21 Şubat Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 52. günü
Olaylar
Nil nehri, deltası ve Sina çölünün uzaydan görünüşü.
- 1440 - Prusya Konfederasyonu oluşturuldu.
- 1613 - I. Mihail, Rus Çarı oldu.
- 1842 - John J. Greenough, dikiş makinesinin patentini aldı.
- 1952 - Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı'nın (NATO) bir üyesi oldu; Lizbon'da yapılan toplantıya ilk defa katıldı.
- 1960 - Fidel Castro, Küba'daki tüm işletmeleri devletleştirdi.
- 1963 - Eski Millî Birlik Komitesi üyelerinden Alparslan Türkeş ve Numan Esin, sürgünden Türkiye'ye döndüler.
- 1965 - Malcolm X (Malik El Şahbaz), New York'ta uğradığı bir suikast sonucu öldürüldü.
- 2001 - Türkiye kamuoyunda, "Kara Çarşamba" olarak adlandırılan büyük bir ekonomik kriz patlak verdi. Bankalar arası para piyasasında gecelik faiz, %6200'e kadar çıktı.
-
2001 Türkiye ekonomik krizi
-
2001 Türkiye ekonomik krizi (diğer adıyla 2001 Krizi ya da Kara Çarşamba), 21 Şubat 2001 tarihinde patlak veren, Türkiye'nin yıllardır karşılaştığı siyasi ve ekonomik sorunların bir sonucu olarak hem finansal piyasalar hem de Türk lirasının değeri üzerinde yıkıcı etkilerle sonuçlanmış bir ekonomik krizdir.
Ekonominin yapısal sorunlarla boğuştuğu ve beklentilerin olumsuz seyrettiği bir ortamda, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında Millî Güvenlik Kurulu toplantısında yaşanan tartışma, aynı gün içinde tüm ülkeyi etkisi altına alan ekonomik bir krize dönüşmüştür.
Şubat 2001 ekonomik krizi, beklenmedik ölçüde ekonomik daralmayla sonuçlanmasının ötesinde, ülkenin orta vadedeki perspektifini değiştiren yeni koşulları da beraberinde getirmiştir.
Kriz öncesi ekonomik durum
Türkiye'nin 2001 krizi öncesi ekonomik durumunu incelemek, krize sebep olan iktisadi nedenlerin kaynaklandığı ve çözümlerinin sürekli ertelendiği 90'lı yılların başına kadar dönmeyi gerektirir.
Türkiye, 1990'lı yıllarda çok yüksek enflasyonla boğuşmuş ve sıklaşan aralıklarla ekonomik krizlerle karşılaşan bir ülkeydi. 1990'lı yılların krizlere zemin hazırlayan özelliği sürdürülemez iç borç seviyesi, kamu açıklarının Merkez Bankası kaynaklarıyla finanse edilmesi, bankacılık sisteminin siyasallaştırılması ve batık bankaların sorumluluklarının devlete yüklenmesinin yanında, bu dönemdeki siyasi karar alıcıların ülkenin mali durumunu düzeltecek yapısal reformları yapmamasıydı. 1996 yılında IMF yayımladığı Türkiye raporunda yüksek bütçe açığının tetikleyebileceği olası bir kriz uyarısında bulunmuş, istikrarsız siyasi ortamın yabancı yatırımın ülkeden kaçışına yol açtığına ve bütçe açıklarının bankalar aracılığıyla finanse edilmesinin Türk bankacılık sektörünü kırılgan hâle getirdiğine vurgu yapmıştı. Bu dönemde bankalar yüklü tutarlarda devlet tahvili alımı yoluyla hazineyi finanse ediyordu, ancak bu ilişkinin devamlılığı bankaların sermayeleri ve hükûmetin tahvilleri ödeyebilme gücü ile sınırlıydı. İlaveten, bankaların yurt içinde finansal katma değer yaratabilecek girişimciler yerine hükûmeti finanse etmesi, benzer şekilde hükûmetin de elindeki sermayeyi yurt içindeki sektörleri desteklemek yerine tahvil ödemeleri için kullanması Türk ekonomisinin yavaşlamasına neden oldu.
