Tarih

28 Ekim 1516

Sadrazam Hadım Sinan Paşa yönetimindeki Osmanlı Ordusu, Memlukları Gazze yakınlarında yendi

28 Ekim 1516

28 Ekim Tarihte Bugün  Miladi takvime göre yılın 301. günü

 

Olaylar

  • 1492 - Kristof Kolomb, Küba'yı keşfetti ve İspanya adına el koydu.
  • 1516 - Sadrazam Hadım Sinan Paşa yönetimindeki Osmanlı Ordusu, Memlukları Gazze yakınlarında yendi.
  • Hadım Sinan Paşa

     

    Hadım Sinan Paşa Kimdir? Sadrazamlığı ve Ölümü | COM

    Dosya:Sinan pasha.jpg

    Vezir-i Azam SİNAN PAŞA 22 Ocak 1517 Ridaniye Savaşı Şehid'i Hadım Sinan  Paşa'nın bilinen ilk görevi Bosna sancak beyliğidir. Yavuz Sultan Selim Han  Şah İsma

    Hadım Sinan Paşa Kimdir? Sadrazamlığı ve Ölümü | COM

    Ridaniye Savaşında Hadım Sinan Paşa'nın şehid olması üzerine veziriazam  olan Yun - Tarihten İnciler

    Osmanlı Sadrazamı Görev süresi
    26 Nisan 1516 - 22 Ocak 1517 Hükümdar I. Selim Yerine geldiği Hersekzâde Ahmed Paşa Yerine gelen Yunus Paşa Görev süresi
    18 Haziran 1515 - 3 Eylül 1515 Hükümdar I. Selim Yerine geldiği Dukakinoğlu Ahmed Paşa Yerine gelen Hersekzâde Ahmed Paşa Kişisel bilgiler Ölüm 22 Ocak 1517
    Ridâniye, Mısır, Osmanlı İmparatorluğu

    Hadım Sinan Paşa (ö. 22 Ocak 1517, Ridâniye), I. Selim saltanatında 18 Haziran 1515-23 Eylül 1515 ile 26 Nisan 1516-22 Ocak 1517 tarihleri arasında iki kez sadrazamlık yapmış Osmanlı komutanı ve devlet adamıdır. Bosna asıllı olan Paşa, Enderûn Mektebi'nde yetişmiş; Çaldıran, Turnadağı ve Mercidâbık zaferlerindeki katkılarıyla öne çıkmıştır. Ridâniye Muharebesi sırasında öldürülmüştür.

    Hayatı

    Aslen Bosnalı olan Sinan Paşa, Doğu Bosna'da Boroviniç adlı soylu bir aileye mensuptur.

    Devşirme olarak İstanbul'a getirilip Enderûn'da yetiştirildi. Hadım olduğu için akağalar ocağına alındı. 1514'te Bosna Sancakbeyliği görevi ile saraydan çıkma yaptı. 23 Nisan 1514'te Anadolu beylerbeyliği görevi verilerek Yavuz Sultan Selim'in İran Seferi hazırlıklarına katkı yaptı. Anadolu beylerbeyi olarak eyalet askerleri komutanı olarak İran Seferi'ne katıldı. 23 Ağustos 1514 Çaldıran Muharebesi'nde Anadolu Beylerbeyi olarak ordunun sağ kanadına komuta etti. Bu muharebede bu sağ kanata yüklenen Şah İsmâil'in komutanlarından Ustaclu Mehmed Han'ın saldırısını geri püskürttü ve karşı taarruza geçip Şah İsmail ordusunu arkadan çevirip galibiyetin sağlanmasında çok büyük katkısı oldu. Çaldıran Savaşı'nda şehit olan Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa yerine Eylül'de Rumeli beylerbeyi görevine getirildi.

    Yavuz Sultan Selim, İran seferinden sonra İstanbul'a geri dönmeyip ordu ile Amasya'da kışlamaya karar vermişti. Fakat kapıkulu askeri bundan hoşnutsuzdu. Askerler arasında ertesi yılda İstanbul'a dönülmeyip İran seferin devam edeceği söylentileri yayılınca yeniçeriler isyankar oldular. Bu isyan ortaya çıkıca otorite gösteremediklerinden dolayı Sadrazam Hersekzâde Ahmed Paşa ile ikinci vezir Dukakinoğlu Ahmed Paşa görevlerinden alındılar. Ama 18 Aralık 1514'te Dukakinoğlu Ahmed Paşa sadrazam yapıldı. Ama Amasya'da kışlayan yeniçeriler arasında tekrar bir isyan çıktı. Yeniçeriler vezirlerden Pîrî Mehmed Paşa'nın ve padişah lalası Halim Çelebi'nin kaldığı evleri yağmaladılar. Divana çıkıp bağırıp çağırdılar. Yavuz Sultan Selim bu isyanın neden çıktığını gizlice araştırttı ve isyancıların sadrazam tarafından kışkırtıldığı öğrenildi ve bunun üzerine Dukakinoğlu Ahmed Paşa, Mart 1515'te I. Selim'in eliyle önce hançerlendi, sonra da yığıldığı yerde akhadımağaları tarafından kafası kesildi. Padişah bir müddet yeni bir sadrazam tayin etmedi.

    Bu idamın diğer bir sebebi İran Seferi sırasında Memlüklüleri tutup Osmanlılar aleyhinde olan Dulkadiroğulları Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey ile Sadrazam Dukakinoğlu Ahmed Paşa ile gizlice mektuplaşmakta olduğunun öğrenilmesi idi. Padişah, Dulkadiroğulları beyi Alaüddevle Bozkurt Bey'i elemine etmeye karar verdi. 1515 ilkbaharında Dulkadiroğulları üzerine bir sefer düzenlendi ve Rumeli Beylerbeyi olan Hadim Sinan Paşa bu sefere padişah tarafından serasker tayin edildi. 12 Haziran 1515'te Hadım Sinan Paşa komutası altında bulunan Osmanlı gücü ile Dülkadiroğulları beyi Alaüddevle Bey ordusu yapılan "Turnadağ Muharebesi"'nde Osmanlı ordusu üstün bir galibiyet kazandı. Hadım Sinan Paşa yenik Dulkadiroğulları beyi Alaüddevle Bey'in başını Amasya'ya Yavuz Sultan Selim'e gönderdi. Bu savaş sonunda Maraş ve Elbistan Osmanlı topraklarına katıldı.

