Tarih

28 Şubat 1997

28 Şubat Postmodern Darbesi

28 Şubat 1997

28 Şubat Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 59. günü

 

Olaylar

  • 1855 - 1855 Bursa depremi meydana geldi.
  • 1870 - Osmanlı padişahı Abdülaziz "Bulgar Eksarhanesinin" (Rumlardan bağımsız Bulgar Ortodoks Kilisesi) kurulmasına izin verdi.
  • 1902 - Gürcistan'ın başkenti Batum'da bulunan Rothschild fabrikasında işten çıkartmalara karşı 400 işçinin katılımıyla bir grev yapıldı. Polis 32 işçiyi tutukladı. Grev öncesinde fabrikada kurulan grev komitesinin lideri Josef Stalin'di.
  • 1919 - Nasrullah Han'ın yerine tahta çıkan Emanullah Han, tahta çıkma töreninde yaptığı konuşmada Afganistan'ın bağımsızlığını ilan etti.
  • 1921 - TBMM'de ilk bütçe kabul edildi.
  • 1922 - Mısır, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan etti.
  • 1935 - Wallace Carothers, naylonu keşfetti.
  • 1942 - İstanbul Vezneciler'deki Zeynep Hanım Konağı (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi binası) tamamen yandı.
  • 1967 - Anadol marka ilk Türk otomobili 26.800 liradan piyasaya sürüldü.
  • 1997 - Türkiye Millî Güvenlik Kurulunun 9 saat süren toplantısında 28 Şubat Süreci olarak adlandırılan kararlar alındı. Bu kararlar, irticayı Türkiye'nin önündeki en büyük tehlike olarak saptadı. MGK'da, Atatürk ilke ve inkılaplarının ödünsüz uygulanması kararı verildi.
  • 28 Şubat Süreci

    1 Mart 1997 tarihli Cumhuriyet gazetesinin manşeti

    Tarih 28 Şubat 1997
    (28 yıl, 11 ay, 3 hafta ve 2 gün önce) Saat 15.10 Konum Türkiye Türkiye Cumhuriyeti Diğer adı 28 Şubat Postmodern Darbesi Neden İrtica İlk duyuran İsmail Hakkı Karadayı Katılanlar Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, İsmail Hakkı Karadayı Sonuç
    • Başbakan Necmettin Erbakan, 18 Haziran 1997'de istifa etti.
    • 8 yıllık kesintisiz eğitime geçildi.

    28 Şubat Süreci, Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997'de yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla köktendinci irticaya karşı başlayan ordu ve bürokrasi merkezli süreç Süreç, Erbakan'ın istifasına ve REFAHYOL Hükûmetinin dağılmasına yol açmıştır. Türk siyasi tarihine geçen kararların uygulandığı dönemde Türkiye'de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda değişimler yaşanmıştır. Yaşananlar postmodern darbe olarak da adlandırılmıştır. Verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuştur. 28 Şubat Süreci'nde aktif rol alan bazı kişiler (Çetin Doğan, Kemal Gürüz vs.) daha sonra Balyoz, Ergenekon gibi davalarda yargılanmıştır. 28 Şubat davası ise 2012 yılında başlamıştır.

    Tarihsel

    Arka plan

    Refah Partisi 1995 genel seçimlerinde birinci parti oldu. 1996 yılında, seçimlerin ardından, DYP-ANAP koalisyon hükûmeti kuruldu. Refah Partisinin, güvenoyu için gereken 273 sayısına ulaşılamadığı için (257 kabul) güven oylamasının geçersiz sayılması gerektiğini belirterek Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldı ve hükûmet dağıldı. Bunun üzerine TBMM'de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükûmet, 8 Temmuz 1996'da TBMM'de yapılan oylamada güvenoyu almayı başardı. Necmettin Erbakan başbakan, Tansu Çiller ise başbakan yardımcısı oldu.

    28 Şubat ortamı

    4 Şubat 1997'de Sincan'dan geçen tank

    Koalisyonun kurulmasından sonra Atatürk'e, laikliğe ve cumhuriyete karşı Refah Partisinin bazı milletvekilleri, il ve ilçe teşkilatları ve üyeleri tarafından edilen hakaretler ve sokaklardaki şeriat eylemleri kamuoyunun bir kesiminde endişe ve tepki ile karşılandı.

    Başbakan Necmettin Erbakan'ın ilk yurt dışı ziyaretini İran'a yapması eleştirildi. Erbakan, 2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında sırasıyla Mısır, Libya ve Nijerya'yı ziyaret etti. Libya'da bir çadırda Muammer Kaddafi'nin Türkiye Cumhuriyeti'ni Kürtlere eziyet çektirmekle suçlayan ağır sözleri karşısında sessiz kalması basın ve muhalefet tarafından büyük tepki çekti.

