1 Mart
Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 60. günü
- 1430 - Osmanlı Padişahı II. Murad, Selanik'i fethetti.
-
Selanik
Θεσσαλονίκη
Şehir
Tessaloniki






Bayrak

Selanik
Ülke
Yunanistan
Bölge
Makedonya
Bölgesel Birim
Selanik
İdare
• Belediye Başkanı
Stelios Angeloudis (PASOK)
Yüzölçümü
• Şehir
19.307 km²
• Kent
111.703 km² (43.128 mil²)
Rakım
20 m
Nüfus
(2011)
• Şehir 315.196 • Yoğunluk 16,525/km² • Kent 824.676 • Metropol 1.030.338 Zaman dilimi UTC+02.00 (DAS) • Yaz (YSU) UTC+03.00 (DAYS) Posta kodları53xxx, 54xxx, 55xxx, 56xxx
Alan kodu 2310 Plaka kodu NResmî site
www.thessaloniki.grSelanik (Yunanca: Θεσσαλονίκη, Romanizasyon: Thessaloníki, Yunanca telaffuz: [θesaloˈnici]), metropol alanında bir milyondan fazla nüfusu ile Yunanistan'ın en büyük ikinci şehri ve Makedonya coğrafi bölgesinin, Orta Makedonya idari bölgesinin ve Makedonya ve Trakya Merkezi Olmayan İdaresi'nin başkentidir. Yunancada η Συμπρωτεύούσα (Yunanca: i Symprotévousa), kelimenin tam anlamıyla "ortak başkent" olarak da bilinir. Συμβασιλεύουσα veya Konstantinopolis ile birlikte Bizans İmparatorluğu'na "birlikte hükmeden" şehir olarak tarihsel statüsüne atıfta bulunulur.
Selanik, Termaikos Körfezi'nde, Ege Denizi'nin kuzeybatı köşesinde yer almaktadır. Batıda Vardar'ın deltası ile sınırlandırılmıştır. Tarihî merkez olan Selanik Belediyesi 2021 yılında 319.045 nüfusa sahipken, Selanik metropol alanı 2021 yılında 1.091.424 nüfusa sahipti. Şehir, Yunanistan'ın ikinci büyük ekonomik, endüstriyel, ticari ve politik merkezidir ve özellikle limanı sebebiyle hem Yunanistan hem de Güneydoğu Avrupa için önemli bir ulaşım merkezidir. Şehir; festivalleri, etkinlikleri ve genel olarak canlı kültürel yaşamı ile ünlüdür ve Yunanistan'ın kültürel başkenti olarak kabul edilir. Selanik Uluslararası Fuarı ve Selanik Uluslararası Film Festivali gibi etkinlikler her yıl düzenlenirken, şehir aynı zamanda Yunan diasporasının iki yılda bir düzenlenen en büyük toplantısına da ev sahipliği yapıyor. Selanik, 2014 Avrupa Gençlik Başkentiydi. Şehrin ana üniversitesi olan Aristoteles Üniversitesi, Balkanlar'daki en büyük üniversitesidir.
Şehir, MÖ 315 yılında Makedonyalı Kassandros tarafından kuruldu ve adını Makedonyalı II. Filip'in kızı ve Büyük İskender'in kız kardeşi olan karısı Thessaloniki'den aldı. Roma döneminde önemli bir metropol olan Selanik, Bizans İmparatorluğu'nun ikinci en büyük ve zengin şehriydi. 1430'da Osmanlılar tarafından ele geçirilen şehir yaklaşık beş yüzyıllık Türk egemenliği boyunca önemli bir liman ve çok kültürlü bir metropol olarak kaldı ve 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Avrupa'daki tek Yahudi çoğunluklu şehirdi. 8 Kasım 1912'de şehrin hâkimiyeti Osmanlı İmparatorluğu'ndan Yunanistan Krallığı'na geçti. Selanik, çok sayıda Erken Hristiyan ve Bizans anıtları, bir Dünya Mirası Alanı ve birkaç Roma, Osmanlı ve Sefarad Yahudi yapısı da dâhil olmak üzere Bizans mimarisini sergiliyor.
Selanik, Yunanistan'da popüler bir turizm merkezidir. 2013 yılında National Geographic Dergisi, Selanik'i dünya çapındaki en iyi turistik yerlerine dâhil ederken, 2014 yılında Financial Times FDI dergisi (Doğrudan Yabancı Yatırımlar) Selanik'i insan sermayesi ve yaşam tarzı açısından geleceğin en iyi orta ölçekli Avrupa şehri olarak ilan etti.
İsimler ve etimoloji

Üzerinde "Filip'in (Kızı) Kraliçe Thessaloniki'ye" (ΘΕΣΣΑΛΟΝΙΚΗΝ ΦΙΛΙΠΠΟΥ ΒΑΣΙΛΙΣΣΑΝ) yazan bir yazıt, Selanik Arkeoloji Müzesi
Şehrin orijinal adı Grekçe: Θεσσαλονίκη, romanize: Thessaloníkē idi. Adını "Teselya zaferi" anlamına gelen, Büyük İskender'in üvey kız kardeşi Makedonyalı Thessaloniki'den almıştır.
Şehrin farklı isimleri de bulunmaktadır, örneğin Yunanca: Θετταλονίκη, romanize: Thettaloníkē, Yunanca: Θεσσαλονίκεια, romanize: Thessaloníkeia Yunanca: Θεσσαλονείκη, romanize: Thessaloníkē, Yunanca: Θεσσαλονικέων, romanize: Thessalonikéon.[19][20]
Yunanca: Σαλονίκη, romanize: Saloníki adı ilk olarak Mora Kroniği'nde (14. yüzyıl) Yunanca olarak tasdik edilmiş ve halk şarkılarında da yaygın olarak kullanılmış olsa da bu ismin daha önceki bir dönemde ortaya çıkmış olması muhtemeldir. Çünkü 12. yüzyılda İdrîsî de burayı Salunik olarak adlandırmıştır. Şehrin adının bu şekilde olduğu başka diller de bulunmaktadır: Kilise Slavcası: Солѹнъ, romanize: Solunŭ, Yahudi İspanyolcası: סאלוניקו, romanize: Saloniko. (19. yüzyıldan önce שאלוניקי[22]), İbranice: סלוניקי, romanize: Saloniki, Arnavutça: Selenik, Osmanlıca: سلانیك, romanize: Selânik, Türkçe: Selanik, İtalyanca: Salonicco, Makedonca: Солун, romanize: Solun, Rusça: Салоники, romanize: Saloníki ve Ulahça: Sãrunã.
Selanik, 1912'de Balkan Savaşları sırasında Yunanistan Krallığı'na katıldığında şehrin resmî adı Thessaloniki olarak yeniden değiştirildi. Yerel konuşmada, şehrin adı tipik olarak, modern Makedon Yunanca ağzının özelliği olan koyu ve derin bir L ile telaffuz edilir. Şehrin ismi bazen Θεσ/νίκη olarak kısaltılmaktadır.