    Bu galibiyeti dolayısıyla padişah Hadım Sinan Paşa'yı 18 Haziran 1515'te sadrazam olarak görevlendirdi. Bundan sonra İstanbul'a gelen Yavuz Sultan Selim burada diğer bir savaşa "Suriye-Mısır Seferi"'ne hazırlanmaya başladı ve organizasyon için tecrübeli bir sadrazam gerektiği açıktı. Bu nedenle Yavuz Sultan Selim 3 Eylül 1515'te Hadım Sinan Paşa'yı sadrazamlıktan uzaklaştırdı ve yerine tecrübeli Hersekzâde Ahmed Paşa'yı 5. kez sadrazam tayin etti. Azledilmesinin kendisinin bir hatası sebebiyle olmadığını ve ona olan teveccühünün devam ettiğini göstermek için de Yavuz Sultan Selim ona bir miktar nakit para, kaftan ve kılıç gibi hediyeler gönderdi.

    1516 ilkbaharında Safevilerinin Doğu Anadolu ve Diyarbakır taraflarında bazı saldırgan hareketlerde bulunduğu Bıyıklı Mehmet Paşa'nın gönderdiği haberlerden öğrenildi. Buna pek öfkelenen padişah 26 Nisan 1516'da şahsen sadrazam Hersekli Ahmet Paşa'nın yakasına yapışıp onu yumrukladı; sadrazamlıktan azledip Yedikule zindanında tutuklatıp Hadim Sinan Paşa'yı ikinci kez sadrazam tayin etti.

    Padişah sadrazama ordunun ve donanmanın hızla yeni bir sefere hazırlanması için kati emirler verdi. Mısır Seferi hazırlıkları önce gizli tutulmaya çalışıldı. Ama tersanede yeni gözler kurulup yeni gemiler yapılması, seferin Akdeniz üzerine olacağını açıkça göstermekteydi. Devlet Mısır Memluklüleri üzerine sefer yapılabilirliği hakkında şeyhülislam ve ulemadan gizli fetva aldı. Memluk Sultanı Kansu Gavri bu seferi önlemek için Yavuz Sultan Selim'e çok samimi ve yumuşak mektuplar gönderdi ama padişah kararından dönmedi. 28 Nisan 1516'da Hadım Sinan Paşa Üsküdar'dan harekete geçti. Hedefi Kayseri'de toplanmakta olan ordunun başına geçmekti. Kayseri'ye vardıktan sonra toplanan ordu seraskeri olarak Diyarbayır tarafına yürüdü. Yavuz Sultan Selim ise 5 Haziran 1516'da Üsküdar'a geçip hedefi Şam olarak sefer hareketine başladı ve Elbistan ovasında Padişah Hadim Sinan Paşa'nın komutasındaki ana orduya yetişti.

    Osmanlı ve Memluklu orduları Suriye'de Halep'in 44 km kuzeyinde bulunan Dâbık kasabası kenarında bulunan "Merc-i Dabık (Dabık Merası)" mevkiinde 24 Ağustos 1516 karşılaştılar. Mercidâbık Muharebesi Osmanlı ordusunun elinde bulunan ve çok iyi kullanılan ateşli silahlar, özellikle sahra topları, üstünlüğü dolayısıyla ikindi vakti Memluklu ordusunun yenilgisi ile sonuçlandı. Memluklu sultanı Kansu Gavri bu muharebede öldü. Sadrazam Hadım Sinan Paşa bu muharebede büyük yararlılık gösterdi. Böylece Anadolu'da Malatya, Divriği ve Suriye'de Halep, Hama ve Humus Osmanlılar eline geçti. Eylül sonlarına doğru Şam, Beyrut ve Gazze fethedildi. Gazze'den Mısır üzerine ilerlemeye başlayan Osmanlı ordusu daha Sina Çölü'ne girmeden Han Yunus mevkiinde çoğunluğu Memluklu süvari askerlerinden oluşan Canberdi Gazâlî komutasında bir Memluklu ordusu ile çarpışmaya girişti. 28 Ekim 1516'de, Hadım Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu ile Canberdi Gazâlî komutasındaki Memluklu güçleri arasında yapılan Han Yunus Muharebesi'nde Osmanlı güçleri Memlukluların süvari hücumunu durdurmaya başardı. Bu muharebede Memluklu komutanı Canberdi Gazâlî yaralandı ve Memluklu gücü yenik düşüp Gazze'yi bırakıp Mısır'a geri çekildi. Osmanlı ordusu Sina Çölü'nü geçmeye başlamadan, Kudüs'ü ziyaret için ana ordudan ayrılmış olan Yavuz Sultan Selim de Kudüs'ü teslim alıp ziyaret ettikten sonra Osmanlı ordusuna katıldı.

    Memluklülerin yeni sultanı olan II. Tomanbay, Sina Çölü'nün güneyinde Ridâniye'de Venediklilerden top ve silah alarak kuvvetli bir savunma hattı kurmuştu. Osmanlı ordusu 3 Ocak 1517 ile 16 Ocak 1517'de Sina Çölü'nü 13 gün içinde geçerek, Ridâniye'de Memlûk Ordusu ile karşılaştı. Osmanlı güçlerinin bir kısmı sadrazam Hadım Sinan Paşa komutanlığı altında Tomanbay'ın planladığı gibi Memluklu savunma hattının önünde savaşa girişti. Fakat Osmanlı ordusunun büyük bir kısmı Yavuz Sultan Selim komutanlığı altında El-Mukaddam Dağı'nın etrafını dolaşarak güneyden saldırmaya başladı ve böylece Tomanbay'ın yönleri sabit olan toplarını etkisiz hale getirdi. 22 Ocak'ta iki ordu arasında Ridâniye Muharebesi başladı. Memluklu ateşli silahlarının etkisizliğine karşılık Osmanlı ordusu ateşli silahlarla donatılmış birliklerini ve sahra toplarını çok etkili olarak kullanarak savaş alanında üstünlük sağladı. Tomanbay bu muharebeyi kaybetmiş olduğunu anlayınca en cesur askerlerinden bir baskın birliği kurup Osmanlı merkez güçlerinin karargahına bir baskın düzenledi. Bu birlikle Osmanlı ordusunun merkezdeki savaş hatlarını yararak Sultan Selim'in otağı sandığı Sadrazam'ın çadırına girdi ve göğüs göğse yapılan bu çarpışmalar sonucu sadrazam Hadım Sinan Paşa öldürüldü.

