2 Mart Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 61 günü
Olaylar
- 1836 - Teksas, Meksika'dan bağımsızlığını ilan etti.
- 1888 - Britanya İmparatorluğu, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İspanyol İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Hollanda, Rus İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu arasında, İstanbul Antlaşması'nın (Convention of Constantinople) taslak metni imzalandı. Nihai metin ise 29 Ekim 1888 tarihinde imzalandı. Buna göre, ilgili devletlerin gemileri hem savaş hem de barış zamanında Süveyş Kanalından geçebilecekler.
- 1918 - Rize'nin işgalden kurtuluşu.
-
Rize
Şehir
Rize manzarası
Fırtına Deresi
Şeyh Camii

Çat, Çamlıhemşin

Rize'nin Türkiye'deki konumu

Rize
Türkiye haritasında gösterAvrupa haritasında gösterAsya haritasında gösterDünya haritasında gösterTümünü göster Ülke Türkiye Bölge Karadeniz Bölgesi İl Rize İdare • Belediye başkanı Rahmi Metin (AK Parti) Yüzölçümü • Toplam 3920 km² Rakım 6 m Zaman dilimi UTC+03.00 (TSİ) Posta kodu53100
Alan kodu 0464 Plaka kodu 53Resmî site
Rize BelediyesiRize (Antik Yunanca: Ριζαίον, "Rizeon"; Romeika: Ριζούντα, "Rizunda"; Lazca: რიზინი, "Rizini"), Karadeniz Bölgesi'nin Doğu Karadeniz bölümünde yer alan Rize ilinin merkezi olan şehirdir. Tarihi Pontus bölgesinin doğusunda kalan Rize, Osmanlı döneminde Lazistan Sancağı'nda yer almıştır. Günümüzde Türkiye'ye bağlıdır.
Doğuda Çayeli ve Güneysu ile, güneyde İkizdere, batıda Derepazarı ve Kalkandere, kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir. Şehrin nüfusu 2009 yılına göre 96.503'tir. 1927'de 14.000 olan nüfusu 1990'da 52.743'e, 2000'de 78.144'e, 2007'de 94.800'e çıkmıştır.

1900'lü yıllarda Rize, Osman Nuri Eyüboğlu'nun hazırladığı kartpostal
Etimoloji
Antik Çağ yazılı kaynaklarında Rhizus (Ριζοῦς) olarak anılan Rize adının Yunanca "ριζα" (riza) isminden geldiği sanılmakta olup anlamı "Dağ Eteği"dir. Bazı yazarlar kent adını yine Yunanca "pirinç" anlamına gelen rizi (ρύζι) ile "kök, temel, esas" anlamına gelen Riza (ῥίζα) kelimesiyle ilişkilendirmiş, hatta Lazca İrizeni "Düzlükler" kelimesi de önerilmiştir.[1] Şehrin Gürcüce adı: "რიზე", Lazca adı ise "Rizini"dir.
Tarih

1930'larda Rize'de din adamlarının katılımıyla gerçekleşmiş bir etkinlik. "Memleketin efendisi köylüler" sloganını taşıyan bir pankart görülüyor.
Eski dönemlerde burada Kolhisliler yaşamaktaydı.
Rize, 1204'te Trabzon İmparatorluğuna bağlanmıştır. 1470'te Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmiştir.
Spesifik olarak Rize'den bahseden kaynaklara 19. yüzyılda rastlanmaktadır. 18 ve daha sonraki yüzyıllarda yazılmış kaynaklarda Rize'de derebeylik yapmış Tuzcuoğulları ailesinden bahsetmektedir. II. Mahmud'a birkaç kez isyan eden bu aile, 1832'de Tuzcuoğlu İsyanı'nı başlatmıştır. Tuzcuoğulları'na vergi veremeyen köylüler, topraklarını Tuzcuoğulları'na devretmek ve onlar için çalışmak zorundaydı. Rize'deki bir saray bu aileye aftedilmektedir. Tuzcuoğulları ile rekabet halinde olan Trabzonlu Memişoğulları, Memişoğlu ayaklanmasını başlatmıştır. İki aile arasındaki kan davasında birçok üye öldükten sonra Tuzcuoğulları'nın başlıca aile üyeleri teslim olmuş ve Rusçuk-Varna gibi şehirlere sürülmüştür.[25]
Gezgin P. Minas Bijişkyan, bölgede portakal ve limon yetiştirildiğini yazmıştır.
Rize 19. yüzyılın ikinci yarısında Batum'un Ruslara bırakılmasının ardından, Trabzon Vilayetine bağlı Lazistan Sancağının merkezi olmuş, Cumhuriyet döneminde il merkezi olmuştur. I. Dünya Savaşı'nda yaklaşık iki yıl süren Rus işgalinin ardından özellikle çay ekiminin yaygınlaşması ile önemli bir gelişme göstermiştir.
-
- 1921 - Posof'un Rus işgalden kurtuluşu.
- 1924 - Halk Fırkası'nın grup toplantısında, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılmasına ve öğretimin birleştirilmesine karar verildi.
- 1960 - Necip Fazıl Kısakürek, Atatürk'ün hatırasına yayım yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle 18 ay hapis cezası daha aldı.
- 1961 - Türkiye, demokratik özgürlükler konusunda Avrupa Konseyi'ne güvence verdi.
- 1995 - Yahoo! kuruldu.
- 1998 - Galileo uzay sondasından gelen bilgilere göre; Jüpiter'in uydusu Europa'nın kalın buzla kaplı yüzeyinin altında sıvı bir okyanus var.
- 2020 - Yahoo! Zaman Kapsülü açıldı.
Doğumlar
- 480 - Nursialı Benedikt, Benediktin tarikatının kurucusu (ö. 547)
- 1316 - II. Robert, İskoç Kralı (ö. 1390)
- 1886 - Ömer Hilmi Efendi, Osmanlı şehzadesi ve subay (ö. 1935)
- 1927 - Fecri Ebcioğlu, Türk şarkı sözü yazarı ve şovmen (ö. 1989)
- 1937 - Gönül Akkor, Türk ses sanatçısı (ö. 2024)
- 1943 - Canan Karatay, Türk hekim ve kalp ve iç hastalıkları uzmanı
-
Canan Efendigil Karatay
42. İstanbul Kitap Fuarı'nda Karatay, 2025
Doğum Mutia Canan Erdem
2 Mart 1943 (82 yaşında)
Elazığ, Türkiye İkamet İstanbul Milliyet
Türk
Mezun olduğu okul(lar)
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi
Meslek
Hekim
Evlilik
Ali Başak Karatay
Çocuk(lar) Mehmet Rahmi Karatay
(e. 1979; ö. 2025)Mutia Canan Efendigil Karatay (d. 2 Mart 1943, Elazığ), Türk hekim ve bilim insanı,kalp ve iç hastalıkları profesörü, eski İstanbul Bilim Üniversitesi rektörü ve İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Ana Bilim Dalları öğretim üyesi, kalp ve iç hastalıkları uzmanıdır.
Hayatı
Canan Karatay, 2 Mart 1943'te Vasfiye ve Ömer Naimi Erdem çiftinin kızı olarak Elazığ'da doğdu. Erdem olan soyadları babası tarafından 1950'lerde Efendigil olarak değiştirildi. İlk ve orta öğrenimini Elazığ'da Lise öğrenimini 1961 yılında Üsküdar Amerikan Lisesi'nde tamamlayan Karatay, 1967 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Tedavi Kliniği'nde iç hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladı. 1972-1974 yılları arasında kazandığı İngiliz Hükûmeti bursu ile Liverpool Regional Cardiac Center'da kardiyoloji alanında uzmanlık eğitimine başladı. 1974-1976 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tedavi Kliniği'nde baş asistan olarak çalıştı. Karatay, görevini Grup Florence Nightingale Hastanesi'nde sürdürmektedir. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü kurucularından olan ve halen Onursal Öğretim Üyesi sıfatıyla ders vermekte olan Ali Karatay'la evliydi. Mehmet Rahmi Karatay adında bir oğlu vardır.
Kitapları
- Karatay Diyeti Bilimsel Gerçeklerle Kilo Vermenin ABC'si, HAYY KİTAP, 2011
- Karatay Diyeti'yle Yaşam Boyu Sağlık, HAYY KİTAP, ISBN 2012
- Karatay Mutfağı Kalıcı Kilo Verdiren Yemek Tarifler, HAYY KİTAP, 2012
- Karatay Diyeti'yle Beslenme Tuzaklarından Kurtuluş Rehberi, HAYY KİTAP, 2013
- Anne Adayları ve Hamileler İçin Karatay Diyeti, HAYY KİTAP, 2015
- Gerçek Tıbbın 10 Şifresi, HAYY KİTAP, 2018Karatay Diyeti'yle Obezite ve Diyabete Çözüm Var! HAYY KİTAP, 2018
-
İlk kitabı Nisan 2011'de "Karatay Diyeti" ismiyle çıkmıştır. Daha sonra Kasım 2011 "Karatay Diyetiyle Yaşam Boyu Sağlık", Mayısıs 2012 "Karatay Mutfağı", Şubat 2013 "Karatay Diyetiyle Obezite ve Diyabete Çözüm Var!" ve son olarak Ekim 2013'te "Karatay Diyetiyle Beslenme Tuzaklarından Kurtuluş Rehberi" isimli kitapları yayınlanmıştır.
Eleştiriler
Karatay'ın ortaya koyduğu gebelikte şeker yüklemesi testinin zararlı olduğu, D vitamininin diyabet hastalığından koruduğu, çocuklara Türk kahvesi içilmesinin yararlı olduğu gibi tıbbi tavsiyeler medyada tartışma konusu olmuş, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği şeker yüklemesi ile ilgili beyanatları nedeniyle Karatay hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuş, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ile İstanbul Tabipler Odası'na tıbbi deontolojli ve hekimlik meslek etiğini ihlal ettiği gerekçesiyle şikayet etmiştir. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu bu konularda açıklama yaparak Karatay'ın beyanatlarının aksini savunmuştur. Suçlamalar hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verilmiştir. İstanbul Tabip Odası tarafından Karatay'a 15 gün meslekten uzaklaştırma cezası verilmiş, Anayasa Mahkemesi bu ceza ile Karatay'ın ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetmiştir.
- 1947 - Şefik Döğen, Türk oyuncu (ö. 2016)
- 1950 - Ahmet Altan, Türk yazar ve gazeteci
- 1952 - Hasan Erbil, Türk hukukçu ve 18. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
- 1953 - Ayşen Tekin, Türk oyuncu ve seslendirme sanatçısı (ö. 2006)
- 1960 - Edhem Eldem, Türk tarihçi ve akademisyen
- 1963 - Tanju Duru, Türk müzisyen ve besteci (Ezginin Günlüğü topluluğu eski gitaristi) (ö. 2008)
- 1965 - Nimet Baş, Türk hukukçu ve siyasetçi
Ölümler
- 276 - Mani, Maniheizm'in kurucusu (d. 216)
- 1316 - Marjorie Bruce, İskoç Kralı I. Robert'ın kızı (d. 1296)
- 1333 - I. Wladyslaw, Polonya kralı (d. 1261)
- 1430 - Emir Sultan, Muhammed'in neslinden, Yıldırım Bayezit Han'ın damadı ve İslâm Alimi (d. 1366)
-
Emîr Sultan
Emîr Sultan Türbesi
Tam adı Muhammed bin Ali Doğumu 1368
Buhara, Çağatay Hanlığı (Özbekistan)
Ölümü
1429 (60-61 yaşlarında)
Hüdâvendigâr, Osmanlı Devleti (bugünkü Bursa) Çağı Orta Çağ Bölgesi İslam felsefesiEmîr Sultan (1368 - 1429?) Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa'da yaşamış meşhur mutasavvıf.