Tarihi
Kent, MÖ 315 yılında Makedonya kralı Kassandros tarafından bugünkü Thermi'de kurulmuştur. Kassandros, Makedonya tahtında hak iddia edebilmek için evlendiği Büyük İskender'in kız kardeşi Thessalonike'nin adını bu şehre verdi. Thessalonike adı aynı zamanda Teselya'nın Makedonlar tarafından fethedilmesini de hatırlatır.
Makedonya Krallığı'nın yıkılmasından sonra, Milattan önce 168 yılında Roma Cumhuriyeti'nin egemenliği altına giren şehirde Milattan sonra 50 yılında Aziz Pavlus bir Hristiyan cemaat oluşturdu ve Hristiyanlığı yaymaya başladı. 4. yüzyılın son on yıllarına doğru İmparator I. Theodosius tarafından şehrin etrafı surlarla çevrildi. Selanik 550-750 yılları arasında Makedonya'nın Slav ve Avar işgallerine uğraması sırasında en önemlisi 607 yılında olmak üzere dört defa kuşatıldı, fakat alınamadı ve Ortodoks Hristiyanlığının “bir kalkanı” olarak kalmayı başardı. 620'de büyük yıkım getiren bir deprem şehrin en eski yapılarını ve sütunlu sokaklarını yerle bir etti; böylece antik yerleşim yeri bütünüyle ortadan kalktı. Bundan sonra Selanik dar, eğri büğrü sokakları, binalar arasında bahçeleri ve yeşilliğiyle Orta Çağ Bizans modeline uygun biçimde yeniden inşa edildi.
904 yılı yazında Girit'ten gelen bir Arap donanması şehri ele geçirdi, on gün süren yağmanın ardından 22.000 esir alarak Girit'e döndü. 10 ve 11. yüzyılların başında Bulgar çarları Büyük Simeon ve Samuel'in şehri alma teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlandı. Şehir 1204 yılında, başkent Konstantinopolis Dördüncü Haçlı Seferi sırasında işgal edilince Bizans'ın elinden çıktı ve Latin Selanik Krallığı'nın merkezi hâline geldi. Aziz Dimitrios, Aya Sofya gibi birçok önemli Ortodoks kilisesi yerel halkı rencide edecek biçimde Roma Katolik kilisesine dönüştürüldü. Şehir 1246 yılında Bizans tarafından tekrar geri alınmıştır.
Osmanlı Dönemi

İzak Molho Paşa, II. Abdülhamid'in Yahudi doktoru

Selanikli Türk kadını, 1917
Selanik ilk olarak Osmanlı Devleti tarafından 1387 baharında Çandarlı Hayreddin Paşa ve Gazi Evrenos kumandasındaki birlikler tarafından uzun süren bir abluka neticesinde ele geçirildi. Yıldırım Bayezid, Selanik karşısındaki bir tepeye Türk garnizonunun varlığını belirten bir burç ya da kale yaptırdı. 1402 Ankara bozgunundan sonra Bizans İmparatoru II. Manuil, Selanik'i alıp kaleyi de yıktırdı. Emir Süleyman Çelebi ile Bizanslılar arasında Gelibolu'da yapılan antlaşma uyarınca Selanik 1403'te resmen Bizans idaresine geçti ve Çelebi Mehmed dönemi boyunca bu şekilde kaldı.
II. Murad tahta geçince Selanik'i abluka altına aldı. Bizanslılar da koruyamadıkları Selanik'i 1423'te Venedik'e sattı. Osmanlılar buna itiraz etti ve Venedik'e karşı savaş açtı. Konstantin Jireček ya da Apostolos Bakalopoulos gibi tarihçiler, Venedik idaresini şehrin tarihinde görülen en kederli dönem diye nitelemiştir. Venedikliler büyük bir donanma göndermemiş, yeterli miktarda asker yollamamış ve şehir halkına karşı zorbaca davranmıştır. Bir zamanların canlı, zengin ve nüfusu kalabalık tüccar şehrinde bu dönemde açlık ve sefalet hüküm sürdü; halkın çoğu şehri terk etti. II. Murad savaşmadan teslim olmaları hâlinde şehir halkına imtiyazlı bir statü sağlamayı teklif etti, Rum halk bu teklife olumlu yaklaştıysa da Venedik yönetimi II. Murad'ın teklifini reddetti. 29 Mart 1430'da bir ay süren şiddetli bir kuşatmanın ardından bizzat II. Murad önderliğindeki Osmanlı birlikleri surları aştı. Johannes Anagnostos'un anlatımına göre kanlı bir çatışma vuku buldu ve halktan birçok kişi esir edildi. Ancak daha sonra II. Murad fidye karşılığı esirleri serbest bıraktı. II. Murad, Venedikliler döneminde şehri terk edenlere geri dönmeleri çağrısında bulundu ve bunlara önceden edindikleri mal ve mülklerini iade etti. Aynı zamanda civardaki Osmanlı merkezi olan Yenice-i Vardar'dan 1000 kadar Türk'ü Selanik'e yerleştirdi.
1492'de İspanya'dan kovulan Yahudilerin bir bölümü başta Selanik olmak üzere Osmanlı topraklarına yerleştirildi. İspanya'dan kovulan Yahudiler Selanik'in sur içi kısmına yerleştirilmişti. Burada küçük çaplı dokuma sanayi kuruldu. Yahudiler, yerleştikten pek az bir zaman sonra kayda değer bir bilimsel etkinlik içerisine girerek hukuk ve İbrânî bilgini Rabbi Samuel de Medina'nın liderliğinde zengin kütüphanesi olan bir bilim akademisi oluşturdular. 16. yüzyılın başında Selanik'te kitap basımını tanıttılar. Selanik bu dönemden itibaren çeşit çeşit Hristiyan, Yahudi ve Müslüman toplumların hep birlikte uyum içinde yaşadığı önemli bir kültür ve ekonomi merkezi hâline geldi.

Selanik'teki üç ana etnik grup olan Türk, Yunan ve Yahudilerin nüfus değişimleri. (1500-1950)
17. yüzyılda, Selanik, İzmirli bir Yahudi olan Sabetay Sevi'nin Sabetaycılık hareketiyle de adından çok söz ettirmiştir. Sabetay Sevi, Yahudi nüfusunun yoğunluğundan dolayı Selanik'te oldukça rağbet gördü. Sabetay Sevi, 1666'da Edirne Sarayı'nda mahkemeye çıkarıldı, kerhen Müslüman oldu. İnananların çoğu peşini bıraktı fakat Sabetay İslam'a geçtiğinde Selanikli birçok Yahudi onu izledi ve kendilerini diğer Yahudi ve Müslüman topluluklardan ayırdı (Sabetayist). Bunlar dış görünüşte Müslüman gerçekte Kabbala Musevi inancına sahip günümüze kadar gelen bir cemaat idi. Osmanlı idaresinin son yıllarına kadar bu grup kentin iktisadî hayatında ve uluslararası ticaretinde nüfuz sahibi olmayı sürdürdü.