    6 Ekim 1996'da Ankara Kocatepe Camii'nde "Şeriat isteriz!" diye bağıran sakallı, cübbeli ve asalı Aczmendiler gösteri yaptı.

    Erbakan, 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen trafik kazasından sonra tartışılan mafya-siyasetçi-polis ilişkileri için "Bunlar faso fiso." dedi. Olaya tepki olarak yurt çapında başlatılan "Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık" eylemine katılanlar için ise "Gulu gulu dansı yapıyorlar." dedi. Erbakan'ın Adalet Bakanı Refah Partili Şevket Kazan da bu eyleme katılanlar hakkında, "Bunlar mumsöndü oynuyorlar." diyordu. Bu sözler büyük tepki çekti.

    10 Kasım 1996'da Kayseri'nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, Refah Partisi İl Divan toplantısındaki konuşmasında şöyle dedi:

    "Süslü püslü göründüğüme bakıp da benim laik olduğumu sanmayın. Zaman zaman içinde bulunduğumuz şartlarda, mecburiyet karşısında gittiğimiz yerde inancımıza küfredilirken, milletimize küfredilirken, bütün değerlerimize küfredilirken içimize kan akıyor ama resmî görevimiz icabı orada bulunmak zorunda kalıyoruz. Tek parti rejiminin kalıntısı, çağ dışı olmuş, insanları köle gibi gören ve rey verip de yöneticisini seçen insanlara hiç muamelesi yapan bu düzen mutlaka değişmelidir! Ve Müslümanlar, sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, bu nefreti, bu imanı eksik etmeyin!"

    Karatepe bu konuşması nedeniyle 1 yıl sonra DGM'de yargılanacak ve 1 yıl hapisle birlikte 420.000 lira ağır para cezasına mahkûm edilecekti.

    Yine 10 Kasım 1996'da İkinci Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu, İstanbul Sultanbeyli'de ilçe meydanına kimseye danışmadan Atatürk heykeli dikti, caddenin adını değiştirdi. Refah Partili Belediye Başkanı Ali Nabi Koçak, Silahçıoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu. Bu, cumhuriyet tarihinde askere açılan dava olarak bir ilk oldu.

    1997'ye girildiğinde bazı Refah Partililer'in konuşmaları televizyon kanallarına servis edildi ve kamuoyunda büyük tepki yarattı. İlk olarak Refah Partisi'nin Rize milletvekili Şevki Yılmaz'ın daha önceden çeşitli yerlerde yaptığı konuşmalar yayımlandı.Şevki Yılmaz'ın konuşmaları şöyleydi:

    "Sana savaş açan; sağcılık, solculuk, Kemalizm, kapitalizm, laiklik ve bütün şeytani düzenleri boykot ederek nöbete geliyoruz. Refah için, Millî Görüş için!"

    "Türk Ceza Kanunu İncil'e göredir, Türk Medeni Kanunu İncil'e göredir!"

    "Ben Hizbullah'ım ve Hizbullah olmaktan da şeref duyuyorum!"

    " 'Eşinizle beraber 30 Ağustos'taki kokteyle katılın.' 'Bana bak.' dedim, 'Ben deyyus değilim!' "

    "Geçen Gaziantep Belediye Başkanı, kurban keserek Antep'te modern bir genelev yapıyor. Kerhane. Ve diyor ki: 'Ben sosyal eşitlikten yana, sosyal adaletten yana bir partinin temsilcisiyim.' Madem sen eşitlikten yanasın pezevenk adam, önce hanımını gönder de bu eşitlik sağlansın!"

    "Ama muvaffak olamadık, önümüze kanun çıktı. Bu pezevenklerin oluşturduğu Türk parlamentosundan... Türkiye'nin başı ve parlamentosu ihanet içindedir. Bu ülke hainlerin elindedir!"

    Daha sonra yine partinin önde gelenlerinden, bir aralık partinin sözcülüğünü de yapmış olan Hasan Hüseyin Ceylan'ın konuşması gündem oldu:

    "Kemalizm korkunç bir zulüm çarkı hâline dönüyor. 23'ten önce, 23'ten sonra. 1923'ten önce, 29 Ekim'den önce Doğu'da; ne Bingöl'de, ne Bitlis'te, ne Hakkâri'de, ne Diyarbakır'da, ne El Aziz'de, ne Adıyaman'da, ne Artvin'de bir tane katliam yok... Asker kalkmış diyor ki: 'PKK'lı olmanıza müsaade ederiz ama şeriatçı olmanıza asla!' diyor. Bu kafayla çözemezsin onu sen. Çözüm mü istiyorsunuz? Şeriatçılıktır."