2000'li yılların başlarına gelindiğinde ise Türkiye ekonomisi hiperenflasyon seviyesinde fiyat artışlarına maruz kalmış durumdaydı. Finansal istikrarın sağlanabilmesi amacıyla ilk olarak IMF ile stand-by anlaşmaları yoluyla yaklaşık 12 milyar dolarlık bir kredi desteği alındı ve ana hedefi enflasyonu düşürmek olan makro bir istikrar programı ilan edildi. Ayrıca ülkeye yabancı sermaye yatırımı çekilebilmesi için stratejiler üretildi ve kısa vadede en başarılı sonuç alınabilecek pazarın hem coğrafi yakınlık hem de aday ülke konumuna girilmiş olması sebebiyle Avrupa Birliği olduğuna karar verilerek Avrupa Birliği ile ilişkiler geliştirilmeye çalışıldı. Bütçe açığının dengelenebilmesi için devlete ait birçok sektörde özelleştirmeye gidildi. Sıcak para ihtiyacı o kadar önemli hâle gelmişti ki Türk Hava Yolları'nın %51'i, Türk Telekom'un ise %33'unun satışı için teklifler toplanmaya başlandı.
2001 krizi öncesinde Türkiye ekonomisinde, bir yıldır uygulanan IMF programının kısa vadedeki acı reçetesi olarak kredilerde sıkılaşma, enflasyonla mücadele için üretimde yavaşlama, bütçe açığı finansmanı için vergilerde artış, ekonomide soğuma ve büyük bir işsizlik mevcuttu. Bu bağlamda, 2000 yılında başlayan istikrar çabalarının henüz anlamlı bir iyileşme yaratmadığı ve katılaşmış sorunların çözümü için mevcut IMF kredisinin yeterli olmadığı görülüyordu.
Krize neden olan faktörler
2001 Krizi, küresel ölçekteki bunalımlar ya da uluslararası piyasalardaki yatırım iştahının azalması gibi etkilerin Türkiye'ye sıçraması yoluyla değil; siyasi istikrarsızlık ve iktisadi hataların birikimi sonucunda oluşan yerel bir krizdir. 90'lı yıllardan bu yana görülen yüksek enflasyon, yüksek bütçe ve dış ticaret açığı, döviz kuru oynaklıkları ve sıcak para ihtiyaçlarını karşılayabilecek uzun vadeli, şeffaf ve sürdürülebilir ekonomi politikaları üretilememesi, kurumlara siyasi karar alıcılardan bağımsız hareket etme imkânı sağlayacak yapısal reformların hayata geçirilememesi ve bankacılık sisteminin denetimsiz bırakılması 2001 krizinin temel sebepleridir.
Ek olarak, bu dönemde yaşanan Körfez Savaşı, 1994 krizi, 1998 yılında Türkiye'nin en önemli ticaret ortaklarından Rusya'nın krize girmesi, 1999 Marmara depremleri ve hemen öncesinde yaşanan 2000 krizi zaten temelde kırık olan ülke ekonomisini iyice sarsmış ve 2001 krizinin şiddetini arttırmıştır.
Siyasi istikrarsızlık
1990 - 2002 yılları arasında yaşanan ekonomik bunalımların temel sebebi siyasi istikrarsızlık, dolayısıyla orta ve uzun vadeli ekonomi politikasına sahip olamama durumudur. Bu dönemde Türkiye'de 6 farklı başbakan tarafından 11 farklı hükûmet kurulmuş ve bu hükûmetlerin ortalama ömürleri bir yıl civarında gerçekleşmiştir. Ekonomik bunalımların yerel krizlere dönüştüğü 1994, 2000 ve 2001 yılları haricindeki hükûmetlerin devamlılığı ise 295 gün sürmüştür. Bu durum siyasi karar alıcıların ekonomideki yapısal problemlere odaklanmalarını engellemiş ve kısa vadeli politikalar yürütmelerine neden olmuştur.
Hükûmet Kuruluş Sona Erme Süre (Gün) Başbakan 47 9 Kasım 1989 23 Haziran 1991 591 Yıldırım Akbulut 48 23 Haziran 1991 20 Kasım 1991 150 Mesut Yılmaz 49 20 Kasım 1991 25 Haziran 1993 583 Süleyman Demirel 50 25 Haziran 1993 5 Ekim 1995 832 Tansu Çiller 51 5 Ekim 1995 30 Ekim 1995 25 Tansu Çiller 52 30 Ekim 1995 6 Mart 1996 128 Tansu Çiller 53 6 Mart 1996 28 Haziran 1996 114 Mesut Yılmaz 54 28 Haziran 1996 30 Haziran 1997 367 Necmettin Erbakan 55 30 Haziran 1997 11 Ocak 1999 560 Mesut Yılmaz 56 11 Ocak 1999 28 Mayısıs 1999 137 Bülent Ecevit 57 28 Mayısıs 1999 18 Kasım 2002 1270 Bülent Ecevit1996 yılında ise siyasi bunalımlar ekonomik sonuçların nedeni olmaktan çıkıp, doğrudan bir yönetim krizine dönüştü.