Rumeli'de 1826 itibarıyla farklı bir teşkilatlanmaya gidildi. Bu tarihte Selanik'in bağlı olduğu Rumeli Eyaleti lağvedilip onun sınırları içerisinde, Manastır, Selanik, Yanya Eyaletleri kurulmuştur. 1839'da Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonra Selanik, ticaret ve kültür alanında büyük bir gelişme gösterdiği gibi Batı'daki Rönesans ve Fransız İhtilali’nden sonra gelişen fikir akımlarından da en yoğun etkilenen şehirlerden biri oldu. 1850 yılında bir kız lisesi açıldı. Yahudilerin okullarının yanı sıra Türklere ait modern okulların sayısı da oldukça fazla idi. Mithat Paşa tarafından yaptırılan bir sanat okulu Selanik Askeri Rüştiyesi ve 1879’da açılan Selanik Askeri İdadisi de bunlar arasında idi. 1863 yılından itibaren atlı tramvay işletilmeye başlanmıştır. Sultan Abdülaziz döneminde Rumeli Demir Yolları projesi kapsamında 1871’de Selanik’ten Vardar Vadisi boyunca demiryolu döşenmeye başlandı ve bu hat Üsküp’e bağlandı. Bu hat 1890’da Manastır’a kadar uzatıldı. 1896’da ise İstanbul’a bağlandı. 1897-1903 yılları arasında yeni liman tesisleri yapıldı. Selanik Sultan II. Abdülhamid devrinde ülkedeki diğer şehirlere göre her konuda büyük gelişme göstermiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısında Selanik’teki hızlı nüfus artışı, dış dünya ile yapılan yoğun ticaret ve büyük ölçüde Rumeli demir yollarının yapımıyla ilgilidir. Selanik modern ulaşım olanaklarına sahip Osmanlı kentlerinin başında gelmekte idi. 1907’de elektrikli tramvay şehre geldiğinde İstanbul’da bile elektrikli tramvay yoktu.
Selanik, Osmanlı modernleşmesinin merkezi konumunda olması Jöntürk hareketinin gelişmesine ev sahipliği yapması, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkezi olması nedeniyle de ayrı bir önem taşımaktadır. Selanik özellikle Sultan II. Abdülhamid istibdadının baskısından İstanbul’a nazaran uzak kalması nedeniyle özgürlükçü fikirlerin gelişip kök saldığı bir yer hâline gelmiştir. Osmanlı Devletinin son dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti bu kentte örgütlendiğinden dolayı ve cemiyetin askeri kanadından Selanik merkezli 3. Ordu subaylardan bir kısmı isyan bayrağını kaldırarak 27 Temmuz 1908’de Rumeli’de hürriyet ilan edip Sultan II. Abdülhamid’e Meşrutiyeti yeniden ilan ettirmelerinden dolayı İttihat ve Terakki taraftarları buraya “Kabe-i Hürriyet” “Mehdi-i Hürriyet” gibi adlar vermişlerdir. 1909'da 31 Mart Vakasını takiben isyanı bastırmaya İstanbul'a gelen Hareket Ordusunun Selanik'ten yola çıkmış, Sultan II. Abdülhamid'in tahttan indirildikten sonra Selanik'e sürgüne gönderilmiştir. Fakat Selanik 3 yıl sonra Balkan Savaşları sırasında Yunanların eline geçince İstanbul'a geri gönderilmek zorunda kaldı.
Osmanlı Devleti'nin İstanbul'dan sonra 2. büyük kenti olan Selanik, Balkan Savaşları sırasında, 9 Kasım 1912'de merkezden destek alamayan ve panik içinde dağılan Osmanlı Ordusu'nun direnişinin mümkün olmayacağını düşünen garnizon komutanı Tahsin Paşa Yunan Ordusu'na hiçbir direniş göstermeden şehri teslim etmiştir. Şehirde bulunan 25.000 kişilik Osmanlı Ordusu'nun direniş göstermeden teslim olması halkta büyük bir şaşkınlık ve panik ortaya çıkarmış ve binlerce Müslüman Osmanlı vatandaşı Yunanlar tarafından katledilmiştir.
1800'lü yılların sonları ve 1900'lü yılların başlarında Selanik şehrin etnik yapısı:
Yıl Toplam nüfus Yahudiler Müslümanlar Yunanlar Bulgarlar Romanlar Diğer gruplar 1890[28] 118.000 55.000 26.000 16.000 10.000 2.500 8.500 1913[29] 157.889 61.439 45.889 39.956 6.263 2.721 1.621Yunanistan Dönemi

Selanik 1916
9 Kasım 1912'de Balkan Savaşları sonunda 25.000 kişilik Osmanlı Ordusunun direniş göstermeksizin teslim olması neticesinde şehir Yunanistan yönetimine geçti. Osmanlı orduları, şehri Yunan çetelerine savaşmadan, ancak şehirdeki Türklerin can güvenliğinin sağlanması ve Tütün Reji imtiyazının devamı koşuluyla bıraktılar. Osmanlı Ordusu'nun Selanik'te bulunan kuvvetleri de silahlarını Yunan çetelerine teslim ettiler. Ancak Yunan çeteleri şehri teslim aldıkları günün gecesi kentte yaşayan pek çok Türkü, aralarında Osmanlı askerleri de bulunmak üzere katletmişlerdir. Şehrin simgesi olan Osmanlıların inşa ettiği Beyaz Kule sembolik bir vaftiz işleminden geçerek beyaza boyandı. O günden beri Beyaz Kule adıyla anılan bu yapının beyaz boyaları zamanla aşınıma uğradı ve eski rengini tekrar kazandı.
1917 yılında çıkan büyük bir yangın şehrin Türk bölgesini neredeyse tamamen yok etti. Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi sonunda şehirde geride kalan bütün Türkler Türkiye'ye göç etmek zorunda bırakıldı ve Anadolu'dan gelen Rum göçmenler giden Türklerin yerini aldı. Kısa bir süre içinde şehrin nüfus yapısı tamamen değişti. Yunanlar Selanik'te azınlıktayken kısa bir süre içinde ezici çoğunluk hâline geldiler. Böylece Selanik'in Osmanlı-Türk kültüründe oynadığı rol son bulmuş oldu.

Thermaic - Selanik

Selanik'te Osmanlı döneminden kalma bir sokak
Kısa bir süre içinde camilerin minareleri yıkıldı. Bazı cami ve sinagoglar kiliseye çevrildi. Eski Osmanlı evleri bakımsızlıktan yok oldu. Kentin geçmişiyle bağlantısı kesilerek bir Avrupa şehri hâline getirildi.
II. Dünya Savaşı'nda neredeyse tüm Sefarad Yahudi cemaati (50.000 kişi) Alman işgalciler tarafından toplama kamplarına yollanıp öldürüldü. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalma son eski ve köklü bir cemaat yok edilmiş oldu.
Selanik, 1997'de Avrupa kültür başkenti seçildi.
İklim
Selanik Akdeniz iklimine sahiptir. Şehrin kuzeyi karasal iklim etkisi altında kaldığı için kışlar daha soğuk geçer ve kar yağışı da görülür.
-
- 1811 - Kavalalı Mehmet Ali, Memlûkleri Kahire Kalesine davet edip imha etti.