    Erbakan, 11 Ocak 1997'de resmî başbakanlık konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi. Davetli listesinde yer alan isimlerden biri de Fethullah Gülen'di ancak Gülen iftar yemeğine icabet etmedi.Görüntüler kamuoyunda geniş yer buldu, muhalefet partileri ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde tepkiye neden oldu ve komuta kademesi, Başbakan Erbakan ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller'i eleştirdi. Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük'te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.

    Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Çevik Bir.

    30 Ocak 1997'de Sincan Belediyesi, "Kudüs Gecesi" düzenledi. Salona Hamas ve liderlerinin fotoğraflarının asılması, İran Büyükelçisi'nin yaptığı konuşma ve sergilenen cihat oyunu kamuoyunda büyük tepki yarattı. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi. İran Büyükelçisi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

    3 Şubat 1997'de Ankara'da Star TV muhabiri Işın Gürel'in muhafazakâr biri tarafından dövülmesi toplumda büyük bir tepkiye neden oldu.

    Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Kurmay Başkanı Orgeneral Doğu Aktulga'ya emir vererek Eğitim ve Doktrin Komutanı Korgeneral İzzettin İyigün'e bağlı Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümeninden 80 tankın Sincan'dan geçmesini istedi. O sırada tümen komutanı Tümgeneral Erdal Ceylanoğlu'ydu ancak Ceylanoğlu olay sırasında izinliydi. 4 Şubat 1997'de Sincan'da askerler; 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı.

    4 Şubat 1997'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan'a uyarı mektubu gönderdi. Demirel, "laik düzenin korunmasını" istedi

    11 Şubat'ta "Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü" Ankara'da yapıldı.

    23 Şubat 1997'de Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, "İrtica, PKK'dan daha tehlikeli." dedi.

    23 Şubat 1997'de Fatih Camisi'ndeki öğle namazının ardından bir grup, ellerindeki yeşil bayraklarla "Şeriat isteriz!", "Yaşasın Hizbullah!" sloganları atarak yürüdü. İslamcı gazeteci Yaşar Kaplan, "gerektiğinde İslam uğruna şehit olacaklarına" dair bir açıklama yaptı.

    31 Ocak 1997 tarihinde Sincan Belediyesi'nde gerçekleştirilen etkinliklerdir. Düzenleyicilerinden biri Nurettin Şirin'dir. Gece, kamuoyunda büyük yankılar uyandırdı.

    28 Şubat kararları

    Vikikaynak'ta 28 Şubat Kararları

    ile ilgili metin bulabilirsiniz.

    MGK toplantısı, 28 Şubat 1997 Cuma günü saat 15.10'da Çankaya Köşkü'nde başladı. Komutanlardan ilk sözü Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya aldı, sert sözlerle iktidarı eleştirdi. Başbakan Erbakan'a söylediklerinden biri, "Senin ağzından hiç 'Türk' kelimesini duymuyoruz." sözü oldu. 9 saat süren toplantı sonunda irticayla mücadele kararları alındı. MGK, "laikliğin Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu" vurguladı. Ordu, kararların hepsinin uygulanmasını istedi:

    "8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli.

    Kur'an kursları Diyanet İşleri Başkanlığına bağlanmalı, kaçak kurslar önlenmeli.

    Tarikatların faaliyetlerine son verilmeli.

    Kılık kıyafet yasası ödünsüz olarak uygulanmalı.

    Yeşil sermayeye kısıtlama getirilmeli.

    İrtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı.

    Tevhid-i Tedrisat uygulanmalı.

    Kurban derileri derneklere verilmemeli.

    Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı."

    28 Şubat sonrası gelişmeler

    Başbakan Erbakan, önce kararları imzalamadı. MGK Genel Sekreterliği ise "kararların uygulanmaması durumunda yaptırımların geleceğini" duyurdu. Erbakan, diğer parti liderlerinden yardım isteyerek MGK kararlarına birlikte karşı çıkılmasını istedi fakat aradığı desteği bulamadı. 4 Mart'ta ise MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç'tan "bildirinin yumuşatılmasını" istedi ancak bu isteği de reddedildi. Bu sırada medyanın yanı sıra işçi ve işveren kuruluşları da MGK kararlarının uygulanması için açıklamalar yaptı. Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller de MGK kararlarının uygulanacağını açıkladı. 5 Mart günü Erbakan da bildiriyi imzaladı. Erbakan'a yakın isimlerden Şevket Kazan, "Erbakan'ın 18 maddelik kararları imzalamadığını, sadece yeniden oluşturulan 4 maddelik bir bildiriyi imzaladığını" savunmuştur.

    Erbakan, kararları uygulamadı. Bu süreçte Genelkurmay, "irtica brifingleri" başlattı.

