aşarın kaldırılmasını büyük bir devrim olarak sundu.
  • 1926 - Türk Medeni Kanunu kabul edildi.
  • 1926 - Ankara'da Devlet Resim Sergisi açıldı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, sergiyi ziyaret etti
  • 1935 - İstanbul'da kartopu oynanması yasaklandı.
  • İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    GONCA KOCABAŞ - MİLLİYET TATİL

    #İstanbul Boğazı#kış#milliyettatil

    İstanbul Boğazı’nın donduğu, kar topu oynamanın yasaklandığı bir zaman düşünün. 1935 ve 1954 yıllarında yağan kar, koca şehri adeta felç etmişti. Hal böyle olunca 1935 yılında, belki de dünyanın en garip yasaklarından biri İstanbul’da uygulanmaya başlanmıştı.

    İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    Küresel ısınmayla beraber, eskisi kadar kar yağışına şahit olmuyoruz. Özellikle metropol şehirlerde kar görmek giderek azalıyor.

    Tarihimizi 1935 ve 1954 yıllarına çevirdiğimizde ise bambaşka bir İstanbul ile karşılaşıyoruz. 1935 yılında İstanbul’u beyaz örtü ile örten yoğun kar, daha önce duyulmamış bir yasağı da beraberinde getirmişti.

    İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    Marmara denizinin donduğu, insanların işlerine, çocukların okullarına gidemediği bir döneme girilmişti. Yollar, kaldırımlar, bahçeler her yer karla kaplanmıştı.

    İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    İşine gidemeyen, okula gidemeyen herkesin tek eğlencesi doğal olarak dışarı çıkıp kar topu oynamak olmuştu.

     

    İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    Tüm İstanbul halkı, sokaklara çıkıp tanıdık tanımadık birbirleriyle kar topu oynuyordu. Fakat o yıl İstanbul halkının eğlencesi yarım kaldı.

    İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    İçi buz dolu kar topları, atılan kişileri ciddi ölçüde yaralamaya başlayınca, İstanbul dünyanın en ilginç yasaklarından biriyle karşı karşıya kaldı.

    17 Şubat 1935 yılında İstanbul’da kar topu oynamak yasaklandı. Kar topu kaynaklı yaralanmalar, hastaneleri doldurunca yasaklama kararı alındı ve uymayanlara da para cezaları kesilmeye başlandı.

    İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    Aslında kar topu yasağında İstanbul yalnız değil. ABD’nin Wisconsin şehrinde yaklaşık 55 yıldır uygulanan bir kar topu yasağı vardı.

     

    İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    Yönetmelik, kimsenin bir başka kişiye, sokak, cadde, park ya da herhangi bir yerde, taş, ok, kar topu veya başka bir nesne atmasını yasaklıyordu.

    İstanbul’un kara kışı 1935 yılıyla da sınırlı değil. 1954 kışı da dillere destan bir soğuk yapmış ve bu sefer de Marmara denizi üzerindeki buzullarda yürümek yasaklanmıştı.

    İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    Yanlış okumadınız, Marmara denizi donmuş, hatta bir yakadan diğerine insanlar yürüyerek geçmişti.

    İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    Tuna Nehri’nden gelen buz parçaları yavaş yavaş tüm boğazı kaplamıştı. Vapur seferleri iptal edilmiş, İstanbul hiç olmadığı kadar bir kar mücadelesine girmişti.

    İstanbul Boğazı dondu, kartopu oynamak yasaklandı

    Buzulların üzerine çıkmak yasaklansa da İstanbul halkı, bu görülmedik olay karşısında merakına yenik düştü ve bu manzara ile bol bol hatıra fotoğrafı çektirdi. ( Kaynak: Milliyet.com.tr )

  • 1939 - Hatay Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını, Hatay Devleti kanunları olarak kabul etti.
  • 1949 - Türkiye, Avrupa Kalkınması İcra Konseyi'ne katıldı.
  • 1956 - Çoruh ilinin adı Artvin olarak değiştirildi.
  • 1959 - Başbakan Adnan Menderes ve beraberindekileri Londra'ya götüren THY'nin SEV uçağı, Gatwick Havalimanı yakınlarında düştü; Menderes kurtuldu, aralarında Anadolu Ajansı Genel Müdürü Şerif Arzık'ın da bulunduğu 14 kişi öldü.
  • 17 Şubat 1959 Türk Hava Yolları Londra kazası

  • 17 Şubat 1959 tarihli Türk Hava Yolları Londra seferi Özet Tarih 17 Şubat 1959 Olay türü Uçağın kuleyle telsiz irtibatının kesilmesi ve yoğun sis Hava taşıtı   Kalkış Esenboğa Havalimanı, Ankara, Türkiye Destinasyon Gatwick Havalimanı, Londra, İngiltere Yolcu sayısı 21 Yaralı sayısı 6 Ölü sayısı 14 Kurtulanlar 7 Hava taşıtı modeli Vickers Viscount 793 İşletmeci Türk Hava Yolları Kuyruk numarası TC-SEV    

    17 Şubat 1959 Türk Hava Yolları Londra kazası, 17 Şubat 1959 gününde Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Adnan Menderes'in içerisinde bulunduğu Vickers Viscount 794[2] tipi "TC-SEV" uçağının Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kuracak Londra Antlaşması için İngiltere'ye doğru giderken düşmesi olayıdır.