Mart 1996'da Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi arasında bir koalisyon kuruldu. Plan, Mesut Yılmaz ile Tansu Çiller'in dönüşümlü olarak başbakanlık yapması üzerine kurulmuştu, ancak Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan'in, Çiller'i yolsuzlukla suçlaması hükûmetin kredibilitesini azalttı. Süreçte yaşananlar hükûmete büyük zarar verdi ve neticesinde Mesut Yılmaz 6 Haziran 1996'da istifa etti. Koalisyonun sadece 90 gün sürmesi ve ardında bıraktığı gerilimler ülke ekonomisine büyük zarar verdi.
29 Haziran 1996'da, seçim kampanyasının temelinde İslami NATO, Gümrük Birliği'ne alternatif İslami pazar gibi söylemlerle kamuoyu desteği sağlamış olan Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi'nin koalisyonu kuruldu.[8] Bu koalisyonun başarısı ordu tarafından düşmanca karşılandı ve postmodern darbe[9] ile sonuçlandı. Ordu-hükûmet ilişkisine dair yorum, sayfanın İngilizce versiyonundan çeviridir. Orijinal metin: "The success of the new Welfare-Path coalition was viewed with hostility by the military"
28 Şubat süreci olarak adlandırılan bu olayın ardından ülke yönetiminde bir istikrar sağlanması imkânsız hâle gelmişti. Bu tarihten sonra bir yanda Yılmaz ve Çiller, diğer yanda Erbakan arasındaki siyasi mücadele devam edecek ve koalisyonların kurulması zorlaşacaktı. Krize kadar oluşan koalisyon hükûmetleri ya Refah Partisi'ni denklem dışında tutmaya çalışan ya da birbirlerine taban tabana zıt söylemlerle ön plana çıkan farklı görüşten partilerin zorlama koalisyonlardan oluşacaktı.
İlaveten bu dönemde yolsuzluk da yaygındı. İnsanlar hükûmetlerine karşı büyük bir hayal kırıklığı içindeydi. Bu güven ve etkinlik eksikliği yabancı ülkelerin Türkiye'ye yapacakları yatırımları dikkatle incelemelerine neden olacaktı.
1994 Türkiye ekonomik krizi
Ana madde: 5 Nisan Kararları
Türkiye, 1990'lı yıllardaki en derin krizini 1994 yılında yaşamıştır.
1991 senesinde yaşanan körfez krizinin yarattığı olumsuz etkiler ve kamusal açıkların kontrol altına alınamaması 90'lı yılların basındaki ekonomik sorunların temelini oluşturuyordu. 1994 öncesinde ihracat sabit kalmasına karşılık ithalatta ciddi artışlar yaşandı, akabinde de dış ticaret açığı artı. Bu dönemde kamu kesimi faiz dışı harcamaları da kamu gelirlerinden daha fazla gerçekleşti, başka bir deyişle kamu kesimi kazandığından daha fazlasını harcar hâle geldi.
1994 yılına gelindiğinde geçmiş dönem bütçe ve dış ticaret açıkları artık sürdürülemez hâle gelmiş, reel faizler ise fahiş seviyelere ulaşmıştı. Kısa sürede sıcak paranın ülkeden ayrılması ile gecelik borçlanma oranları %1000'in üzerinde seyretmeye başladı. Ayrıca kurlardaki yüksek artışı önlemek için döviz piyasalarına doğrudan satış yapıldı. Kriz sürecinde Türk lirasının değeri %13,6 oranında düşürülmesine rağmen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası rezervleri 4 milyar dolar azaldı.
5 Nisan 1994 tarihine gelindiğinde ise Ekonomik İstikrar Tedbirleri yürürlüğe konuldu. Bu program ile mali piyasalardaki istikrarın sağlanması ve döviz rezervlerinin arttırılması amaçlandı; ancak kriz yönetilirken Türk Lirası'nın devalüe edilmesi, ülkeler arası sermaye hareketlerinin serbest oluşu, bankaların açık pozisyonları ve merkez bankası rezervlerinin hızla erimesi nedenleriyle Türkiye krizden kendi kaynaklarıyla çıkamadı ve gerekli dış kaynak ihtiyacı IMF ile yapılan 750 milyon dolarlık stand-by anlaşmasıyla sağlandı.
Kriz sonrasında IMF desteğini de arkasına alan kısmi iyileşmeler neticesinde Türkiye ekonomisi stabilizasyon sürecine girebilmiş, ancak yapısal reformların hayata geçirilememesi 2000 ve 2001 krizlerine yıllardır devam eden köklü sorunlarla girilmesine sebep olmuştur.