1368 yılında Buhara'da doğdu, 1429'da Bursa'da öldü. Soyu Muhammed Peygamber'in torunu Hüseyin'e dayanır. İsmi Muhammed bin Ali, lakabı Şemsüddîn'dir. Buhara'da doğduğu için "Muhammed Buhârî", seyyid olduğu için "Emîr Buhârî", dördüncü Osmanlı padişahı Yıldırım Bâyezîd Hân'ın damadı olduktan sonra da "Emîr Sultan" denilmiştir.
Bursa'ya 1391'de göç etmiş ve Yıldırım Bâyezîd'in kızı Hundi Fatma Hatun'la evlenmiştir. 1429'da Bursa'da ölmüştür. Türbesi Emir Sultan Camii yanındadır.
-
- 1619 - Anne, İskoçya Kraliçesi ve 24 Mart 1603'ten 1619'daki ölümüne kadar İngiltere ve İrlanda Kraliçesi (d. 1574)
- 1791 - John Wesley, İngiliz rahip ve Metodizm'in kurucusu (d. 1703)
- 1835 - II. Franz, Roma-Cermen İmparatoru (d. 1768)
- 1855 - I. Nikolay, Rus Çarı (d. 1796)
- 1895 - İsmail Paşa, Osmanlı Mısır valisi (d. 1830)
- 1957 - Selim Sırrı Tarcan, Türk sporcu ve eğitmen (d. 1874)
- 1972 - Adnan Cahit Ötüken, Türk eğitimci, yazar ve Millî Kütüphane kurucularından (d. 1911)
- 2004 - Ömer İnönü, Türk iş insanı (d. 1924)
- 2010 - Yılmaz Duru, Türk oyuncu, yapımcı, yönetmen ve senarist (d. 1929)
- 2020 - Abdullah Turhan, Türk çizgi romancı ve yazar (d. 1933)
- 2020 - Suat Yalaz, Türk karikatürist, çizer, çizgi romancı, film yönetmeni, senarist ve film yapımcısı (d. 1932)
- 2025 - Edip Akbayram, Türk müzisyen (d. 1950)
-
Edip Akbayram
2019'da Akbayram
Genel bilgiler Doğum Ahmet Edip Akbayram
29 Aralık 1950
Şahinbey, Gaziantep, Türkiye Ölüm 2 Mart 2025 (74 yaşında)
Üsküdar, İstanbul, Türkiye Tarzlar Anadolu rock • progresif rock • psikedelik rock • art rock • protest müzik Meslekler Müzisyen • şarkıcı • besteci Etkin yıllar 1970–2025 Müzik şirketi Bayşu • Emre • Prestij • Kiss • Mod • Seyhan EşAyten Akbayram (e. 1979–2025)
Çocukları 2Ahmet Edip Akbayram (29 Aralık 1950, Gaziantep - 2 Mart 2025, İstanbul), Türk rock müziği sanatçısı ve bestecidir. Türkiye'nin ilk rock gruplarından biri olan Dostlar'ın kurucusu ve solistidir. Küçükken geçirdiği çocuk felci hastalığı nedeniyle çocukluğu boyunca dışlanmaya maruz kaldı. Sanat hayatı boyunca sosyalist tavrı nedeniyle sansür ve baskı gördü. Sağ bacağındaki felç sonucu sınırlı hareket kabiliyeti nedeniyle bazı gruplar ve organizatörler tarafından reddedildi. Bu duruma, "Ben gırtlağımla şarkı söylüyorum, ayağımla şarkı söylemiyorum ki, niye ayağıma bakıyorsun kardeşim!" diyerek tepki gösterdi.
Küçükken sakat bacağını tedavi etmek için doktor olmak isteyen Akbayram, aynı zamanda müziğe de ilgi duyuyordu. Bundan dolayı lise yıllarında Siyah Örümcekler grubunda Pir Sultan ve Karacaoğlan'ın türküleri üzerine yaptıkları şarkıları söylüyordu. İlk plağı Kendim Ettim Kendim Buldum'u lise yıllarında yaptılar. Gaziantep'ten sonra Adana, grubuyla sahneye ilk çıktığı ikinci adres oldu. Orada Beyaz Saray adlı bir gece kulübünde çalışmaya başladı.
Liseden mezun olduktan sonra üniversite sınavı için İstanbul'a gitti ancak kazanamadı. Daha sonraki yıllarda tekrar sınava girdi ve İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ni kazandı. Fakat müziğe olan tutkusundan üniversiteyi bırakıp kendini müziğe adadı. Altın Mikrofon'a katıldı ve ilk bestesi Kükredi Çimenler ile birincilik kazandı. 1973'te Vecdi Ören ile Dostlar'ı kurdu ve Aldırma Gönül Aldırma, Gidenlerin Türküsü gibi plaklarıyla satış rekorları kırdı. Altın Plak gibi 250'den fazla ödül aldı.
1980'ler, Akbayram ve diğer sosyalist müzisyenler için yasaklı yıllardı. 1981 ve 88 yılları arasında, döneminin tek medya kuruluşu olan TRT'de çalışmalarının çalınması yasaklandı. Ancak 90'ların ortalarından itibaren özellikle Türküler Yanmaz albümüyle yeni bir çıkış yaptı ve bu albümü Sivas Katliamı'nda ölenlere adadı. Böylece çizgisinden sapmadığını ve kendi yolunda yürümeye devam ettiğini kanıtlamaya çalıştı. 2 Mart 2025'te çoklu organ yetmezliği nedeniyle öldü.
Erken yaşamı
Edip Akbayram, 29 Aralık 1950'de Gaziantep'in Şahinbey ilçesine bağlı Akyol Mahallesi'nde dünyaya geldi. Yoksul bir ailede büyüyen Akbayram, kendi ifadesine göre üç bayramda bir yeni ayakkabı alıyordu. Henüz dokuz aylıkken çocuk felci hastalığına yakalandı ve sağ bacağında kalıcı bir felç oluştu. Bu bacağı diğerinden daha kısa ve güçsüzdü, dolayısıyla topallayarak yürümek zorundaydı. Buna rağmen Gaziantep Akyol İlkokulu'na başladı. Okula yürüyerek gitmekte zorlandığı için teyzesi onu kucağında okula götürerek sıraya oturtuyordu. Tedaviye geç kalındığından hastalık kalıcı hale geldi.
Çocukluğunu sağlık sorunları ve dışlanmanın etkisi altında geçiren Akbayram, o günleri şöyle anlattı:
"Gaziantep'te soyadım gibi ama pek ak olmayan bir bayram arifesinde dünyaya gelmişim. Henüz dokuz aylıkken de çocuk felcine yakalanmışım. Bu zalim hastalık yemiş bitirmiş beni. Çocukken akranlarım top peşinde koştururken ben, kenarda oturur izlerdim onları. Heves ederdim onlar gibi koşmaya, oynamaya. Rüyalarımda koşardım hep. Öylesine bir hüzündür ki bu, anlatılır gibi değildir. Ancak yaşanması gerekir. Bazen düşünüyorum da, sesimin yanıklığı o yıllardan gelmiş olmalı. Bağrı yanık büyümem ondan olmalı."
— Edip Akbayram
Engelli olmanın getirdiği karamsarlığı tiyatro ve konserlere katılarak aşmaya çalıştı. Ayağını iyileştirme düşüncesiyle doktor olmak isteyen Akbayram, müziğe ilgi duyuyordu. Katıldığı konserlerdeki şarkıcılardan etkilendi ve onlar gibi olmak istedi. Bir keresinde 1968 yılında TPAO Batman Orkestrası'nın Altın Mikrofon yarışması için sahnede olduğu sırada elindeki bağlamasını havaya kaldırarak onlar gibi çalabilmek istediğini bağırdı. Çocukken yaşadığı travmalardan dolayı müziği bir kaçış yolu olarak gördü ve evde ayna karşısına geçip gittiği konserlerdeki şarkıcıların taklitlerini yaptı.
Gaziantep Atatürk Ortaokulu'ndan mezun olunca Şahinbey Atatürk Lisesi'ni kazandı. Lisede okurken müzik öğretmeni Ferit Bey, ses yeteneğini keşfetti ve müziği devam ettirmesi için ona destek verdi. Onu okulun bando grubuna aldı ve pazartesi sabahları İstiklal Marşı'nı yönetmesi için görevlendirdi. Daha sonra Ferit Bey'in katkıları sonucu arkadaşlarıyla bir müzik grubu kurmaya karar verdiler. Böylece bir tamirciye gidip kaynaklar yaptırıp pedallar eklettiler ve kendi baterilerini yaptırdılar. Kırık akordeon, bas gitar, akustik gitar ve trampet bularak kendi amatör gruplarını kurdular.
Müzik kariyeri
İlk yılları (1970–1973)
Siyah Örümcekler

1970'lerin başında Edip Akbayram ve Siyah Örümcekler
Siyah Örümcekler'le okul gecesinde sahneye çıktığında Akbayram, hem bateriyi çalıyor hem de solistlik yapıyordu. Berkant'ın Samanyolu şarkısının meşhur olduğu dönemde bir gecede aynı şarkıyı yedi kez seslendirdiler. Kazandıkları paraları biriktirdiler ve bu parayla The Beatles'tan etkilenerek mavi ceketler ve siyah pantolonlar diktirdiler. Performansları beğenilince düğünlerden ve etkinliklerden teklifler almaya başladılar. Çevre illerden talep artınca Adana'nın popüler lokali Beyaz Saray gazinosunda sahne aldılar. Aşık Veysel'den Cem Karaca'ya, Barış Manço'dan Tom Jones'a kadar birçok parça seslendirdiler. Provalarda Pir Sultan ve Karacaoğlan'dan şiirler bestelediler. Akbayram, o günlerde arkadaşları Mesut Mertcan ve Hasan Bora ile olan bir anısını şöyle anlatırdı:
"Adana'da Selahattin Bey'in Beyaz saray adlı bir gazinosu vardı. Güneyin en iddialı gazinosuydu. Orada dans müziği yapardık ve sonrasında çorba içerdik. Ama enteresan bir ekiptik biz. Mesela, komi Hasan Bora'ydı ve çorbalarımızı o getirirdi. Program sunucusu Mesut Mertcan'dı. Çorbaları içerken herkes hayallerini yaşatırdı coşkuyla. Ben, bir gün çok iyi bir şarkıcı olacağımı söylerdim. Mesut, bu ülkenin en iyi spikerleri arasına nasıl gireceğini anlatırdı. Hasan Bora da eğlence dünyasının kralı olacağını iddia ederdi. Şimdi düşünüyorum da, demek ki üçümüz de inanmıştık ve yüreğimizi ortaya koyduğumuz için de hedeflerimize ulaşmıştık."