    Erzurum Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Osman Özbek, Başbakan Erbakan'ın Suudi Arabistan'a yaptığı hac ziyaretinde dağıtılan bir broşürde geçen ifadeleri eleştirdi:

    "E Hristiyan bu işi, bu kadar büyük organizasyonları yapıyor da, sen niye yapamıyorsun? Ha, ama Türkiye'den gelenlere broşür veriyor eline. Verilen broşürü okudunuz herhâlde. Televizyon bahsetti. Milletvekillerinden birisi açıp okudu. Ne yazıyor? 'Müslüman ülkede şeriat dışında (...)' Bakın aynen Araplar'ın derdi... Şu anda bizim bi' büyüğümüz orada torunuyla beraber misafir. Takdirlerinize bırakıyorum. Diyor ki 'Bir ülkede şeriat kanunları dışında başka bir kanun varsa sen dinden çıkmış olursun.' Vay, vay, vay! Allah mısın nesin? Kim sana bunları söylüyor? Hadi! Arap gibi olacaksın. Arabistan gibi olacaksın. Ulan pezevenk! Dinde krallık var mı arkadaşlar? Bana bi' söyleyin ya! Ha? Adam olan o krala gidip misafir olmaz. Kusura bakmasın. Adam olan gidip de sülalesini oraya devletin tepesini kiralayıp da misafir olmaz. Ben bunu kabul etmiyorum. Başbakanım değil bilmem ne bakanı olursa olsun etmiyorum. 13 senedir ben PKK'yla mücadele etmişsem bunlarla da mücadele ederim."

    Devlet Bakanı Abdullah Gül, Özbek hakkında soruşturma açılması için Genelkurmaya yazı yazdı. Fakat Erbakan soruşturma açılmasını istemedi, önüne gelen yazıyı imzalamadı.

    21 Mayısıs'ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, "ülkeyi iç savaşa sürüklediğini" söyleyerek "laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı hâline gelmesi" gerekçesiyle RP'nin kapatılması için dava açtı.3 Haziran'da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM'de başladı. 7 Haziran'da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu. 10 Haziran'da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığına çağrılarak kendilerine irtica konusunda özetler verildi. 11 Haziran'daki brifinge Genelkurmay, "irticaya karşı gerekirse silah kullanılacağını" açıkladı. Bu açıklama büyük etki yaptı. DYP'li milletvekilleri DYP'den peş peşe ayrılmaya başladı. İki DYP'li bakan (Yıldırım Aktuna ile Enis Yalım Erez) da istifa etti.

    18 Haziran'da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller'e devretmek olduğunu belirtti. Ertesi gün, 19 Haziran'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükûmet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller'e vermeyip ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdi. 30 Haziran'da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk'la birlikte ANASOL-D Hükûmetini kurdu. Hükûmet, 28 Şubat kararlarını uygulamaya başladı.

    Süreç içerisinde değerlendirmeler

    Fazilet Partisi, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan seçimlerde 111 milletvekili çıkarmış ve Meclis'teki yerini almış, İstanbul'dan milletvekili seçilen Merve Kavakcı da 28 Şubat sürecinin ve başörtüsü yasağının devam ettiği o günlerde başörtüsü nedeniyle daha seçildiği ilk günden itibaren Türk kamuoyunda yer bulmuş, o dönem Meclis'in en yaşlı üyesi olduğundan TBMM Geçici Başkanı olarak görev yapan Ali Rıza Septioğlu ise Atatürk'ün Şapka İnkılâbı'nı işaret ederek Kavakçı'nın başörtüsüyle Meclis Genel Kuruluna giremeyeceğini ve yemin edemeyeceğini söylemiştir. Daha sonra 2 Mayısıs 1999 tarihinde Yüksek Seçim Kurulundan mazbatasını aldıktan sonra Meclis'in açılış oturumuna katılmak için Merve Kavakçı, Nazlı Ilıcak'la beraber TBMM Genel Kurul Salonu'na gelmiş ancak başörtüsüyle Meclis Genel Kuruluna girmesi üzerine Demokratik Sol Parti milletvekilleri sıralara vurarak ve yuhalayarak Kavakçı'yı protesto etmişler, bu sırada DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit Meclis kürsüsüne gelerek şu sözleri sarf etmiştir:

    Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri, Türkiye'de hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor. Ancak burası hiç kimsenin özel yaşam mekânı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar; devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir! Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!