    Muharebenin kazanılmasından sonra Yavuz Sultan Selim, cesur, gözü pek, cihângîr ve aynı zamanda başarılı olan bu değerli sadrazamının şehit oluşundan çok müteessir oldu. Hadım Sinan Paşa Ridâniye zaferinin ertesi günü "Şeyh Timurtaş Zaviyesi"'ne gömüldü. Onun için bu mevkide Sultan Selim emri ile bir türbe yapıldı.

  •  

  • 1886 - Özgürlük Heykeli, Fransızların hediyesi olarak New York'a dikildi.
  • 1908 - İstanbul'da Ermenice Jamanak gazetesi yayımlanmaya başladı.
  • 1918 - Çekoslovakya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu İmparatorluğundan bağımsızlığını kazandı.
  • 1918 - I. Dünya Savaşı: Osmanlı İmparatorluğu ile Britanya İmparatorluğu arasında yapılan Suriye-Filistin Cephesi, kesin Britanya İmparatorluğu zaferiyle sonuçlandı.
  • 1923 - Mustafa Kemal Paşa, Çankaya Köşkü'nde verdiği akşam yemeğinde, "Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz" dedi.
  • 1927 - Türkiye'de ilk nüfus sayımı yapıldı.
  • 1937 - Başbakan İsmet İnönü, Ankara'da paraşüt kulesinin açılışını yaptı.
  • 1938 - Ankara Radyosu hizmete girdi.
  • 1940 - II. Dünya Savaşı: İtalya, Arnavutluk üzerinden Yunanistan'ı işgal etti.
  • 1961 - Zeki Müren, Behiye Aksoy, Gönül Yazar, Seçil Heper gibi pek çok sanatçıyı senelerce sahnesinde ağırlayan Maksim Gazinosu açıldı.
  • 1984 - Çin Komünist Partisi, ekonomik durumu düzeltmek amacıyla serbest girişime ve rekabete izin verileceğini açıkladı.
  • 1986 - 23. Altın Portakal Film Festivali'nin sonuçları açıklandı. Altın Portakal'ı Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Aaah Belinda" kazandı.
  • 1991 - İslami Cihad örgütü Ankara'da iki bombalı saldırı düzenledi; bir Amerikalı subay öldü, Mısırlı bir diplomat yaralandı.
  • 1993 - Hakkâri, Üzümlü Jandarma sınır bölüğü'ne saldıran silahlı militanlardan 57'si öldürüldü. Çatışmada 10 er öldü.
  • 1998 - Esenboğa Havalimanı, tarihinde ilk kez aynı gün 13 cumhurbaşkanı ağırladı. Yabancı ülke cumhurbaşkanları, Cumhuriyetin 75. yılı törenleri için Ankara'ya geldiler.
  • 2010 - Gebze - İzmir Otoyolu Projesi'nin temeli atıldı.
  • 2020 - Türkiye'nin ikinci sürücüsüz metro hattı olan M7 Kabataş - Mecidiyeköy - Mahmutbey - Esenyurt Meydanı metro hattının ilk etabı olan Mecidiyeköy - Mahmutbey etabı hizmete açıldı.

Doğumlar

  • 1017 - III. Heinrich, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu (ö. 1056)
  • 1902 - Elsa Lanchester, İngiliz aktris (ö. 1986)
  • 1921 - Necdet Koyutürk, Türk tango müzisyeni, besteci ve orkestra şefi (ö. 1988)
  • 1932 - Gerhart Baum, Alman politikacı ve avukat (ö. 2025)
  • 1940 - Ömer Akbel, Türk büyükelçi (ö. 2015)
  • 1957 - Ahmet Kaya, Türk halk müziği ve özgün müzik sanatçısı, şarkıcı ve besteci (ö. 2000)
  • Ahmet Kaya Genel bilgiler Doğum Ahmet Kaya
    28 Ekim 1957
    Malatya, Türkiye Ölüm 16 Kasım 2000 (43 yaşında)
    Paris, Fransa Defin yeri Père Lachaise Mezarlığı, Paris Tarzlar Protest müzik, Halk müziği, Özgün müzik, Türkü Meslekler Şarkıcı, şarkı yazarı, besteci, şair Çalgılar Bağlama Etkin yıllar 1984-2000 Müzik şirketi Taç Plak (1984-1987, 1989, 1990)
    Barış Müzik (1989, 1990-1991)
    Tempa - Foneks (1992)
    Raks Müzik (1993-1998)
    Gam Müzik (1998-2000) İlişkili hareketler Yusuf Hayaloğlu
    Selda Bağcan
    Hüseyin Ay Eş Gülten Kaya Çocukları Melis Kaya, Çiğdem Kaya  

    Ahmet Kaya (28 Ekim 1957, Malatya - 16 Kasım 2000, Paris), Türk protest müzik şarkıcısıdır. Türkiye'de albümleri en çok satan şarkıcılar arasında yer almaktadır.

    Hayatı

    Ahmet Kaya, 1957 yılında Malatya'da bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesi Erzurumlu bir Türk, babası Adıyaman'ın Çelikhan ilçesine bağlı Yağızatlı Köyü'nden bir Kürt'tür. Babası Sümerbank dokuma fabrikasında çalışan bir işçiydi.

    Ahmet Kaya, ilkokulu Malatya'da okudu. Müzikle altı yaşında babasının hediye ettiği bağlama ile tanıştı. Okuldan geri kalan zamanlarında plak ve kaset satan bir dükkânda çalışmaya başladı. Ailesinin geçim sıkıntısı çekmesi nedeniyle 1972'de İstanbul Kocamustafapaşa'ya göç ettiler ve okulu bırakmak zorunda kaldı. İşportacılık ve çeşitli işyerlerinde çıraklık yaptı. Bu dönemde küçük bir yerleşim yerinden büyük bir şehre taşınmanın ve alışmanın sıkıntılarını yaşadı. Bu sıkıntılarını bir belgeselde şöyle dile getirdi:

    Onlarla konuşmuyordum; çünkü onlarla konuşamıyordum. Giyimleri başkaydı, konuşmaları başkaydı. Onlar gibi konuşmaya çalışıyordum. Mesela terziye gidip onlar gibi pantolon diktirmeye filan başlamıştım. Terzinin yaptırdığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. Onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu. Bir kız vardı bizim okulda; herkesin bir ilk aşkı vardır, çocukluk aşkı. Bir gün gittim dedim ki "Biraz seninle konuşak beş dakika, yani kaçıyorsun hep iki tane laf edek." Bana dedi ki "Rica ederim" dedi. Öyle bir ağrıma gitti ki yav dedim "Ben de sana rica ederim." Ben o zaman "rica ederim"in anlamını bilmiyordum yani onu bir küfür gibi zannettim biliyor musunuz.