1998 Asya ekonomik krizleri
Ana maddeler: 1997 Asya mali krizi ve 1998 Rusya ekonomik krizi
1998 yılında Asya ekonomilerinde meydana gelen ekonomik kriz, IMF'nin önlemleriyle bir küresel krize dönüşmemiş olsa da yine de dünya ekonomisinde söz sahibi olan Çin, Japonya ve Rusya'yı derinden etkiledi. Türkiye de bu krizden nasibini aldı ve Uzak Doğu sermayeli şirketler birer birer ülkeyi terk etmeye başladı. Aynı yılın sonlarına doğru Rusya'daki ekonomik bunalımın yerel bir krize dönüşmesiyle Türkiye en önemli ihracat ve turizm partnerlerinden birini kaybetti. Bavul ticareti azaldı ve ülkenin cari gelirlerinde gözle görülür bir düşme meydana geldi.
1999 Marmara depremleri
Ana maddeler: 1999 Gölcük depremi ve 1999 Düzce depremi
Türkiye her ne kadar 1999 yılına Avrupa Birliği tarafından verilen resmî adaylık statüsünün olumlu havasıyla girmiş olsa da aynı yılın ortalarında meydana gelen iki depremle ekonomik olarak yıkılmanın eşiğine geldi. Depremlerin ülkenin sanayisinin can damarı olan Marmara Bölgesi'nde meydana gelmesi sonucunda Türkiye, yetişmiş elemanın yanı sıra depremde kaybedilen konut, işletme ve altyapı gibi yan maliyetlerle beraber 12 ila 20 milyar dolarlık bir kayba uğradı.
Depremin ardından özellikle yeniden yapılanma çalışmaları nedeniyle dış kaynak ihtiyacı artarken, sanayi bölgesinde bir süre üretim faaliyetlerine ara verilmesi de ekonominin küçülmesine neden oldu.
2000 Türkiye ekonomik krizi
2000 yılı Türkiye için hem bir ekonomik canlanma hem de bir çöküş yılıdır. Türkiye 1999 yılının sonunda ekonomik açıdan son derece karamsar bir görünüm içerisindeydi. Ekonomi %6.1 oranında küçülmüştü. Enflasyon %70'e ulaşmış, bütçe açıkları büyümüş, hazine faizlerinin yıllık ortalama bileşik oranı %106'ya ulaşmıştı. 1999 deprem şokundan sonra Türkiye'nin dış ilişkilerinde gözlemlenen olumlu gelişmeler, ekonomi yönetimi konusunda yeni bir sürecin başlatılması için uygun bir ortam oluşturdu. Bu koşullar altında Türkiye, 1999 yılında IMF'nin stand-by desteği ile üç yıllık bir programı uygulamaya koyduğunu açıkladı. Enflasyonu Düşürme Programı olarak adlandırılan bu program, döviz kurunu nominal çapa olarak kullanan para ve kur politikasının yanı sıra çok sayıda yapısal düzenleme içeriyordu.
IMF'nin kredibilitesini de arkasına alan program ilk meyvelerini yurt dışı yatırım ile verdi. Ülkeye sermaye girişleri çoğaldı, Türkiye'nin orta vadeli risk algısında iyileşmeler görüldü. Ancak programın temel hedefi olan enflasyonda düşüş beklendiği kadar hızlı olmadı. Reel kur değerlenme eğilimine girdi. İthalatın hızla artması sonucunda dış açık kaygı verici boyutlarda büyümeye başladı. Bu gelişmeler aktiflerinin önemli bir bölümü hazine kâğıtlarından oluşan bankaların likidite talebini arttırınca Kasım 2000 sonunda likidite sıkışıklığı had safhaya ulaştı. Likidite krizi olarak da adlandırılan bu durum sonunda Ekim'de %39 olan gecelik faiz Kasım ayında %95'e, Aralık ayında ise %183'e kadar çıktı.