    Kaza

    Adnan Menderes'in başkanlığındaki Türk heyetini taşıyan Türk Hava Yolları uçağı, ilk başta Londra'nın merkezine daha yakın olan Heathrow Havalimanı'na inmeyi planlamıştı. Ancak, Heathrow kontrol kulesi yetkilileri, başkentteki aşırı sis yüzünden diğer bütün uçaklar gibi Türk uçağını da 25 kilometre güneyde bulunan Gatwick Havalimanı'na yönlendirdi. Burada sis kısmen az olsa da görüş mesafesini büyük ölçüde düşürecek yoğunluktaydı. İngiltere Havacılık Bakanlığı'nın yaptığı soruşturmaya göre, uçağın kuleyle telsiz irtibatının kesilmesi ve yoğun sis sebebiyle uçak saat 16.58'de aniden bir fırtına ile beraber Londra yakınlardaki ormana çakılmıştır. Yerde 250 metre kadar sürüklendikten sonra her iki kanadı kopmuş ve taklalar atarak parçalanmıştır. Newgate Chaffold çiftliğinde bahçıvanlık yapan Peter Weller ve iki arkadaşı da kazaya şahit oldular. Bu üç İngiliz, gökyüzünde korkunç bir motor gürültüsü duyduktan sonra sivil bir uçağın hızla üzerlerine doğru inmeye başladığını görmüş ve bulundukları tarlada yere kapanmıştır. Uçağın ürkütücü patlama sesiyle yakınlardaki ormana daldığını gören Weller, yanındaki arkadaşlarından birine bisikletiyle birkaç kilometre uzaklıktaki polis karakoluna gitmesini istedi; sonra da diğer arkadaşıyla birlikte kazazedelerin yardımına koştular.

    Weller ve arkadaşı olay yerine ulaştığında uçağı ikiye ayrılmış bir şekilde buldular. Uçağın gövdesine girip, koltuklarda baygın durumda yatan birkaç yolcuyu dışarı çıkardılar. Kazada Menderes'in ayağı uçağın yarılan tabanına sıkışmış, DP'li Sakarya Milletvekili Rifat Kadızade onun dışarı çıkmasını sağlamıştı.Olay yerine gelen Tony Bailey isimli çiftçi ve hemşire eşi Margaret, o sırada Menderes'i takım elbisesi çamur ve kana bulanmış bir şekilde çalıların üzerinde otururken buldular. Menderes, İngilizce olarak, hiçbir şeyi olmadığını söyledi ve uçaktakilere yardım etmelerini istedi. Tony Bailey uçaktakilere yardım etmeye giderken eşi de kazazede Adnan Menderes'e göz kulak olmak için orada kaldı ve bilincini açık tutmak için uğraştığı kazazedeyi çimenlerin üzerine yatırdı. Margaret "Siz kimsiniz ve bu uçak hangi ülkeye ait?" sorusunu sorunca, "Türkiye başbakanıyım. Uçaktakiler de benimle birlikte Londra'daki Kıbrıs görüşmelerine gelen Türk delegasyonudur." yanıtını aldı.

    Hemşire Margaret, Menderes'in aralarında bulunduğu üç kişiyi köy evindeki kanepelere yatırdı ve profesyonel tıbbî yardımda bulundu. Olay yerine cankurtaran gelince Menderes, London Clinic'te tedaviye alındı. Kazada bakan ve milletvekillerinin de bulunduğu 14 kişi ölmüştü. Dışişleri Bakanlığı Kâtibi Güner Türkmen ve Demokrat Parti Çanakkale Milletvekili Emin Kalafat'ın da aralarında bulunduğu 6 yolcu ve mürettebat yaralı olarak kurtuldu. Başbakan Adnan Menderes hafif yaralandı.

    Kazada ölenler

  • Ali Server Somuncuoğlu (Basın-Yayın ve Turizm Bakanı)
  • Şerif Arzık (Anadolu Ajansı Genel Müdürü)
  • Abdullah Parla (Türk Hava Yolları Genel Müdürü)
  • Kemal Zeytinoğlu (DP Eskişehir Milletvekili)
  • Muzaffer Ersü (Başbakanlık Özel Kalem Müdürü)
  • İlhan Savut (Dışişleri Bakanlığı 2. Daire Başkanı)
  • Mehmet Ali Görmüş (Basın-Yayın ve Turizm Bakanlığı Özel Kalem Müdürü)
  • Sedat Görmüş (Dışişleri Bakanlığı kâtibi)
  • Burhan Tan (Akşam Gazetesi foto muhabiri)
  • Münir Özbek (Kaptan Pilot)
  • Sabri Kazmaoğlu (Yardımcı pilot)
  • Lütfi Biberoğlu (Yardımcı pilot)
  • Gönül Uygur (Hostes)
  • Gündüz Tezel (Telsiz operatörü)
  • Yaralananlar

  • Adnan Menderes (Başbakan)
  • Şefik Fenmen (Özel Kalem Müdür Yardımcısı)
  • Mehmet Rifat Kadızade (Sakarya Milletvekili)
  • Emin Kalafat (Çanakkale Milletvekili)
  • Melih Esenbel (Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri)
  • Arif Demirer (Afyon Milletvekili)
  • Memduh Ünsal (yardımcı pilot)
  • Kazım Nefes (koruma polisi)
  • Yurdanur Yelkovan (hostes)
  • Kemal Itık (makinist)
  • Türkay Erkay (kabin memuru)
  • Olayın ardından

    Menderes'in talimatıyla Kıbrıs görüşmeleri planlandığı zamanda başladı. Adnan Menderes, kazadan iki gün sonra, London Clinic'te gözetim altında tutulduğu hasta yatağında Londra Antlaşması'nı imzaladı. Ardından ertesi gün radyolarda yayınlanmak üzere Türk halkına hitaben duygusal bir konuşma yaptı. Mart başında taburcu olan Menderes'i Türkiye'ye dönüşünde İstanbul havalimanında yüzbinlerce kişi karşıladı. Yol boyunca içinde bulunduğu aracı durduruldu, Menderes için kurbanlar kesildi. İzdiham nedeniyle, İstanbul'a her gelişinde kaldığı Park Otel'e ancak dört saatte ulaşabildi.Menderes'i taşıyan treni de Ankara Garı'nda Celal Bayar ve İsmet İnönü'nün de bulunduğu devlet erkanı ve yine büyük bir kalabalık coşkuyla karşıladı. 22 Şubat gününde kazada ölenlerin cenazeleri Türkiye'ye getirildi ve törenlerle toprağa verildi. Kazazedelere yardım eden Tom ve Margaret Bailey çifti ile bahçıvan Peter Weller, kısa bir süre sonra Türkiye'ye davet edildi ve başbakan'ın özel konukları olarak ağırlandılar.