    On altı yaşında yasa dışı afiş basmaktan hapse atıldı. Daha sonra birkaç arkadaşıyla birlikte Halk Birimleri Derneği'nin çalışmalarına katıldı. Bu çalışmaları sırasında çeşitli etkinliklerde bağlama çalmaya devam etti. Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılan bir etkinlikte Ruhi Su ile tanışma fırsatı buldu ve "Mahsus Mahal" isimli Ruhi Su türküsünü söyledi. 1978 yılında Gelibolu'da askerlik yaptı, bu arada askeri orkestrada müzik çalışmalarına devam etti. Askerden döndükten sonra Emine adlı ilk eşiyle evlendi ve 1982 yılında kızları Çiğdem doğdu. Ancak bu evlilik uzun sürmedi. Daha sonra Yusuf Hayaloğlu'nun kız kardeşi Gülten Hayaloğlu ile evlendi. Bu evlilikten, 1987 yılında ikinci kızı Melis dünyaya geldi.

    İlk profesyonel çalışmaları

    Ahmet Kaya, işsizlik sebebiyle ekonomik zorluklar çekti ve bu sırada eşi kendisinden ayrıldı. Bu ekonomik sorunlarından kurtulmak umuduyla kendi deyimiyle "sistemin tersine hareket" ederek hapse girmeye çalıştı. Nihayetinde uzun uğraşları sonucu çıkardığı Ağlama Bebeğim albümünü 1984 yılında yayınladı. İstanbul Şan Tiyatrosu'nda küçük bir konser verdi. Yayımlandığı yıl albüm toplatıldı, fakat daha sonra sansürü kaldırıldı. 1985'te ikinci albümü Acılara Tutunmak için birinci albümde olduğu gibi Değişim Stüdyosu'yla anlaştı. Stüdyonun sahibi, o sıralarda Metris Askeri Cezaevi'nde olan Selda Bağcan'ın kardeşi Sezer Bağcan'dı. Cezaevinde tanıştığı 12 Eylül Darbesi mağduru Gülten Hayaloğlu ile Ahmet Kaya'nın tanışmasına aracılık etti. Albüm yayımlandıktan sonra evlendiler. Gülten Hayaloğlu hapishanede idam cezasına mahkûm olan Nevzat Çelik'in Şafak Türküsü şiirini Ahmet Kaya'ya iletti. Böylelikle geniş kitlelerce tanınması sağlanan albüm, 1985 yılında yapılıp 1986'da piyasaya çıkan Şafak Türküsü oldu. Bu albümde aranjör Oğuz Abadan'la çalıştı ve hemen hemen tüm besteleri kendisi yaptı. Aynı yıl An Gelir albümünü yayınladı.

    Yusuf Hayaloğlu ile tanışması

    Gülten Hayaloğlu ile tanıştığı dönemde kardeşi Yusuf Hayaloğlu ve şiirleriyle tanıştı. Sözlerinin çoğunluğunun Yusuf Hayaloğlu'na ait olduğu Yorgun Demokrat adlı albümü 1987 yılında yayımlandı. 1988 yılında sadece iki şarkının söz yazarlığını Hayaloğlu'nun yaptığı ve diğer sözlerin tanınmış şairlerin şiirlerinden oluşan Başkaldırıyorum albümü çıktı. Ardından 1989 yılında sadece bağlama ve vokal ile oluşturduğu konserlerinden bir derleme olan Resitaller-1 yayımlandı. Aynı yıl Osman İşmen'in düzenlemesiyle, sözlerinin büyük çoğunluğunu Hayaloğlu'nun yazdığı İyimser Bir Gül adlı albümü çıktı. 1990 yılında Resitaller-1'in devamı niteliğinde olan Resitaller-2 albümü yayımlandı. Aynı yılın Ekim ayında çeşitli şairlerin şiirlerinden oluşan Sevgi Duvarı isimli albümünü çıkarttı. Ardından Başım Belada ve Dokunma Yanarsın albümlerini yayınladı.

    1994 yılında çıkan Şarkılarım Dağlara adlı albümü, basılan 2.800.000 bandrolle rekor kırdı. Albümde yer alan "Özgür Çağrı" isimli şarkıda geçen Abin bir gün dağdan döner, sarılırsın yavrucağım gibi sözler nedeniyle albümü toplatıldı, konser vermesi yasaklandı.

    1990 yılında Tatar Ramazan ve 1992 yılında Tatar Ramazan Sürgünde filmlerinin müziklerini yaptı. 1994 yılında prodüksiyonunu Gülten Kaya ve Yusuf Hayaloğlu'nun yaptığı, Kanal D'de yayınlanan Ahmet Abi'nin Vapuru programını yaptı. Sadece 13 hafta süren bu programa Nihat Akgün'ün katılması ve JetPA'nın programın sponsorluğunu yapması büyük eleştiriler aldı.

    Müzikal tarzı

    İlk dönem albümlerinde genel olarak bağlamaya ağırlık verdi. Ahmet Kaya'nın tarzı pop, Türk halk müziği ve arabesk kategorilerine tam olarak dahil edilemediği için özgün müzik olarak adlandırılmaya başlandı. Kendisi müzik tarzının devrimci arabesk veya protest olarak tanımlanmasına karşı çıkmıştır.

    Ahmet Kaya, sözlerini kendisinin yazdığı bestelerle beraber, Attilâ İlhan, Can Yücel, Nevzat Çelik, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe, Ahmed Arif, Arkadaş Zekai Özger, Ahmet Erhan gibi tanınmış şairlerin şiirlerini de besteledi. Genellikle şarkılarında toplumsal meseleleri işledi. Toplam yirmi iki albümünde sadece bir Kürtçe şarkısı ("Karwan") vardır ve bir tane de Kürtçe açılış bulunur.