    — Bülent Ecevit, 2 Mayısıs 1999, TBMM Meclis Genel Kurulu konuşması

    28 Şubat sürecinde dikkat çeken isimlerden biri de Fethullah Gülen olmuştur. 11 Ocak 1997'de Başbakan Necmettin Erbakan, Ramazan nedeniyle 51 tarikat ve cemaat liderini Başbakanlık Konutu'na iftara çağırmış, Gülen de çağrılanlar arasında olmuş ancak Gülen, iftar yemeğine katılmamış ve olay kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olmuştur. 29 Mart 1997'de Samanyolu TV'de katıldığı bir televizyon programında Türk Silahlı Kuvvetlerini siyasete müdahale etmek ve muhtıra vermekle eleştirenlere karşı, "Asker, demokratik yollarla sorunların çözümünü istedi." demiş, 28 Şubat sonrasında Erbakan'ı eleştirenler arasında yer almış ve TSK'nin müdahalesini demokratik bulduğunu söylemiştir. Yine 16 Nisan 1997'de Kanal D'den Yalçın Doğan'a verdiği röportajında da askerin tutumunu destekleyerek şöyle demiştir:

    Askerlerimiz bir yönüyle yaptıkları bazı şeylerden ötürü bazı çevrelerce belki antidemokratik davranıyor sayılabilirler. Ama onlar konumlarının gereğini, anayasanın kendilerine verdiği şeyleri yerine getiriyorlar. Hatta dahası ben zannediyorum, onlar bazı sivil kesimlerden daha demokrat. Herhâlde onların temsil ettikleri kuvvet şu partiler arasında birbirini istemeyen insanların elinde olsa bir gece hızlı bir baskınla gelirler, hasımlarını bertaraf ederler, onun yerine otururlar. Kuvvet ellerinde olduğu hâlde çok mantıklı davranıyorlar. Çok muhakemeli davranıyorlar. Epey zamandan beri. His öne çıkmıyor burada ve kuvvet, güç gösterisi şeklinde öne çıkmıyor. Bana demokraside daha dengeli geliyorlar o açıdan.

    — Fethullah Gülen, 16 Nisan 1997, Kanal D

    28 Şubat sürecinde diğer taraftan Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nuh Mete Yüksel, Fethullah Gülen hakkında iddianame hazırlamıştır. Gülen'in yıllar önce yaptığı konuşmaların görüntüleri art arda televizyon kanallarında yayımlanmaya başlanmıştır. Bu görüntülerde Gülen'in, "bürokraside nasıl yapılanmaları gerektiğini" anlattığı görülmüştür. Genelkurmay, "Fethullah Gülen'i ve destekçilerini çok tehlikeli gördüğünü" ifade etmiştir. Gülen daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmiştir. Bu dönemde Bülent Ecevit liderliğindeki DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükûmetinin çıkardığı Rahşan Affı ile Gülen'in yargılaması ertelenmiştir.

    Sürecin önemli isimlerinden Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, 25 Şubat 1997'de, "devletin geleceği için birinci tehdit olan PKK terörünün kontrol altına alındığını, bundan sonra aşırı dinci akımların PKK tehdidinden daha büyük bir tehlike olduğunu" iddia etmiş, bu kesimin laik cumhuriyete tehdit oluşturduğunu "Bu defa silahsız kuvvetler gereğini yapsın." sözleriyle savunmuştur. TİSK, TESK, Türk-İş ve DİSK'in yayımladıkları "Laiklik ve demokrasi sahipsiz değil." bildirisi ise Erkaya'nın belirttiği "silahsız kuvvetleri" oluşturuyordu.

    Dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit'in, 23 Ocak 1999'da Hürriyet gazetesine verdiği röportajda ordu ile hükûmet ilişkilerini değerlendirirken, "28 Şubat sürecinin defteri kapandı." şeklindeki konuşmasından 5 gün sonra 28 Ocak 1999 tarihinde yapılan MGK toplantısında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, 28 Şubat sürecini Refah Partisi, Necmettin Erbakan ve destekçilerini işaret ederek "irticai faaliyetlerde bulunan bir parti ve onunla iş birliği içerisinde olanlara karşı laik Türkiye'yi korumak maksadıyla yapılmış bir hareket" olarak tanımlamıştır.

    28 Şubat'ın en dikkat çeken isimlerinden birisi de dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olmuştur. Süreç içerisinde irtica ile mücadelesi için Silahlı Kuvvetleri desteklemiş, Refahyol Hükûmeti'nin uygulamalarını eleştirmiş ve "Türkiye'de askerî müdahalelerin ağır sonuçları olduğunu" söyleyerek bir topluluk konuşmasında, "Çıkın sokaklara, yıkın bu hükûmeti." demiştir. Demirel, 2006 yılında Habertürk'te Melih Meriç'in sunduğu bir televizyon programında başörtüsü yasağıyla ilgili olarak da şöyle konuşmuştur:

    Orası üniversite, oranın kuralları var. Danıştay, Anayasa Mahkemesi karar vermiş. İlle başı bağlı okumak istiyorsan başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git. Arabistan'da falan öyle yerler vardır, oraya gidin, orada okuyun! Türkiye laiklikten vazgeçemez. Herkes aklını başına toplasın. Bu ülkenin halkının yüzde 99'u Müslüman diye Müslümanlığı istismar ederek 'Bu milleti arkamıza düşürürüz' diye düşünen varsa aldanıyor. Hem de çok aldanmaktadır. Cumhuriyet 5'inci neslini yetiştirmiştir ve bu nesil cumhuriyete sahip çıkmaktadır. Türban özgürlük falan değildir. Bu gericiliktir.

