5 Mart Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 64. günü
Olaylar
- 1920 - Türkiye Yeşilay Cemiyeti kuruldu.
- 1924 - İstanbul'da Maarif Müdürlüğü, Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereğince medreselere el koydu.
-
Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Tam ad
-
Tevhid-i Tedrisat Kanunu
- 637 sayılı kanun (1925)
Siyaset
- Saltanatın kaldırılması
- Cumhuriyetin ilanı
- Hilâfetin kaldırılması
- Laikliğin Anayasa'ya girmesi
- Kadınlara seçme ve seçilme hakkı
Toplumsal
- Şapka Devrimi
- Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması
- Soyadı Kanunu
- Lâkap ve unvanların kaldırılması
- Uluslararası ölçülerin kabulü
- Kıyafet İnkılâbı
Eğitim ve kültür
- Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu
- Harf Devrimi
- Millet mektepleri
- Türk Dil Kurumu
- Türk Tarih Kurumu
- Üniversite Reformu
- Güzel sanatlarda yenilikler
Ekonomi
- İzmir İktisat Kongresi
- Aşarın kaldırılması
- Çiftçinin özendirilmesi
- Kapitülasyonların kaldırılması
- Toprak reformu
- Atatürk Orman Çiftliği
- Sanayi Teşvik Kanunu
- Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı
- Tarım Kredi Kooperatifleri
- Kabotaj Kanunu
- Devlet Demiryolları Limanları İdaresi
- Yüksek Ziraat Enstitüsü
Hukuk
Makale serilerinden
Tarihçe
- Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu
- Köy enstitüsü
- Millet mektebi
- 2012 okul öncesi eğitim programı
- 4+4+4 Eğitim Sistemi
- Gürbüz Çocuklar Ordusu
Konular
Aşamalar
Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu (Öğretim Birliği Yasası), Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3 Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Numarası ile kabul edilmiş olan ve ülkedeki bütün eğitim kurumlarının Maarif Vekâleti'ne (günümüz: Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı) bağlanmasını öngören yasadır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitimin temel kanunu kabul edilmiş ve daha sonra çıkarılan kanunlara esas teşkil etmiştir. 1982 anayasasında 174. maddeyle koruma altına alınmış “inkılap kanunlarından” bir tanesidir.
Türkiye’de eğitim alanında reform yapabilmek; millilik, laiklik, modernlik esaslarını uygulayabilmek için eğitim kurumlarının birleştirilmesine ihtiyaç duyulması sebebiyle hazırlanan kanun; ülkenin eğitim işlerinde çok başlılığın kaldırılmasını sağladı. Hilâfetin kaldırılmasına dair kanun ve "Şeriyye ve Evkaf Vekaleti’nin kaldırılması hakkında kanun"la aynı gün çıkarıldı.
Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu ayrıca tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması; dinsel olduğu düşünülen Osmanlı alfabesinin kaldırılıp Harf Devrimi’nin yapılması gibi diğer bazı Atatürk Devrimleri'nin gerçekleşmesi için de altyapıyı oluşturmuştur.
Eğitimde mektep-medrese ikiliğinin kökeni
19. yüzyıl ortalarına gelene kadar Osmanlı toplumunda eğitim öğretim faaliyetleri -Enderûn ve birkaç büyük medrese hariç- devletin görev alanının dışındaydı.[2] Osmanlı Devleti’nde batılılaşma sürecine girildikten sonra devlet, ülkede pek çok batı tipi eğitim kurumu kurmuş; bu kurumlar ile birlikte eski eğitim kurumları da faaliyetlerine devam etmişti.
Devlet, şahıs ve dernekler tarafından ilköğretim düzeyinde “iptidai” adlı ilkokullar kurulmasını, bu okullarda modern öğretim tekniklerini uygulanmasını destekliyordu; bu okullarda öğretmenlik yapmak üzere öğretmen yetiştiriyordu. Ancak köy ve mahalle imamlarıyla eşlerinin yönetiminde bulunan ve çoğu vakıf kuruluşu olan sıbyan mektepleri ile mahalle mekteplerine dokunulmamıştı.
Ortaöğretim ve yükseköğretim düzeyinde ise modern tipte rüştiyeler, idadiler, sultaniler, yüksekokullar ve Darülfünun açılmış; vakıf kuruluşları olan medreselerden devlet desteği çekilmişti ancak medreseler kapatılmamıştı; halen öğrenci yetiştirmeye devam ediyorlardı. İki farklı tipte kurumdan birbirlerine zıt hayat görüşlerine sahip kimseler yetişmekteydi. Böylece toplumda bir “mektep-medrese ikiliği” doğmuştu. Üçüncü bir kategori olarak yabancı okullar (misyoner okulları, azınlık okulları ve kolejler) eğitim alanında faaliyet göstermekteydi.