    Boğaziçi Üniversitesi'nde Ruhi Su ile tanışıp Mahsus Mahal isimli türküyü çaldığı zaman, Ruhi Su bağlamanın bu şekilde, at teper gibi çalınmayacağını söyler. Yıllar sonra Ahmet Kaya bir konserinde bağlama çalarken bu olaya nüktedan bir gönderme yaparak "Bağlama böyle de çalınır" demiştir.

    Hakkındaki suçlamalar

    10 Şubat 1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde "Yılın En İyi Sanatçısı Ödülü"nü aldı ve ödül konuşmasında: "Ben bu ödülü yalnızca kendi adıma değil, bu ödülü İnsan Hakları Derneği, Cumartesi Anneleri, magazine emek veren bütün insanlar ve bütün Türkiye halkı adına alıyorum. Bir de bir şey daha söyleyeceğim: Önümüzdeki kasette Kürt asıllı olduğum için, Kürtçe bir şarkı yapıyorum ve Kürtçe bir de klip çekiyorum ve bu klibi yayınlayacak yürekli insanların olduğunu da biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını biliyorum." dedi. Bu sözleri üzerine davetlilerin bir kısmı tepki gösterip küfretmeye ve kendisine çeşitli eşyalar fırlatmaya başladılar. Kaya, MGD görevlileri tarafından kongre salonundan olağandışı koşullarda dışarıya çıkartıldı.

    Bu olayın hemen sonrasında Ahmet Kaya'nın 1993 yılında Berlin'de Kürt İş Adamları Derneği'nin düzenlediği bir gecede verdiği iddia edilen bir konsere ilişkin fotoğrafların Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanması üzerine "Bölücü PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" iddiasıyla hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde toplam 10.5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açıldı.Ahmet Kaya 1999 yılında mahkemeye yaptığı savunmada bu iddialara yönelik olarak:

    "İddianamenin suçlamaya esas aldığı, Hürriyet Gazetesi'nin 14 Şubat 1999 tarihli sayısında yer alan "Ayıp Ettin Gözüm" başlıklı haber gerçekleri yansıtmamaktadır. Yukarıda da belirttiğim gibi, 1993 yılı sonbaharında sanatçı arkadaşım Zuhal Olcay'ın da olduğunu hatırladığım bir Avrupa turnesine orkestramla birlikte katıldım. Berlin dahil Avrupa'nın birçok kentinde bu arkadaşlarımla birlikte konserler verdim. Bu konserler arasında Almanya'da sadece PKK'nın katıldığı ve 'Kürt İşadamları Derneği' adlı bir kuruluşun düzenlediği ileri sürülen bir konsere katılmadım. Böyle bir derneğin gerçekte var olup olmadığını dahi bilmiyorum. Söz konusu gazete haberi üzerine yaptığım araştırmada 1994 yılı başlarında Berlin'de 'Demokratik Esnaflar Birliği' adlı bir kuruluş tarafından düzenlenen bir geceye katıldığımı tespit ettim. Geceyi düzenleyen 'Demokratik Esnaflar Birliği' tarafından gönderilen yazıda da belirtildiği üzere, bu gecenin hiçbir örgüt ya da başka bir kuruluşla ilgisi bulunmamaktadır. Bu kuruluş, hatırladığım kadarıyla Berlin'deki tüm yabancı esnafların bir araya gelip oluşturduğu bir meslekî kuruluştur. Savcılık ifademde de belirttiğim gibi, sahne sıram gelinceye kadar sahneyi daha önceden görme şansım yoktu. Sahneye çıktıktan sonra fotoğrafta yer alan pankartı görsem dahi hiçbir şey yapamazdım. Konseri iptal etmem halinde salonu dolduran ve benim şarkılarımı dinlemek için gelmiş binlerce dinleyicinin haklı tepkisini alacak ve gecenin o atmosferinde, o salondan rahatlıkla ayrılabilmem bile mümkün olmayacaktı; ama sahneden fark ettiğim kadarıyla salonun çeşitli yerlerinde asılı başka pankartlar da vardı; fakat sahne ışıkları ve yüksek spotlardan dolayı benim onların içeriğini de görebilme şansım yoktu. Her zaman olduğu gibi kendi şarkılarımı söyledim ve sahneden ayrıldım. Bütün titizliğime rağmen bu konser sırasında çekilmiş olması mümkün olan fotoğrafın yıllar sonra ve tamamen gerçek dışı bir haberle birlikte kullanılması beni üzdü. Böyle bir fotoğrafın varlığı ve bunun bugüne kadar yayımlanmaması hiçbir ciddi habercilik anlayışıyla bağdaşmaz ve haberin gerçek dışı oluşunu ve başka amaçlara yönelik bir yayıncılık anlayışı olduğunu açıkça ortaya koyar. Bununla ilgili takdiri Sayın Mahkemenize bırakıyorum." demiştir.

    16 Haziran 1999'da Türkiye'den ayrıldı. Yargılamaların sonucunda gıyabında toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.

    Ayrıca, Ahmet Kaya hakkında konserlerinde şarkılarının sözlerini Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olarak değiştirdiği gerekçesiyle birçok dava açıldı. Ahmet Kaya bu suçlamalara yönelik olarak ise 1999 yılında mahkemede yaptığı savunmada şöyle demiştir:

    "İddianamenin ikinci sayfa, dokuzuncu paragrafında yer alan şarkı sözlerini, Türkiye'deki birçok konserimde de bu şekilde değiştirerek söyledim. Bu küçük değişiklikten başka anlamlar çıkarılmasına sadece çok şaşırıyorum. Bütün samimiyetimle şunun bilinmesini isterim ki bunu yaparken başka bazı şeyler hedefliyor olsam, benim kadar sözünü sakınmadan söyleyen bir insan -takdir edersiniz ki- bu kadar dolaylı bir yola başvurmaz, "şimdilik hoşça kal yaban çiçeğim, yasal mermisiyle bir komiser yaklaşmakta" biçimindeki orijinal sözleri, "şimdilik hoşça kal yaban çiçeğim, yasal mermisiyle bir TC yaklaşmakta" şeklinde söylemem, kanımca iddianamedeki gibi yorumlanamaz. En yalın haliyle; mermiyi polis kullanır, polis Türkiye Cumhuriyeti'nin polisidir ve devletin polisini şarkının sözel kalıbı içerisinde bu şekilde ifade etmemden nasıl farklı bir sonuç çıkarılabilir? Çünkü şarkıdaki sözün özü şudur: 'Yasal mermisi ile Türkiye Cumhuriyeti'nin bir komiseri yaklaşmakta'. 'Başım Belada' adlı bu şarkımın bir başka yerinde; "üstelik göğsümde, yani tam şuramda, kirli sakalıyla bir eşkıya gezinmekte" yerine, "üstelik göğsümde, yani tam şuramda, kirli sakalıyla bir gerilla gezinmekte" dersem, bunun sakıncası ne olabilir? Her ikisi de dağlarda yaşar ve sakalları kirlidir. Kaldı ki şarkının bütünü dikkate alındığında, şarkıdaki mizah ve ironi zaten görülecektir. Sevgili Can Yücel'in 'Sevgi Duvarı' adlı şiirinde, 'sidikli kontes' diye bir nitelemesi vardır. Yıllar önce ben bu şiiri bestelediğimde denetimden geçirilmemiş ve onu 'pasaklı kontes' biçiminde değiştirdiğimizde bu çok önemli (!) sakıncayı ortadan kaldırmıştık. Bu örneği, hukuk tarihi kendi komedisini yazdığında malzeme olması açısından verdim. Dünyanın uğraştığı ve çözüm bulmaya çalıştığı hayatî konularla bizim mahkemelerimizin gündemini işgal eden konular karşı karşıya getirildiğinde, ülke olarak dünyanın gidişatını neden çok geriden takip ettiğimiz daha iyi anlaşılsın ve sıradan bir şarkı sözüyle bir ülkenin bölünebileceği kompleksinden artık herkes kurtulabilsin diye verdim. Bu durumdan benim çıkardığım sonuç şu: Demek ki bundan böyle sahne şovlarımda bunun bir parçası olarak, kendime ait şarkıları biraz değiştirip söylerken ciddi bir çekince yaşayacağım. Örneğin bir şarkımda "örselendi aşklarım, üstelik çok uzak bir diyardayım" sözlerini, konser verdiğim yere göre "Hamburg'tayım" ya da "Bayburt'tayım" şeklinde yorumlamaktaydım. Bir başka şarkımda; "O mahur beste çalar, müjganla ben ağlaşırız." (ki müjgan burada kirpik anlamında kullanılmıştır) biçimindeki sözleri "Ayten'le ben ağlaşırız." biçiminde değiştirerek söyleyebiliyorken bundan böyle söyleyemeyeceğim anlaşılıyor. Peki, size göre kendimi böyle daha mı özgür hissedeceğim?"

    1999 yılında Münih'te PKK yanlıları tarafından düzenlenen konserde ‘‘Arabamı o şerefsizlerin memleketinde bıraktım’’ dediğini iddia eden Hürriyet Gazetesi haberi için hakkında DGM tarafından bir kez daha soruşturma başlatıldı.9 Şubat 2000 yılında Zaman Gazetesi'ne yaptığı röportajda "Ben 3 tane şerefsiz yüzünden ülkemde arabama bile binemedim dedim" diyerek yalanladı. 1999'da Almanya'nın Münih şehrindeki Barış, Demokrasi ve Özgürlük Festivali isimli organizasyonda söylediği ve içinde "Kürdüz Ölene Kadar, Vallahi biz dostu özledik, Kürdüz sonuna kadar, Vallahi Apo'yu özledik" sözleri geçen şarkısı nedeniyle eleştirildi. 1999 Mart ayında Ordu Valiliği, Ahmet Kaya'nın kasetlerinin kentte satılmasını ve bulundurulmasını yasakladı.

    Ahmet Kaya, yasal suçlamaların yanı sıra çeşitli kesimlerce lüks içinde yaşarken yoksulluk edebiyatı yapmakla suçlandı. Bu eleştirilerle ilgili olarak yöneltilen bir soruya şu şekilde yanıt verdi:

    Benim hiç Mercedes'im olmadı. Şimdiki arabam Mercedes'ten daha pahalı, cip olduğu için gözüne batmıyor insanların. Salaklaşmamak lazım; bunlar önemli şeyler yani. Biz insanların yoksulluğunu savunmadık. Bizler yaşamımız boyunca insanların zenginliğini savunduk. Yani ben cipe binsem, Mercedes'e binsem; bunlar önemli şeyler midir? Ben tarihin yüklediği misyonu yerine getiriyor muyum? Bu önemli. Tam 30 sene aç yaşadım bu ülkede, 30 yıl boyunca. Bütün lokantaların kenarlarına gidip, o lahmacunların nasıl çıktığına baktım. Artık ben bu saatten sonra bunu yerim ve kimse bunu engelleyemez..

    Medyanın büyük kesimi tarafından tepki gören Ahmet Kaya, bunun yanında bu tepkileri hak etmediği düşünüldüğü için kimi köşe yazarları tarafından da destek görmüştür. Bunlara örnek olarak 21 Şubat 1999 tarihli Radikal gazetesinde, Yıldırım Türker'in "Ne Yapmalı" başlıklı yazısı, 18-24 Şubat 1999 tarihli Aktüel dergisinde Defne Asal imzası ile yayımlanan "Sen Demirel misin be Ahmet" başlıklı yazı, Şubat 1999 tarihli Radikal gazetesinde, Arda Uskan imzalı "Ayıptır Ayıp" başlıklı yazı verilebilir.

    Ölümü

    Hoşçakalın Gözüm isimli albümünün kayıtlarını yaparken, 16 Kasım 2000 gününün gecesi, Paris'in Porte de Versailles semtindeki evinde kalp krizi geçirmesi sonucu öldü. 17 Kasım 2000'de 30.000'in üzerinde kişinin katıldığı törenle Paris'in Père Lachaise Mezarlığı 71. bölüme defnedildi.

    Ölümünden sonra

    Her fırsatta “Öldüğümde değil yaşarken anlayın beni” diyen Ahmet Kaya hakkında ölene kadar bir linç kampanyası yürütülmüştür.

    2002 yılında Ahmet Kaya'nın şarkılarını 20 ünlü sanatçının söylediği Dinle Sevgili Ülkem isimli bir albüm yapılmış, Magazin Gazetecileri Derneği'nin gecesinde duyurduğu Kürtçe "Karwan (Kervan)" parçasının ve klibinin de bulunduğu Hoşçakalın Gözüm, Biraz da Sen Ağla albümü yayımlandı. Père Lachaise Mezarlığı 71. bölümde bulunan mezarı 2003 yılında tekrar düzenlendi. Ağırlığı 3.5 tonu bulan mezarının üzerinde kardelen motifleri, enstrümanlar, Kastamonu yazması deseni, İstanbul silüeti, şarkı sözleri ve büstü bulunmaktadır.[Kalsın Benim Davam ve Gözlerim Bin Yaşında (Aralık 2006) adlarında dört albümü daha yayınlanmıştır.