    — Süleyman Demirel, Habertürk, "Basın Odası" programından

    Demirel, 2013 yılında, MGK'da alınan 28 Şubat kararlarının 1997 yılından 2009 yılına kadar da uygulandığını söylemiş, 28 Şubat'ın darbe olmadığını savunmuş, Erbakan Hükûmeti'nin istifası sonrası hükûmeti kurma görevini Tansu Çiller'e değil de Mesut Yılmaz'a vermesine yönelik eleştirilere karşı, " 'Takdir cumhurbaşkanının.' diyor Anayasa. Yani benim takdirim." demiştir.

    Yargılamalar

    Ana madde: 28 Şubat davası

    2012 yılında TBMM, "Darbeleri Araştırma Komisyonu" kurmuş ve 28 Şubat başta olmak üzere askerî darbeleri araştırmaya başlamıştır. Bu sürecin yargılanması ise 28 Şubat'ta etkin rol oynayanların tutuklu yargılanması ile başlamıştır.

    2 Ekim 2012 tarihinde dönemin Başbakan Yardımcısı ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, "mağdur" sıfatıyla ifade vermiştir. Dönemin 54. Türkiye Hükûmetini "zorla devirmeye, düşürmeye ortaklık" ile suçlanan ve aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz, dönemin orgeneralleri Çevik Bir ve Çetin Doğan'ın da olduğu 103 sanık hakkında açılan dava Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmüştür.

    14 Nisan 2018 tarihinde kararını açıklayan Mahkeme Heyeti, “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini zorla düşürme veya vazife görmekten men” suçlamasıyla, aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Emekli Orgeneral Çevik Bir, Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da bulunduğu 21 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildiğini duyurmuştur. Sanıkların duruşmalardaki tutum ve davranışları lehlerine kabul edilerek cezada indirim yapılmış ve ceza, müebbet hapse çevrilmiştir. Sanıklara, yaşları ve sağlık sorunları gerekçesiyle adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.

    9 Temmuz 2021 tarihinde 14 sanığın müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından onanmıştır.

    19 Ağustos 2021 tarihinde 14 sanık hakkında yakalama kararı çıkartılmıştır.

    9 Eylül 2021'de hüküm giyen 13 emekli generalin rütbeleri sökülmüştür.

    Süreç sonrası değerlendirmeler

    Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 28 Şubat sürecine dair 2013'te verdiği röportajda yaşananları darbe olarak nitelendirmediğini söyledi:

    “Şimdi 28 Şubat'a darbe diyorlar. Neresi darbe? Ne olmuş 28 Şubat'ta? Parlamento fesh mi edilmiş? Hükümet alaşağı mı edilmiş? Siyasi partiler mi kapatılmış? Milletvekilleri mi tutuklanıp götürülmüş? Ne yapılmış? Bunlar yapılmamış, 28 Şubat'ta Milli Güvenlik Kurulu toplanmış, kararlar almış. Bunları herkes imzalamış ve sonra da uygulanmış. Hükûmet görevinin başında kalmış. 3,5-4 ay sonra istifa etmiş. Anayasaya göre yenisi kurulmuş. Buna darbe denilmez.”

    — Süleyman Demirel, 15 Ocak 2013, Fikret Bila ile röportajdan

     

  • 2001 - Ulusal Bank'a el konuldu.
  • 2003 - Ankara Bir Numaralı Devlet Güvenlik mahkemesi, kapatılan DEP'in 4 eski milletvekilinin yeniden yargılanma istemini kabul etti.
  •  

Doğumlar

  •  
  • 1690 - Aleksey Petroviç, Rus çareviç (ö. 1718)
  • 1792 - Johann Georg Hiedler, Adolf Hitler'in büyükbabası (ö. 1857)
  • 1886 - İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Türk eğitimci, yazar, hattat, siyasetçi ve Cumhuriyet döneminin ilk rektörü (ö. 1978)
  • 1892 - Muhsin Ertuğrul, Türk tiyatro sanatçısı (ö. 1979)
  • 1898 - Zeki Rıza Sporel, Türk futbolcu, millî takımın ve Fenerbahçe'nin efsane futbolcusu (ö. 1969)
  • 1928 - Erol Taş, Türk sinema oyuncusu (ö. 1998)
  • 1947 - Deniz Gezmiş, Türk siyasi aktivist (ö.1972)
  • 1954 - Ümit Kayıhan, Türk futbolcu ve teknik direktör (ö. 2018)
  • 1968 - Sibel Turnagöl, Türk sinema oyuncusu
  • 1987 - Yeliz Kuvancı, Türk dizi oyuncusu
  • 1989 - Lena Aylin Erdil, Türk rüzgâr sörfçüsü
  • 1995 - Dilan Çiçek Deniz, Türk oyuncu
  •  