-
Kavalalı Mehmed Ali Paşa
Mısır ve Sudan Valisi
Hüküm süresi
17 Mayısıs 1805 - 2 Mart 1848
Önce gelen
Hurşid Ahmed Paşa
Sonra gelen
Kavalalı İbrahim Paşa
Doğum
4 Mart 1769
Kavala, Rumeli Eyaleti, Osmanlı İmparatorluğu Ölüm 2 Ağustos 1849 (80 yaşında)
Kahire, Mısır Hidivliği, Osmanlı İmparatorluğu Çocuk(lar)ı Tevhide
İbrahim
Tosun
İsmail
Hatice (namıdiğer Nazli)
Said Paşa
Hasan
Ali Sadık
Mehmed Abdülhalim
Mehmed Ali
Fatma Rukiye
Zeynep Hanedan Kavalalılar Hanedanı Babası İbrahim Ağa Annesi Zeynep Dini İslamKavalalı Mehmed Ali Paşa (Arapça: محمد علي باشا, 4 Mart 1769 - 2 Ağustos 1849), Osmanlı paşası ve Mısır eyaletinin valisi, Kavalalılar Hanedanı'nın kurucusu.
Erken yaşamı
Kavalalı Mehmed Ali Paşa bugünkü Yunanistan'ın Kavala şehrinde Bektaşi Müslüman bir Osmanlı ailesinin ferdi olarak dünyaya geldi. Kendisi aynı zamanda memleketindeki küçük bir birliğin Osmanlı komutanı olarak da görev yapan tütün ve nakliye tüccarı Bekçibaşı İbrahim Ağa'nın ikinci oğluydu. Ailesi Arapgir'den Kavala'ya göçmüştü. Annesi ise Kavala'nın bir diğer ileri gelenlerinden Müslüman Arnavut Çorbacı Hüseyin Ağa'nın kızı Zeynep'ti. Türk tarihçi İlber Ortaylı ise Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Erzincan göçmeni olduğunu söylemiştir Mehmet Ali, babası İbrahim Ağa'nın 17 çocuğundan hayatta kalan tek çocuğuydu. Babası ile birlikte tütün ticareti yapıyordu. Babasının genç yaşta ölümünden sonra amcası Tosun Paşa'nın himayesinde tütün ticaretine devam etti. Amcası Tosun Paşa'nın Osmanlı devleti tarafından idamından sonra tamamen kimsesiz ve hamisiz kaldı. Leon isimli Fransız bir tüccarla tanıştı ve işine devam etti.
Siyasi kariyeri
Mısır Valisi olmadan önce
Napolyon'un 1798'de Mısır seferi sırasında Fransızlar'ı Mısır'dan çıkarmakla yükümlü kaptan-ı derya Küçük Hüseyin Paşa, Kavala Çorbacısı[8] Hüseyin Ağa'dan bir miktar kuvvet istemiş, Hüseyin Ağa da içlerinde yeğeni Mehmet Ali Ağa da bulunan 200 güzide askerini göndermiştir. Mısır'ın geri alınmasından sonra Mehmet Ali Ağa tahsili olmamasına rağmen Mısır'da kalarak kısa zamanda tüm başıbozuk askerlerin serçeşmeliğini elde etti. Mısır Valisi Hüsrev Paşa'nın başıbozuk askerleri Mısır'dan tahliyeye teşebbüsü üzerine; askerin maaşlarını alamamalarını bahane ederek başıbozuk askerleri isyan ettirdi ve Hüsrev Paşa'yı firara mecbur bıraktı. Mısır valiliğini elde etme hayali kuran Mehmet Ali Paşa Mısır'a vali olarak gönderilen Hurşid Paşa'yı da bir bahane ile atlatarak 1804 senesinde vezirlikle istediği makama erişmiştir.
Mısır Valisi olduktan sonra
Vali olur olmaz ciddi ve radikal işlere teşebbüs eden Mehmet Ali Paşa, Mısır'da nüfuz sahibi Memlûkleri ortadan kaldırdı. Avrupa'dan getirttiği hocalarla kendine güçlü bir ordu kurdu. 1811 yılında yönetimde hâlen etkili durumda bulunan Memlük Beylerine karşı harekete geçerek Mısır'daki Memlük egemenliğine kesin olarak son verdi. Daha sonra 1811-1818 yılları arasında orduları Osmanlı Sultanı adına Arabistan Yarımadası'nda Vehhâbîlere karşı savaştı. Mekke ve Medine'yi Vahhabiler'in elinden alarak şöhretini her tarafa yaydı. 1815 yılında Kahire'de bulunan Arnavut askerleri kısa süreli bir ayaklanma çıkardılar. Kavalalı, başını ağrıtabileceğini düşündüğü 25.000 Arnavut askerini, Sudan'ın fethi için 1821'de Sudan'a Func Devleti'nin üzerine gönderdi. Böylelikle Sudan, Mısır'ın kontrolü altına girdi. Mora'da patlak veren uzun süredir Osmanlı Devleti'nin bastırmakta güçlük çektiği Mora İsyanı'nı seçkin askerleri ile bastırdı. Mehmed Ali Paşa, 1827 yılının sonunda Mora İsyanını bastırmasına karşılık Suriye'nin kendisine verilmesini II.Mahmud'dan talep ettiyse de olumlu bir cevap alamadı. Yayılmacı politikasının ancak güçlü bir merkezî idare ve bunları destekleyen askerî güç ve insan kaynaklarıyla mümkün olabileceğini gören Mehmed Ali, ihtiyacı olan bütün kaynakları barındıran Suriye'yi ele geçirmek için Akkâ Valisi Abdullah Paşa ile arasındaki bir ihtilâfı bahane ederek İbrâhim Paşa kumandasındaki bir orduyu Suriye'ye gönderdi.
Mehmet Ali Paşa'yı yola getirmek kolay iş değildi. Zira emri altında 20-30 bin kabiliyetli asker ve 15-20 gemilik donanma bulunuyordu ve amacı Suriye'yi Mısır'a bağlamaktı. İşte bu sıralarda Mehmet Ali Paşa'nın Osmanlı Devleti'yle çarpışmasına vesile olacak bir fırsat meydana geldi. Suriye hakkındaki maksadını belirterek oğlu İbrahim Paşa komutasında Akka'ya asker sevketti ve sahillere de donanma gönderdi. Edirne Valisi Ağa Hüseyin Paşa, Mehmet Ali Paşa üzerine gönderildi. Ağa Hüseyin Paşa, Halep ile Humus arasında Mısır ordusuna mağlup olduğundan; Arnavutluk'taki meselelerle meşgul olan Sadrazam Reşid Mehmed Paşa kumandan tayin edildi. Ağa Hüseyin Paşa'yı mağlup eden Mısır ordusu komutanı Kavalalı İbrahim Paşa, Toros Dağları'nı aşarak Konya'ya girdi ve Konya Ovası'nı ordugah belirledi.
Hidivliği kuruşu
Ana madde: Mısır Hidivliği
İbrahim Paşa, gittiği yerlerde halkı Mısır'a ısındırmak için halkın hoşuna gidecek şekilde hareket ediyor ve İstanbul Hükûmeti'nin Anadolu halkı üzerinde yaptığı baskının tam tersini yapıyordu. Bu durumun farkında olan Sultan II. Mahmud, halkın bu sahte vaziyetlere aldanmaması için her tarafa fermanlar gönderiyordu.