Kısacası Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı’dan devraldığı bu eğitim-öğretim mirası, farklı insan tipleri yetiştiren farklı eğitim tiplerinin bir arada var olduğu bir sistemdi. Yeni rejimin getirmek istediği ulusal nitelikteki yeni toplum düzeninin herkes tarafından benimsenmesi, devrimlerin halk üzerinde köklü ve etkili olabilmesi için tüm eğitim kurumların tek bir merkeze bağlanması; eğitim-öğretimin tek elden, tek esasa göre yönetilmesi gereği hissedilmekteydi.
Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu hazırlıkları ve kanunun kabulü
-
- Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında millî mücadelenin önderi Mustafa Kemal ve bazı hatipler konuşmalarında eğitim kurumlarının birleştirilmesine dair bazı ifadeler kullanmışlardır. Mustafa Kemal’in Halk Fırkası’nı kuracağını açıkladığı ve fırkanın dokuz maddelik programını tanıttığı 7 Aralık 1922 tarihli basın bildirisinde medreselerin kaldırılması düşüncesi ilk kez açık olarak ortaya konuldu.
-
1 Mart 1923’te TBMM üçüncü yılı açılışında yaptığı konuşMayısı büyük ölçüde eğitim konularına ayıran Mustafa Kemal; “Ülke çocuklarının birlikte eğitim ve öğrenim görmek zorunda olduğunu, öğrenim birliğinin ülkenin ilerlemesi için büyük önem taşıdığını, bu nedenle "Şeriyye ve Evkaf Vekaleti ile Maarif Vekaleti'nin" işbirliğine varmasını gerektiğini ifade etti.
Bu görüşler ışığında 2 Mart günü Cumhuriyet Halk Fırkası’nın grup toplantısında 3 ayrı yasa tasarısı hazırlandı. “Şeriyye ve Evkaf Vekaleti’nin lağvı ve Diyanet Reisliği'nin teşkili” hakkındaki kanun müzakereleri kabul olunduktan sonra Tevhid-i Tedrisat yasa tasarısı Saruhan mebusu ve Maarif Vekili Vasıf Bey ve 57 arkadaşının imzasıyla gündeme getirildi. Kanunun gerekçesi şu sözlerle ifade edilmişti: “Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder.”
Tasarı ertesi gün meclise sunuldu. 429 sayılı Şeriyye ve Evkaf Yasası'nın kabulünden sonra Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 3 Mart 1924 günü TBMM Genel Kurulunda 430 Kanun Numarası ile kabul edildi.
Kanunun uygulanması
Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu'nun uygulanması ile Maarif Vekili Vasıf Bey görevlendirildi. Kanun, eğitimin temel kanunu olarak kabul edildi ve daha sonra çıkarılan bütün kanunlara esas teşkil etti.
Medreselerin kapatılması
Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu maddelerinde mahalle mektepleri ve medreselerin kapatılmasına ilişkin bir ifade bulunmuyordu ancak Maarif Vekili Vasıf Bey, Mayısıs ayında yayımladığı bir genelge ile “Bakanlığı'nın elindeki ilkokulların hiçbirinde meslek dersleri okutulamayacağı, bunun öğretimin birleştirilmesine aykırı olacağı gerekçesiyle” mahalle mektepleri ve medreseleri kapattı.
Yasa çıktığında ülkede 479 medrese ve 18.000 medrese talebesi vardı fakat sadece 6.000'i gerçek öğrenci idi. Geri kalanlar, II. Abdülhamid devrinde çıkan bir kanunla medrese öğrencileri askerlikten muaf tutuldukları için okula kayıt yaptıran ancak öğrenim görmeyen kimselerdi. Medrese başına ortalama bir hoca vardı. İstanbul'daki medrese binalarını inceleyen bir kurulun hazırladığı rapora göre; hiçbiri okul olarak kullanılabilecek nitelikte değildi.
Adalet Bakanlığı’nın şer-i mahkemeleri kapatması üzerine Mekteb-i Kuzat (Kadı Okulu) da kapatıldı.