Krizin gerçekleşmesi
Ana madde: Anayasa kitapçığı krizi
Sürdürülen istikrar çabalarına duyulan güvenin azaldığı, finansal piyasalarda likidite krizi yaşandığı ve ekonomik beklentilerin olumsuzlaştığı bir ortamda, Hazine'nin yüklü bir borç itfası öncesinde 19 Şubat 2001'de beklenmedik siyasi gerginlikler yaşandı. Kriz, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasındaki tartışmayla patlak verdi. 21 Şubat 2001 tarihli toplantıda Sezer'in Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlatması olayından sonra Başbakan'ın "devlet yönetiminde kriz var" açıklamasıyla birlikte mali piyasalarda panikle başlayan süreç, yerli parayı savunmak için gecelik faizlerin astronomik oranlara yükselmesine rağmen, yerleşiklerin yoğun döviz talebi nedeniyle Merkez Bankası'nın 5 milyar dolarlık döviz satışıyla sonuçlandı. Kamu bankalarının likidite ihtiyacının karşılanamaması ödemeler sistemini kilitleyecek boyutlara ulaştı. Banka sistemindeki büyük çöküşü önlemek için TL'nin yabancı para birimleri karşısındaki değeri dalgalanmaya bırakıldı. Bir gün önce 670 bin TL olan doların değeri 1 milyon TL'yi aştı. Yabancı yatırımcının borsadan panikle kaçışı ve yabancı bankaların vadesi gelmemiş kredilerini geri çekmeye başlamasıyla 21 Şubat'ta bankalar arası para piyasasında gecelik faiz %6200'e kadar çıktı.
Yapılan detaylı inceleme sonucunda reel ekonomide arz ve talep yönlü daralma meydana geldiği için krizden çıkışın Türkiye'nin eski krizlerinin aksine birkaç haftada olmayacağı görüşü yaygınlık kazandı.
Kriz esnasında batan bankalar
2001 Türkiye Ekonomik Krizi esnasında 24 banka batmıştır:
- Türk Ticaret Bankası
- Bank Ekspres
- İnterbank
- Esbank
- Yaşarbank
- Egebank
- Sümerbank
- Yurtbank
- Bank Kapital
- Etibank
- Demirbank
- Ulusal Bank
- İktisat Bankası
- Tarişbank
- TuranBank
- Bayındırbank
- Kentbank
- EGS Bank
- Sitebank
- Toprakbank
- Pamukbank
- Türkiye İMar Bankası
- Adabank
- Türkiye Emlak Bankası
-
Krizin çözümü için atılan adımlar
Mayısıs 2001'de Kemal Derviş'in açıkladığı "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"; IMF ile imzalanmış stand-by düzenlemesi ve Dünya Bankası kredileriyle desteklendi, üretimdeki düşüşün denetim altına alınmasında etkili oldu.[20] IMF programında öngörülen yasal değişikliklerin çoğunun yapılması krizden çıkış çabalarına güven sağlamada yardımcı oldu. Yine bu yasal düzenlemelerden biri olan Merkez Bankası'na para istikrarını sağlamak ve araç bağımsızlığının sağlanması, ülkede makroekonomi politikalarının tasarlanması yöntemine daha büyük bir zenginlik kazandırdı.
Ekonomi yönetiminin Kemal Derviş'e bırakılmasının ardından daha önce siyasi maliyetler yüzünden atılamayan pek çok adım peşi sıra atılmaya başlandı. TBMM'den "Derviş Kanunu" diye adlandırılan, ekonomi ile ilgili kanunlar geçirildi. Bu kanunların çoğu özelleştirmenin teşviki ve rekabetin arttırılması ile ilgiliydi. IMF, Dünya Bankası ve Derviş planı neticesinde kamuoyunda orta vadede ekonomik istikrarın yakalanabileceği inancı oluştu. Güçlü Ekonomiye Geçiş adı verilen programın da etkisiyle; 2001 yılının ilk altı ayında ihracat %13 arttı, turizm gelirlerinde gözle görülür bir iyileşme meydana geldi, dış ticaret açığında ve cari açıkta azalmalar oldu.
Doğumlar
- 1559 - Nurhaci, Qing Hanedanı'nın kurucusu (ö. 1626)
- 1728 - III. Petro, Rus Çarı (ö. 1762)
- 1914 - Taha Carım, Türk diplomat ve Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi (ö. 1977)
- 1934 - Aytekin Kotil, Türk siyasetçi (ö. 1992)
- 1937 - V. Harald, Norveç kralı
- 1946 - Gülümser Gülhan, Türk oyuncu (ö. 2025)
- 1946 - Alan Rickman, İngiliz oyuncu ve yönetmen (ö. 2016)
- 1966 - İbrahim Hacıosmanoğlu, Türk iş insanı ve spor yöneticisi
- 1969 - Aunjanue Ellis, Amerikalı film, sahne ve televizyon oyuncusu ve yapımcısı
- 1986 - Derya Uluğ, Türk şarkıcı
- 1988 - Cenk Gönen, Türk kaleci
Ölümler
- 4 - Gaius Caesar, Marcus Vipsanius Agrippa ve Yaşlı Julia'nın en büyük oğlu (MÖ 20)
- 1166 - Abdülkadir Geylani, Fars İslam bilgini (d. 1077)
-
Abdülkâdir Geylânî
Abdülkâdir Geylânî'nin portresi. y. 1680 civarında Babür Hindistan'ında yapılmıştır.