    Kazadan önce DP ile muhalefetteki CHP'nin ilişkileri oldukça gergindi. Menderes'in kazadan sağ olarak kurtulması muhalefetle aralarında kısa süreli bir yumuşama sağladı. Ancak bu durum uzun sürmedi. Başbakan Menderes, bir yıl sonra 27 Mayısıs 1960'ta askerî darbe ile devrildi ve 17 Eylül 1961'de askeri yönetimin kurduğu mahkeme tarafından iki bakanıyla beraber idam edildi.

  • 1968 - Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekili Çetin Altan, TBMM'de Adalet Partililere "Çoğunluğunuz var ama ağırlığınız yok" dedi. Bunun üzerine kavga çıktı.
  • 1973 - Petrol Ofisi Genel Müdürlüğü'ne bir kadın atandı. Şeyda Odyakmaz Türkiye'de ilk kez bu düzeye yükseltilen kadın yönetici oldu.
  • 1983 - Dört Filistinli gerilla, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce yeniden ikişer kez ölüme mahkûm edildi. Filistinli gerillalar, Mısır'ın Ankara Büyükelçiliği'ni basarak iki güvenlik görevlisini öldürüp, içeridekileri 45 saat rehin tutmuşlardı.
  • 1984 - Avusturya'da yapılan Avrupa güzellik yarışmasını, Türkiye güzeli Neşe Erberk kazandı.
  • 1986 - Barış Derneği davasından tutuklu 6 kişi tahliye edildi. Tahliye edilenler arasında Reha İsvan ve Gencay Şaylan da yer alıyordu. Ali Sirmen, Erdal Atabek, Ali Taygun, Ergun Elgin, Hüseyin Baş ve Orhan Taylan'ın ise tahliye talebi reddedildi.
  • 1987 - 12 Eylül askerî darbesinden sonra toplatılan 39 ton ağırlığındaki kitap, dergi ile günlük ve haftalık gazete, SEKA'da imha edildi.
  • 1993 - Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in bulunduğu askerî uçak Ankara Güvercinlik alanından havalandıktan kısa süre sonra, Ankara Yenimahalle'deki (PTT) İşleme Merkezinin bahçesine düştü. Kazada; Bitlis ile 3 subay, 1 astsubay ve 1 PTT görevlisi öldü.
  • 1994 - Demokrasi Partisi (DEP) Suruç İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Akpolat, kimliği belirsiz kişilerce öldürüldü.
  • 1994 - TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu, Refah Partili Hasan Mezarcı'nın dokunulmazlığının kaldırılmasını kararlaştırdı.
  • 2016 - Ankara'da Devlet Mahallesi'nde asker ve personeli taşıyan servis araçlarına, bombalı intihar saldırısı düzenlendi. 28 kişi öldü, 61 kişi yaralandı. Başbakan Ahmet Davutoğlu, saldırının YPG tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı.

Doğumlar

  • 624 - Wu Zetian, Çin tarihinin tek kadın İmparatoru (ö. 705)
  • 1028 - Cüveynî, İranlı fıkıhçı, kelamcı (ö. 1085)
  • 1650 - Yevdokiya Alekseyevna, Rus çarı (ö. 1712)
  • 1916 - Şahap Kocatopçu, Türk iş insanı ve siyasetçi (ö. 2012)
  • 1932 - Turan Oflazoğlu, Türk oyun yazarı, şair ve eleştirmen
  • 1933 - Tahsin Yücel, Türk akademisyen, öykü ve roman yazarı, denemeci, eleştirmen ve çevirmen (ö. 2016)
  • 1949 - Engin Varol, Türk ressam
  • 1965 - Michael Bay, Amerikalı film yönetmeni ve yapımcı
  • 1985 - Cemre Kemer, Türk şarkıcı ve Hepsi grubunun üyesi
  • 1991 - Burak Deniz, Türk oyuncu
  • 1997 - Zeki Çelik, Türk millî futbolcu

Ölümler

  • 364 - Jovianus, Roma İmparatoru (d. 332)
  • 440 - Mesrop Maştots, Ermeni rahip ve dil uzmanı (d. 361)
  • 647 - Seondeok, Silla Krallığı 27. hükümdarı ve ilk kadın hükümdar (d. ?)
  • 923 - Taberî, din ve tarih bilgini (d. 839)
  • 1371 - İvan Aleksandr, 1331-1371 yılları arasında hüküm süren İkinci Bulgar İmparatorluğu çarı
  • 1961 - Lütfi Kırdar, Türk hekim, asker, Sağlık Bakanı ve İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı (d. 1887)
  • 1993 - Eşref Bitlis, Türk asker ve eski Jandarma Genel Komutanı (d. 1933)
  •   Eşref Bitlis
    TOP.1952-54 Doğum 1 Nisan 1933
    Malatya, Türkiye Ölüm 17 Şubat 1993 (59 yaşında)
    Yenimahalle, Ankara, Türkiye[1] Bağlılığı Türkiye Türkiye Hizmet yılları 1952-1993 Rütbesi  Orgeneral Komutası
    • Kıbrıs Türk Alayı
    • 2. Komando Tugayı
    • 28. Tümen
    • Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
    • Jandarma Genel Komutanlığı
    Çatışma/savaşları Kıbrıs Harekâtı Ailesi Eşi Şükran Bitlis Çocukları Mehmet Şeref Tarık Bitlis  

    Cebeci Askeri Şehitliğinde bulunan kabri

    Eşref Turgut Bitlis (1 Nisan 1933 – 17 Şubat 1993) Türk asker. Eski Jandarma Genel Komutanı. 17 Şubat 1993 tarihinde bindiği uçağın düşmesi sonucu öldü.