Alelacele Konya'ya gelen Reşid Mehmed Paşa, Mısır Ordusu ile şiddetli bir savaşa girerek Mısır Ordusu'nu bozmuş ise de hava karlı ve dumanlı olduğundan kendi askerleri zannıyla Mısır Ordusu arasına girerek esir olmuştur. Osmanlı Ordusu dağılmış ve hiçbir direnişle karşılaşmayan Mısır Ordusu Kütahya'ya kadar gelmiştir. Reşid Mehmed Paşa'nın esir olmasından dolayı Anadolu Valisi ve Karahisar-Menteşe Sancakları mutasarrıfı Mehmed Emin Rauf Paşa ikinci defa sadrazamlığa davet edilmiştir. Rauf Paşa, Kütahya'dan hareket ederken hükûmet işlerini devretmek üzere halkın itimat ettiği, şehrin ileri gelenlerinden olan Dürrîzade Hacı Reşid Ağa'yı mütesellim tayin ederek alelacele Mısır Ordusu gelmeden 1833'te Mart ayında İstanbul'a hareket etmiştir.
İbrahim Paşa Kütahya'ya gelir gelmez Kütahya'nın da diğer işgal olunan memleketler gibi Mısır'a ilhak edildiğini ve mütesellim Reşid Ağa'nın halkın güvendiği bir isim olmasından dolayı mütesellimlikte devam edeceğini ilan eden bir ilan ile Mısır ordusu karargâhından bir emirname gönderildi (Mart 1832).

Kavalalı Mehmet Ali Paşa, David Wilkie
II. Mahmud, Büyük Britanya ve Fransa'dan yardım istedi. Ne var ki Fransa'nın Mehmet Ali Paşa'yı desteklemesi, İngiltere'nin de Osmanlı'nın iç işlerine karışmak istememesi üzerine beklediği yardımı alamadı ve Rusya'dan yardım istemek zorunda kaldı. Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması-8 Temmuz 1833 yapıldı ve Rus donanması İstanbul'a demirledi.
Ana madde: Kütahya Antlaşması
Boğazların Rusya'nın eline geçmesinden endişe eden İngiltere ve Fransa'nın araya girmesiyle Kütahya Antlaşması (14 Mayısıs 1833) imzalandı. Antlaşmaya göre Mısır, Suriye ve Girit valilikleri Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya, Cidde ve Adana valilikleri de oğlu İbrahim Paşa'ya verildi.
Antlaşmadan her iki taraf da hoşnut olmadı. II. Mahmut Mısır valisini ortadan kaldırmak ve kaybettiği toprakları geri almak istiyordu. Osmanlı ordusu ile Mısır ordusu Nizip'te karşılaştı. Osmanlı ordusu tekrar bozguna uğrayınca Rusya'nın soruna el atmasından ve Mehmet Ali Paşa'nın güçlenmesinden çekinen Avrupa Devletleri konuyu görüşmek için Londra'da konferans düzenledi.
1840 tarihli Londra Antlaşması'na göre Suriye, Girit ve Adana Osmanlı Devleti'ne geri verildi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve soyundan gelenlere, Mısır valiliği üzerinde veraset hakkı tanındı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa başta antlaşMayısı kabul etmese de İngiltere ve Avusturya'nın Beyrut'a asker çıkarması ve İngiliz donanması'nın Lübnan kıyılarını topa tutması üzerine antlaşMayısı kabul etmek zorunda kaldı. 1845'te İstanbul'a gelip padişaha bağlılığını bildirdi. 1849'da Kahire'de öldü.
İktisadî Faaliyetleri
Mehmed Ali, sistemli biçimde ülkesini modern bir ülke haline, yani diğer şeylerin yanı sıra endüstriyel bir ekonomi haline getirmeye çalışıyordu. Sadece 1821'den itibaren dünya pazarı için pamuk üretimini cesaretlendirmekle kalmayıp 1838'de, yaklaşık kırk bin işçinin çalıştığı endüstriye 12 milyon sterlin gibi azımsanmayacak bir miktarda sermaye de yatırdı. Pamuğun Avrupa pazarlarına devlet kontrolünde ihracını sağlayarak, gelirlerini artırmayı ve sanayileşmeyi finanse etmeyi başardı. Sanayileşme yolunda önemli adımlar atmış, dokuma, barut, silah ve gemi yapımı alanlarında devlet destekli fabrikalar kurarak ekonomik bağımsızlık sağlamayı amaçlamıştır.
Mehmed Ali Paşa, Osmanlı klasik toprak rejimini fiilen tasfiye ederek toprakları devletleştirmiş, köylülere belirli oranlarda kiralayarak üretimi kontrol altına alarak, üretimi artırmış ve devlet gelirlerini güvence altına almıştır. Yani, toprakta iltizam sistemini kaldırmıştır. 1819'da Mahmudiye Kanalı'nı kullanıma açarak İskenderiye ile Nil Nehri arasında ulaşımı kolaylaştırmıştır. Modern sulama tekniklerini kullanarak Mısır'ın tarımını geliştirmiştir. Bu kapsamda, pamuk, şeker kamışı, keten, pirinç, mısır gibi ürünlerin üretimleri artırıldı. 1838 tarihli İngiliz-Türk Baltalimanı Anlaşması, yabancı tüccarları bu ülkeye soktu ve böylelikle Mehmed Ali'nin dış ticaret üzerinde oluşturduğu tekelin temelleri oyuldu; ve 1839-41'de Mısır'ın Batıya yenilmesi, Mehmed Ali'yi ordusunu küçültmek zorunda bıraktı.
Bu reformları gerçekleştirebilmek için gereken finansal gücü ağır bir vergi politikasıyla sağladı. Köylüler ürettikleri ürünleri devlete satmak zorundaydı ve bu ürünler Avrupa'ya ihraç ediliyordu. Bu durum, köylüleri ekonomik olarak zayıf bir duruma düşürdü. Köylüler, zorunlu askerlik, ağır çalışma koşulları ve salgın hastalıklar yüzünden de çok zorlanıyordu.
Memlûk Devleti
دولة المماليك
Devletü'l-Memâlîk
![]()
![]()
Katalan Atlası'na göre Memlûk bayrakları
Sultanlık makamına atfedilen arma
![]()
![]()
I. Muhammed dönemindeki en geniş sınırlar.
Başkent Kahire Yaygın dil(ler) Arapça (Mısır ve Klasik)Memlûk Kıpçakçası
Kıptîce
Kumanca
Çerkesce
Oğuz Türkçesi
Aramice Resmî din İslâm (Sünnilik) Demonim Memlûk Hükûmet Mutlak monarşi Sultan
• 1250
Şecerüddür (ilk)• 1250-1257
Aybeg• 1260-1277
I. Baybars• 1516-1517
II. Tomanbay (son) Halife• 1261
Müstansır (ilk)• 1262-1302
I. Hâkim• 1406-1414
Müstaîn• 1508-1516
III. Mütevekkil (son) Tarihçe• Turanşah suikastı
1250• Ridâniye
22 Ocak 1517 Para birimi Dinar Öncüller ArdıllarMemlûk Devleti, Eyyûbîlerin çöküşü ile Osmanlıların Mısır'ı ele geçirmesi arasında geçen üç yüzyıla yakın zaman diliminde Mısır ve Suriye'de hüküm sürmüş olan devlet. Memlûk Devleti'ni 1250 ve 1382 yılları arasında kurucu aile Bahrî Memlûkler idare etmiş, 1517'ye dek ise Burcî Memlûkler yönetimi ele almıştır. Tarihyazınında devlet bu iki hâne başlıkları altında incelenmiş olup Bahrî Memlûklerin Türk kökenli olması dolayısıyla bu devirde yöneticiler daha çok Türklerden oluşurken daha sonraki dönemde Çerkesler asıl unsur olmuşlardır. Tarihçiler arasında Türk sultanlar döneminde askerî ve siyasi olarak doruğa ulaştığı, ardından ise Çerkesler döneminde uzun süreli bir gerileme dönemine girdiğine dair evrensel bir fikir birliği vardır.