— Edip Akbayram
İlk kez üniversite sınavlarına giren Akbayram, sınav için İstanbul'a gitti ama kazanamadı. Müziğe devam edince Zeki Dinçer'e ait Gaziantep'in ilk müzik topluluğu olan Gaziantep Orkestrası'yla çalışmaya başladı. Düğünlerde ve törenlerde şarkı söylemeye devam edince çevre illerden özellikle Adıyaman ve Diyarbakır'dan sahne almaları için teklif geldi. Güneydoğu Anadolu'da ses getiren grup, Gaziantep'in toptan plak bayisi Aziz Plak'la anlaştı. Yeterli paraları olmadığından, plaktan gelen kazancın stüdyo masrafları için kullanılması koşuluyla Kendim Ettim Kendim Buldum teklisini kaydettiler. Plak "Siyah Örümcekler Edip Albayrak" ve "Siyah Örümcekler Gaziantep Orkestrası" olmak üzere iki farklı başlıkla yayımlandı. Güneydoğu'da beklediklerinden fazla ilgi gördü ve yüksek satış oranlarına ulaştı
Nejat Taylan Orkestrası
Akbayram, 1970'te Adana'ya gitti. Burada Nejat Taylan Orkestrası'yla ve Seç Plak desteği sonucu orkestra ile tekrar stüdyoya giren Akbayram, 1971'de İşte Hendek İşte Deve teklisini yaptı. Stüdyo yeterli teknik altyapıya sahip olmadığından ses kaydında akustik bir bozukluk oluştu. Plak, orkestranın adıyla yayımlandı. Ardından üniversite sınavı için İstanbul'a geldi. Burada arkadaşlarıyla ucuz bir otelin bodrum katında zor koşullarda yaşıyordu. Babasının gönderdiği harçlıklar da yetmediğinden müzisyen olarak iş aramaya başladı. Davul çalabildiğini ve şarkı söyleyebildiğini belirtmesine rağmen iş bulamadı.
Altın Mikrofon'a katılışı
Doktor olma hedefinden tamamen vazgeçmemiş olan Akbayram, ailesinin baskısıyla üçüncü kez üniversite sınavına girdi ve İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ni kazandı. Okulu görmek amacıyla 1971'de İstanbul'a gitti ve bu süreç içinde Günaydın Gazetesi'nin Altın Mikrofon yarışmasının yeniden düzenlediğini gördü. Bu yarışma, önceden birçok yetenekli sesin parlamasını sağlamıştı. Katılmak isteyince Aşık Veysel'den seçtiği Kükredi Çimenler şiirine beste yapmaya başladı. Bestesini evde bağlama ile çalıp kayda aldı ve yarışmaya gönderdi. Bu dönemde Siyah Örümcekler de Akbayram'a manevi destek verdiler.
Yarışmaya katılanlar arasında Salim Dündar, Ömer Aysan, İskender Doğan, Nur Yoldaş, Kartal Kaan gibi profesyonel isimlerin olması onu tedirgin etmişti. Çünkü Akbayram, Anadolu'dan gelmiş olmanın dezavantajını yaşadığını düşünüyordu. O dönemde sigara ve alkol kullanmıyor, yarışmaya süt ve balla hazırlanıyordu. Elemelere katıldı, sahneye çıkıp şarkısını söyledi ve sonra kenarda diğer yarışmacıları dinlemeye başladı. Bu sırada yanına biri geldi ve "Evladım, sen nerelisin?" diye sordu. Antep'li olduğunu söyleyince gelen kişi kendisini tanıyıp tanımadığını sordu. "Ben yeniyim, amatörüm, tanıyamadım efendim." dedi. Gelen kişi, "Ben Cumhuriyet gazetesinden Selmi Andak." dedi ve şunları söyledi: "Bak sana bir şey söyleyeyim mi, ben jürideydim, böyle farklı bir ses duymadım. Sana yüz üzerinden yüz verdim, üzerine bir de yıldız koydum. Bu yarışmanın birincisi sensin oğlum." dedi ve ayrıldı.
Kazandığını kesin olarak öğrenme anı Aksaray'da kaldığı bir otelde gerçekleşti. Otelde çay taşıyan bir çocuk koşarak gelip, "Edip abi, Edip abi, gazetede resmin var, gördün mü?" dedi. Altın Mikrofon yarışması sonuçlarında elemeyi geçtiği yazıyordu. O gazeteyle iş arayacağını söyledi. O sırada yirmi iki yaşındaydı. Finallere katılma sürecinde babası önce itiraz etti: "Ben seni bu yaşa kadar okuttum, çalgıcı mı olacaksın? Okutmuyorum, aylığını göndermiyorum." dedi. Bu konuşmadan sonra aralarındaki diyalog kesildi. Ancak gazetede fotoğrafı çıktıktan sonra babası arayıp, "Aslan oğlum, aferin." dedi. Bunun üzerine yarışmaya gideceğini ve elbisesi olmadığını söyleyip para istedi. Babası, "Tabii, canımı veririm oğlum." diyerek para gönderdi. O parayla siyah bir takım elbise alındı ve yarışmaya katıldı.
Finalde, aralarında Cem Karaca'nın da olduğu on iki jüri üyesinin önünde yarıştı ve halk tarafından verilen 3350 oyla 1972 Altın Mikrofon yarışmasında açık ara farkla birinci oldu. Yarışma hediyesi olarak Kükredi Çimenler'i plağa doldurma çalışmalarına başladı. Teklinin 45'lik plak formatında olma zorunluluğundan dolayı arka yüzünde kendi seçtiği ve Mahzuni Şerif'e ait olan Boşu Boşuna'yı koydu. Ardından müzik şirketi tarafından şarkının telif hakları ödendi. Çalışmalarında beraber olduğu Norayr Demirci, şarkıları nota olarak yazdı ve parçaları düzenledi. Ardından Süheyl Denizci Orkestrası eşliğinde kaydedilen tekli olan Akbayram'ın ilk solo albümü çıktı.
Bu dönemde Akbayram, beraber çalıştığı Norayr Demirci'ye, "Ben ne yapacağım? Ben birinci oldum. Çok şeyler hayal ediyordum ama benim bu parçam tutulmadı." dedi. Karşılık olarak Demirci de "Oğlum git memleketin Antep'e." deyince Akbayram, "Ben intihar ederim gene gitmem." diye tepki gösterdi. Yaşadığı zorluklara rağmen müziğe devam etti ve döneminin en iddialı markalarından Sayan'la anlaşma imzaladı. Plaklardan yeteri kadar para kazanamıyor, ev kirasını ödeyemiyordu. Altın Mikrofon yarışmasında birincilik kazanmanın da o dönem için yeterli bir fayda sağlamadığını görmüştü.
Akbayram, 1972 yılında düzenlenen Altın Mikrofon yarışmasında birinci olduktan sonra, dönemin önde gelen organizatörlerinden Zeki Tükel ile görüşmek üzere kendisini tanıttı ve olası işler için iletişim bilgilerini bıraktı. Ancak Tükel, Akbayram'ın fiziksel görünümünü gerekçe göstererek iş veremeyeceğini belirtti. Bu durum, Akbayram'ı derinden etkiledi. Görüşme sırasında Tükel'e, ileride şartların değişeceğini ve bir gün kendisinin teklif getireceğini, ancak o zaman bu teklifi kabul etmeyeceğini ifade etti. Aradan geçen yılların ardından, Akbayram'ın maddi olarak zor bir döneminde Zeki Tükel tarafından bir iş teklifiyle arandı. Ancak Akbayram, geçmişte yaşananları hatırlatarak bu teklifi geri çevirdi. Kendi anlatımıyla, bu kararı vermek ona büyük bir onur kazandırdı.
O günlerde Hey dergisi okurları tarafından "Yılın En Ümit Veren Erkek Şarkıcısı" seçildi. İlk turnesini Selda Bağcan'la birlikte yaptı. Aynı yıl Zafer Dilek'le Anam Ağlar Baş Ucumda Oturur teklisini kaydetti. İlerleyen süreçte Anadolu rock'ın önemli topluluklarından olarak görünen Dönüşüm ile birlikte çalışması önerildi. Bu iş birliği sonucunda 1973'te Deniz Üstü Köpürür teklisini yaptı. Bu dönemde Moğollar solist arıyordu. Akbayram, gruptan Cahit Berkay'a kendisini göz ardı etmemelerini söylediğinde Berkay, düşüneceklerini söyledi. Ardından Hey dergisinde "Moğollar için iki solist: Ersen ve Edip Akbayram" başlıklı haber yayımlandı. Ancak Moğollar, hareketli bir vokalist aradığı için tercihini Ersen'den yana kullandı.
Akbayram, kendisine ödül kazandıran Boşu Boşuna parçasının kime ait olduğunu çok merak ediyordu. Parçanın Mahzuni Şerif'e ait olduğunu öğrenince, onunla tanışmak istedi. Ziyaret etmek için köyü Berçenek'e kadar gitti. Sohbet sırasında Mahzuni Şerif, "Benim bu çirkin türkümü sen ne güzel okumuşsun." diyerek türkülerini ömür boyu ücretsiz seslendirmesi için ona izin verdi. Bu tanışmanın ardından Akbayram, kendi deyişiyle sanatın toplumsal ve siyasi yönü hakkında birçok bilgi öğrendi.
Dostlar (1973–1988)
Ana madde: Dostlar
Dostlar'ın kuruluşu
24 Ekim 1973'te Hey dergisinde yayımlanan Dostlar'ın kuruluş dönemine ait bir dergi fotoğrafı
Bu çizgideki parçalar için takım çalışması önemli olduğundan ekibin birbiriyle uyuşması çok önemliydi. Dönüşüm'de çalışan Akbayram, ekipteki bas gitarist Vecdi Ören ile benzer zorluklar yaşıyordu. En sonunda bu ekiple çalışmaya dayanamayan Ören, Akbayram'a, "Ya baba, sesin çok güzel. Seninle bir grup kuralım." diye teklif etti. Sonrasında Akbayram, değişik bir çizgilerinin olmasını istediğini ve Mahzuni Şerif'i ne kadar sevip türkülerinin rock'a ne kadar elverişli olduğu düşüncelerini anlattı. Ardından teklifi kabul eden Akbayram, Ören'le birlikte yetenek kriterlerine uygun şekilde Koral Sarıtaş, Cudi Koyuncu ve Galip Kayıhan'ı yanlarına aldı. Ekim 1973'te kurulan ekibe sevgi, kardeşlik ve bağlılığı simgelediğine inanılarak Dostlar adı verildi.
İlk konserlerini Ankara Dedeman Sineması'nda verdiler ve hızlı bir şekilde plak çalışmalarına başladılar. Provalarda halk ozanlarından ve abdallardan yardım aldılar. Ekim 1973'te ilk teklileri olan Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme'yi yaptılar ve bu plak Kıbrıs'ta yılın plağı seçildi. Kısa sürede ses getiren grup ikinci plağı İnce İnce Bir Kar Yağar'ı ise 1974 yılında yayımladı. Akbayram'ın kendi ismini verdiği ilk albümü olan Edip Akbayram, yine bu yıl piyasaya sürülmesi planlanıyordu. Tam bu zamanlarda Akbayram, Sayan'ın kendisinden habersiz bir uzunçalar albümünü piyasaya sürdüğünü iddia etti. Dostlar ile İzmir'de çalışmalarını sürdürürken konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Sayan'ın bu long play'i çıkarmaya hakkı yoktur, hakkımızı arayacağız." diye çıkıştı. Çıkışmanın ardından firma sahibi Fahrettin Sayan'dan yanıt gecikmedi ve şunlar söylendi: "Böyle bir long play halen çıkmış değildir. Fakat kısa bir zaman sonra çıkarmayı düşünüyorum."