    Askeri kariyeri

    1952 yılında Kara Harp Okulu'nu bitirdi, 1954 yılında Polatlı Topçu Okulu'nu bitirerek Teğmen rütbesi ile mezun oldu. 1966 yılında Kara Harp Akademisi'ni tamamladı. Almanya'da dil eğitimini tamamladıktan sonra 1969 yılında Türk Silahlı Kuvvetler Akademisi'nden mezun oldu. 1973 yılında Alman Harp Akademisi'ni tamamladı ve bir yıl Kara Harp Akademisi'nde başöğretmen olarak görev yaptı. 1974 yılında Kıbrıs Harekâtı sırasında Albay rütbesiyle Kıbrıs Türk Alayı Komutanlığına atandı. Bu alayın komutanlığını yaparken Kıbrıs Yunan Alayı imha edildi. 1978 yılında Tuğgeneral rütbesine terfi etti ve Bolu Komando Tugayı Komutanlığına atandı. 1982 yılında Tümgeneral rütbesine terfi etti ve Kıbrıs 28. Tümen Komutanı oldu. 1986 yılında Korgeneral rütbesine terfi etti. 1988 yılında Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı oldu. 1990 yılında Orgeneral rütbesine terfi etti ve Jandarma Genel Komutanlığı'na atandı.

    Ölümü

    Kuzey Irak'ta konuşlanmış durumda bulunan Çekiç Güç Kuvvetlerinin Türkiye'den ayrılması gerektiğini ve ABD'nin Kuzey Irak'ta oluşturmaya çalıştığı Kürt Devleti'nin Türkiye'nin zararına olduğunu söylüyordu. Bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri büyükelçiliği tarafından birkaç defa hükûmete şikayet edildiği iddia edildi. 17 Aralık 1992 tarihinde Çekiç Güç'e bağlı Amerikan savaş uçakları, kendilerine bildirildiği halde Irak'ın Selahaddin kentine gitmekte olan Bitlis'in helikopterine taciz uçuşu yaptı ve helikopteri inişe zorladı. Komutanlığı döneminde JİTEM'in kurularak yargısız infazların yapılmasına ve itirafçılarla birlikte silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapılmasına karşı çıktığı da basına yansıdı. Yine uçağının düşmesi sonucu ölen Eşref Bitlis, ölümünden 7 ay önce kendisini gelecekte genelkurmay başkanı olarak görmek isteyen dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yazdığı son mektupta Kürt sorununa ilişkin şöyle yazmıştır:

    Sayın Cumhurbaşkanım, Zatıaliniz bu olaya müdahil olmalı, aksi takdirde bölgede sonu alınamayacak ciddi risk ve tehditlerle karşı karşıya kalabiliriz.

    — Eşref Bitlis'in Turgut Özal'a yazdığı 1993 tarihli mektubundan

    Ölümü hakkında

    7 Şubat 1993 tarihinde İncirlik Üssü'nden kalkan ABD uçaklarının, PKK'ya yardım dağıttığı" açıklamasını yaptıktan sonra 17 Şubat 1993 tarihinde içinde bulunduğu Beechcraft B200 King Air tipi uçağın henüz aydınlanamayan nedenlerle düşmesi sonucu öldü. Kazanın ardından olay yerinde inceleme yapan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş uçağın düşüş sebebinin buzlanma ve pilotaj hatasını olduğunu söylemiş, ertesi gün Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada hiçbir bilirkişi ve teknik raporun olmadığı açıklandı. Kara Havacılık Okulu Komutanı Tuğgeneral Armağan Kuloğlu tarafından kazadan yarım saat sonra hazırlanan bilirkişi raporunda genelkurmay açıklamasını tekrarlamıştır.

    Orgeneral Bitlis'in kamuoyunda tartışmalara neden olan ölümünün hemen ardından kendisine yakınlığıyla bilinen Cumhurbaşkanı Turgut Özal geçirdiği kalp kriziyle, ardından Bitlis'in ekibi içinde yer alan Rıdvan Özden ve Bahtiyar Aydın gibi bazı yüksek rütbeli askerler de görevi başında öldü. Aynı yıl Türkiye'de derin yankı uyandıran Uğur Mumcu ve Adnan Kahveci suikastları yapılmış, Bingöl karayolunda 24 Mayısıs 1993 PKK pususunda yolları kesilen 33 silahsız er öldürülmüş, hemen ardından Alevi-Sünni çatışmasına sahne olan Sivas Katliamı yaşanmış, yine aynı yıl PKK saldırısında 33 sivilin katledildiği Başbağlar Katliamı yaşanmış, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın Lice'de uzun menzilli tüfekle vurulması olayları ardı ardına gerçekleşti.

  • 2001 - Matild Manukyan, Ermeni kökenli Türk genelev patroniçesi ve vergi rekortmeni (d. 1914)
  • 2007 - Mehmet Altınsoy, Türk siyasetçi, eski Devlet Bakanı ve Ankara Büyükşehir Belediye başkanlarından (d. 1924)
  • 2008 - Aysel Gürel, Türk söz yazarı ve tiyatro oyuncusu (d. 1929)
  • 2009 - Gazanfer Özcan, Türk tiyatro ve sinema sanatçısı (d. 1931)
  • 2011 - Emel Say, Türk ressam
  • 2016 - Aleksandr Gutman, Rus yönetmen (d. 1945)
  • 2020 - Mustafa Yücedağ, Türk millî futbolcu (d. 1966)
  • 2021 - Özcan Arkoç, Türk futbolcu ve teknik direktör (d. 1939)
  • 2024 - Sevda Ferdağ, Türk sinema, dizi oyuncusu ve şarkıcı (d. 1942)
  • Erzincan'ın Tercan ilçesinin Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşu (1918)
  • İLÇEMİZİN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞUNUN 107. YILI COŞKUYLA KUTLANDI.

    İLÇEMİZİN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞU COŞKUYLA KUTLANDI.

     

    İlçemizin düşman işgalinden kurtuluşunun 107. yıldönümü kutlama etkinlikleri Kaymakamlık bahçesinde bulunan Atatürk Anıtına çelenklerin sunulmasıyla saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasının başladı.

    Ardından İlçemizin düşman işgalden kurtuluşunun 107. yıldönümü kutlamaları kapsamında kurtuluş mücadelesi canlandırıldı. Kar üzerinde canlandırılan kurtuluş mücadelesi vatandaşlar tarafından heyecanla izlendi. Senaryo gereği, ilk olarak Türk askeri ve milis kuvvetleri Köroğlu dağlarından indi. Ermeni çeteleri ile çatışma haline giren milis güçleri Türk bayrağını savaş yerinin ortasında dalgalandırdı.