Yönetici sınıfın Türk, halkın ise çoğunlukla Araplardan müteşekkil olduğu bir yapısı bulunan Memlûk Devleti en parlak devrini I. Muhammed'in sultan olduğu yıllarda yaşamış, Çerkes kökenli Burcî Memlûkler idaresindeyse çöküş dönemine girmiştir. İdareci unsur olan memlûklerin kökeni Kuman-Kıpçak, Çerkes, Abhaz, Oğuz ve Gürcü soylu asker kölelerdi. Bu köleler askerî amaçlarla satın alındıklarından sıradan kölelerden daha yüksek statüdeydiler ve silah taşıma izinleri vardı. Zamanla güçlenerek Memlûk Devleti'ni kuran bir sosyal sınıf hâline gelen bu köleler Mısır vatandaşlarının da üzerinde bir sosyal statüye erişmişlerdir. Sultanlık, zamanla güçten düşmesine karşın Orta Çağ Mısır ve Suriyesinde gerek siyasi gerek ekonomik ve gerekse de kültürel olarak İslam'ın Altın Çağı'nı temsil eden bir güç olarak görülmektedir.
Etimoloji
Memlûk (Arapça: مملوك) kelimesi Arapça meleke (Arapça: ملك) fiil kökünden türemiş bir ism-i mefûl olup sözlük anlamı "mâlik olunan şey", "efendisinin temellükü altında bulunan köle" demektir. Bu kelimenin menşesi muhtemel olarak Kur'an'ın birçok ayetinde geçen ibareler olup burada cins ayırt edilmeksizin kadın-erkek bütün köleler ima edilmektedir. Çeşitli İslâm ülkelerinde memlûk yerine gulâm (Arapça: غلام) ve Kuzey Afrika'daki siyahiler için ise abîd (Arapça: عبيد) kelimeleri kullanılmıştır. Memlûk kelimesi zamanla İslam tarihinde terimsel bir anlam kazanmış ve "harplerde esir düşerek veya tüccarlardan satın alınarak köle yapılan beyaz insan"ı ifade eder olmuştur. Bu anlamı ile memlûk artık "hükümdar veya emirlerin muhafız birliklerinde görev yapan özel ve hukuki bir statüye sahip asker"i ifade etmektedir. Bunların kurdukları devlete de Devletü'l-Memâlîk (Arapça: دولة المماليك) yani günümüz Türkçesindeki karşılığıyla Memlûkler Devleti denilmiştir. Çeşitli kavimlere mensup olan ve Türk adları taşıyan memlûklerin konuştukları dil de Türkçeydi, dolayısıyla Türk veya Etrâk diye çağrılıyorlardı. Bu bağlamda Memlûk Devleti adının yanı sıra ed-Devletü't-Türkiyye (Arapça: الدولة التركية) ve Devletü'l-Etrâk (Arapça: دولة الاتراك) adları da kullanılmaktaydı.
Orta Çağ günlük yazışmalarında Devletü'l-Memâlîk adı daha çok tercih ediliyor ve modern tarihçilikte Memlûk Devleti adı oturmuş olsa da resmî yazışmalarda ed-Devletü't-Türkiyye ve Devletü'l-Etrâk adları kullanılmaktaydı. Bu bağlamda gerek Bahrî gerekse de Burcî aileler tarafından kullanılan ve belirli dönemlerde değil devletin tarihî sürecinin tamamı boyunca kullanılan bu adların resmî ad olduğu çıkarımı yapılmaktadır.
Ayrıca devlete hâkim olan ilk hanedana nispetle Devletü'l-Bahriyye (Arapça: الدولة البحرية), ikinci hanedana nispetle Devletü'l-Burciyye (Arapça: الدولة البرجية) adları da yer yer kullanılmıştır. Yine ikinci hanedanın Çerkes soyundan gelmesine nispetle Devletü'l-Çerâkise (Arapça: دولة الجراكسة) de resmen kullanılmıştır. Tüm bunların yanında Ketboğa devrindeki yönetime kendinin Moğol olmasına göndermeyle ed-Devletü'l-Moğoliyye (Arapça: الدولة المغولية), Kalavun soyunun hüküm devresine Devletü'l-Kalavun (Arapça: دولة قلاوون) ya da Devletü'l-Benî-Kalavun (Arapça: دولة بني قلاوون), I. Baybars soyunun tahtta kaldığı yönetime ise ed-Devletü'z-Zâhiriyye (Arapça: الدولة الظاهرية) denmektedir.
Tarihçe
Kökenleri
Ayrıca bakınız: Memlûk
Muhafız birliklerinde görev yapan, kendilerine has içtimai ve hukuki statüye sahip memlûkler, bir tür profesyonel asker niteliğinde İslâm toplumuna girmişler ve zamanla siyasi iktidarları ele geçiren bir güç halini almışlardır. Bunu gerçekleştirirken köle olmalarını yadırgamamışlar hatta ulaştıkları konumu bir eleme ve seçilme sonucunda elde ettikleri için memlûk kimliğini bir imtiyaz ve asalet belirtisi olarak görmüşlerdir. Memlûk sınıfına dâhil olmak için bazı önemli kriterler bulunmaktadır. Bunların başta geleni, İslâm âlimlerinin uygun bulduğu kölelik statüsünde ve beyaz ırktan olmaktır. Memlûkler, genellikle Kafkasya'dan ve Orta Asya bozkırlarından gelen ve "Türk" diye adlandırılan kavimlerden seçilirdi. Habeş, Batı Afrikalı ve Hint hadımlar memlûk statüsünde olmayıp bunlar memlûklerin hizmetindeki unsurlardı.
Muhammed ve Dört Halife devirlerinde İslâm ordusu Arap asıllı askerlerden meydana geliyordu. Fetihlerle birlikte Araplar dışında İslâm'a girenlerin sayısında hızlı bir artış görüldü. Yeni Müslüman olanlardan İranlılar ve Kıptîler gönüllü veya ücretli asker konumunda orduya katıldılar. Emevîler döneminde başta Türk, Berberî ve İranî olmak üzere Arap dışı Müslüman askerlerin sayısı daha da arttı. Emevîler için en önemli asker kaynağı Horasan'dı. Öncelikle sınır boylarında yaşayanlar büyük ölçüde Müslümanların tarafına geçmişler ve "mevâlî" sıfatıyla Arap ordularına katılmışlardı. Ancak ordunun kumanda kademesinde Araplar yer alıyor ve mevâlî statüsünde bulunanlar onların kendilerine ikinci sınıf insan gözüyle bakmasını kabullenemiyordu.