Ayrıca sözleşme süresinin sona ermiş olmasına rağmen plak borcunun olduğunu söyleyen Sayan, "Sözü edilen long play'i piyasaya sürmeme, şarkıcı ile aramızda yapılan sözleşme engel değildir." dedi. Sonra albümde "Boşu Boşuna" ve "Kükredi Çimenler"in de yer alacağı öğrenildi. Söz konusu şarkılar, ilk olarak İstanbul Plak markasıyla yayımlanmış ve daha sonra Kervan Plak'a devredilmişti. Ardından, bu teklinin uzunçalar haklarının Kervan'dan Sayan'a geçtiği öğrenildi.
Edip Akbayram ile Dostlar, kariyerlerinin bu döneminde ayrılma kararı aldı, ancak bu ayrılık kısa sürdü ve taraflar Hey dergisi aracılığıyla yeniden bir araya geldi. Bu süre zarfında, grubun isim hakları kendisinde bulunduğundan Vecdi Ören, Dostlar ismini kullanarak kendi grubunu kurmaya çalışmıştı. Barışmalarının ardından grup, 2. Akdeniz Müzik Şöleni'ne katıldı ve sonrasında bir gazinoda yaklaşık elli gün süren bir programda sahne aldı. Bu süreçte Akbayram, grubun gelecekte daha yenilikçi ve ilerici projelere imza atabilmesi için kadroda değişiklik yapılması gerektiğini savunuyordu. Özellikle son plaklarının alışılagelmiş tarzının dışına çıkabilmesi için müzikal anlamda bir yenilenmeye ihtiyaç olduğunu ifade etmişti. Grup içinde çeşitli yapısal ve sözleşmesel sorunlar da yaşanıyordu. Akbayram'ın Sayan ile olan sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte, birçok plak şirketi sanatçıyla temas kurmaya başladı. Bu süreçte Akbayram, kendi adına bir plak şirketi kurmayı da gündemine almıştı. Ancak İzmir Fuarı'nın sonuna kadar hangi şirketle anlaşma yapılacağı netlik kazanmamıştı.
Aynı dönemde Barış Manço ve Kurtalan Ekspres'in İzmir Fuarı sonrası yollarını ayıracağını açıklaması, yeni bir müzikal yapılanma için fırsat doğurdu. Edip Akbayram ve menajeri Celal Tuncel, bu doğrultuda ilk teması müzikal çizgisine renk katacağına inandıkları Murat Ses ile kurdu. Ses'in teklife olumlu yanıt vermesinin ardından, grupta yaşanan bas gitarist eksikliği sebebiyle Özkan Uğur da Dostlar'a katılmayı kabul etti. Ayrıca, Murat Ses'in daha önce kurduğu Ağrı Dağı Efsanesi'nden gruptan Nadir Uygun da kadroya dahil olarak Dostlar'ın yeni dönem kadrosunun bir halkası oldu.
Bu kadro tamamlandıktan sonra, ikinci büyük adım olarak bir plak şirketiyle anlaşma yapıldı. Başlangıçta Edip Akbayram'ın kendi adına yeni şirketini kurması beklenirken, Yavuz Plak'ın sahibi Yavuz Asöcal, "Burç Plak" adını verdiği yeni bir plak firması kurdu. Şirketin ilk sanatçısı olarak Edip Akbayram ve Dostlar ile Unkapanı Manifaturacılar Çarşısı'nda sözleşme imzalandı. O dönem plak piyasasının daraldığı ve birçok firmanın kapandığı bir süreçte yeni bir şirket kurulması müzik çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı. Yavuz Asöcal ise bu konuda şu açıklamayı yaptı: "Burç Plak çok yakında en büyük firmaların yanında yer alacak. Plakçılık sahasının iflasa gittiği sırada ikinci bir firma kurmaktan en ufak bir endişem yok. On beş gün içinde piyasanın büyük isimlerini yeni şirketime transfer edeceğim."
Yeni kurulan Burç Plak ile yapılan anlaşmanın ardından grup, Garip teklilerini yayımladı. Parça, düzenleme dalında ödül kazandı ve yılın hitleri arasında yer aldı. Bu dönemde grubun müziksel düzenlemelerinden sorumlu olan Murat Ses, aynı zamanda grubun sözcülüğünü de üstleniyordu. Ancak bu başarı döneminde grup, ciddi bir sorunla karşılaştı. Grubun menajerliğini üstlenen Celal Tuncel tarafından dolandırıldıkları ortaya çıktı. Bu olay, grup üyeleri üzerinde bir güven sarsıntısı yarattı ve uzun bir süre bu ihanetin etkisini atlatmakta zorlandı. Yaşanan bu kriz, grup içinde çeşitli içsel çalkantılara ve üyeler arası gerilimlere yol açsa da, Edip Akbayram & Dostlar müzikal üretimlerini sürdürmeye devam etti.
Yeni kadro da uzun süre devam etmeyince grup, kendi grubunu kurmaya çalışan Vecdi Ören de dahil olmak üzere ilk kadrosuna geri döndü. 1975 yılında yayımlanan Kolum Nerden Aldın Zinciri teklisi, dönemin toplumsal ve siyasi atmosferine eleştiriler yönelten sözleriyle dikkat çekti. Bu parçayı 1976 yılında çıkan ve halk ozanı Mahzuni Şerif'in eserine dayanan Mehmet Emmi plağı izledi.
1976'daki konser olayı
'Edip Akbayram İçin Bir Umut Işığı' başlıklı gazete haberinden bir Edip Akbayram fotoğrafı (19 Ocak 1976)
1976 yılında Samsun Fuarı'nda Edip Akbayram ve Dostlar grubu bir konser verdi. Konserin ardından tren garına gitmek üzere yola çıkan Akbayram, karanlık bir sokakta aniden dört kişinin saldırısına uğradı. Neye uğradığını anlayamadan yere düştü. Saldırganlar, elleriyle kendini korumaya çalışan Akbayram'a tekme ve yumruklarla saldırdı. Özellikle çocuk felci nedeniyle hassas olan bacağını korumaya çalışan Akbayram, bu çabalarına rağmen dakikalar süren şiddetli darp sonucu baygın halde yere yığıldı ve hastaneye kaldırıldı. Saldırganlar olay yerinden kaçtı ve kimlikleri tespit edilemedi.
Bu saldırının, Akbayram'ın o dönemde yoğun biçimde seslendirdiği toplumsal ve siyasal eleştiriler içeren protest şarkılar nedeniyle gerçekleştirildiği biliniyordu. Yalnızca yasaklı şair Nazım Hikmet'in şiirlerine yer vermesi değil, genel olarak ezilen kesimlerin sesi olan müzikal çizgisi bazı çevrelerin hedefi haline gelmişti. Benzer şekilde, aynı dönem konserlerinde de farklı saldırılar gerçekleşti. Bazı konserlerde sahneye yanıcı maddeler atıldı, enstrümanlar yakıldı ve sahne elektrikleri kesilerek performanslar sabote edilmeye çalışıldı. Tüm bu engellemelere rağmen Akbayram, müziğini sürdürmekte kararlıydı. Yaşadığı saldırılar karşısında geri adım atmamaya çalıştı, sahneye çıkmaya ve protest müziğini seslendirmeye devam etti.
Nedir Ne Değildir?
Ana madde: Nedir Ne Değildir?
1976 yılında, Galip Kayıhan'ın Hollanda'dan getirdiği sentezleyicilerle Zalim teklisi kaydedildi. Maddi durumu iyi olan bir aileden gelen Kayıhan'ın yurt dışına çıkış imkanı bulunuyordu, bu sayede grup için Avrupa'dan çeşitli efekt pedalları ve sentezleyiciler temin etti. Türkiye'deki stüdyo koşullarında yaşanan teknik yetersizlikler, bu şekilde büyük ölçüde aşılmış oldu. Kaliteli ekipmanlarla çalışılan bu dönemde, ekip 1976 yılının Temmuz ve Aralık ayları arasında stüdyoya girerek birçok uzunçalar kayıt gerçekleştirdi. Bu kayıtlar, Ocak 1977'de yayımlanan Nedir Ne Değildir? albümünde kullanıldı. Albümde, yedi yeni uzunçalar kaydının yanı sıra daha önce yayımlanmış üç 45'lik kayıt da yer aldı.
Albüm kapağı, illüstrasyon tekniğiyle hazırlanmış olup, tasarımı ve kuklalarıyla Jethro Tull'un 1969 tarihli Stand Up albümünden esinlenerek oluşturuldu. Albümdeki Arabam Kaldı Yolda parçasının orta bölümünde, tonmayster Sıtkı Acim ile birlikte makara bantları elle çekilerek şarkının hızıyla oynandı. Bu teknikle, Pink Floyd'dan esinlenerek dinleyicide şaşkınlık yaratmak ve parçaya deneysel bir atmosfer katmak hedeflendi. Parçadaki "dehha" ve "hayda" nidaları, grubun yapımcısı Osman Bayşu (Edip Akbayram'ın 20 yıllık yapımcısı) tarafından seslendirildi.
Albümün ardından grup, parasal sıkıntılardan dolayı sessiz sedasız dağıldı. O dönemki baterist Ayzer Danga ve Akbayram'ın ayaklanmasıyla yeniden ayaklanan grubun ekibinde, bu sefer köklü bir değişikliğe gidildi. Yeni ekip, 1977'de Kerem Güney bestesi olan Aldırma Gönül Aldırma'yı plağa doldurdu. Aynı ekip 1978'de Kıymayın Efendiler'i ve teklinin arka yüzünde bulunan kendi besteleri Adiloş Bebe'yi yaptı. Ardından 1979'da kaydettiği Gidenlerin Türküsü 45'liğinin beş yüz bini geçen satışıyla Altın Plak kazanıldı.
12 Eylül Askeri Darbe dönemi
Dönemin şarkılarından olan Kıymayın Efendiler, Edip Akbayram ve Dostlar tarafından neredeyse her konserde seslendiriliyordu. Fakat 1979'da zamanının tanınan organizatörlerinden Osman Diper tarafından organize edilen bir konser sırasında olaylı bir gelişme yaşandı. Konserin düzenlendiği salon, Ülkü Ocakları'nın altında yer almakta ve konser günü salon tamamen dolmuş durumdaydı. Seyirci kitlesinin profili alışılmış konser izleyicilerinden farklı görünüyordu ve bu durum sanatçılar açısından tedirginlik yaratmıştı. Akbayram, sahneye Kıymayın Efendiler şarkısıyla çıktı. Bu esnada seyirciler arasında büyük bir gerilim yaşandı. Seyirciler arasında gerilim yaşandı ve bazı izleyiciler "Edip'i bize verin" şeklinde sloganlar attı ve sahneye çıkıp ekibe saldırmaya çalıştı.
Olayın tehlikeli boyuta ulaşması üzerine organizatör Diper, Akbayram'ı sahneden hızla alarak kulise götürdü. Olayın ardından Sezen Aksu sahneye çıkarak Sevenlerin Sağı Solu Belli Olmaz adlı eserini söylemeye çalıştı ancak kalabalık yatışmadı ve Aksu da sahneden ayrılmak zorunda kaldı. Sanatçılar ve ekip içeride mahsur kalmış, dışarıda toplanan öfkeli kalabalık salonun kapılarını zorlamaya başlamıştı. Hatta salonu ateşe vermeye teşebbüs ettikleri iddia edildi. Olayın ciddiyeti üzerine askerî birliklere haber verildi, askerlerin müdahalesiyle sanatçılar ve ekip kurtarıldı. Akbayram, bu olayı dönemin başbakanı Bülent Ecevit'e mektupla bildirdi ve daha sonra, konser alanındaki güvenlikten sorumlu memurların görevden alındığını öğrendi. Olay, dönemin sanatçılara yönelik tepkilerinin ve güvenlik sorunlarının bir örneği olarak değerlendirildi.