İlahiyat Fakültesi ve imam hatip okullarının kurulması
Lisansüstü seviyesinde eğitim veren iki yıllık “Medrese-i Süleymaniye” yerine 1924 yılında İstanbul Darülfünûnu'nda bir İlahiyat fakültesi kuruldu. Açıldığında 224 öğrencisi olan fakültenin öğrenci sayısı 1934 yılında 20'ye düştü. Bu nedenle o yıl yapılan Üniversite Reformu ile İlahiyat Fakültesi kapatılarak “İslam Tetkikleri Enstitüsü” adında bir enstitü kuruldu.
Hem İlahiyat Fakültesi'ne altyapı oluşturmak hem de imam ve hatip yetiştirmek için 1923-1924 öğretim yılında ülkenin değişik yerlerinde 29 imam hatip okulu kuruldu. 1926-1927 öğretim yılında okulların sayısı ikiye indi. Bu okullar 1930-1931 öğretim yılında ise öğrenciler tarafından yeterince ilgi görmemeleri nedeniyle kapatıldı.
Din derslerinin kaldırılması
Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu'nun kabulünden bir süre sonra “Türkiye'de sadece Müslüman vatandaşların olmadığı, Müslüman olmayan Türk vatandaşlarının da dinsel gereksinmeleri ve vicdan özgürlüğü olduğu” düşünülerek ilkokul programından Kur’an dersleri, ortaokul ve lise programından da din, Arapça ve Farsça dersleri çıkarılmıştır.
Başlangıçta isteğe bağlı bir ders haline getirilmiş olan din dersi; ortaokullarda 1930'da, öğretmen okullarında 1931'de, şehir ilkokullarında 1933'te, köy ilkokullarında 1939'da tamamen müfredattan çıkarıldı. Tüm bu gelişmeler sonucu 1939-1948 yılları arasında din derslerinin hiç yer almadığı bir örgün eğitim deneyimi yaşandı.
Azınlık ve misyoner okullarının durumu
Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu'nun kabulünden sonra misyoner ve azınlık okulları Millî Eğitim Bakanlığı'nın denetim ve gözetimine girmiş; dinsel ve siyasal amaçlı eğitim yasaklanmış; ders programlarına tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi, Türkçe dersleri eklenmiştir. Bu dönemde azınlık okullarında okutulan kitaplardan aziz resimleri çıkarıldı; okul binalarındaki haçların indirilmesi istendi. Dinsel sembollerin yalnızca okul kiliselerinde bulundurulmasına izin verildi. Din esaslarına dayalı eğitim ve din propagandası yapma yasaklarına uymayan yabancı okullar kapatıldı. Bunlar arasında Merzifon ve Kayseri’deki Amerikan okulları, İzmir’deki Fransız okulu bulunur.
Askeri okulların durumu
Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu’nun kabulü sonucu askeri idadiler liseye çevrildi. Ancak askeri okullar 1925 yılında çıkarılan bir yasa ile yeniden Millî Savunma Bakanlığı’na bağlandılar.
1961 ve 1982 Anayasaları ile korunması
Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1961 Anayasası'nın “Devrim Kanunlarının Korunması” başlıklı 153. Maddesi kapsamında hükümleri anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz olduğu bildirilen 8 kanundan birisi olmuştur.
1982 Anayasası'nda ise "İnkılap Kanunlarının Korunması" başlıklı 174. Madde ile anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz olarak ifade edilen 8 kanundan birisidir.
- 1942 - Okul bahçelerine patates, yerelması ve fasulye gibi sebzeler dikilmeye başlandı.
- 1951 - Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nden ayrılan Muhsin Ertuğrul, özel bir tiyatro kurmaya karar verdiğini açıkladı. İstanbul Beyoğlu'nda, Atlas Sineması'nın üst katında yer alması planlanan yeni tiyatronun adı "Küçük Sahne" olacak.
Medrese
Fıkıh usûlü- Farz
- Mendup
- Helâl
- Mubah
- Mekruh
- Haram
- Mükellefiyet çağı
- Bid'at
- Fitne
- Gıybet
- Günah
- Da'vet
- Cihad
- Sünnet
- Tefsir
- Tâgūt
- Takiye
- Tövbe
- Tasfiye
- Sevap
- Hilâfet
- Şeyhülislâm
- Seyyid
- Şerif
- Hazret
- İlmiye
- Müftü
- Başmüftü
- Hüccetülislam
- İctihad
- Âyetullah
- Merci-i taklîd
- Kur'an hâfızı
- İmam
- Molla
- Mehdî
- Mevlevî
- Mevlânâ
- Tefsir
- Mürşit
- Velî
- Muhaddis
- Tecdid
- Kadı
- Şeyh
- Marabut
- Müezzin
- Mürid
- Mücahit
- Gazi
- Hac
- Ensar
- Selef-i Sâlihîn
- Sahâbe
- Tâbiîn
- Tebeu't-tâbiîn
- Dâî
Başlığın diğer anlamları için Medrese (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.