Basra Valisi Ubeydullah bin Ziyâd, 674 yılında Buhara seferinden dönerken beraberinde getirdiği 2.000 kişilik bir Türk birliğini Basra'ya yerleştirmişti. Kuteybe bin Müslim'in emrindeki 12.000 askerin de yaklaşık 7.000 kadarı, çoğunluğu Türk olmak üzere Arap dışı Müslümanlardan oluşuyordu. Diğer taraftan Velîd bin Abdülmelik zamanında gerçekleştirilen Kuzey Afrika ve Endülüs'teki fetihlerden sonra İslâm ordusunda yer alan Berberî asıllı askerlerin sayısı da çok artmıştı.
750 yılında Emevîlerin yıkılmasına sebep olan Horasan kuvvetleri arasında Türk ve İranlı unsurlar çoğunluktaydı. Bu tarihten itibaren Horasanlılar yaklaşık iki nesil boyunca Abbâsî ordusunun en önemli birliklerini teşkil ettiler. Göçebe menşeli bu askerler Irak'taki yeni konumlarına çok çabuk uyum sağladılar ve kısa zamanda halife ve halk nezdinde büyük itibar kazandılar. Emîn ve Memûn arasındaki iç savaşta kardeşini yenen Memûn, Horasan dolaylarından topladığı kuvvetlerle iktidarı ele geçirmiş ve korumayı başarmıştı. İslâm ordusundaki Arap dışı unsurlar arasında Türkler kadar nüfuzlu olanlar yoktu. Mutasım zamanında memlûk sayısında çok hızlı ve önemli bir artış oldu, ordudaki memlûklerin sayısı kısa zamanda 30.000'e ulaştı. Bu birliklerin kumanda kademelerinde yine Türkler bulunuyordu. Mutasım, Türk birlikleri için Sâmerrâ şehrini kurarak onlara geniş iktalar verdi ve yerli halkla karışmalarını engellemek amacıyla Asya steplerinden evlenecekleri kızlar getirtti.
Memlûk sistemi kısa zamanda devletin hüküm sürdüğü bütün topraklara yayıldı. Artık halifelerin memlûkleri yanında eyalet valilerinin de memlûkleri vardı. Ancak bu durum ülke içinde devlet otoritesinin ortadan kalkmasına yol açtı. Başlangıçta vilayetlerdeki düzeni memlûkler sayesinde sağlayan halifeler ve valiler bu defa onların merkeze karşı bağımsızlık mücadeleleriyle karşılaştılar. Babası Memûn'un hizmetinde bir memlûk olan Mısır vali vekili Ahmed bin Tolun, soydaşı memlûklerin desteğini alarak 868 yılında Mısır'da ilk Müslüman-Türk devletini kurdu. Yine Tolunoğullarının yıkılmasından sonra Mısır valiliğine getirilen ve Abbâsîlerin hizmetindeki başka bir Türk memlûkunun oğlu olan Muhammed bin Toğaç emrindeki 8.000 memlûkun desteğiyle Mısır'da iktidarı ele geçirip İhşîdîleri tesis etti. 969 yılında bu devleti yıkan Fâtımîler de memlûk sistemini uygulamak durumunda kaldılar. Fâtımî ordusunda başlangıçta Berberî ve Zencî birlikleri bulunuyordu. Mustansır zamanından itibaren sadece Türklerden meydana gelen memlûk birlikleri kuruldu.
Selâhaddin Eyyûbî'den itibaren Mısır ve Suriye'de istihdam edilen memlûklerin sayısı çok arttı. Bu devirde memlûkler, emirlerin birliklerinin çekirdeğini oluşturmaktaydı. Eyyûbî sultan ve meliklerinin her biri, kendi devletini korumak ve diğer bir melikin toprağı üzerindeki emellerini gerçekleştirebilmek için yeni askerî birlikler kurmak zorunda kaldı. Hasımları karşısında kendilerini güçlü kılacak bir unsur olarak memlûk istihdam etmeye başladılar. 12. yüzyılın ortalarında Orta Doğu'daki irili ufaklı bütün İslâm devletlerinde memlûklerin sayısı ve nüfuzu hızlı bir şekilde arttı. Artık Türk memlûkleri bölgede siyasi ve askerî olaylarda belirleyici bir güç olmuş ve şehzadelerin tahta geçişlerini kontrolleri altına almışlardı.
Selâhaddîn Eyyûbî'nin ölümünden sonra Mısır ve Suriye'de memlûklerin sayı bakımından oldukça arttığı görülür. Çünkü Selâhaddîn'in varisleri devletini aralarında paylaşmışlar ve başta Mısır olmak üzere Dımaşk, Haleb, Hama, Hıms, Baalbek, Kerek gibi Suriye şehirleri Eyyûbî ailesinden şehzâdelerin hüküm sürdüğü önemli merkezler haline gelmişlerdi. Eyyûbî sultanları ve melikleri, hâkimiyetlerini sağlamlaştırmak ve düşmanlarına karşı koyabilmek maksadıyla Kıpçak ülkesinden ve Mâverâünnehir'den çok sayıda memlûk getirterek bunları mükemmel askerler olarak yetiştirmişlerdi.
Kahire Kalesi Kahire
Kahire Kalesi ve Mehmet Ali Paşa Camii
Wikimedia | © OpenStreetMap
Tip Kale Yükseklik 75 m Yapı bilgisi Halka açık mı? Evet Yapı tarihçesi İnşa- 1176–1183 (ilk yapım)
- 1310–1341 (büyük değişiklikler)
- 1805–1848 (büyük değişiklikler)
- Selahaddin Eyyubi
I. Muhammed
Mehmed Ali Paşa
UNESCO Dünya Mirası
Konum![]()
Kahire Kalesi'nin haritası
![]()
Askeri Müze binası
Kahire Kalesi (Arapça: قلعة صلاح الدين), Mısır'ın başkenti Kahire'de bulunan tarihi bir kaledir. Yapımına 12. yüzyılda Eyyubi hanedanının kurucusu Selahaddin Eyyubi tarafından başlanmış ve Osmanlı Devleti döneminde bitirilmiştir. Kalenin girişi güneyde, Salah Salem Caddesi tarafında, Ölüler Şehri'nin güney girişine yakındır. Kalenin bulunduğu tepe kireçtaşından olup 75 m yüksekliğindedir. Tepe, hemen yakınında bulunan ve 200 metre yüksekliğindeki Mukattam Tepeleri'nin bir uzantısı durumundadır.