Birçok turne etkinliğine katılan ve sahnelerden kopamayan Edip Akbayram ve Dostlar, stüdyoya girmeye zaman bulamıyordu. 12 Eylül 1980 tarihinde İzmir Fuarı'nda konser veren grup, aynı tarihte ani bir kararla dışarı atıldı. Siyasi içerikli şarkılardan dolayı Akbayram, işkenceler görmek zorunda kaldı. 12 Eylül Darbesi'nden sonra sosyalist olduğundan bazı kesimler tarafından eleştiriye maruz kaldı. Türkiye'nin tek medya ve yayın kuruluşu olan TRT'ye çıkması yasaklandı. Pek çok organizatör tarafından reddedildiği ve sahneye çıkması yasaklandığı için maddi sıkıntılar çekti. Eşinin düğünden aldığı bileziklerini ve alyanslarını, eşinin de isteğiyle satmak zorunda kaldı. Oğluna süt ve ayakkabı almaya parasının yetmediği bu günleri katıldığı bir söyleşide şöyle anlattı:
"Maddi manevi bir ambargo yaşadım. Sanatçı barıştan yanadır, dünyanın tüm sanatçılarına bakın hepsi barış ve sevgi sözcüklerini kullanır. Bizler sanatçı olarak hep darbelere karşı olduk, evrenselleşmenin ve çağdaşlaşmanın temel direkleri bunlardır. 1980 darbesinin ertesi günü İzmir Fuarı'nda çalışıyordum. Ertesi gün beni muhasebeye çağırdılar ve 'maaşınıza zam işinize son' dediler. 'Neden?' dedim. 'Sizi çalıştırırsak gazinomuzu kapatırlar.' dediler. 'Benim suçum nedir?' dedim. 'Sizin suçunuz solcu olmak.' dediler. 1985-86 yılına kadar hiç kimse çalıştırmadı beni, bir darbecilerden korktular. TRT bana on yıl ambargo uyguladı. O dönem TRT'nin başında olan başkanlarının hepsi kendi egolarını ve politikalarını bizler üzerinden uyguladılar."
— Edip Akbayram
Konserinde eleştirel şarkılar seslendirmesi nedeniyle çeşitli engellemelerle karşılaştı. Bazı saldırganlar tarafından ölüm tehditler aldı ve can güvenliği konusunda endişe yaşadı. Güvenliğini sağlamak için belinde silahla dışarı çıkmaya başladı ve arabaya binmeden önce altında bomba olup olmadığını kontrol etti. Bu süreçte, kendi deyişiyle çeşitli psikolojik baskılarla karşılaştı ve bunun kendisinde izler bıraktı. Askeri darbesinin ardından kurulan Milli Güvenlik Konseyi tarafından bazı eserleri, "devletin güvenliğini tehlikeye atmak" ve "yıkıcı ideolojileri yaymak" suçlamalarıyla değerlendirildi. Bu gerekçeler, ilgili dönemde çeşitli sanatçılara yönelik olarak uygulanan siyasi baskı politikalarının bir parçası olarak tanımlandı. Bu dönemde sol görüşlü sanatçılar ve aydınlara yönelik tutuklamalar başladı. Akbayram da siyasi içerikli şarkı sözleri ve konserlerdeki söylemleri nedeniyle gözaltına alındı. Resmi açıklamalarda bu söylemler "sakıncalı" olarak nitelendirildi ve ardından cezai işlem uygulandı. Gözaltına alındıktan sonra 1980 sonbaharında tutuklandı ve İstanbul Sağmalcılar Cezaevi'nde beş ay boyunca tutuklu kaldı.
Bölüm bölüm tutuklanan ve gözaltına alınan Akbayram, herhangi bir örgütle bağı olmayınca serbest bırakıldı. Bazı plakçılar, siyasi nedenlerden dolayı Akbayram'la çalışMayısı reddetti. Karşılaştığı zorluklara rağmen müzik üretimini sürdürdü. İşçi grevleri ve direniş alanlarında konserler vererek bu etkinliklerde yer aldı. Dostlar'la 1981 yılında son teklileri olan Bugün Bizde Bayram Var teklisini çıkardı. Bundan sonraki dönemlerde 45'liklerin yerini uzunçalar albümleri aldı.
1982 yılında Edip Akbayram, Milliyet gazetesi tarafından düzenlenen Liselerarası Müzik Yarışması'na konuk sanatçı ve jüri üyesi olarak davet edildi. Yarışma, İstanbul'daki Fenerbahçe Lisesi'nde gerçekleşti. Bu etkinlikte Adnan Ergil, Metin Özülkü ve Mehmet Oylumlu'dan oluşan bir lise grubu dikkat çekici bir performans sergiledi. O dönemde Dostlar grubunun önceki kadrosu dağılmıştı ve Akbayram yeni bir ekip arayışı içindeydi. Yarışma sırasında izlediği bu üç genç müzisyenin müzikal yeteneklerinden etkilenen Edip Akbayram, onlarla birebir görüşerek birlikte çalışma teklifinde bulundu. Böylece Adnan Ergil, Metin Özülkü ve Mehmet Oylumlu, grubun yeni üyeleri oldular. Aynı yıl gruba, daha önce 1979 yılında Dostlar'da yer almış olan baterist Saygun Arpalı'nın da katılmasıyla baterist sorunu halledildi. Bu dönemde Edip Akbayram, liseden sınıf arkadaşı Murat Kalaycıoğlu ile birlikte beste çalışmalarına başladı.
Evde oturduğu sırada, izlediği Dönüş filminden bir fon müziği duydu. Kendi deyişiyle o anda beyninde bir fırtına oluştu ve içinden "Ben bu şarkıyı çok güzel okurum." diyerek yapımcısını aradı. Seha Okuş tarafından seslendirilen bu şarkı hakkında, "Hasretinle Yandı Gönlüm şarkısını biraz önce dinledim. Lütfen kime ait olduğunu öğrenelim, iznin alınması ve hemen albüm için kolları sıvalayalım. Kimse duymadan bu albümü yapmak istiyorum." diyerek gerekli izinleri Osman Bayşu ile aldı. Ardından çıkaracakları albüme koymaya karar verdi. Uzun bir çalışmanın ardından Nice Yıllara Gülüm albümü yapıldı.
1982 yılında Edirne Halk Eğitim Merkezi'nin folklor ekibinde halk oyunları oynayan bir grup, "Enez Av ve Balık Festivali" kapsamında Edirne'nin Enez ilçesine gösteri yapmak üzere gitti. Konaklama, ilçede bulunan İstanbul Üniversitesi'ne ait tesislerde sağlandı. Gösteriye hazırlanmak amacıyla prova yapılırken aynı tesiste kalan Akbayram ve Dostlar da bu provayı izledi. Bir süre sonra Akbayram, folklor ekibinden birinin yanına gelerek, "Sizin arkadaşlar ve bizim gruptaki arkadaşlar bir basketbol maçı yapalım. Bizi yenerseniz size sabaha kadar istediğiniz türküleri söylerim. Sabaha kadar isteyin sabaha kadar söylerim." dedi. Bunun üzerine, folklor ekibinden biri "Siz bizi yenerseniz karşılığında ne istersiniz?" diye sordu. Akbayram ise, "Sizin gibi delikanlılardan ne isteriz ki? Birlikte basketbol oynamış olmak bize yeter de artar bile." şeklinde cevap verdi. Teklif kabul edildi ve maç yapıldı. Akbayram ve Dostlar maçta yenildi ve verilen sözde duruldu. Konserde, ekip üyelerinin istediği türkülerden Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz ile Aldırma Gönül Aldırma'yı seslendirdi.Olanların ardından yapacakları büyük konser için provalara başlayan grup, 1983'te İstanbul'daki politik havaya rağmen Şan Tiyatrosu'nda bir konser verdi. Konserde, bir sonraki yıl çıkaracakları albümden de parçalar seslendirdi.
Dönemin siyasi atmosferi nedeniyle Edip Akbayram, sahip olduğu politik görüşler sebebiyle sahneye çıkarılmakta büyük zorluk yaşadı; pek çok organizatör, onu sahneye çıkarmaya cesaret edemedi. Maddi sıkıntılarla mücadele ettiği bu süreçte, Akbayram'a kendi ifadesiyle birçok ahlaki ve sanatsal değerlerle örtüşmeyen teklifler sunuldu. Arabesk tarzında plak yapması ve Kürtçe albümler seslendirmesi karşılığında kendisine daire verilmesi teklif edildi. Ancak Akbayram, sanatında ticari kazancı değil, halkı ve sanat anlayışını ön planda tuttuğunu vurgulayarak bu teklifleri reddetti. Bu dönemde evine baskınlar düzenlendi, tehdit mesajları aldı ve ekonomik zorluklar nedeniyle düğününde takılan alyansları dahi satmak zorunda kaldı.
Yılmaz Odabaşı'nın şiirlerini çok beğenen Akbayram, 1984'te ona ilk şiir kitabının basım maliyetini karşılayarak yardım etti. Kitabın basımını yapan matbaa o gün gözaltına alındı. Kırk beş gün sonra beraatine karar verilse de kitaplara el koyulmuştu. Ancak bir yıl sonra kitap yayınlandı. Akbayram, ilerleyen dönemlerde Odabaşı'nın şiirlerinden şarkılar yaptı ve seslendirdi. Yaşananların ardından engellemelere rağmen grubuyla stüdyoya girdi ve çıkış yılının ismini vermiş olduğu 1984 albümün yaptı. Yasaklara baş kaldıran grup, ardından 1985 albümünü çıkarttı ve çizgisini bozmayarak eleştirel şarkılarına devam etti. 1986'da Yeni Gelen Güne Türkü albümünü çıkarttı.
Edip Akbayram, 1988'de Bayşu Müzik ile anlaşma imzaladı. Anlaşmanın ardından aynı yıl Özgürlük albümünü çıkardı. Albüm, Akbayram'ın "Dostlar" ismini albümlerinden çıkardığı ilk çalışma oldu. Grubun adı artık albüm kapaklarında yer almasa da stüdyo kayıtlarında ve konserlerde kendi ekibiyle devam etti. Bu ekibi Dostlar ismi altına topladı. Ağır siyasi eleştirilerden dolayı televizyonlarda ve medyada yayınlanmayan albüm, o dönem yüksek satış göstermedi. Akbayram, albümde bulunan Vay Bebem, Büyü ve ikinci kez seslendirdiği Kıymayın Efendiler parçalarında pop müziği sanatçısı Banu Kırbağ ile vokal yaptı.
Solo yıllar (1989–2025)
1989 yılında Edip Akbayram, bazı konserlerinde grup adını kısmen "Dostlar" olarak kullanmaya devam etti. Bu dönemde sahne performanslarında müzikal ekibini Dostlar olarak tanımlasa da, yayımlanan albümlerde grup adı resmi olarak yer almadı. Bu geçiş sürecinde, gruba müzisyenler Ahmet Koç ve Tuncer Tunceli dahil oldu. Tuncer Tunceli, Edip Akbayram'la birlikte sahne alarak ilk solo kariyer adımlarını bu iş birliğiyle attı. Her iki müzisyen, henüz stüdyoda olmada da konser kadrolarında Akbayram'a eşlik eden çekirdek kadroda yer aldı.