Kişisel yaşamı Doğum 1077Gilan, Büyük Selçuklu İmparatorluğu
Ölüm 1166 (88-89 yaşlarında)Bağdat, Abbâsî Hilâfeti
Resting place Abdülkâdir Geylânî Külliyesi, Bağdat Önemli eser(ler) el-Ġunye li-ṭâlibî ṭarîḳı’l-ḥaḳ Dini yaşamı Din İslam Mezhep SünniAbdülkâdir Geylânînin Bağdat'taki Türbesi
Muhyîddîn Ebû Muhammed Abdülkādir b. Ebî Sâlih Mûsâ Zengîdost el-Geylânî ya da daha bilinen adıyla Abdülkādir Geylânî (1077-21 Şubat 1166, Bağdat; Arapça: عبد القادر الجيلانى, Farsça: عبد القادر گیلانی), Büyük Selçuklu Devleti döneminde, günümüz İran'ının Hazar Denizi kıyısındaki Gilan Eyaleti'nde doğan bir âlim ve mutasavvıf olan Kadiriye tarikatının kurucusu ve İslam filozofu. Türbesi Bağdat'tadır.
Kimliği
Fars kökenli Sünni Hanbeli bir sufi idi. ''Muhyîddîn, Gavsu'l-'Azam, Kutbu Rabbânî, Sultanu'l-Evliyâ, Kutbu 'Azam ve El-Bâz el-Eşheb'' gibi lâkapları vardır. Babası Ebû Sâlih Mûsâ Zengîdost'tur. Peygamber torunu Hasan bin Ali'nin oğlu olan Hasan el-Musennâ'nın oğlu Abdullah el-Kâmil'in soyundan olduğu iddia edilmekle birlikte, kendisinin Bağdat'ta '''Acemî'' yani "Arap olmayan" olarak tanınması gibi hususlardan dolayı şecerenin sonradan oluşturulduğunu öne sürenlerin olduğu belirtilmektedir.
Hayatı
Abdülkâdir Geylânî, 1077 yılında Gilan Eyaleti'nin Neyf köyünde doğdu. Babası küçük yaşta ölen Geylânî, 1095 yılında Bağdat'a gitti. Çok küçük yaşlardan itibaren farklı bir yapısı olduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Bağdat'ta dönemin tanınmış âlimlerinden dersler alarak hadis, fıkıh ve tasavvuf eğitimini geliştirdi.
Hocalarından Ebu Said Mahzumi'nin medresesinde haftada üç gün pazartesi, salı ve cuma gecesi verdiği dersleri ve vaazları çok yoğun ilgi görmüştür. İslam tasavvufunu herkesin anlayacağı şekilde sundu. Önceden Şafii mezhebi'nde idi. Hanbelî mezhebi unutulmak üzere olduğundan Hanbeli mezhebine geçti ve bu tercihi mezhebin yayılmasında etkin bir yeri olmuştur.
Ailesi
Abdülkadir Geylânî çok sayıda kız ve erkek çocuk sahibi olmuştur. Onlar vasıtasıyla Kadirilik tarikatı Mısır, Kuzey Afrika, Endülüs (İspanya), Irak, Suriye ve Anadolu'ya yayılmıştır. Oğullarından ''Ebu Abdurrahman Şerafeddin İsâ'' Mısır'a yerleşmiş olup Mısır'daki Kadirî Şerîflerin dedesi olduğu ve Abdülkādir Geylânî'nin torunlarının, Kuzey Afrika'da daha çok "Şerif", Irak, Suriye ve Anadolu'da ise ''Seyyid'' ve ''Geylânî'' diye anıldığı iddia edilmektedir.
Eserleri
- El-Gunye li-tâlibî tarîki’l-hak . Dinî hükümlerden iman, tevhit ve ahlâkı konu alır. İçeriği Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kutü'l-kulûb'una benzer. İbadetlerin faziletine ve Müslümanların günlük hayatla ilgili hâl ve hareketlerine geniş yer verilir. Akait konuları selef akîdesi esas alınarak açıklanir. Şîa, Mu‘tezile ve Cehmiyye gibi mezhepler ağır dille reddedilir. Allah hakkında teşbih ve tecsimi andıran bazı izahlara yer verilir. Eserde tasavvufî konular, zühd ve takvâ seviyesinde ele alınır. Orijinal dille baskı: (Kahire 1288). Farsça tercüme ve baskı: Abdülhakîm es-Siyâlkûtî (1282), El-Gunye Lahor 1282. Trk. terc. ve Eski Türkçe baskı (1303) Umdetü’s-sâlihîn fî tercemeti Gunyeti’t-tâlibîn, İstanbul. Trk. terc. ve Yeni Türkçe baskı Meyan, A. Faruk (1971), İlim Esrar Hazinesi, İstanbul.