Ölümler

  • 628 - II. Hüsrev, Sasani İmparatorluğu'nun 590-628 yılları arasındaki hükümdarı (d. 570)
  • 1648 - IV. Christian, Danimarka ve Norveç kralı (d. 1577)
  • 1687 - Ermeni Süleyman Paşa, Osmanlı devlet adamı (d. 1607)
  • Ermeni Süleyman Paşa

    https://pbs.twimg.com/media/FFL3OyaXwAUKhWX.jpg

     

    Osmanlı Sadrazamı Görev süresi
    19 Ağustos 1655 - 28 Şubat 1656 Hükümdar IV. Mehmed Yerine geldiği Kara Murad Paşa Yerine gelen Deli Hüseyin Paşa Kişisel bilgiler Doğum 1607 Ölüm 28 Şubat 1687
    Üsküdar

    Ermeni Süleyman Paşa (Ermenice: Էրմենի Սուլեյման Փաշա) veya Damat Süleyman Paşa (d. 1607 - ö. 28 Şubat 1687) IV. Mehmed saltanatında 19 Ağustos 1655 - 28 Şubat 1656 tarihleri arasında altı ay on gün sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamı.

    Hayatı

    Malatyalıdır ve "Koca" lakabıyla da anılır.

    Sarayın kapı ağalığının olan ak-ağa İsmail Ağa'nın Yakın akrabası idi. İsmail Ağa aracılığı ile ilk defa İbrahim Paşa sarayına verildi ve sonra da Enderun'da eğitim gördü., Önce Hasodada "tülbent ağalığı" görevi verildi; sonra rikapdarlığa atandı ve 1640'ta Sultan İbrahim döneminde "silahtarlığa" çıktı.

    1644'te Rumeli Beylerbeyi görevi verildi ve kubbealtı vezirliği rütbesine atandı. Sonra kubbealtı vezirliği görevi değişmeden "Yeniçeri Ağası" olarak göreve getirildi. Daha sonra yine vezirlik rütbesi ile Erzurum valisi olarak atandı. Bu görevi yapmakta iken Erzurum'da 10 yıl önce idam edilmiş Abaza Mehmed Paşa olduğunu iddia eden bir düzmece kişinin çıkarttığı karışıklıklarla uğraştı. Onu yakalatıp 24 Mayısıs 1646'de idam ettirip kellesini İstanbul'a gönderdi. Gönderilen kellenin Abaza Mehmed Paşa'ya ait olup olmadığı hakkındaki şüpheleri gidermek için de İstanbul'a çağrıldı. Takiben Haziran 1647'de Ceşme'den Girit adasına Anadolu askerini gönderme görevi verildi. Sonra Sakız Muhafızı olarak atandı.

    İstanbul'a dönüşünde vezâret hasları ile tekrar kubbe veziri oldu. Mayısıs 1655'te İpşir Mustafa Paşa idam edildikten sonra ondan dul kalan I. Ahmet'in kızı ve padişah IV. Mehmet'in halası olan Ayşe Sultan'la evlenip saraya damat oldu. Onunla beş ay nikâhlı kaldı. Ayşe Sultan 6 ay Süleyman Paşa'nın zevceliğinden sonra onun nikâhında ölmüştür.

    Sadrazam Kara Dev Murat Paşa Ağustos 1655'te sadrazamlıktan azledildiğinde sedarete geçirildi. Altı ay süren sadrazamlığı sırasında Girit Savaşı ve Kandiye Kuşatması devam etmekteydi. Anadolu'da ve Kırım'da isyanlar almış yürümüştü.

    Devlet maliyesi bozuktu ve tedavülde olan para enflasyon dolayısıyla devamlı değer kaybetmekte idi. Mali sıkıntıyı gidermek için iki, ūç yıl gelecekte toplanması gereken devlet vergileri peşin olarak vergi iltizamcılarına satılmakta; yahudi sarraflardan zuyuf akçe alınarak kapıkulu halkına ulufe olarak dağıtılmakta idi. Devlet memuriyetleri altı yedi ayda bir satışa çıkartılmakta idi. Her ulufe dağıtımı için istikraz olarak Enderun hazinesinden birkaç yüz kese alınmaktaydı. Tevcihler, müsadereler ve istikrazlarla devlet geliri aranılmakta idi. Buna rağmen bu gelirler ulufe ve maaşlara yetişmemekteydi. Süleyman Paşa defterdar Halıcızade Mehmed Paşa'nın tavsiyesine uyarak tedavüldeki parayı ıslah etmek bahanesi ile piyasadaki sahih akçeleri toplantip onlar yerine gümüş içeriği daha düşük bir yeni akçe bastırdı. Ama bu yeni kızıl (bakırı çok) akçalara ahali arasında verilen "çingene akçası" veya "meyhane akçası" isminden anlaşılacağı üzere bu para ıslahı başarılı olmadı.