1990 yılında Türkiye'de müzik piyasasındaki yasakların gevşemesiyle Akbayram, Şahdamar albümünü çıkardı. Özel televizyon ve radyo kanallarının çoğalması, albümün geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Albümde, Nazım Hikmet'in kendi sesinden okuduğu Bu Memleket Bizim şiirine yer verildi. Akbayram, yasak ve engellemeler nedeniyle şarkılarının ve kliplerinin yayınlanmasında güçlük yaşamasına rağmen, yeni albümüyle müzik piyasasında yeniden görünürlük kazandı.
1991 yılında Senden Haber Yok albümünü yayımladı ve olumlu karşılandı. Aynı yıl, Özgürlük ve Şahdamar albümlerinden seçilen şarkılarla hazırlanan Hava Nasıl Oralarda? adlı toplama albümü piyasaya sürüldü. Bu albümle daha önce az duyulmuş olan Özgürlük albümündeki parçalar daha geniş kitlelere ulaştı. Bu dönemde, TRT'de sınırlı da olsa müzik kliplerinin yayınlanması başladı.
1992'de eski hit şarkılarını yeniden düzenleyerek Unutamadıklarım albümünü çıkardı. Bu albümde ilk kez elektronik müzik öğelerine yer verdi ve tüm enstrümanlar – bilgisayar ve düzenleme dahil – Adnan Ergil tarafından çalındı. 1993 yılında ise Bir Şarkın Olsun Dudaklarında albümü yayımlandı. Bu yıllarda Akbayram, Anadolu rock müziğiyle elektronik öğeleri harmanlayan çalışmalar yaptı ve Türkiye müzik sahnesinde daha etkin görünmeye başladı.
Sivas Katliamı'ndan kurtuluşu
1993 yılında Edip Akbayram'a, Sivas'ta Madımak Oteli'nde düzenlenecek olan "Pir Sultan'ı Anma Etkinlikleri"ne davet geldi. Ancak TRT tarafından düzenlenen programa katılacağından, gelen bu teklifi iki gün sonraya erteledi. Böylece, 2 Temmuz 1993 tarihinde Madımak Oteli'nde Alevi yazar, şair ve sanatçıların bulunduğu gruba yönelik gerçekleştirilen ve 37 kişinin hayatını kaybettiği Sivas Katliamı'ndan kurtulmuş oldu. Akbayram, yaşadığı bu durumu şu sözlerle ifade etti:
"Sivas'a bende çağrıldım bir konser vermek için. O dönem on sene TRT'den yasaklıydım. Sivas'a gitmeden iki üç gün kala Ankara'dan bir haber geldi. Denetimden on şarkımın geçtiğini söylediler ve beni TRT prodüktörleri aramaya başladı. Dedim ki bizi dinleyen yurttaşlarımıza şarkılarımızı sunalım, Sivas'a bir iki gün sonra gidelim. Eğer TRT'den gelen o teklif olmasaydı Sivas'ta Madımak Oteli’nde ben de olacaktım. Otelde sahne sıramı bekliyor olacaktım ve o canlarla beraber belki de yaşamda olmayacaktım. Onları saygı ile anıyorum."
— Edip Akbayram
Sivas Katliamı sonrası dönemde Akbayram, 1994 yılında yayımladığı Türküler Yanmaz albümü ile kariyerinde önemli bir çıkış yakaladı. Albüm, toplumsal ve siyasi içeriklerinin yanı sıra katliamda hayatını kaybedenlere ithafen hazırlandı. Albümdeki en dikkat çeken parçalardan biri olan Gittin Gideli, söz ve müziği Mazlum Çimen'e ait olup, Çimen bu şarkıyı Sivas Katliamı'nda babası Aşık Nesimi Çimen'i kaybetmesi üzerine besteledi ve Akbayram'a verdi. Aynı albümde yer alan Aşkolsun Sana Çocuk ise Türkiye'nin siyasi tarihindeki sosyalist figürlerden Deniz Gezmiş'e adandı. Toplumsal duyarlılığını sürdüren Akbayram, 27 Mayısıs 1995'te İstanbul Galatasaray Meydanı'nda, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için düzenlenen Cumartesi Anneleri'nin oturma eylemlerine katılarak destek verdi.
1996 yılında Güzel Günler Göreceğiz albümünü yayımladı. Albüme adını veren şarkı, 1997 yılında dönemin müzik ödüllerinden 3. Kral TV Video Müzik Ödülleri'nde özgün müzik dalında adaylık kazandı. Fakat Ahmet Kaya'nın Yakamoz şarkısının birinci olmasından dolayı Güzel Günler Göreceğiz, ikinci oldu ve ödül kazanamadı. Aynı dönemlerde kendisiyle yapılan televizyon programındaki bir söyleşide müzik çizgisi hakkında, "Benim müzik tarzım çok farklı. Bazı yerlerde ve medyada özgün müzik, buna benzer isimlerle adlandırılıyor. Bir insan müziğini güzel yapıyorsa, bence özde ve özgün yapıyordur. Benim tarzıma gelince, ben Anadolu pop folk yapıyorum yıllardan beri. Yani bu ülkede yaşayan ozanlarımızın, abdallarımızın, şairlerimizin, otantik türkülerimizin Batı sazlarıyla bir sentezi. Ben de buna Anadolu pop folk diyorum." dedi. Takip eden yıl, 1997'de Yıllar albümünü çıkardı.
1998 yılında, Prestij Müzik ile anlaşarak eski eserlerini yeniden düzenleyip Dün ve Bugün albümünü yayımladı. Albümde, Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Hasretinle Yandı Gönlüm, Aldırma Gönül gibi klasikleşmiş eserlerini yeniden seslendirdi. Bu çalışma, yüksek satış rakamları ve geniş kitlelere ulaşması açısından dönüm noktası oldu. 1999'da ise İlk Günkü Gibi albümü yayımlandı.
Fethullah Gülen'in ödülüne ret
2000 yılında, Fethullah Gülen'in kurucusu olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından verilen bir ödül teklifini reddetti. Bu vakıf, 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından kapatılmıştı. Vakfın basın bölüm başkanı, "Ödülümüzü sadece iki sanatçı reddetti: Edip Akbayram ve Macide Tanır." şeklinde açıklama yapmış olsa da, yapılan araştırmalara göre ödül teklif edilen birçok sanatçının daha bu ödülü reddettiği öğrenildi. Toplamda on bir sanatçının ödülü kabul etmediği belirtildi. Akbayram, ödülü reddetme sebebini şu sözlerle ifade etti: "Bu Cumhuriyet'in aydını olduğum için ödülü kabul etmedim."
2001 yılında Edip Akbayram, Selam Olsun adlı albümünü yayımladı. Albümde yer alan Yanman mı Gerek adlı parça, Türkiye'nin çeşitli tarihi ve toplumsal olaylarına atıfta bulunmasıyla dikkat çekti. 2002 yılında, 33. albümü olan 33'üncü albümünü çıkardı. Albümde Sabahattin Ali, Can Yücel, Ahmed Arif ve Yılmaz Odabaşı gibi önemli Türk şairlerinin şiirlerinden bestelenmiş eserler yer aldı. Albüm repertuvarı, Edip Akbayram ile birlikte Dostlar grubunun üyesi Galip Kayıhan tarafından hazırlandı. Medyada çıkan haberlerde albüm, edebi içeriğiyle öne çıkan bir çalışma olarak değerlendirildi.
2004 yılında Dün ve Bugün 2 adlı albüm yayımlandı. Albümde, daha önce seslendirilmiş ve listelere girmiş parçalar yeni düzenlemelerle tekrar yorumlandı. Albüm serisinin ilk çıktığı zamanda Edip Akbayram, Dün ve Bugün albümünü ve bu konsepti ilk kez yaptığını ve bir daha yapmayacağını – Çünkü ticari açıdan doğru bakmıyor. – belirtmesine rağmen yoğun istek dolayısıyla tekrar yaptı. 2005 yılında ise müzik şirketi Mod Müzik tarafından, 33'üncü ve Dün ve Bugün 2 albümünden seçilen şarkılardan oluşan toplama albüm Dün ve Bugün 3 piyasaya sürüldü.
2008 yılında ise, sanatçı çeşitli engellemeler nedeniyle yayımlanması geciken parçalarını bir araya getirdiği Söyleyemediklerim albümünü çıkardı. Albümün repertuvarı, Dostlar grubunun ilk üyelerinden Galip Kayıhan ile birlikte hazırlandı. Çalışmada, geçmişte seslendirilmiş parçalar yer aldı. İlle de Memleket'te kızı Türkü Akbayram ile düet yaptı. Bu albüme kadar dört yıldır stüdyo albümü yapmayan Edip Akbayram, bu bekleyişinin sebebini Türkiye'deki müzik sektörünün daha iyi bir konuma gelmesini beklemek olarak açıkladı. Bu süre zarfında sektörün beklentilerinin aksine gerilediğini gördüğü için üzülmüştü. Ancak dinleyicilerden albüm talebinin yoğun olması nedeniyle, sanatçının görevini üretmek olarak gördüğünü ve eserlerini müzikseverlerle paylaşmaya başladığını belirtti.
PKK konseri iddiası
2007'li yılların başında Edip Akbayram, katıldığı bir Nevruz etkinliği sonrasında bazı çevrelerce eleştirildi ve çeşitli iddiaların hedefi haline geldi. Dönemin Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili Mehmet Gül tarafından bir televizyon yayınında, Akbayram'ın Diyarbakır'daki Nevruz kutlamalarında sahneye çıktığı, bu esnada etkinlikte terör örgütü PKK'nın sembollerinin kullanıldığı iddia edildi. Aynı konuşmada Gül, Akbayram'ı Londra'daki etkinliklerde benzer sloganlar altında sahneye çıkmakla da suçladı ve "Sonra da geleceksiniz, 'Ben bu ülkeyi çok seviyorum' diyeceksiniz. Bu nasıl sevgi?" diyerek çıkıştı.
Suçlamalara karşılık olarak Akbayram yaptığı açıklamada, etkinliğe menajerinin yönlendirmesiyle katıldığını, içeriğinden ve ortamda yaşananlardan önceden haberdar olmadığını belirtti. Terör örgütüyle herhangi bir bağının bulunmadığını vurgulayan sanatçı, "Eğer sizin elinizde Edip Akbayram'ın herhangi bir gecede Türkiye Cumhuriyeti hakkında, Türk bayrağı hakkında, ülkesi hakkında en ufak bir somut belge getirirseniz, ben bu ülkeyi de terk ederim, sanatımı da bırakırım. Ben sizden daha fazla seviyorum bu ülkeyi!" ifadelerini kullandı. Sanat yaşamı boyunca her türlü şiddete karşı olduğunu, yalnızca barış, özgürlük ve halkların kardeşliği temelinde bir sanat anlayışı benimsediğini ifade etti.
Çilek Festivali konserinin iptali
Ereğli Belediyesi, Ereğli'nin kurtuluşunun yıl dönümü olan 18 Haziran'daki Çilek Festivali kapsamında 2008'de Edip Akbayram ile sahne alması için anlaşma yaptı. Menajeriyle yapılan görüşmelerin ardından Akbayram, festivalde sahneye çıkmayı kabul etti. Ancak daha sonra belediyenin siyasi kimliği nedeniyle konseri iptal ettiği bildirildi. Yerel basına yaptığı açıklamada, "Yüreği Atatürk sevgisiyle çarpan, aydınlık Ereğli halkını kucaklıyorum. AKP'li hiçbir etkinliğe katılmadığım için gelemiyorum. Beni hoş görsünler." ifadelerini kullandı. Aynı konuda verdiği başka bir röportajda, geçmişte benzer şekilde farklı siyasi görüşe sahip bir belediyenin düzenlediği konsere katıldığını, ancak sahnede saldırıya uğradığını belirtti.[64]
Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından düzenlenen hiçbir etkinliğe katılmadığını ifade eden Akbayram, yine aynı dönemde başbakanlık tarafından düzenlenen ve bazı sanatçıların davet edildiği bir kahvaltıya da bu nedenle katılmadı. Bu durumu da şöyle ifade etti: "Başbakan sanatçıları sabah kahvaltısına davet etti. Beni de çağırdılar. Katılmayacağımı söyledim. Bir hafta sonra 2006, 2007, 2008 ve 2009 defterlerinin Gelirler Baş Kontrolörü'nce incelemeye alınacağı bildirildi. Böyle bir şey olur mu?"