    4 Eylül 2007'de Türkiye'de kendi ismine açılan tek yer olan Ahmet Kaya Halk Evi, Batman'da açıldı. 2009 yılında AK Parti hükûmetince mezarının Paris'ten Türkiye'ye taşınması konusunda fikirler ortaya atıldı.Ahmet Kaya'nın kabri hâlen Paris'in Père Lachaise Mezarlığı'nda yer almaktadır.

    Ölümünün onuncu yılına denk gelen 2010 yılında Ümit Kıvanç tarafından hazırlanan Uçurtmam Tellere Takıldı isimli belgesel gösterime girdi.

    Haziran 2012'de Magazin Gazetecileri Derneği tarafından "Ahmet Kaya Özel Ödülü" verileceği açıklandı. İlk ödülü Kaya'nın bağlamacısı Ümit Yılmaz'ın alacağı söylendi.

    28 Ekim 2013'te 2013 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nde "müzik" alanındaki ödül Ahmet Kaya'ya verildi.

    1 Eylül 2020 tarihinde İzmir'ın Menemen ilçesinin Asarlık Irmak Mahallesi'nde anısına Dünya Barış Günü'ne denk getirilerek kendi adını taşıdığı bir parkın açılışı yapılmıştır.

    Diskografi

     Ahmet Kaya diskografisi

  • 1970 - Yıldız Kaplan, Türk şarkıcı, oyuncu ve manken
  • 1979 - Olcay Çetinkaya, Türk futbolcu
  • 1982 - Berk Oktay, Türk oyuncu
  • 1989 - Rahman Bilici, Türk Greko-Romen güreşçi
  • 1993 - Bilal Sonses, Türk şarkıcı ve söz yazarı

Ölümler

  • 312 - Maxentius, Roma İmparatoru (d. y. 278)
  • 457 - Edessalı İbas, 435 ve 457 yılları arasında kesintilerle Edessa şehrinin piskoposu
  • 1412 - I. Margaret, Danimarka, Norveç, İsveç Kraliçesi (d. 1353)
  • 1568 - Ashikaga Yoshihide, Ashikaga şogunluğunun 14. şogunu (d. 1538)
  • 1627 - Cihangir, Babür İmparatoru (d. 1569)
  • Cihangir Şah 4. Babür İmparatoru Hüküm süresi 15 Ekim 1605 - 28 Ekim 1627 Önce gelen Ekber Şah Sonra gelen Şah Cihan   Doğum 31 Temmuz 1569
    Fetihpûr Sikri Ölüm 28 Ekim 1627 (58 yaşında)
    Keşmir Eş(ler)i [1] Çocuk(lar)ı Hüsrev
    Perviz
    Şah Cihan
    Shahryar
    Diğerleri Tam adı Ebü'l-Muzaffer Nûreddîn Muhammed Cihângîr b. Ekber Hanedan Timurlu hanedanı Babası Ekber Şah Annesi Meryem-uz-Zamanî Dini İslam

    Elindeki bir küreyle Cihangir, Cihangirname, 1614-1618.

    Cihangir veya tam adıyla Ebü'l-Muzaffer Nûreddîn Muhammed Cihângîr b. Ekber, (d. 31 Ağustos 1569, Fetihpûr Sikri -ö. 28 Ekim 1627, Keşmir), Babür İmparatorluğu'nun 4. Hükümdârı (1605-1627).

    Ekber Şahın oğlu olup, asıl adı Selim'di. Küçük yaşta babası Ekber tarafından tahtın vârisi ilan edildi. Ama 1599'da, Ekber Dekken'de bulunurken, bir an önce tahta çıkma isteğiyle ayaklandı. Kendisini doğru yola getirmek isteyen Ebülfazl'ı öldürttü. Babası Ekber ölüm yatağında onun ardılı olacağını doğruladı. Babasının 1605'te ölümü üzerine Selim, “Cihangir” (Farsça: Dünyaya hükmeden adıyla tahta çıktı.

    1569'da doğan Selim, babasının ölümü üzerine 1605'te “Nûreddîn Cihangir” unvanı ile tahta çıktı. Ancak oğlu Hüsrev, Sihleri etrafında toplayarak Pencab'da isyan etti. Cihangir Şah, âsî kuvvetleri Cullandar Nehri kenarında bozguna uğrattı. Yakalanan oğlu Hüsrev'i Burhanpur'a sürgüne gönderdi. Hüsrev orada 1622 yılında öldü.

    Cihangir Şahın saltanatının son yılları, huzursuzluk içerisinde geçti. Eşi Nurcihân ve veziri Mehabet Hanın sık sık devlet işlerine karışmaları sağlığını bozdu. Tabiplerin isteği üzerine iklimi daha müsait olan Lahor'a giderken, yolda 28 Ekim 1627 günü öldü. Cesedi Ravi Nehri kıyısındaki, Şah Dârâ denilen yerde toprağa verildi. Daha sonra mezarının üstüne büyük bir türbe yapıldı.

    Âdil bir hükümdar olan Cihangir, alimleri sever, onlara izzet ve ikramda bulunurdu. Babasının Müslümanlara karşı uyguladığı ağır baskıyı kaldırdı. Ancak devrinin büyük âlimi İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî' yi Gwalyar şehrinde hapsettirdi. İki yıl sonra hatasını anlayıp bu büyük âlimi hapisten çıkaran Sultan, 1000 rupye ihsân edip bağışlanmasını diledi. İmâm-ı Rabbânî'nin Cihangir Şâh'a yazdığı mektuplar, Mektûbât isimli eserinde mevcuttur.

    Cihangir Şah, bayındırlık işlerine de önem vermiştir. Agra'dan Etek'e ve Bengâl'e giden ağaçlıklı yollar ve Agra ile Lahor arasında her üç kilometrede bir işaret kuleleri ve sulu gölgelikler yaptırmıştır. Tüzük-i Cihângîrî ismi ile yazdığı hatıratı, kıymetli bir eserdir.

    Kendisinden sonra oğlu Şihâbuddîn Muhammed, Şah Cihan unvanı ile tahta geçmiştir.