Tarihi
Kahire Kalesi'nin bulunduğu tepede, Roma döneminde bir garnizon olabileceği belirtilmektedir. Ama 7. yüzyıldaki Arap fethine kadar burası yerleşim dışı olarak kalmıştır. 810 yılında, Hatim adında bir Abbasi halifesi burada Kubbet el-Hava adında bir kasır yaptırmıştır. Bu kasır, 10. yüzyıl başlarında Tolunoğulları'nın çöküşüyle birlikte yıkılıncaya kadar kent yöneticilerinin gözde bir mekanı olmuştur. Daha sonra tepe Kahire'yi çevreleyen büyük mezarlığın bir parçası olmuştur ve üzerinde birkaç cami inşa edilmiştir. Asıl kalenin inşaatına Eyyubi hanedanının kurucusu Selahaddin Eyyubi tarafından Haçlılar'a karşı kenti korumak amacı ile 1176 yılında başlanmıştır. Daha sonra Eyyubiler, Memlukler, Osmanlı Devleti ve Mısır Hıdivleri dönemlerinde kale çeşitli eklemeler ve onarımlardan geçerek bugünkü görünümünü almıştır.
Anıtları
- Mehmet Ali Paşa Camii, 19. yüzyılın ilk yarısında, 1830 ile 1848 yılları arasında, Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılan bir Osmanlı camisi. Kaledeki en önemli tarihsel anıtlardan biridir.
- Sultan el-Nasır Muhammed Camii, 14. yüzyıl başlarında yapılmış bir Türk Memluk camisi. Sultan Kalavun'un oğlu Sultan el-Nasır Muhammed tarafından 1318 yılında yaptırılmıştır.
- Süleyman Paşa Camii, 16. yüzyılda yapılmış bir Osmanlı camisi. 1528 yılında, Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethinden 11 yıl sonra, Mısır beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır.
- Cevhere Sarayı (Qasr al-Gawhara), 1814 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılan bir saray. Mehmet Ali Paşa'nın kalede yaptırdığı iki saraydan ilkidir.
- Ulusal Askeri Müze, eski Harem Sarayı (Qasr al-Haram) binasıdır. İngiliz işgali sırasında askerî hastane olarak kullanılmıştır. Daha sonra 1937 yılında, sarayın bir bölümü askeri müze olarak tesis edilmiştir.
- Polis Müzesi
Resim galerisi
-
Kale ve caminin uzaktan görünümü
-

Kalenin ve Mehmet Ali Paşa Camii'nin akşam manzarası
-

Kaleden Kahire'nin bir panoraması
-

Sultan el-Nasır Muhammed Camii'nin iç avlusu
-
- 1921 - Mehmet Âkif Ersoy'un sözlerini yazdığı "İstiklâl Marşı", Maarif Vekili (Millî Eğitim Bakanı) Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından, Mecliste ilk kez okundu.
- 1947 - Uluslararası para fonu (International Monetary Fund, IMF), finans işlemlerine başladı.
- 1947 - İffet Halim Oruz'un çıkardığı Kadın gazetesi yayına başladı. Gazete, 1979 yılına kadar, 32 yılda 1125 sayı olarak çıktı.
- 1952 - Dünya gazetesi yayın hayatına başladı.
- 1961 - Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) kuruldu.
- 1963 - İstanbul Boğazı'nda Dolmabahçe açıklarında çarpışan iki Sovyet tankerinden, denize sızan ince mazotun alev almasıyla Yüzer Karaköy
- 1975 - Avustralya'da renkli televizyon yayınları başladı.
- 1989 - Türkiye'nin ilk özel TV kanalı Star 1, Eutelsat F 5 uydusundan test sinyali yayınlamaya başladı.
- 1992 - Türkiye'nin ikinci özel TV kanalı ve yarışma programlarıyla ünlü Show TV, yayın hayatına başladı.
- 1992 - İstanbul Kuledibi'ndeki Neve Şalom Sinagogu'na bombalı saldırıda bulunuldu.
- 1994 - AzInTelecom kuruldu.
- 1996 - Uluslararası Narkotik Kontrol Stratejisi Raporu'nda, Türkiye kara para aklayan ülkeler arasında sayıldı.
- 1998 - Titanik, dünya çapında 1 milyar dolar üstü hasılat yapan ilk film oldu.
- 2009 - Ciner Yayın Holding bünyesinde ve Fatih Altaylı'nın editörlüğünde yayınlanan Gazete Habertürk yayına başladı.
Doğumlar
- 1683 - Caroline of Ansbach, Büyük Britanya Kraliçesi (ö. 1737)
- 1897 - Şevki Efendi, Bahai din adamı (ö. 1957)
- 1926 - Alâeddin Yavaşca, Türk tıp doktoru ve Klasik Türk müziği sanatçısı (ö. 2021)
- 1926 - Hasan Mutlucan, Türk Halk Müziği sanatçısı (ö. 2011)
- 1929 - Nida Tüfekçi Türk saz sanatçısı (ö. 1993)
- 1938 - Zekeriya Beyaz, Türk akademisyen ve yazar (ö. 2022)
- 1950 - Bülent Ortaçgil, Türk şarkıcı, şarkı sözü yazarı ve besteci
- 1952 - Yakup Yavru, Türk oyuncu (ö. 2018)
- 1953 - Sinan Çetin, Türk yönetmen, dizi ve sinema oyuncusu
- 1963 - Aydan Şener, Türk oyuncu ve eski manken
- 1963 - Peker Açıkalın, Türk sinema ve tiyatro oyuncusu
- 1964 - Sinan Özen, Türk şarkıcı
- 1976 - Asuman Krause, Türk manken, sunucu, şarkıcı ve oyuncu
- 1980 - Burcu Kara, Türk dizi ve sinema oyuncusu
- 1994 - Cem Yiğit Üzümoğlu, Türk oyuncu ve fotoğrafçı
- 2002 - Efe Bayram, Türk millî voleybolcu
Ölümler
- 317 - Valerius Valens, Roma İmparatoru (d. ?)
- 1510 - Francisco de Almeida, Portekizli asker ve kâşif (d. 1450)
- 1671 - Leopold Wilhelm, Alman prensi (d. 1626)
- 1779 - Kerim Han Zend, İran hükümdarı (d. 1705)
- 1792 - II. Leopold, Kutsal Roma imparatoru (d. 1747)
- 1865 - Anna Pavlovna, Hollanda kraliçesi (d. 1795)
- 1921 - I. Nikola, Karadağ Kralı (d. 1841)
- 1974 - Hüseyin Kemal Gürmen, Türk tiyatro sanatçısı (d. 1901)
- 1978 - Mutlu Menderes, Türk politikacı (d. 1937)
- 1979 - Mustafa Barzani, Kürt politikacı (d. 1903)
- 1985 - A. Kadir (İbrahim Abdülkadir Meriçboyu), Türk şair (d. 1917)
- 1996 - Haydar Özalp, Türk siyasetçi ve eski Gümrük ve Tekel Bakanı (d. 1924)
- 2000 - Özay Gönlüm, Türk saz sanatçısı (d. 1940)
- 2025 - Erhan Baytimur, Türk film ve televizyon yönetmeni (d. 1970)
- Ardahan'ın Hanak ilçesinin Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşu (1918)
- Mersin'in Arslanköy ilçesinin Fransız işgalinden kurtuluşu (1922)
- Bağımsızlık Günü (Bosna-Hersek)
Wikipedia.org

Yorumlar
Yorum Yap