Daha önce stüdyo kaydını yaptığı "1 Mayısıs"ı televizyon yayınında seslendirerek tekel işçilerine ithaf etti. 2011 yılında, Mahzuni Şerif'in Mustafa Kemal Atatürk'e yazdığı Sarı Saçlım Mavi Gözlüm adlı eseri yorumladı. Bu kayıt, Seyhan Müzik tarafından hazırlanan CHP Kılıçdaroğlu - Bir Islıkta Sen Çal albümünde yayımlandı. Akbayram'ın son stüdyo albümü Mayısıs, 2012 yılında yayımlandı. Albümde yer alan Seni Seven Öldü (Haberin Var mı?) adlı parçanın söz ve bestesi Hasan Hüseyin Demirel'e aitti. Demirel, parçayı kendi kişisel yaşamında aşık olduğu fakat aşkına karşılık bulamadığı kadına ithafen yazdı. Ardından Akbayram'ın sahne ekibinden bir arkadaşıyla anlaşan Demirel, arkadaşı aracılığıyla bestenin Akbayram'a ulaşmasını sağladı. Çıktıktan sonra albümün dikkat çeken şarkısı haline gelen Seni Seven Öldü (Haberin Var mı?), iki yıl sonra Demirel'in üzerine tiner dökerek kendini ateşe verip intihar ettiği olayın ardından tekrar gündeme geldi.
Stüdyoda son zamanlar
Edip Akbayram, 2013 yılında çeşitli sanatçıların yer aldığı Onurlu Yıllar albümünde sözlerini Yılmaz Odabaşı'nın yazdığı Bana Bir Gül Ver adlı parçayı seslendirdi. 2016 yılında ise son kez stüdyoya girerek "Güzelcan Türküleri" adlı karma albümde "Unutamadım" adlı şarkıya yer verdi. 28 Şubat 2017 tarihinde düzenlenen Deniz 70 Yaşında anma konserine katılarak Deniz Gezmiş için Aşkolsun Sana Çocuk parçasını seslendirdi.
MÜYORBİR Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapan Akbayram, 2019 yılında Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı tarafından verilen Nazım Hikmet Dostluk Ödülü'ne layık görüldü. Ödülünü, Moskova'da düzenlenen Nazım Hikmet'i Anma Etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen törende, sanatçı Zülfü Livaneli'nin elinden aldı. Etkinlikte, Akbayram'a müzik yaşamı boyunca sanat ve toplumsal duyarlılık konularındaki tutarlı duruşu nedeniyle ödül verildiği açıklandı.
29 Ekim 2022 tarihinde Zonguldak'ta gerçekleştirilmesi planlanan Cumhuriyet Konseri, Bartın'ın Amasra ilçesindeki maden ocağında meydana gelen patlama sonucu 41 işçinin hayatını kaybetmesi nedeniyle Zonguldak Valiliği tarafından iptal edildi. Konserin iptal edilmesinin ardından Akbayram sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, her zaman emeğin ve emekçinin yanında olduğunu belirtti. Ayrıca şu ifadeleri kullandı: "Gönül isterdi ki emekçi kardeşlerimizle birlikte Cumhuriyet coşkusunu yaşayarak onların sesi olabileyim." Bu açıklamasında, yaşanan maden faciasının yalnızca Bartın'ın değil, tüm Türkiye'nin ortak acısı olduğunu vurguladı.
İsviçre günleri
Yirminci yüzyılın bitmesine bir asırdan az kalmıştı. Fakat hâlen tedavisi bulunamamış birçok hastalık vardı. Bu hastalıklardan birisi de çocuk felci idi. Döneminin Türkiye'sinde henüz bir tedavisi veya aşısı bulunamayan bu hastalık, her yıl birçok küçük çocukta ortaya çıkıyor ve hayatlarında büyük zorluklara sebep oluyordu. Sessiz bir şekilde ortaya çıktığından tespiti de zorlaşıyordu. Hiçbir şeyden haberi olmayan çocukların böylece elleri veya ayakları gelişemiyor, ömür boyunca bunun acısını çekmek zorunda kalabiliyorlardı. Akbayram ise dokuz aylıkken bu hastalığın mağduru oldu.
Henüz küçük yaşında çocuk felcine yakalandığı zaman ailesi, ilk önce anlayamadı. Havale olduğunu ya da geçici başka bir hastalığın başlangıcı olduğunu sandılar ve doktora gittikleri zaman ise artık çok geç olduğunu öğrendiler. Gittikleri doktor, küçük çocuk Akbayram'ın normal bir hayata dönmesinin olanaksız olduğunu söyledi ve ailesini çok üzdü. Bunu duyduktan sonra çare arayan aile, farklı doktorlar dolaştı fakat yine bir sonuç alamadı. Sadece doktorların çabasıyla sağ bacağındaki kısalmanın önüne geçebildiler, buna rağmen tamamen kısalmasını önleyemediler. Bu yüzden Akbayram, sol bacağına kıyasla daha kısa olan bir sağ bacakla yaşamak zorunda kaldı.
Müzik kariyerine atılmış olan Akbayram, hastalığını ilk öğrendiğinde çok üzülmüştü. Arkadaşları ve beş küçük kardeşlerinin sapasağlam olmasına rağmen kendisinin yürümekte zorluk çekmesi nedeniyle çocukken, geceleri sabahlara kadar ağladığını söylüyordu. Fakat kariyerine başladığından başladığından beri müziğe yoğunlaşan Akbayram, artık ayağının eksikliğini kapattığını düşünmeye başladı. Yine de bacağının iyi olması için Akbayram'ın 75 bin lira biriktirmesi gerekliydi. Böylece yurt dışına gidip ameliyat olacaktı. Gaziantep'teki gittiği bir doktorun söylediğine göre yurt dışındayken elektrik tedavisi, soğuk-sıcak banyolar ve masajlarla felçli bacağını iyileştirebilirdi.
Konserlerden kazandığı paralarla birikim yapmaya başlayan Akbayram'a sanatçı arkadaşları da destek oldu. İlk turnesinde, hiçbir sanatçı kendi kazanacağı parayı almadı ve tüm kazanç Akbayram'a hediye edildi. Türkiye'de çare bulamayan Akbayram, Dostlar'la çalıştığı bir dönemde, İsviçreli doktorlardan kendisine umut veren bir haber aldı. Bu doktorlar, yapacakları ameliyatla felçli bacağını normale getirebileceğini söylediler fakat bunun için sağlık durumunu uygun görmeleri gerekliydi. Bu duruma çok sevinen Akbayram, bir an önce ameliyatını olup tekrar yurduna döneceği günleri merakla beklemeye başladı.
Doktorlar tarafından ameliyata uygun görüldü ve 1976 yılında İsviçre'ye gitti. Küçüklüğünden beri iyileşme hayalleri kuran Akbayram, aynı yılın yaz ayında ameliyata girdi. Gerçekleştirilen operasyonlar başarılı geçti ardından taburcu olmadan önce iki ay boyunca hastanede yattı. Ameliyat, hastalıklı bacağa iyi gelse de ömür boyu kısa kalışın ve topallığın önüne geçmedi.
Kişisel hayatı
Edip Akbayram, Gaziantep Şahinbey'de Türkan ve Nedim çiftinin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Altı çocuklu ailenin ilk üyesi olan Akbayram'ın babası oto tamircisiydi. Annesini 81 yaşında yaşlılıktan dolayı doğal nedenlerle, kız kardeşi Gül Akbayram'ı ise kanser nedeniyle kaybetti.
1974'lü yıllarda, çalıştığı plak dükkanına sık gelen Ayten ile tanıştı. Beş yıl süren dostluğun ardından, 15 Ocak 1979 tarihinde seramik sanatçısı Ayten Akbayram ile evlendi. Ardından 1980'de Ozan ve 21 Kasım 1985'te Türkü dünyaya geldi. Ozan Akbayram konservatuvar eğitimi aldı ve bas gitar çalmayı öğrendi. Kızı Türkü Akbayram ise İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü'nden mezun oldu ve müzik kariyerine devam etti.
Sanat yaşamından elde ettiği gelirle geçimini sürdüren Edip Akbayram, aynı zamanda ticari alanda da faaliyet gösterdi. Kaset satışları ve konserlerinden elde ettiği gelirlerin yanı sıra, iki ortaklı bir inşaat şirketi de bulunuyordu. Bu şirket; çevre düzenlemesi, tır taşımacılığı ve küçük ölçekli bina yapımı gibi alanlarda faaliyet gösterdi.
Ölümü ve anısı
Akbayram, 9 Ocak 2025'te evinde geçirdiği bir düşme sonucu iç kanama geçirerek hastaneye kaldırıldı. Daha sonra Sağlık Bilimleri Üniversitesi Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yoğun bakıma alındı ve yaklaşık bir saat süren bir ameliyat geçirdi. Ameliyatın ardından yeniden yoğun bakımda tedavi altına alındı ve ikinci bir operasyon daha geçirerek hastanedeki tedavisini bir süre devam ettirdi.
Zatürre tedavisi sonrası geçirdiği iç kanama nedeniyle 53 gün yoğun bakımda tedavi gördü. Tedaviler yanıt vermeyince 2 Mart 2025 tarihinde Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde, çoklu organ yetmezliği nedeniyle öldü. Son yolculuğuna uğurlanmak için 4 Mart 2025'te Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda anma töreni düzenlendi. Törene Zülfü Livaneli, Onur Akın, Kubat, Ali Sunal, Ferhat Göçer, Muharrem İnce, Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu gibi isimler katıldı. Sonra Teşvikiye Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'nda defnedildi.
Ölümünün ardından 2025 yılında Buca Belediyesi, İzmir'in Göksu Mahallesi'nde gençlerin eğitimine yönelik açacağı etüt merkezine "Edip Akbayram Etüt Merkezi" adını verdi. Merkezin önüne, anısını yaşatmak amacıyla "Her şey çok güzel olacak" adlı bir anıt heykel yerleştirildi. Heykel, 2025'te düzenlenen 1. Kitap Günleri kapsamında tanıtıldı. Heykeltıraş Mehmet Latif Sağlam, Uygur Orhan ve Özlem Erhan tarafından tasarlanan anıt, Akbayram'ın sanat yaşamı boyunca sıkça dile getirdiği düşünüldüğü umut temalı mesajlarını sembolize etmesi amacıyla şekillendirildi.
Yapılan heykelde "Güzel günler göreceğiz" sözüne yer verilerek Akbayram'ın müziği ve kamuoyundaki duruşunda öne çıkan çizgisi yansıtılmaya çalışıldı. Buca Belediye Başkanı mimar Görkem Duman, merkezin açılışı ve heykelin yerleştirilmesine ilişkin yaptığı açıklamada Akbayram'ın yalnızca bir müzisyen değil, aynı zamanda toplumsal duyarlılığı yüksek bir sanatçı olduğunu söyledi. Ayrıca sanat hayatı boyunca ezilen kesimlerin sesi olduğunu belirterek, Akbayram'ın adının bu merkez ve heykel aracılığıyla kentte yaşatılacağını ifade etti.