    Belediye Başkanımız Mehmet Yılmaz, "Bu anlamlı günde öncelikle Gazi Mustafa Kemal Atatürk Atatürk başta olmak üzere tüm aziz Şehitlerimizi rahmetle minnetle anıyor, kahraman gazilerimize hürmet ve şükranlarımı sunuyorum. Güzel ilçemiz Tercan 107 yıl önce emperyalist güçler tarafından işgal edilmişti. 17 Şubat 1918 günü Gazi Mustafa Kemal Paşa, silah arkadaşları ve Tercanlıların göstermiş oldukları bu direniş tarih boyunca bizlere şeref ve gurur tablosu olmuştur. Bu ebediyen de böyle devam edecektir. Bizlere bu gururu yaşatan o milli ruh bu millete tarih boyunca var oldu ve var olacaktır. Bizler bu aziz milletin evlatlarıyız. Unutmayalım ki bizler dünyada hiçbir zaman esaret altında kalmamış, yenilgiyi asla hazmetmemiş bir milletin evlatlarıyız. Dün, bugün ve yarın ülkemizin bekası için mücadelemiz son nefesimize kadar devam edecektir. Bu toprakları bize ebedi olarak vatan yapan Alparslan ve 107 yıl önce bu emaneti canlarıyla kanlarıyla koruyan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle minnetle anıyorum. Yüce rabbim hepsinden razı, olsun" dedi.

    Kutlamalar Cirit müsabakasıyla sona erdi. ( Kaynak : tercan.bel.tr )

  • Trabzon'un Akçaabat ilçesinin Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşu (1918)
  • Tarihçe

    Akçaabat'tan bir görünüm (1967)

    Akçaabat'tan bir görünüm (1976)

    Türkler ilçeye 12. yüzyıldan itibaren Selçuklu döneminde Türkmen beylerinin bölgeyi fethetmesiyle yerleşmeye başlamışlardır. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1461 yılında fethedilen Akçaabat'ta Roma, Bizans, Trabzon İmparatorluğu ve Osmanlı dönemine ait tarihi yapıt ve izlere rastlamak mümkündür.

    Osmanlı yönetimiyle birlikte Akçaabat uzun yıllar nahiye olarak teşkilatlandırılmıştır. Akçaabat nahiye nüfusunun; 1486 yılında 19.433, 1520 yılında 26.795, 1554 yılında 27.460 kişiden oluştuğu görülmektedir. 1583 yılına gelindiğinde Akçaabat nahiyesinde, 28.285'i Hristiyan ve 5.748'i Müslüman olmak üzere toplam 33.933 kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. 1640 yılında Akçaabat'ta bulunan Evliya Çelebi, haftada bir kurulan Platana pazarında 10.000 kişinin toplandığını ve pazarın çevresinde gelişmiş ve refah içinde olan zengin köylerin olduğunu belirtmiştir.1796'da yaşanan veba salgını Akçaabat'ı büyük oranda etkilemiştir.

    1835 tarihli nüfus sayımına göre Akçaabat nahiyesinde; 8.645 erkek Müslüman ve 2.603 erkek Gayrimüslim olmak üzere toplam 11.248 erkek nüfus kaydedilmiştir. 1835 yılında yapılan nüfus sayımına göre Akçaabat nahiyesi, 5 mahalle ve 86 köy olmak üzere toplam 91 yerleşim biriminden oluşmaktadır. Bu yerleşimlerden 57'sinde sadece Müslümanlar, 2 mahalle ve 4 köy olmak üzere 6'sında da sadece Gayrimüslimler yaşamaktadır.[19. yüzyıl ilk yarısından itibaren Gayrimüslim nüfus İstanbul, Sinop gibi yurt içinde ya da Kırım ve Kafkasya'nın ele geçirilip Müslümanların göç ettirilmesiyle yeni iş gücü sağlamak amacıyla Rus topraklarına çalışmaya gitmeye başlamıştır.[

    1847 yılında kaza statüsü alan Akçaabat'ta, kaza dahilinde aynı yıl yapılan nüfus sayımına göre Rum ve Ermeni erkek nüfusu toplam 2.638 kişidir. Bu tarihlerde Ermeni nüfus; Akçaabat merkez ve köylerindeki 11 mahallede yaşamakta olup 223 hanede 882 Ermeni erkek nüfus görülmektedir. 1850 tarihli öşür defterine göre kaza statüsünde görülen Akçaabat kazası; kuzeyden Karadeniz ile sınırlıyken batıda Yobol (Çeşmeönü) köyünden güneye doğru Oğuz (Oğuz) köyüne inmekte, güneyde Simenli (Simenli), Sidiksa (Çayırbağı) ve Haçka (Düzköy) köyünden devam etmekte, güney doğuda ise Maçka’nın köyleri ile sınır oluşturarak doğu tarafında, sahile ve Değirmenderesine bakan Divranos (Gölçayır) ve Çukurçayır köylerini içine alarak Trabzon şehrinin Boztepe mahallesi ile komşu olacak biçimde Kavak Meydanı mahallesi ile Ayasofya mahallesine komşu olan Holomana (Beşirli) karyesini de içine alarak Karadeniz’e inmektedir. şeklinde tarih edilmiştir. Buna göre Akçaabat kazasının günümüzdeki; Akçaabat, Vakfıkebir, Beşikdüzü, Şalpazarı ve Düzköy ilçeleriyle birlikte Trabzon merkezden birçok yerleşimi içine aldığı görülmektedir. Bu tarihlerde Akçaabat kazasının; Nefs-i Pulathane, Galinos (Orta), Dürbinar ve Salari olmak üzere 4 mahalleden oluştuğu belirtilmekte birlikte Salari yerleşimi o tarihlerde köy olarak da kayıtlarda yer almıştır. Akçaabat kazasının Vakfıkebir arazileri hariç olmak üzere; Nefs-i Akçaabat'a bağlı mahalleler ile 24 köyde 1.646 hane (243'ü Gayrimüslim), Kalanima Deresi Nahiyesi'nde vadi boyunca 35 köy ve 1737 hane (121'i Gayrimüslim), Sera Deresi Nahiyesi'nde 12 köy ve 439 hane (120'si Gayrimüslim), Ayağorğor Nahiyesi'nde 15 köy ve 1036 hane (366'sı Gayrimüslim) olmak üzere toplam 4.858 öşür vergisi alınan hane olduğu ve bunun da 4008'inin Müslüman geri kalan 850'sinin Gayrimüslimler olduğu görülmektedir. Buna %10'luk vergiden muaf nüfus öngörüsü eklendiğinde Vakfıkebir arazisi hariç Akçaabat kazasında 5.343 hanede 22.039'u Müslüman ve 4.675'i Gayrimüslim olmak üzere toplam 26.714 kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Vakfıkebir arazisinde ise 4.376 hane bulunmakta olup tamamı Müslümanlardan oluşmaktadır. Pulathane mahallesinde vergi alınan 128 hane bulunmaktadır. 1864 yılında yeniden nahiye haline getirilmiştir.