Medrese, Müslüman ülkelerde orta ve yükseköğretimin yapıldığı eğitim kurumlarının genel adıdır. Medrese kelimesi Arapça ders (درس) kökünden gelir. Medreselerde ders verenlere "müderris", onların yardımcılarına "muid", okuyanlara "danışmend", "softa" veya "talebe" adı verilir.
Tarihçe
Abdullah Han Medresesi, Buhara
Kırmızı Medrese, Cizre
Tilla-Karı Medresesi, Registan, Semerkant, Özbekistan.
Türk İslam devletlerinde medrese geleneği Karahanlılarla başlar. Ayrıca Karahanlılar medrese geleneği ile birlikte burslu öğrencilik sistemini başlatmışlardır. F. Reşit Ünat'a göre ise İslam'da ilk medrese Büyük Selçuklu Devleti zamanında Alparslan'ın veziri Nizamülmülk tarafından açılan ve yine onun ismiyle anılan Nizamiye Medreseleri'dir. Necdet Sakaoğlu ise ilk medresenin kurucusu olarak, Nişabur hâkimi Emir Nasır bin Sebüktekin'i göstermektedir.
Medreseler, Selçuklular'la zirve yapar. En kapsamlı, çok yönlü medreseleri Büyük Selçuklular açmıştır. En büyük Nizamiye Medresesi, Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından Bağdat'a kurulmuştur . Budizmdeki dinsel eğitim kurumu Viharalardan etkilenilerek medreseler açılmıştır. İlk medreselerde ağırlıklı olarak Kuran, kıyas, icma, fıkıh, kelam gibi dini dersler okutulurken, Nizamiye medreselerinde hem pozitif bilimler hem de dini bilimler birlikte okutulmuştur. Bu eğitim sisteminde Batinilik ve Şiilik arasında fikri mücadele amaçlanmıştır.
Selçuklular Anadolu'ya geldikten sonra çeşitli şehirlerde çok sayıda medreseler inşa etmişlerdir. Anadolu'da açılan ilk medrese Danişmentliler tarafından Tokat Niksar'da açılan Yağbasan Medresesi'dir.
Osmanlı Devleti'nin devrinde ilk medrese Orhan Bey zamanında 1330 yılında Orhan Gazi Medresesi adıyla İznik'te kurulmuştur. Daha sonra Osmanlı Devleti'nin sınırları genişlemesiyle beraber Bursa ve Edirne başta olmak üzere pek çok şehirde medreseler açıldı. İstanbul'un fethinden sonra üst seviyedeki eğitim kurumları başkentte yoğunlaştı.
1331-1451 yılları arasında 82 adet medrese kurulmuştur.
1463-1471 yılları arasında kurulanlara Fatih medreseleri ya da Sahn-ı Seman medreseleri denilir (Bu medreselerle birlikte süreye dayalı eğitim, ders geçme sistemine dayalı eğitime dönüştürülmüştür.).
1550-1557 yılları arasında kurulanlara ise Süleymaniye medreseleri denir. Osmanlı Devleti'nin ilk tıp okulu Darültıp Süleymaniye medreselerinde yer almıştır. Tıbbi bilgilerin uygulamalarının yapıldığı Darüşşifa ve diğer bazı bölümler olan Darülakakir (Eczane), Darüzziyafe, Tabhane ve İmarethane ilk kez Süleymaniye medreselerinde yer almıştır.
Başlangıçta bütün eğitim faaliyetlerinin yapıldığı kurum olan medreseler, Tanzimat Döneminde yeni mesleki okulların açılması ile sadece din eğitimi verilen okullar haline getirildi. Osmanlı devletinin son döneminde medreselerin ders programında ve teşkilat yapısında yeni düzenlemeler yapıldı. 1914 yılında Darü-l hilafeti-l Aliyye adı altında birleştirilen medreseler, Millî Mücadeleden sonra 03.03.1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun birinci maddesi olan "Türkiye dahilindeki bütün müessesat-ı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaleti’ne merbuttur" ifadesi ile Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlanmış ve zamanın Millî Eğitim Bakanı Vasıf Bey de 13.03.1924 tarihli genelgesiyle medreseler üzerindeki tasarruf hakkını kullanarak medreseleri kapatmıştır.