- El-Fethu’r-rabbânî ve’l-feyzü’r-rahmânî 1150-1152 döneminde çoğunu medresede, bir kısmını ribâtta verdiği vaazların müridleri tarafından notlar hâlinde yazılmasından ortaya çıkartılan 62 bölümlük bir eser. Sonunda vefatını anlatan bir zeyil bulunur. Tasavvuf konusunda en önemli eseri. Orijinal dille baskı: (Kahire 1281, 1303). Trk. terc. ve yeni Türkçe baskı: Akçiçek, Abdülkadir (1961) El-Fethu’r-rabbânî ve’l-feyzü’r-rahmânî, İstanbul. Trk. terc. ve yeni Türkçe baskı: Arıkan, Yaman (1986) El-Fethu’r-rabbânî ve’l-feyzü’r-rahmânî, İstanbul.
- Fütûhu'l-gayb. Oğlu Abdürrezzâk'ın babasının meclislerinde topladığı 78 vaazdan oluşur. Eserin sonunda ölürken yaptığı vasiyetten ortaya çıkan bir soy şeceresi bulunur. Orijinal dille baskı: İstanbul 1281; Kahire 1304. Arapça şerh edilmiş baskı: İbn Teymiyye, (1984) "Şerhu kelimât min Fütûhi’l-gayb" Câmiu’r-resâil, s. 71-189, Cidde. Almanca terc. ve baskı: Braune, Walter (1933) Die Futûh al-Gaib das Abdal-Qadir, Leipzig 1933. Trk. terc. ve yeni Türkçe baskı: Akçiçek, Abdülkadir (1962) İlâhî Armağan, Ankara.
- El-Füyûzâtü’r-rabbâniyye fî evrâdi’l-Kadiriyye. Nesir ve nazım halindeki dua ve evrâddan meydana gelen bir risâle. Orijinal dille baskı İstanbul (1281), Kahire (1303). Trk. terc. ve yeni Türkçe baskı: Yıldırım, Celal Eser (1975), İlâhî Feyzler, İstanbul.
- Mektûbât. Abdülkadir'in 15 mektubu. Trk. terc. ve Eski Türkçe baskı: Refet Süleyman Paşa (1276), Mektûbât-ı Şeyh Abdülkadir-i Geylânî, İstanbul. Trk. terc. ve Yeni Türkçe baskı: Akçiçek, Abdülkadir (1966) Onların Mektupları, İstanbul. Trk. terc. ve Yeni Türkçe baskı: Uluçınar, Bekir (1981), Mektubat, İstanbul.
- Cilâü’l-hâtır min kelâmi Şeyh Abdilkâdir. El-Fethu’r-rabbânî’nin 57. ve 59. bölümler. Bir yazma nüshası Süleymaniye Ktp. (Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 685).
- Sırrü’l-esrâr ve mazharü’lenvâr. Bir yazma nüshası Süleymaniye Ktp. (Celâlettin Ökten, nr. 239). Trk. terc. ve Yeni Türkçe baskı: Akçiçek, Abdülkadir (1964), Ötelerden Haber, İstanbul .
- Ed-Delâil. Evrâd ve Salavâtü’l-kübrâ adlarıyla da anılmakta. Eser, El-Gunye’nin Mi‘rac’la ilgili bölümlerinden derlenmiştir. Trk. terc. ve Eski Türkçe baskı: Süleyman Hasib (1273, 1306), İstanbul
- Es-Sirâcü’l-vehhâc fî leyleti’l-Mirrâc: Orijinal dille baskı: İstanbul 1312. Trk. terc. ve Yeni Türkçe baskı: Güner, Mustafa (1975) Üç Aylar ve Faziletleri, Ankara. Trk. terc. ve Yeni Türkçe baskı: Hasırcızâde (1994) Üç aylar ve Mübarek Geceler, İstanbul 1984.