    1656 başlarında Girit'ten dönen yeniçerilerin ulufelerini almak için Saray'a gönderdikleri temsilcileri Ağa Kapısı'na başvurduklarında Kulkethüdası Osman Ağa tarafından tahkir edilip uzaklaştırıldılar. Kapıkulu askerleri zaten bu yeni akça ile ulufe almayı kabul etmemekteydiler. Sarayın ileri gelenleri ve Valide Turhan Hatice Sultan kararı ile 28 Şubat 1656'da sadrazamlıktan azledildi. Yerine sadrazam olarak getirilmesi istenen Girit'te bulunan Gazi Deli Hüseyin Paşa'ya daha haber gitmeden Kaptan-ı Derya ve İstanbul Sedaret Kaymakamı Zurnazen Mustafa Paşa kışkırtması ile 29 Şubat 1656'de sonradan Vaka-i Vakvakiye adı verilen büyük bir kapıkulu askeri ayaklanması ortaya çıktı.

    Süleyman Paşa azlindan sonra Silistre'ye valilikle yollandı.Daha sonra Süleyman Paşa iki defa İstanbul'da "Sedaret Kaymakamlığı" görevini yaptı. 1659'da başlayan sedaret kaymakamlığı sırasında 1660'ta İstanbul'da büyük bir yangın çıktı. Eyaletine döndüğü zaman eyalet askerleri ile Don Kazakları üzerine bir sefer yapıp onların Osmanlı topraklarına girmelerini bir müddet için durdurdu. 1665'te yeniden İstanbul'da sedaret kaymakamlığı yaptı ve yine bu sırada daha küçük olmakla beraber bir daha İstanbul yangını ile uğraştı.

    Yaşı ilerlediği için İstanbul'da oturtuldu ve kendisine gelir sağlamak üzere Çankırı sancağı arpalık olarak verildi. 1666'da bir ara Erzurum Valiliği görevi de verildi ise de pek ihtiyar olduğu için bu uzak mevkiye gidemeyip bu görevden azledildi. Sonra yine Çankırı sancağı arpalığı ile uzun müddet Üsküdar'da konağında oturdu. Yaşı 80'i geçtiği bir zamanda Üsküdar'daki konağında 28 Şubat 1687'de öldü. Vefatından sonra evinin bahçesine gömüldü.

    Değerlendirme

    Uzunçarşılı onu şöyle değerlendirmiştir:

    Halim, selim ve makus talihi idi. Sedareti devletin en buhranlı zamanına rastlamıştır.

    TDV İslam Ansiklopedisi'ndeki maddede hakkında şunlar denilmektedir:

    Kaynaklarda yumuşak tabiatlı, saf, dindar, ancak şanssız bir devlet adamı olarak nitelendirilir.

     

  • 1702 - Müneccimbaşı Ahmed Dede, Osmanlı tarihçisi (d. 1631)
  • 1941 - XIII. Alfonso, İspanya Kralı (d. 1886)
  • 1958 - Osman Zeki Üngör, Türk besteci ve orkestra şefi, İstiklâl Marşı'nın bestecisi (d. 1880)
  • 1985 - Mazhar Şevket İpşiroğlu, Türk sanat tarihçisi (d. 1908)
  • 1986 - Orhan Adli Apaydın, Türk hukukçu ve yazar, İstanbul Barosu eski başkanlarından (d. 1926)
  • 1990 - Salim Başol, Türk hukukçu, Yassıada Yargılamalarını yapan Yüksek Adalet Divanı'nın başkanı (d. 1908)
  • 2008 - Senih Orkan, Türk oyuncu (d. 1932)
  • 2015 - Yaşar Kemal, Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı (d. 1923)
  • 2022 - Sadi Somuncuoğlu, Türk siyasetçi ve gazeteci (d. 1940)
  • 2023 - Kazım Akşar, Türk oyuncu (d. 1953)
  • 2023 - Sabih Kanadoğlu, Türk hukukçu, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı (d. 1938)
  • 2026 - Muhammed Pakpur, İranlı asker (d. 1961)
  • 2026 - Aziz Nasirzade, İranlı asker (d. 1964)
  • Sivil Savunma Günü
  • Trabzon'un Of ilçesinden Rusya ve Ermenistan birliklerinin çekilişi (1918)

 

Wikipedia.org

Dosya:Wikipedia-logo-tr.png - Vikipedi

Yorumlar

Yorum Yap

E-posta adresiniz gizli tutulur
Yukarıdaki işlemin sonucunu yazın

Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.