    Akçaabat, 1867'de Trabzon vilayeti kulunca, bu vilayetin merkez sancağına bağlandı. 1896 tarihli vilayet salnamesine göre Akçaabat arazisinin nüfusu 46.073 kişiden oluşuyordu. Bu nüfusun yüzde 9'u (4.161 kişi) Rum, yüzde 6,9'u (3.175 kişi) Ermenilerden oluşuyordu. Bu tarihte ilçe merkezine Polathane deniyordu ve bu ad Yunanca Platana'dan değişime uğramıştı.

    1869-1870 tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesine göre Akçaabat nahiyesinin 32 yerleşiminde Rumlar yaşamakta olup Rum erkek nüfusu 2.433 kişiden oluşmaktadır. Bu 32 yerleşimin 8'inde Rum, Ermeni ve Müslümanlar bir arada yaşamaktadır. Kalanında ise Rumlar ile Müslümanlar bir arada yaşamaktadır. 1880'de kaza dâhilinde 1.362'i Ermeni ve 2.536'sı Rum olmak üzere toplam 3.898 gayrimüslim nüfus mevcuttur.[ 22 Ocak 1871 yılında yayınlanan İdâre-i Umûmiye-i Vilâyet Nizâmnâmesi'ne göre Trabzon Vilayeti'nin merkez sancağına bağlı nahiyedir. 1881-1893 nüfus sayımlarına göre kaza dahilindeki Rum nüfusu 1.838'i kadın ve 1.997'si erkek olmak üzere toplam 3.835 kişidir. 1886 yılına ait kayıtta, Akçaabat sahillerinde 120 bin zeytin ağacının olduğu belirtilmekle birlikte, bu ağaçların büyük bölümü Rus işgali döneminde tahrip olmuş, kalanların da bakımsızlıktan kurumasıyla günümüze zeytin ağaçları ulaşmamıştır.

    Soteriades'in Osmanlı kaynaklarıyla uyuşmayan verilerine göre 1912 yılında Akçaabat nahiyesinde 40.265 Türk, 11.081 Rum ve 4.204 Ermeni yaşamaktadır.[1914 yılı Osmanlı kayıtlarında Akçaabat'taki Ermeni nüfusu, kadın ve erkek olmak üzere toplam 3.517 kişi, Rum nüfus ise 6.561 kişii olarak görülmektedir. Ruslar 20 Nisan'ı 1916 yılının Akçaabat'ı işgal etmiştir. Rus işgali altındaki dönemde Akçaabat; Nefs-i Pulathane, Orta ve Dürbinar mahallelerinden oluşmaktadır. Nefs-i Pulathane; Kıranba, Çolaklı, Bodamiya ve Lazlar isimli semt veya mevkilerden, Dürbinar mahallesi; Kozakiya, Ispanabol, Zorasa, Yaylacık, Kireçhane, Harmancık, Dere (Yemen), Ayliya ve Abeda isimli semt veya mevkilerden oluşmaktadır. 7 Kasım 1917 yılında yaşanan Bolşevik Devrimi nedeniyle Ruslar tedricen çekilirken meydana gelen ortorite boşluğundan istifade eden Gürcü, Ermeni ve Rumlardan oluşan iki bin kişilik çete 28 Ocak 1918'de Akçaabat'ı ele geçirdi. Ancak kısa süre sonra 24 Şubat 1918'de Türk askerî birlikleri Akçaabat ve Trabzon'a girdi.

    Akçaabat'taki Rumların tamamına yakını, Rus ordusu şehirden çekilirken onlarla birlikte yerleşimi terk etmiştir. Kalan birkaç yüz Rum nüfusta 1923 yılında Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi uyarınca Yunanistan'a göç ettirilmiştir. Mübadele uyarınca 1924 yılı başlarında çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 1500 kişilik Türk göçmen de Drama'nın Çalıyatı ve Duspat köylerinden Akçaabat'a yerleştirilmiştir. Ancak bu göçmenler sürü hayvanlarıyla yaylacılık yapmaları ve büyük arazilerde tarım yapmayı bildiklerinden geçim sıkıntısına düşmüşler, bazıları Balıkesir'e giderken bir bölümü Safranbolu'ya yerleştirilmişler kalanlarda Anadolu'nun çeşitli yerlerine gitmiştir. Bununla birlikte tütüncülükten anlayan az sayıda göçmen Akçaabat'ta kalmıştır.

Türkler ilçeye 12’nci yüzyıldan itibaren Selçuklu döneminde Türkmen beylerinin bölgeyi fethetmesiyle yerleşmeye başlamışlardır. İlçemiz, Trabzon’un 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedilmesi ile Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde bucak iken 1897 yılında ilçe teşkilatı kurulmuş ve ilk Kaymakamlığa da Giritli Mehmet Ali GORDANOĞLU tayin edilmiştir. Akçaabat, 1461 yılında Türk idaresine katılmasından 1 inci Dünya Savaşı yıllarındaki 1916 Rus işgaline kadar geçen 455 yılda herhangi bir işgale uğramamıştır. Şehrin tarihinde 1810 yılı Ramazan Ayı ayrı bir yer tutar. Bu tarihte Rus donanması Sargana mevkiine çıkarma yapmak istemiş, Akçaabat halkı 48’i kadın olmak üzere 969 kayıp vererek Akçaabat’ı savunmuş ve işgali engellemiştir.