Hiyerarşi
16. yüzyıla kadar medreseler arasında en yüksek konum Ayasofya Medresesi'nde idi. 60 akçe ücretli müderrisler burada görev yapıyordu. Bunlara altmışlı deniyordu. Sahn-ı Semân medreselerinde 50 akçe ücretli müderrisler çalışyordu. XVI. yüzyılda Süleymaniye medreseleriyle bu tasnif değişip genişledi. 16. yüzyılında Süleymaniye'nin inşası sırasıyla şu hiyerarşik düzeni oluşturdu: Dar'ulhadis-i Süleymaniye, Süleymaniye, Hamis-i Süleymaniye, Musile-i Süleymaniye, Hareket-i Altmıslı, İbtida-i Altmışlı, Sahn-ı Seman, Musile-i Sahn, Hareket-i Dahil, Ibtida-i Dahil, Hareket-i Haric, Ibtida-i Haric.
Medreselerde verilen dersler
Hindistan'da bir camide öğrenciler.
- Kur'an
- Sarf, Nahv (Morfoloji)
- Mantık
- Hadis
- Tefsir (Kuran yorumu)
- Adab-ı bahis (Tartışma adabı)
- Vaaz
- Belagat (Güzel konuşma, retorik)
- Kelam
- Hikmet
- Fıkıh (İslam Hukuku)
- Faraiz (Miras hukuku)
- Akaid (İnanç esasları)
- Usul-ü fıkıh
- İlm-i heyet (Astronomi)
- Tıb
- İlm-i hesap (Matematik ve geometri)
- Medreselerde ağırlıklı olarak Kuran, kıyas, icma, fıkıh, kelam gibi dini dersler okutulurken, Nizamiye medreselerinde hem pozitif bilimler hem de dini bilimler birlikte okutulmuştur. Bu eğitim sisteminde batinilik ve şiilik arasında fikri mücadele amaçlanmıştır.
Mimarisi
Anadolu'da bulunan medrese yapıları kubbeli ve eyvanlı olmak üzere iki tip gelişim göstermiştir. Bu süreç içinde sürekli bir yenilik ve gelişim arayışı izlenebilmektedir. Esasları değişmeyen bir plan şemasından hareketle bu denli varsıl bir mimarinin çeşitliliğinin ortaya konulması, Türk sanatının büyük dinamizmini göstermektedir.
Çifte Minareli Medrese, Erzurum.
Derslerin görüldüğü yer büyükçe bir oda hacminde ve genellikle kubbelidir. Zemin hasır veya kilimle kaplıdır. Öğrenciler minderler üzerine oturur, müderris büyükçe bir rahle arkasından ders anlatırdı. Süleymaniye ve Fatih medreselerinin her birinde merkezi konumda birer dershane bulunmakta idi. Genelde ise her medresede bir dershane mevcuttu. Medrese avlusunda çoğunlukla bir kuyu, müstakil suyu olan medreselerde ortada bir şadırvan veya sebil yer alırdı. Bunun dışında çamaşırhane. gusülhane. abdesthane vardı. Medreselerde haftanın beş günü ders verilir, salı ve cuma günleri tatil olurdu. Molla Fenari talebenin ders kitaplarını. özellikle o sırada eserleri meşhur olan Teftazan'i'nin kitaplarını istinsah edebilmeleri için pazartesiyi de ekleyerek tatil günlerini üçe çıkarmıştı. 16. yüzyılında Süleymaniye'nin inşası sırasıyla şu hiyerarşik düzeni oluşturdu: Dar'ulhadis-i Süleymaniye, Süleymaniye, Hamis-i Süleymaniye, Musile-i Süleymaniye, Hareket-i Altmıslı, İbtida-i Altmışlı, Sahn-ı Seman, Musile-i Sahn, Hareket-i Dahil, Ibtida-i Dahil, Hareket-i Haric, Ibtida-i Haric.