Müzikal mirası ve Eurovision hayali
Türkiye'de rock müzik, ilk kez 60'lı yıllarda ortaya çıkmaya başladı. Hem modern müziğe yönelme hem de kültürden kopmama amacıyla, rock'ın Türk halk müziği ile sentezlenmesi hedefleniyordu. Böylece Anadolu rock olarak Türkiye'ye gelen rock müzik, döneminde dinleyiciler tarafından ilgi gördü. Akbayram da halkının kültüründen kopmamayı ve aynı zamanda rock elementlerini barındıran bir çizgi oluşturmak istedi. Müzikal tarzı için Cem Karaca ile Fikret Kızılok'u örnek gösterdi ve müziğinde Mahzuni Şerif'in parçalarına yoğunlaştı.
İlk başlarda Anadolu pop ismiyle tanımlanan tür, özellikle 1980'li yıllarda rock isminin Türkiye'de yaygınlaşmasıyla Anadolu rock olarak adlandırılmaya başladı. Bazı kaynaklarda hâlen Anadolu pop diye tabir edilen tür, Akbayram'ın müziğinde önde gelen tarz oldu. Kendini bu çizgide geliştiren Akbayram, döneminde özellikle gençlerin ilgisini çekti. Şehir insanlarının halk müziğinden uzaklaştığının söylendiği dönemde, türkülerin modern müzikle sentezlenişinin takdir gördüğü gözlemlendi.
Türkiye'de bir müzik türünün öncülerinden olarak gösterilen Akbayram, 1970 ve 80'li yıllardaki Dostlar'la olan birlikteliğini Pink Floyd ve The Beatles'a benzetti. Akbayram'ın müzik çizgisinde önde gelen tarz psikedelik rock olarak geçmekte. Dönemi yayımlarında özellikle Batı tarzında ve yüksek ses hacimli müziğiyle tanınan Akbayram, 1990'lı yıllardan sonra özgün müzik olarak tanımlanmaya başladı. Bu duruma Akbayram, yıllardır çizgisinin aynı olduğunu ve Anadolu rock yaptığını söyledi.
Akbayram, toplumsal etkisi olan bir sanat anlayışı hedeflediğini şu sözlerle dile getirdi:
"Kalıcı bir şeyler yapmak istiyordum. Fikret Kızılok ve Cem Karaca'nın Anadolu ezgilerini pop çizgisinde söylemelerini örnek olarak aldım. Renk ve çizgide tamamen bir Edip Akbayram olarak geliştirdim. Toplumcu müzik yapmak istedim. Müziğimde geniş halk kitlelerinin yaşamı, sorunları olmalıydı. Ancak sivri, ucuz kahramanlıklardan da uzak durmaya çalıştım. İnançlarımdan, düşüncelerimden, politikamdan taviz vermeden, müzik tekniğinden yararlanarak sorunlu, yoksul, geniş halk kitlelerine ulaşmak, daha çağdaş bir şeyler yapmak istiyordum."
— Edip Akbayram
Bir dönem yarı elektronik enstrümanlarla müzik yapma deneyimi içerisine girdi. Fakat elektronik müziği kendi sesine yakıştırmadığından bu müzik tarzından kısa sürede vazgeçti. Repertuvarını, halk türküleri söylediğinden dolayı "türkü repertuvarı" olarak tanımlayan Akbayram, aynı zamanda farklı bir çizgisinin ve tenor bir sesinin olduğunu açıkça söyledi.
Eurovision Şarkı Yarışması'na katılsaydı Anadolu rock tarzıyla iyi işler yapacağını düşünen Akbayram, katılamamasının içinde ukde olduğunu söyledi. Yarışmada Sertab Erener'den daha iyi bir performans sergileyeceğini fakat siyasi görüşleri dolayısıyla önünün kesildiğini belirtti. Uzun yıllar boyunca yasaklı sanatçılar listesinde bulunan Akbayram, gençlik döneminde böyle bir davet beklediğini fakat gelmediğinden içinde tek ukdenin bu olduğunu söyledi.
Dünya görüşü
12 Eylül Darbesi'nde yasaklar ve bazı işkencelere şahit olan Akbayram, bu dönemin hayatının en sevmediği dönem, Kenan Evren için en sevmediği adam olduğunu söyledi. Hayat felsefesini sosyalist bir duruşla tanımladı, düşüncelerini her zaman ve her yerde açıkça dile getirdiğini belirtti. Sanatçının özgür olması ve inandığı doğruları korkusuzca savunması gerektiğini savundu. Kendisi için ise ezilen insanların etnik kökenleri ne olursa olsun melodik sesi olmaya çalıştığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sanatçılara yönelik eleştirileriyle gündeme geldiği dönemde, 2019'da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri sırasında Ekrem İmamoğlu'na destek veren sanatçılara "müsvedde" demesi, Akbayram'ın tepkisini çekti. Sanat yaşamı boyunca birçok cumhurbaşkanı ve başbakan gördüğünü söyleyen Akbayram, bu sanatçıların eğilmeyen ve doğruların peşinde koşan insanlar olduğunu, bu davranışlarını ise bir onur olarak gördüğünü belirtti.
Muhalif kimliğiyle tanınan Akbayram'a, kariyeri boyunca bazı siyasi partilerce milletvekilliği teklifi yapıldı. Teklif edenler arasında Bülent Ecevit ve Deniz Baykal gibi isimler de bulunuyordu ancak Akbayram, bu teklifleri geri çevirdi. Siyasete girmemeyi tercih etmesinin gerekçesini, herkesin kendi işini yapmasını savunarak açıkladı. Ayrıca, "Bu ülkede kimse işini yapmıyor. Bırakın biz türkülerimizi söyleyelim, siyasetçi de siyasetini yapsın. Yıllardır da türkümü söylüyorum." sözünü söyledi.
Dini görüşü için kendisinin Alevi değil, nüfus kayıtlarında Sünni olarak geçtiğini belirtti. Ancak lise yıllarında müziğe başladığında "Eline, beline, diline sahip ol." sözünü duyup bu felsefeyi benimsedi. "Benim kabem insandır." anlayışını savunan Akbayram, herkese şarkı söylediği için tüm inançlara saygı duymak zorunda olduğunu vurguladı. Çünkü dediğine göre, insanı merkeze alan bu anlayış yaygınlaştığında ötekileştirme ve çatışma ortadan kalkıyordu.
-
Stüdyo albümleri
- 1977: Nedir Ne Değildir? (Burç Plakçılık - LP 503)
- 1982: Nice Yıllara Gülüm (Türküola - TR-ST 382)
- 1984: 1984 (Sembol 102)
- 1985: 1985 (Sembol 120)
- 1986: Yeni Gelen Güne Türkü (Sembol 145)
- 1988: Özgürlük (Bayşu Müzik - O.B. 102)
-
Single'ları
- 1973: Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme (Sayan – )
- 1974: İnce İnce Bir Kar Yağar (Sayan – )
- 1974: Garip (Burç Plakçılık – 3502)
- 1975: Kolum Nerden Aldın Zinciri (Burç Plakçılık )
- 1976: Mehmet Emmi (Burç Plakçılık – 3504)
- 1976: Zalim (Burç Plakçılık – 3507)
- 1977: Aldırma Gönül Aldırma (Burç Plakçılık – 3508)
- 1978: Kıymayın Efendiler (Burç Plakçılık – 3509)
- 1979: Gidenlerin Türküsü (Burç Plakçılık – 3510)
- 1981: Bugün Bizde Bayram Var (Türküola – 242)
-
Diğer çalışmaları
- 1979: Çocuklarımıza / Çeşitli Sanatçılar (Çocuklar)
-
Toplama albümleri
- 1974: Edip Akbayram (Sayan )
- 1983: Gidenlerin Türküsü (Türküola - 1777)
- 1986: Yapraklara Dallara (Türküola - 1570)
- 1987: Edip Akbayram & Fikret Kızılok (Sayan)
- 1998: Affetmem Seni (Nedir Ne Değildir?) (Yavuz Burç Plakçılık
- 1998: Nice Yıllara & Nostalji (Destan Müzik
- 2006: Edip Akbayram (Shadoks Müzik
- 2007: Anadolu Efsaneleri: Cem Karaca, Edip Akbayram ve Moğollar
- 2015: Edip Akbayram ve Dostlar
-
Genişlik
-
Albümleri- Edip Akbayram (1974)
- Nedir Ne Değildir? (1977)
- Nice Yıllara Gülüm (1982)
- 1984 (1984)
- 1985 (1985)
- Yeni Gelen Güne Türkü (1986)
- Özgürlük (1988)
- Şahdamar (1990)
- Senden Haber Yok (1991)
- Hava Nasıl Oralarda? (1991)
- Unutamadıklarım (1992)
- Bir Şarkın Olsun Dudaklarında (1993)
- Türküler Yanmaz (1994)
- Güzel Günler Göreceğiz (1996)
- Yıllar (1997)
- Dün ve Bugün (1998)
- İlk Günkü Gibi (1999)
- Selam Olsun (2001)
- 33'üncü (2002)
- Dün ve Bugün 2 (2004)
- Dün ve Bugün 3 (2005)
- Söyleyemediklerim (2008)
- Mayısıs (2012)
Teklileri
- Kendim Ettim Kendim Buldum (1970)
- İşte Hendek İşte Deve (1971)
- Kükredi Çimenler (1972)
- Anam Ağlar Baş Ucumda Oturur (1972)
- Deniz Üstü Köpürür (1973)
- Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme (1973)
- İnce İnce Bir Kar Yağar (1974)
- Garip (1974)
- Kolum Nerden Aldın Zinciri (1975)
- Mehmet Emmi (1976)
- Zalim (1976)
- Aldırma Gönül Aldırma (1977)
- Kıymayın Efendiler (1978)
- Gidenlerin Türküsü (1979)
- Bugün Bizde Bayram Var (1981)
Ödülleri
Sanatçının çeşitli kuruluşlar tarafından verilen iki yüz elliden fazla ödülü mevcuttur. Bu ödüllerden bazıları şöyledir:
- 1972: Altın Mikrofon / Kükredi Çimenler teklisinden kazandığı birincilik sonucunda kazandı.
- 1973: Yılın En Ümit Veren Erkek Şarkıcısı / Hey dergisinin oluşturduğu anketler sonucunda kazandı. Müzik kariyerinde kazandığı bu ikinci ödülünü annesine armağan etti.
- 1977: Oskar Ödülü / Aldırma Gönül Aldırma teklisinden kazandı.
- 1979: Altın Plak / Gidenlerin Türküsü teklisinin beş yüz bini geçen satışı sonucunda kazandı.
- 2019: Nazım Hikmet Dostluk Ödülleri / Moskova'da düzenlenen etkinlik çalışmalarındaki katkılarından dolayı kazandı.
- 2024: Yaşam Boyu Onur Ödülü / Quality of Magazine tarafından düzenlenen 15. Quality Ödülleri'nde kazandığı ödülü rahatsızlığından dolayı kızı Türkü Akbayram aldı.
-
- Rize'nin Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşu (1918)
- Ardahan'ın Posof ilçesinin Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşu (1921)
Wikipedia.org
Yorumlar
Yorum Yap