 

20 Nisan 1916 yılında Rus gemileri Trabzon ve Akçaabat’ı topa tutarak yakıp yıkmışlar ve karaya asker çıkararak Akçaabat’ı işgal etmişlerdir. Çaresiz kalan halk, ülkenin batı ve iç bölgelerine göç etmek zorunda kalmıştır. İşgalden iki yıl sonra Türk ordusu Akçaabatlı milis kuvvetlerinin de yardımıyla 17 Şubat 1918’de işgalcileri kovmuştur.  ( Kaynak : akcaabat.bel.tr )

 

  • Trabzon'un Tonya ilçesinin Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşu (1918)
  • Tarihçe

    Trabzon Sancağına ait 1486, 1515, 1520 ve 1554 tarihli Tahrir Defterlerinde Tonya, Karaağaç (Karaağaç) ve Şova (Şenocak) ile ilgili kayıtlar bulunmamaktadır. 1583 yılında Kumyatağı (İskenderli) mezrasıyla birlikte “Tonya mea Kumyatağı” adıyla yer alan yerleşimde ikamet eden nüfusun %97.20'si, 1682 yılında da nüfusun tamamı Müslümanlardan oluşmaktadır. Tonya'nın yakın çevre köylerinden olması nedeniyle Tonya bölgesi içinde değerlendirilen Karaağaç ve Şova köylerinin 1583'teki nüfusunun %45.86'sı ve 17. yüzyılın ortalarına doğru kurulan Koçkur köyü ile birlikte bu üç köyün 1682 yılındaki nüfusunun tamamı Müslümanlardan oluşmaktadır. Erkeklerin baba isimlerinin öz Türkçe ya da Müslüman Türkler tarafından kullanılan isimler olmasından yola çıkarak Tonya ve çevresine önemli bir Çepni ve diğer Türkmen yerleşiminin yaşandığı değerlendirilmektedir. 1583 yılında yerleşimde 171 nefer kaydedilmiş olup bunun 167'si Müslüman ve 4'ü Hristiyan'dır. Bu 171 neferden; 132'si bennak hane (çok az toprağı veya hiç toprağı olmayan), 4'ü ispenç hane (gayrimüslim) ve 35'i mücerred (yetişkin bekâr erkek) olarak tasnif edilmiştir. Buna göre yerleşimde kadın ve erkek olmak üzere 715 kişinin yaşadığı tahmin edilmekte olup bununda 695'i Müslüman ve 20'si Hristiyanlardan oluşmaktadır. Burada belirtilen nüfusun tek bir yerden ziyade Tonya olarak adlandırılan alanda dağınık halde yaşadığı değerlendirilmektedir. O dönemki Tonya köyünün tamamı Müslümanlardan oluştuğu bilgisine göre Hristiyan nüfusun Kumyatağı mezrasında yaşadığı anlaşılmaktadır. 167 Müslümanın 20'sinin baba adının Hristiyan adlı olması bunların sonradan Müslüman olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte 8 isimle ilgili baba adı mı geldiği yerleşim bilgisi mi olduğu net olmamakla birlikte bunlarından sonradan Müslüman olduğu kabulü halinde sonradan Müslüman olan kişi sayısının toplamda 28 kişi olma ihtimali bulunmaktadır. Tonya'ya gelen ve yerleşimi kuran Müslümanların, Ağasar Vadisi boyunca gelenlerden oluştuğu, Hristiyanların ise Akçaabad nahiyesine bağlı Sıdıksa ve çevre köyler ile İspir kazasının Kabahor nahiyesine bağlı Ciro köyünden olduğu ve bir kısmının da Gümüşhane kazalarından olabileceği değerlendirilmektedir. 1682 yılına gelindiğinde Tonya köyünde 82 nefer Müslüman hane reisi bulunmaktadır. Bunlarda sadece ikisinin baba adı Hristiyan isme sahiptir. 1650-1651 yıllarında Tonya köyünde 5 avarız hanesi (1 avarız hanesi 20 hane) ve 100 nefer (hane reisi) bulunmaktadır. 1682 yılına gelindiğinde nefer (hane reisi) sayısı 82 kişi (toplam nüfus tahmini 410 kişi) olarak kaydedilmiştir. 17. yüzyılda Celâli saldırıları, başıbozuk eski askerler, eşkıyalık hareketleri nedeniyle nüfusun azaldığı ve özellikle Hristiyan nüfusun diğer büyük şehirlere göç ettiği değerlendirilmektedir.

    Tonya, zeamet tarafından yönetilmesi nedeniyle civar köylerin merkezi konumda olmuştur. Tonya uzun yıllar Akçaabad nahiyesine bağlı kalmış olup 18. yüzyılın ortalarına doğru Gümüşhane kazasına bağlı Torul nahiyesi bağlanmış daha sonra da bir naibin görev yaptığı kaza statüsü ile Gümüşhane (Maden) Mülhakatına bağlanmıştır. 1848 yılında Tonya kaza statüsünde olmakla birlikte kaymakamlık seviyesinde olmayıp müdürlük seviyesinde görülmektedir. Bu durum küçük bir kaza olarak ele alındığını belirtmektedir. İlk kaza müdürü de yerel eşraftan köklü bir aileden olan Hacısalihzâde Süleyman Ağa'dır. 1858 yılından itibaren bir süre Vakfıkebir ile birleşme olmuştur. 1869/70 yılında Tonya-Vakfıkebir nahiye olarak kayıtlarda yer almaya başlamıştır. 1873 yılında Vakfıkebir yeniden kaza olmakla birlikte Tonya'nın durumu bir süre netleşmemiştir. 1875 yılında yeniden Vakfıkebir ile birlikte kaza olarak görülmektedir. 1875 yılında 18 hanelik bir köyden ibaret olan Tonya köyü merkezli Tonya nahiyesi, 1881 yılında merkez kazaya bağlı müstakil nahiye olmuş, 3 Ağustos 1913 tarihinde ise yeniden Vakfıkebir kazasına bağlanması kararlaştırılmış ancak bu durum 1916'da kesinlik kazanmıştır. 1881 yılında Tonya nahiyesine 19 köy/mahalle bağlı olup 1508 hanede toplam 3.978 kişi yaşamaktadır. Nahiyede 19 cami/mescit, 3 medrese ve 5'de dükkan/mağaza bulunmaktadır. 1891 yılında Tonya nahiyesi 21.892 dönüm araziye sahiptir. 1902 yılı Trabzon Vilayet Salnamesine göre Ortamahalle yerleşiminde Cumartesi günleri pazar kurulmaktadır. 1904 yılı kayıtlarına göre Tonyalılar silah kullanmada maharetli olarak tanımlanırken, nahiyede tabanca ve tüfek gibi silah imalatı gelişmiştir 1909 yılına gelindiğinde Tonya nahiyesindeki nüfus 13.222 kişi olarak görülmektedir. 1903 yılı salnamesine göre Tonya nahiyesinde, şehir merkezinde harap bir câmi ile bir iptidai (ilkokul) ve 2.455 haneden oluşan köylerinde ise 15 cami, 5 medrese ve iptidai (ilkokul) bulunmaktadır. 1904/1905 yılında Tonya nahiyesinde 5.396 kadın ve 5.216 erkek olmak üzere 10.612 kişi yaşamaktadır.

    Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlı Devleti toprakları İtilaf Devletleri tarafından paylaşılmaya başlanınca Doğu Karadeniz bölgesini de Ruslar istila etmişlerdi. Rusların bu istilasına karşı Tonya'nın yerli halkı düzenli ordu kuvvetlerine yardımcı olarak aylarca savunmada bulunmuşlar ve bunda da oldukça başarılı olmuşlardı. Harşit Cephesinde bulunan Türk Kuvvetleri bozulunca Ruslar bütün güçleriyle Tonya üzerine yürümüş ve sonra da yerli halk batıya doğru göç etmek zorunda kalmıştır. 16 Temmuz 1916 tarihinde Tonya işgal edilmiş oldu. Rus kuvvetleri daha sonra 17 Şubat 1918 tarihinde çekilince Tonya düşman işgalinden kurtulmuş oldu.

    Tonya'nın merkezi Konakyanı Mahallesinde, Ali Ağa Vakfı Camisi arsasında 1930 ortalarında modern yol yapılmaya başlanmış ve 1940'larda iskana açılma sayesinde burada ekonomik bir canlanmanın başlanmasıyla da şehirleşme de başlamıştır. 1939'da Tonya merkezinde; 1 hükûmet konağı, 1 mektep, 15 dükkân, 2 kahve, 2 fırın ve 1 camii bulunmaktadır.

    Tonya, 4 Mart 1954 tarih ve 6324 sayılı kanun ile 22 köyün bağlı olduğu bir ilçe olmuş ve 11 Ocak 1955 tarihinde de belediye teşkilatı kurulmuştur. Belediye kuruluşundan 1958'e kadar Orta Mahalle'yi kapsarken, 1958'te Kaleönü ve Karşular mahalleleri ile Karşular'dan ayrılarak kurulan Yeni Mahalle dahil edilmiştir. 1955 yılında Tonya şehir merkezinin nüfusu 1.331 kişiden oluşurken, ilçe olmasının etkisiyle 1960 yılındaki nüfusu 5.360 kişi olmuştur. Köylerdeki nüfus ise 1955 yılında 19.718 kişiyken 1960 yılında 18.121 kişiye gerilemiştir. 1968'te Ağırköy (Büyük Mahalle) yerleşimi, belediye sınırlarına katılmıştır.

    Nüfus

    Bölge, Osmanlıların Trabzon'u fethinden (1461) önceki devirde buraya Horasan bölgesinden gelen Çepni Türkleri tarafından Türkleştirilmiştir. Tonya ilçesi daha önceleri Vakfıkebir ilçesine bağlı olmasından mütevellit, Osmanlı kaynaklarında pek bahsi geçmez. Osmanlı'da bir dönem Tonya'yı da içine alan bölgeye Vilayet-i Çepni denilmiştir. Bu deyiş Giresun, Trabzon ve Gümüşhane illerinin geneli için kullanılmıştır.

    Not: Büyükşehir yasası nedeniyle köyler mahalle statüsüne geçtiğinden 2013'ten itibaren kır nüfusu tabloda yer almamıştır.
    Tonya nüfusu 2020 yılına göre 13.914. Bu nüfus, 6.735 erkek ve 7.179 kadından oluşmaktadır. Yüzde olarak ise: %48,40 erkek, %51,60 kadındır.
  •  

Birinci dünya Savaşından sonra Osmanlı Devleti toprakları itilaf Devletleri tarafından paylaşılmaya başlanınca Doğu Karadeniz bölgesini de Ruslar istila etmişlerdi. Rusların bu istilasına karşı Tonya'nın yerli halkı düzenli ordu kuvvetlerine yardımcı olarak aylarca savunmada bulunmuşlar ve bunda da oldukça başarılı olmuşlardı. Harşit Cephesinde bulunan Türk Kuvvetleri bozulunca Ruslar bütün güçleriyle Tonya üzerine yürümüş ve sonra da yerli halk batıya doğru göç etmek zorunda kalmıştır. 16 Temmuz 1916 tarihinde Tonya işgal edilmiş oldu . Rus kuvvetleri daha sonra 17 Şubat 1918 tarihinde çekilince Tonya düşman işgalinden kurtulmuş oldu.

5 Mart 1954 tarihinde 3264 sayılı kanun ile Tonya İlçe olarak teşkilatlanınca Vakfıkebir'den ayrıldı. Aynı yıl içinde belediye teşkilatı kuruldu. Tonya'nın İlçe olarak teşkilatlandığı yıllarda adı Orta Mahalle olarak geçer. Bu ad o yıllarda belediye teşkilatının içine almış olduğu merkez mahallenin adından gelmiştir.

Kaynak: trabzon.ktb.gov.tr

 

 

Wikipedia.org

Türkçe Vikipedi - Vikipedi

Yorumlar

Yorum Yap

E-posta adresiniz gizli tutulur
Yukarıdaki işlemin sonucunu yazın

Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.