Medresede dersler sabah ve ikindi namazı sonrası olmak üzere iki aşamada işlenirdi. Esas dersler sabah işlenirdi. Hücre denilen medrese odaları genellikle icazet alma seviyesine gelmiş kıdemli, yetenekli danişmend denilen öğrencilere verilirdi.Bu tarihte Süleymaniye Medreseleri'nde toplam 131 hücrede on bir müderris, iki bevvab ve bir naib dışında 223 kişi oturmakta olup bunların 128'i hücre sahibi talebe, doksan ikisi refik ve çömezdi. Üç kişi de geçici olarak kalıyordu. Aynı tarihte İstanbul'daki medrese odalarında kalan 2947 talebeden 1193'ünün tek başına, 10 97'sinin ikişer kişi, 403 talebenin üçer kişi, altmış dokuz kişinin ise dört beş kişi olarak bir odayı paylaştığı tespit edilmiştir.
Türleri
Kubbeli
Medreselerde avlunun üzeri büyük bir kubbe ile örtülünce, kubbeli medrese planı ortaya çıkmıştır. Anadolu'da başlayan kubbeli medreseler devamlı bir gelişme göstererek, toplu mekân anlayışıyla Osmanlı'nın büyük camileri mimarisine bir hazırlık olmuştur.[7]
- Caca Bey Medresesi-Kırşehir
- Ertokuş Medresesi-Isparta Atabey
- Karatay Medresesi-Konya
- İnce Minareli Medrese-Konya
Eyvanlı Avlulu
- Çifte Minareli Medrese- Erzurum
- Sırçalı Medrese-Konya
- Taş Medrese-Akşehir
- Avgunu Medresesi-Kayseri
- Gök Medrese-Sivas
Diğer
- Genel medrese
- Özel medrese
- Dini medrese
- İslami medrese
Doğumlar
- 1133 - II. Henry, İngiltere Kralı (ö. 1189)
- 1324 - II. David, İskoçya Kralı (ö. 1371)
- 1784 - II. Hüseyin Bey, Tunus Beyi (ö. 1835)
- 1815 - Mehmed Emin Âli Paşa, Osmanlı devlet adamı (ö. 1871)
- 1829 - Abdullah Galib Paşa, Osmanlı siyasetçi (ö. 1905)
- 1855 - Kamures Hanım, V. Mehmed'in ilk eşi (ö. 1921)
- 1915 - Mehmet Kaplan, Türk edebiyatçı ve akademisyen (ö. 1986)
- 1933 - Hayati Hamzaoğlu, Türk sinema oyuncusu (ö. 2000)
- 1933 - İsmail Ogan, Türk güreşçi (ö. 2022)
- 1934 - Halit Refiğ, Türk yönetmen (ö. 2009)
- 1942 - Ahmet Arpad, Türk gazeteci yazar ve çevirmen
- 1943 - Vedat Demircioğlu, Türk devrimci (İTÜ öğrencisi ve Türkiye'de 68 Kuşağının ölen ilk ismi) (ö. 1968)
- 1945 - Meral Çetinkaya, Türk sinema ve tiyatro sanatçısı
- 1946 - Köksal Engür, Türk dizi ve tiyatro sanatçısı (ö. 2023)
- 1951 - Yusuf Ziya Özcan, Türk akademisyen ve diplomat
- 1959 - Hüseyin Çelik, Türk siyasetçi, akademisyen ve yazar
- 1960 - Mehmet Metiner, Türk siyasetçi
- 1964 - Hakan Gerçek, Türk tiyatro, sinema ve TV dizileri oyuncusu
- 1968 - Müfit Can Saçıntı, Türk yönetmen, oyuncu ve senarist
- 1970 - Emre Kınay, Türk oyuncu
- 1986 - Adem Kılıççı, Türk boksör
- 1988 - İsmail Keleş, Türk atıcı
- 1998 - Merih Demiral, Türk millî futbolcu
Ölümler
- 254 - I. Lucius, Roma Episkoposu ve 22. papa (d. 200)
- 1417 - III. Manuil, 20 Mart 1390 tarihinden ölümüne kadar kadar Trabzon İmparatorluğu'nun imparatoru (d. 1364)
- 1933 - Cavit Erdel, Türk asker ve siyasetçi (d. 1884)
- 1934 - Reşit Galip, Türk politikacı (d. 1893)
- 1941 - Mehmet Rifat Börekçi, Türk din adamı ve Türkiye'nin ilk Diyanet İşleri Başkanı (d. 1860)
- 1991 - Kazım Taşkent, Türk siyasetçi, bürokrat ve Yapı ve Kredi Bankası'nın kurucusu (d. 1895)
- 2000 - İzzet Baysal, Türk mimar ve sanayici (d. 1907)
- 2021 - Suna Tanaltay, Türk eğitmen, yazar ve televizyoncu
Yorumlar
Yorum Yap