- Akıdetü’l-Bâzi’l-eşheb (Behcetü’l-esrâr’ın kenarında). Çeşitli kaside ve manzumelerini ihtiva eder. “Muhyî” mahlasını kullanan Abdülkadir-i Geylânî'nin “Hamriyye”, “Ümmiyye”, “Tâiyye”, “Lâmiyye”, “Tasavvufiyye” adlı kaside ve manzumelerini içine alan iki yazma mecmua, Süleymaniye Ktp. (Pertev Paşa, nr. 615/3 ve Hacı Mahmud, nr. 2598/5)
-
Su eserlerin de Abdülkadir-i Geylânî atif edilebilmektedir:
- Kitâb fî usuli’d-dîn: Yazma nusha:(Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 2763/9);
- El-Esmâǿü’l-hüsnâ: Yazma nusha(Süleymaniye Ktp., Düğümlü Baba, nr. 496/1);
- Kitâb-ı Hamse-i Geylânî: Yazma nusha (Süleymaniye Ktp., Serezli, nr. 4050);
- Gavsiyye (Hamriyye). Allah'la Abdülkadir-i Geylânî arasında geçtiği iddia edilen konuşmaları ihtiva eder. Bu risâle ona ait olmadığı kabul edilmektedir. Bir yazma nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde (Hacı Mahmud, nr. 2855). Orijinal dille baskı İsmail Fenni (1228) Vahdet-i Vücûd ve Muhyiddin Arabî, İstanbul 1928. Trk. terc. ve Eski Türkçe baskı: Mehmed Abdüllatif (1266) Tercüme-i Gavsiyye, İstanbul 1266.
- Zikrü’l-makamât fî tarîki’l-hak. Yazam nusha: (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 5399/8);
- Yevâkıtü’l-hikem; el-Mevâhibü’r-rahmâniyye. Bu eserlerin ilk üçü dışındakiler Geylânî'ye ait olmayıp bazı kitaplardan ve hakkındaki menkıbelerden derlenmiştir.
-
Ölüm ve cenaze
Abdülkadir Geylânî,21 Şubat 1166'da 87 yaşında öldü. Cenazesi, Irak'ın Bağdat kentinde Dicle'nin doğu kıyısında, Rusafa'daki Babul-Şeyh medresesindeki bir türbeye defnedildi. Safevi I. Şah İsmail döneminde, Geylânî'nin mezarı yıkıldı. Ancak 1535 yılında Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman hala ayakta olan türbenin üzerine bir kubbe yaptırmıştır.
Doğum gününün kutlanması ve ölüm yıldönümünde anılması
1 Ramazan Geylânî'nin doğum günü olarak kutlanır, ölüm yıl dönümü 11 Rabi'u't-Sani'dir, bazı alimlerin 29 Şa'ban ve 17 Rabi'tu't- Sani'ye verirler. Hindistan alt kıtasında, onun "urs" veya ölüm yıldönümüne Giyarwee Shareef veya Onurlu Gün denir.
Popüler kültürdeki yeri
2023'te Tabii'de yayınlanan Hay Sultan adlı dizide Mehmet Özgür tarafından canlandırılmıştır.
- 1539 - Sadullah Sadi Efendi, Osmanlı Devleti şeyhülislamı (d. ?)
- 1513 - Papa II. Julius, 1503-1513 yılları arasında görev almış olan Papa (d. 1443)
- 1553 - Ahmad Gran, Etiyopya'yı egemenliği altına almış İslam hareketinin önderi (d. 1506)
- 1730 - XIII. Benedictus, Papa (d. 1649)
- 1930 - Ahmed Şah Kaçar, İran Şahı (d. 1898)
- 1949 - Ali Çetinkaya (Kel Ali), Türk siyaset ve devlet adamı (Türk Kurtuluş Savaşı komutanlarından) (d. 1878)
- 1954 - Ekrem Güyer, Türk müziği bestecisi ve ses sanatçısı (d. 1921)
- 1954 - Faize Ergin, Türk sanat müziği bestecisi ve tanburi (d. 1894)
- 1971 - Ercüment Kalmık, Türk ressam (lirik-soyut anlayıştaki çalışmalarıyla tanınan) (d. 1909)
- 1988 - Atilla Tokatlı, Türk yazar, çevirmen ve yönetmen (d. 1934)
- 1988 - Süreyya Duru, Türk sinema yönetmeni ve yapımcı (d. 1930)
- 1993 - Tolon Tosun, Türk spor adamı, atlet ve diş hekimi (d.1931)
- 2005 - Nermi Uygur, Türk felsefe profesörü ve yazar (d. 1925)
- 2013 - Berfo Kırbayır, Türk Cumartesi Annesi (d. 1907)
- 2014 - Zübeyir Kemelek, Türk bürokrat (d. 1954)
- 2017 - Melih Gülgen, Türk sinema yönetmeni, senarist ve yapımcı (d. 1946)
- Uluslararası Anadil Günü
- Bayburt'un Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşu (1918)
- Ahlat'ın Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşu (1918)
Yorumlar
Yorum Yap