    Hükümdarlığı

    Miras aldığı imparatorluk o dönemde dünyanın en güçlü imparatorluklarından biriydi. Ülke o kadar güçlüydü ki, içki ve afyon düşkünü ve bahçe tutkunu olan imparator, savaşmak yerine, kendini zevk ve eğlenceye verebiliyordu.

    Babasının başlattığı askeri siyaseti sürdürdü. Ancak hemen hemen hiçbir askerî başarı elde edemedi ve Kandahar şehrini İranlılara kaptırdı. Mevar'daki Racput Prensliği ile girişilen savaş 1614'te büyük kazanımlarla sona erdirildi. Ekber'in Ahmednagar'a karşı başlattığı seferler, ordunun ve diplomasinin de desteğiyle zaman zaman şiddetlenerek sürdü; ama saldırıların çoğu güçlü Habeşi Melik Amber tarafından savuşturuldu. 1613'ten itibaren savaşMayısı, bu konuda çok usta olan oğlu Şehzade Hürrem'e (sonradan Şah Cihan) bıraktı. 1617 ve 1621'de Hürrem zafer kazanarak barış anlaşmaları yaptı.

    Zayıf iradeli bir hükümdar olan Cihangir zamanında saray ve entrikalarına kadınlar da karışmaya başladılar. Gevşek yönetimi yüzünden oğulları ile arası açıldı. 1611'den sonra Cihangir, İranlı karısı Mihrü'n-Nisa (Nur Cihan, Farsça: dünyanın ışığı) ile kayınpederi İtimadü'd-Devle ve kayınpederi Asaf Han'ın etkisi altına girdi. Nur Cihan kızı Mümtaz Mahal'i Hürrem ile, kız kardeşini ise Hürrem'in küçük kardeşi Şehriyar ile evlendirdi.

    Şah Abbas (Safevi, solda) ile Cihangir Şah (sağda)

    Şehzade Hürrem'in de aralarında olduğu bu hizip 1622'ye değin siyasal yaşama egemen oldu. Daha sonra, Cihangir'in gücünün azaldığı yıllarda Nur Cihan ile Şehzade Hürrem arasında çatışma başladı. Hürrem 1622'de ve 1625'te açıkça ayaklandı. 1621'den 1627'ye değin süren taht kavgalarından Şehzade Hürrem (Şah Cihan) galip çıktı ve tüm rakiplerini öldürttü. Şah Cihan'ın kardeşi Şehriyar'ı destekleyen Nur Cihan ise, 1645'te Lahor'da sürgündeyken öldü. 1626'da Cihangir, Nur Cihan grubunun başka bir rakibi olan Mehabet Han tarafından baskı altına alındı. Keşmir ve çevresine duyduğu sempati nedeniyle zamanının büyük bir bölümünü bu bölgeye ayırdı. Cihangir, Keşmir'den Lahor'a giderken yolda öldü. Türbesi Lahor'dadır.

    Yönetiminin ilk yıllarında ünlü 12 hükmünü çıkararak taşradaki tıMar sahiplerinin vergi toplamasını önledi. Issız yerlerde kervansaray ve mescitler, kentlerde de hastaneler yaptırdı. Kendi doğum gününde hayvan kesimini yasakladı. Miras konusunda yeni bir düzenleme getirdi. Konutlara zorla girilmesini önledi; suçluların kulak ve burunlarının kesilmesi gibi cezaları kaldırdı. Halkın elindeki topraklara beyler ve devlet yöneticileri tarafından el konmasını önledi.

    Babası Ekber Şah'ın İslâm ve Hindu dinleri arasındaki ayrılıkları giderip birlik oluşturmayı ve böylece ortak bir dinî yol bulmayı ve Müslümanlarla Hinduları kaynaştırmayı hedeflediği “Dîn-i İlâhî” projesini devam ettirdi.Cihangir, Cizvitlerin halkın önünde Müslüman ulema ile tartışmaya girişmelerine ve kendi dinlerini yaymalarına izin verdi.

    Cihangir ve sanat

    Cihangir'i betimleyen bir minyatür, Cihangirname, y. 1620

    Ülkesindeki Fars kültürünün gelişmesini destekledi. Cihangir'in saltanatı sırasında Farsça devlet ve kültür dili olmuştu. Pers şair, sanatçı, heykelci ve müzisyenler Agra'yı İsfahan'ın kültürel düzeyine yükseltmişlerdi. Sultan Cihangir'in mimarlık alanındaki çalışmaları, diğer Babür imparatorlarına göre azdır. Onun döneminde yapılan eserler arasında Lahor'da Motî Mescid (İnci Cami) ile tamamına yakını beyaz mermerden inşa edilmiş olan, kayınpederi İtimadü'd-Devle için Agra'da yaptırdığı türbesidir.Doğaya yakınlığı olan, insan kişiliği konusunda keskin bir sezgiye ve sanatçı duyarlığına sahip bir insandı. Bu nitelikleriyle minyatür sanatının korunmasını sağladı. Tüzük-i Cihangiri (Cihangirname, ös 1683, yay. haz. S. Ahmed) adlı anılarında yönetiminin ilk 17 yılını anlatır. Bundan sonraki iki yıllık bölüm katibi Mutemed Han tarafından yazılmıştır. Ölümünü ve şehzade kavgalarını içeren bölümü ise yapıta Mirza Muhammed Han eklemiştir.

  •  

  • 1708 - George, 1702'den 1714'e kadar Büyük Britanya'da hüküm süren Kraliçe Anne'nin kocası (d. 1653)
  • 1740 - Anna İvanovna, Rus çariçesi (d. 1693)
  • 1949 - Nafi Atuf Kansu, Türk eğitimci ve siyasetçi (d. 1890)
  • 1977 - Ratip Tahir Burak, Türk karikatürist ve çizgi roman çizeri (d 1904)
  • 1978 - Agâh Sırrı Levend, Türk edebiyat tarihçisi ve yazar (d. 1893)
  • 2005 - Tahsin Özgüç, Türk arkeolog ve akademisyen (d. 1916)
  • 2008 - Hüsamettin Bozok, Türk yazar ve gazeteci (d. 1916)
  • 2013 - Tomris Oğuzalp, Türk oyuncu ve seslendirme sanatçısı (d. 1932)

 

 

 

Vikipedi

Yorumlar

Yorum Yap

E-posta adresiniz gizli tutulur
Yukarıdaki işlemin sonucunu yazın

Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.